Ana Sayfa Blog Sayfa 51

İFTARIMI GAZZE İÇİN PAYLAŞIYORUM

0

Manavgat’ın h-Hak Dava Sesi AGD Manavgat Temsilciliği Ramazan Ayında Gazze İçin Yeni Bir Etkinlik Daha Gerçekleştirdi

Manavgat’ın vicdanı olan AGD Manavgat Temsilciliği Gazzeli Müslümanlarla olan Ramazan dayanışmasını sağlamak için bir iftar programı düzenledi.

Kardeşlik Sofrası, İftarımı Gazze ile Paylaşıyorum isimli dayanışma gecesine çok sayıda STK temsilcisi, siyasiler ve vatandaş katıldı. Güzel sesli karilerin okuduğu Kuranı Kerim Tilaveti ile başlayan buluşmada ilahiler okunarak Gazze için dualar yapıldı.

Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanlığı’nın hem destek verdiği hem de katılım gösterdiği iftar buluşmasında AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök tüm mazlum coğrafyalar için çalışmayı sürdüreceklerinin altını çizdi.

Yunus Taş AGD Manavgat Yöneticisi
Yunus Taş AGD Manavgat Yöneticisi

Gecede yaptığımız bazı röportajları sizler için derledik.

 

İMTİZACI AKVAM’DAN NECMETTİN ERBAKAN’IN İNSANCIL REVİZYONİZMİNE

0

1789 Fransız İhtilali ile başlayan milliyet temelli dünya siyaseti çok uluslu devletleri parçalarken inanç temelli siyasi organizasyonların önemlerini yitirdiği hepimizce malumdur.  Milliyetçilik fikrinin güçlenmesi sadece Osmanlı çatısı altında yaşanan azınlıkları değil Arnavut, Arap gibi Müslüman toplulukların da bu rüzgâra kapılarak ayrı istikametlere doğru yol alma arzularını kamçıladı.

Osmanlı’nın parçalanmasıyla Müslüman toplumlar çok sayıda irili ufaklı devletler kurarken kavimlerin hem fıtratsal hem de varoluşsal nitelikleri zamanla unutuldu. XX. yy’den itibaren aynı dine inan toplumlar bir yandan emperyalist saldırılara uğrarken diğer yandan birbirleri aleyhine olan her türlü siyasi manevrayı kullanmaya başlamaları Selçuklu ve Osmanlı’nın temsil ettiği siyasal vahdet fikrinin tamamen rafa kaldırılmasına neden oldu.

Osmanlı yönetiminin son dönemde azınlıkları devlet sistemine entegre etmesi ve azınlıkların Müslüman toplumlarla ünsiyet bağını sağlaması için uygulanan “İmtizacı Akvam” yani kavimlerin, milletlerin kaynaşması politikası 1878 Berlin Antlaşmasıyla iflas etmesi memleketi farklı fikri cereyanlara sürükledi. Ne var ki batıdan ithal edilen hiçbir fikir Osmanlı dünyasını bölünmekten kurtaramadı.

Mustafa Kemal liderliğindeki hareketin müstemlekecilere karşı elde ettiği zaferle kurulan ulus devlet yönetimi uzun süre kalkınma hamlelerini uygulamaya çalıştı. Kalkınmada önemli mesafeler alınmışsa da bu mesafe Türkiye’nin siyasi, askeri nüfuzu ve misyonu sınırlarının ötesine taşımasını sağlayacak dereceye çıkarılamadı. Nitekim ülkenin endüstriyel üretim kısıtlılığı ve güçlü yeraltı kaynaklarına sahip olamaması zamanla ülkeyi yapısal bir durağanlığa sürüklemiştir. Sağ sol çatışmaları, terör örgütlerinin yeşermesi, mezhepsel çekişmeler bir yönüyle bahsettiğimiz durağanlığın yapısal sonuçları arasındaydı.

Böyle bir ortamda yoğrulan ve gelecekte Milli Görüş adını alacak olan maneviyatçı ve mukaddesatçı hareket Türkiye’nin yeniden düveli muazzama arasına girmesini sağlamak için Necmettin Erbakan liderliğinde alternatif bir düzen önerisinde bulundu. Siyonist, Sovyet, Amerikan ve Avrupa merkezli güç odaklarına karşı Türkiye’nin Necmettin Erbakan liderliğindeki ontolojik değişim teklifi ve daha da önemlisi bunun altyapı çalışmaları Siyonist mahfillerle bağlantılı ülke içindeki gerici unsurların karşı çıkışlarına neden oldu. Buna rağmen Milli Görüş önerileri ve kısa aralıklı iktidarları sürecindeki atılımları ülkenin reel politiğine damga vurdu. 54. Hükümetin bir yıl gibi kısa süren iktidar devrinde atılan önemli adımlar Türkiye’nin uzun zamandır beklediği ve aradığı öncü devlet olma ve bir ağırlık merkezine dönüşerek eski parlak günlerine ulaşma arayışını olgunlaştırdı.

Necmettin Erbakan’ın 54. Hükümetinin D-8 adı verilen “Gelişen 8 Müslüman Devlet” Teşkilatını kurması ve kuruluşunda ortaya koyduğu hedefler aslında büyük devletler muvacehesinde Türkiye’nin riyasetinde yeni bir büyük gücün doğuşunu müjdeliyordu. D-8 aynı zamanda Türkiye’yi çok kullanışlı bir araca çeviren ve krizlere sürükleyen eski ülke için reflekslerin ve düzenin de değişeceğini gösteriyordu. Avrupa demokrasisinin zayıf liderleri çıkardığı, Siyonizm’in ABD’de parayla lider satın aldığı bir ortamda ortaya çıkan D-8 Türkiye’nin ABD’nin uydusu olamayacak kadar büyük bir kapasiteye sahip olduğunu ve batıya has politikaların artık Türkiye tarafından sürdürülmesinin mümkün olmadığını ilan ediyordu.

90’lı yıllarda yaşanan Bosna ve Çeçenistan çatışmalarında, ABD’nin Irak’a saldırısında ya da İran-Irak savaşında olduğu gibi tüm dünyaya büyük güçlerin Birleşmiş Milletlerin hiçbir ilkesine sadık kalınmayacağını gösterdi. Böyle bir süreçte 1997 Haziran’ında kurulan D-8 Türkiye’yi yeni bir koruyucu, kalkınmacı ve güvenlikçi bir sürece taşıdı. D-8 öncelikli olarak Türk endüstrisi için gerekli olan hammaddeyi ve pazarı doğrudan Türkiye’ye ulaştıracak bir yapılanmaydı. Üye devletler açısından bilgi transferini de sağlayacağı açıktı. Belki de bunlardan çok daha önemlisi D-8 dolar yerine dinar kullanımını savunan bir oluşum olarak ABD’nin ekonomik tahakkümüne de bir başkaldırı hareketi niteliğindeydi.

Sadece kendi devlet çıkarlarına göre hareket edebileceğine inanılan İslam Devletlerini bir araya getiren Necmettin Erbakan, D-8 ile İslam devletlerine sürekli yeni yükümlülükler getiren emperyalist ve Siyonist düzende güçlü bir gedik açmasına kesin bir gözle bakılıyordu. Hiçbir şeyden çekinmeyen, hiçbir normu ihlal etmekten utanmayan hatta kendi getirdikleri ittifak sistemlerini bile yozlaştırmaktan çekinmeyen, büyük ve güçlü olana istediği her şeyi yapma hakkı tanıyan zihniyetin İslam alemine ait varlıkları yağmalamasını frenleyebilecek olan Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığındaki Türkiye, kınamaların ve protestoların bir şeyleri değiştiremeyeceğini, D-8 gibi somut oluşumların ise çok şeyi değiştireceğini Siyonist ve küresel elitlere ilan ediyordu.

Siyonistlerin ve ırkçı emperyalistlerin her şekilde çıkarlarını korudukları uluslararası yağmacı düzene karşı harekete geçen Necmettin Erbakan XIX. yy.’ın sömürgeci mantığının varlığına savaş açan bir lider olarak Türkiye’yi hak ve adalet temelli evrensel bir devlet çizgisine oturtmaya çalıştı. Milli Görüş lideri Erbakan’ göre Türkiye ne yerel ne de bölgesel olabilirdi. Türk devleti ancak cihanşümul bir devlet olarak dedelerinden devraldığı bayrağı taşıyabilirdi. Siyonist ırkçı emperyalistlerin yönettiği ABD’nin başını çektiği küresel diktatörlük anlayışının elindeki balyoz hukukunu tüm insanlığı felakete sürükleyecek batıl rejimlerin hakimiyetini kırmaya çalışan Necmettin Erbakan acaba 1 yıl değil de 10 yıl iktidarda kalabilseydi bugün Rohinya, Gazze, Doğu Türkistan, Keşmir ve nice İslam Memleketlerindeki zulüm devam edebilir miydi sorusunu insan sormadan edemiyor?

Türkiye’nin D-8 üzerinden doğrudan Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya ve Pakistan’a ulaşabilecek olması Türk askeri gücünü de zaman içerisinde Asya’dan Afrika’ya ve Arap dünyasının da kalbine ulaşmasını sağlayacak olması “Yeniden Büyük Türkiye” isteğini hayata geçirecekti. Necmettin Erbakan’ın savaştan ve yağmacılıktan uzak bu yeni düzen hedefi sekiz devlet arasında hem Sünni Şii rekabetini uzlaştırıcı bir noktaya taşıyacak hem de Arap Milliyetçilerinin toplumlarını demir yumrukla yönetmesini de engelleyebilecekti. Yani D-8 Osmanlının Müslüman unsurları arasında kaybettiği son dönemdeki kardeşlik bağını yeniden tesis edebilecek İmtizacı Akvam’ın modern dönemdeki İslam Memleketleri ayağını sağlayacaktı. Bir devletin mukaddes amaçlar ve hakkı hakim kılmak için yayılması ve yönlendirici bir noktaya ulaşması hatta kaybettiği toprakları geri alabilmesi adına nüfuz alanındaki devletlerle ya da toplumlarla savaşmasına her zaman gerek yoktur.

Necmettin Erbakan’ın dış ilişkiler anlayışında yer alan koalisyonlar, ittifaklar veya D-8 gibi uluslararası oluşumlar barışçıl, insani revizyonist bir siyasetin de mümkün olabileceğini bizlere göstermiştir.

D-8 bir dayanışma ve iş birliği organizasyonu olsa da özünde İslam Dünyasının, Batı karşısındaki zayıflığını ortadan kaldırmayı Türk Devletinin öncülüğünde İslam Aleminin nerede olursa olsun güvenliğini sağlamayı hedefleyen Milli Görüş Hareketinin dış politikadaki aparatıydı.

D-8 bir önceki yazımızda da altını çizerek belirttiğimiz gibi Necmettin Erbakan sonrasında sahip çıkılmamış ve kurulduğu ülkesinde hem yetim hem de öksüz kalmış bir organizasyon olarak can çekişiyor. Kalın sağlıcakla.

ANTALYA’NIN TÜRK EGEMENLİĞİNE GİRİŞİNİN 819. YILDÖNÜMÜ

0

Antalya’nın 819. Fetih Yıldönümü Etkinliklerle Kutlanıyor

 
Antalya Valisi fetih ile ilgili yaptığı konuşmada: “Antalya, müstesna bir şehrimiz. Harcı aşkla karılmış, hamuru ilimle yoğrulmuş kadim bir medeniyet beşiğidir. Lidya, Roma ve Bizans’la şekillenen tarihî yolculuğu, 5 Mart 1207’de Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve kahraman ordusunun fethiyle yeni bir ufka taşınmış; şehrimizin önünde yepyeni bir dönem başlamıştır. Antalya’mız, 819 yıl önce bugün Türk yurdu olmuş; Akdeniz, Türk Akdeniz kimliğine kavuşmuştur.
 
Dün Karatay ve Atabey Armağan medreselerinde yükselen ilim ışığının, bugün üniversitelerimizde üretilen bilgiyle ve teknokentlerimizde geliştirilen projelerle parlamaya devam ediyor.
 
Fetih ruhu ve tarih şuuruyla, ecdadımızdan emanet aldığımız bu güzel şehri, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve Cumhuriyet değerleri doğrultusunda gelecek nesillere daha güçlü şekilde bırakacağımıza yürekten inanıyorum.
 
Bu vesileyle Antalya’yı bizlere vatan kılan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’i, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
 
Antalya’nın Fethi kutlu olsun, Cumhuriyetimizin ışığı ilelebet rehberimiz olsun.” dedi.

ŞEHADETTE EŞİTLİK ERDEMİ

0

“Aslında İran kuşatması bize İslam’ın sadece isminin ve                                             Kur’an’ın da sadece resminin kaldığını gösterdi.”
                                                                                                            Hakan Düzenli

Size de tuhaf gelmiyor mu?
Bir devlet başkanının ahlaksız fotoğrafları yayınlanmaya başladığı zaman, ülkesinin aniden savaşa girmesi ve ahlaksızlığın rafa kaldırılması…
Tuhaf çok tuhaf…
ABD halkının bu ahlaksızlığı onayladığını düşünemiyorum.
İçeride kazan kaynarken, dışarıda düşman yaratmanın tarihte örneği çoktur.
*
Peki, bir ahlaksızlığı, başka bir ahlaksızla gizlemek, bu da tuhaf değil mi?
Binlerce kilometre öteden gelip burada efelik yapıyor.
Mahallenin gençlerinin yarısı da dışarıdan gelen bu ahlaksızlara peşkir tutuyor.
Normal mi sizce? Yoksa tuhaf mı?
Yenilmeye mahkûm bir orkestranın, nefesi tükenecek borazancıları…
*
Tarihte Haçlı Seferlerinin hedefi sadece İslamiyet değildi.
Katolik inancının dışında bütün Hıristiyan mezhepleri ile Yahudilik, Papaların hedefindeydi.
Ortodoks ve Yahudiler vatanlarını kurtarmak için savaşırken, Katolikler servet için savaşıyorlardı.
O dönemlerde Mazlum sayılan Yahudi ve Ortodokslar kutsal savaşları için İslam’ın koruyucu şemsiyesi altına girmişlerdi.
Bu nedenle bir harami hareketi olan Haçlılar başarıyı elde edememişlerdi.
Çünkü Hıristiyan inancı “Şehadette Eşitlik Erdemini kaybetmişti.
Tarihte eşkıyaya karşı vatan savunması yapan hiçbir millet kaybetmemiştir.
*
Haçlılar bütün günahlarıyla İslam ülkelerine çöktüğü zaman neden başarılı olamadılar? Çünkü İslam ülkelerinde “şehadette eşitlik erdemi” vardı.
Eşkıya ile kol kola olanların mertebesi şehadet olamaz.
Binlerce kilometre öteden petrol için gelen ahlaksızların ölüsüne şehit demek, bütün şehitlerin ruhlarını incitir.
İran vatan savunması yapıyor; İslam ülkeleri seyrediyor… Seyretmekten öte içinden “Oh olsun!” diyor, çünkü İran’ın ŞİA olduğunu söylüyor.
Şimdi soruyorum, İran’ın Şia olması, bu sapık güruhun başlattığı talan savaşını meşru kılar mı?
Bu size tuhaf gelmiyor mu?
*
Hıristiyanlık kendi arasında anlaştı: İslamiyet tarihten silinene ya da etkisiz olana kadar aynı Haç’ın gölgesinde olanlar birbirlerine destek olacaklar.
Ayrılıkları rafa kaldırarak, İslamiyet’e karşı birleştiler.
Yahudilik de bu birleşmede Hıristiyanlıktan yana tavrını koydu.
Tarihte “te ‘Dinde Reform’ olarak bildiğimiz hareketin özeti de budur.
ABD ve İsrail’in Topyekûn İran’a saldırmasını Avrupa’nın desteklemesi Tuhaf değil mi?
Hani sizin medeniyet aşkınız, insan hakları, demokrasi ve barış rüzgârlarınız…
Tamam… Avrupa zaten hep böyleydi…
Peki, İslam ülkelerine ne oluyor?
*
ABD ve İsrail, Müslümanların ayrılığına inanmasaydı saldırıya asla cesaret edemezdi.
Haramiler, kıblesini Kâbe’den Petrole çeviren Müslüman gömleklilerle, kol kola başka Müslümanlara saldırdıkları için Şehadette Eşitlik Erdemi’ni kaybettiler.
Ve bu savaş, şehadette eşitliğe inananların zaferiyle sonuçlanacaktır.
Ben değil; tarih öyle söylüyor.

“AK PARTİ DÖNEMİNDE DOĞAYA, TOPRAĞA VE SUYA OLAN BASKI ARTTI”

0

CHP Antalya Milletvekili Coşar TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayla AK Parti’nin çevre politikalarını eleştirdi.

Milli Parklar Kanun Değişikliği görüşmelerinde söz alan  CHP Antalya Milletvekili Coşar, AKP iktidarının hazırladığı kanun tekliflerinde Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin adeta bir yöntem haline getirildiğini ifade ederek teklifin milli parkların korunmasından çok ekonomik işletme mantığıyla düzenlendiğini savundu.

Yetki devriyle birlikte denetim mekanizmasının zayıflayacağını savunan Coşar, düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi. Coşar, “Sonuç olarak birimler birbirini denetleyemeyecek ve uzmanlık alanları dışında işlem yapılmasına neden olacaktır. Bu açıkça Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenlemedir” diye konuştu.

CHP’li Coşar, kanun teklifinin milli parkları korumaktan çok turizm tahsisi ve gelir odaklı bir işletme anlayışına dönüştürdüğünü savundu. Coşar, “Millî parklar rant ve gelir kapısı değil, korunması gereken doğal mirastır. Bu mirasın yağmalanmasına kanunla kılıf hazırlayamazsınız” dedi.

Konuşmasında Antalya’daki çevresel tartışmalara da değinen Coşar, bazı bölgelerde doğa üzerinde baskının arttığını ifade etti. Coşar, “Kaş Limanağzı’nda yollar açılıyor, sit alanları yapılaşmaya zorlanıyor. Alara Çayı HES projeleriyle baskı altında. Elmalı ve Korkuteli’de meralar GES projelerine açılmak isteniyor. Finike Gökliman’da Likya yolu güzergâhında mermer ocakları için ısrar ediliyor” diye konuştu.

Coşar, iktidarın çevre politikalarını eleştirerek kamu yararı kavramının yanlış kullanıldığını söyledi. Coşar, “AKP’nin ‘kamu yararı’ dediği şey yandaşın yararıdır. Oysa gerçek kamu yararı; ormanın, suyun ve toprağın korunmasıdır” dedi.

VİCDANIN SINAVI KÜRESEL DÜZEN VE MÜSLÜMANLARIN SINAVI

0

AGD Manavgat Temsilciliği Bugün Yayınladığı Bir Açıklamayla Küresel Düzen Karşısındaki Sessizliği Eleştirdi

 

AGD Manavgat Temsilciliğinin feryadını haykıran metin şu şekildedir:

“Bugün Filistin başta olmak üzere İslam coğrafyasında yaşanan savaşlar, katliamlar ve büyük acılar da insanın zihninde benzer bir düşünceyi uyandırıyor. Küresel düzenin belirleyici aktörleri sanki ortak bir noktada buluşmuş gibi. Ortaya çıkan tablo, İslam’ı ve Müslüman toplumları hedef alan sistematik bir baskı ve kuşatma algısını güçlendiriyor.

Bu yüzden pek çok kişi yaşananları tek merkezden beslenen bir anlayışın ürünü olarak yorumluyor ve aynı cephede birleşmiş bir karşıtlık duygusuna kapılıyor. Küresel sistem ve aktörlerin üzerinde birleştikleri tek bir hedef, dünya üzerinden İslam’ı silmek, bir yolunu bulup bütün Müslümanları katletmek. Evet, yine küfür tek millet. Dün Afganistan, Irak, Suriye, bugün ise Filistin ve İran. Yarın ise bu zulme karşı sessiz kalan, kulaklarını tıkayan, kınamaktan öteye geçemeyen diğer coğrafyalar…

İslam coğrafyasında insanlığın vicdanını sarsacak ölçüde bir trajedi yaşanırken, kendilerini dünyanın yöneticileri olarak gören büyük devletler çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Tüm dünyanın gözü önünde ağır insan hakları ihlalleri gerçekleşirken, insanlar şiddete uğrayarak evlerinden ve yurtlarından edinirken, insanlık dışı eylemler ile hayatlarını kaybederken, uluslararası kurumların etkisizliği ise acıyı daha da derinleştiriyor. Yıllardır duyduğumuz insan hakları söylemleri, savaş karşıtı çağrılar ve adalet vurguları ne yazık ki sahadaki gerçekliği değiştirmekte yetersiz kalıyor.

Küresel güç mücadeleleri, ideolojik hesaplaşmalar ve ekonomik çıkar çatışmaları arasında en büyük bedeli siviller ödüyor. Öte yandan İslam dünyasındaki siyasi parçalanmışlık, ortak bir irade ve güçlü bir dayanışma zemini oluşturulamaması da yaşanan tabloyu ağırlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli tehditlerin göz ardı edilmesi, ortak bir ses ve güçlü uluslararası temsil mekanizmalarının kurulamaması Müslüman toplumların elini zayıflatıyor.

Oysa daha bir asır önce büyük kırılmalar yaşayan bir coğrafya birlik ve dirayet gösterebilseydi bugün çok farklı bir konumda olabilirdi. Kendi medya gücünü, kendi hukuk ve diplomasi kanallarını, kendi dayanışma ağlarını oluşturamamak, düşünülen yerden hızla kalkmak yerine uzun bir süre yerde kalmak bu zorlukları daha da büyüttü. Bugün yapılması gereken bilinçli, ilkeli ve sorumluluk sahibi bireyler olarak adalet talebini yükseltmek, mazlumun yanında durmak ve haksızlık karşısında susmamaktır. Başkalarının yazdığı senaryolarda edilgen roller üstlenmek yerine kendi değerleri doğrultusunda aktif bir duruş sergilemek gerekir. Eleştirilerden çekinmeden, adalet ve hakkaniyet çizgisinden ayrılmadan, insani, hukuki ve vicdani zeminde mücadele etmek önemlidir. Bu bakış açısı bizler hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın kurulması yolunda en büyük yardımcımız olacaktır. Bizim temennimiz zulmün son bulduğu, adaletin hakim olduğu bir dünyanın inşa edilmesidir.  Bunun tesisinin en büyük tezahürü de hiç şüphesiz İslam ümmeti ve tüm mazlumların Siyonist ve emperyalist zulüm düzeninin karşısında tek vücut olmasından geçmektedir. Unutulmamalıdır ki eğer bir haksızlık karşısında hiçbir rahatsızlık duymuyorsak, bununla ilgili dertlenmiyorsak ve bir şeyler yapamıyorsak işte asıl sorun tam da oradadır. Unutma! Dertsizseniz Dert SİZsiniz.”

ANTALYA BAROSU’NDAN EPSTEİN DOSYASI İÇİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

0

Antalya Barosu Epstein Skandalının Antalya Ayağının Peşini Bırakmıyor

Uluslararası kamuoyunda “Epstein skandalı” olarak bilinen ve insan ticareti ile çocukların cinsel istismarına ilişkin ağır iddiaları içeren dosyada Türkiye ve özellikle Antalya bağlantısına ilişkin iddialar tartışılmaya devam ederken, Antalya Barosu Çocuk Hakları Merkezi konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundu. Baro, iddiaların kapsamlı ve bağımsız bir soruşturmayla araştırılması gerektiğini vurguladı.

Baro yetkilileri, söz konusu iddiaların ardından Çocuk Hakları Merkezi tarafından hazırlanan kapsamlı suç duyurusu dilekçesinin Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulduğunu açıkladı. Açıklamada, iddiaların yalnızca uluslararası kurumlar tarafından değil, Türkiye’de de araştırılması gerektiği ifade edildi.

Antalya Barosu Başkanlığı, Jeffrey Epstein dosyasında Türkiye ve Antalya bağlantılı olarak ileri sürülen insan ticareti ve cinsel istismar iddialarıyla ilgili Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dilekçede 2010 ve 2017 tarihli e-posta yazışmaları, “Savarona davası” ile paralellik iddiaları, kayıp çocuklara ilişkin veri eksikliği ve 2011’de Rixos Otel’de hayatını kaybeden Burak Oğraş dosyasındaki soru işaretleri aynı çerçevede ele alındı.
Dilekçede; Epstein dosyasında kamuoyuna yansıdığı belirtilen belge ve tanık anlatımlarıyla ortaya çıkan Türkiye–Antalya bağlantılı iddiaların “derinlemesine, bağımsız ve etkili” şekilde soruşturulması istendi. Baro, soruşturma sonucunda tespit edilecek şüpheliler hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

CHP ANTALYA YENİ BİR TUTUKLAMA İLE SARSILDI

0

CHP Korkuteli Kadın Kolları Başkanı Alime T. gözaltına alındı. Alime T.’nin son yapılan kredi kooperatifine yönelik operasyon nedeni gözaltına alındığı öğrenildi.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında usulsüz kredi işlemleri nedeniyle 83 kişi hakkında gözaltı, 37 kişi hakkında ise ifade kararı aldı.

Kom ekipleri sabah erken saatlerde şüphelilerin adresinde çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
S.S. Muratpaşa Esnaf Ve Sanatkarlar Kredi Ve Kefalet Kooperatifi ve Antalya Semt Pazarcılar Odası’nda yapılan usulsüzlüklere ilişkin “Rüşvet, Nitelikli Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik, Görevi Kötüye Kullanma” suçlarından işlem başlatıldı.

Gözaltına alınan isimler arasındaki bir kişi ise siyasi kimliği ile dikkat çekti. CHP Korkuteli İlçe Başkanı Alime T. ‘Usulsüz kredi çekme ve komisyon verme’ suçlaması ile gözaltına alındı. Bu arada Alime T.’nin eşi Osman T.’de “Usulsüz krediye aracılık etme ve komisyon verme” suçundan gözaltında bulunuyor.

Haber Kaynak: Antalya Gündem Gazetesi

MANAVGAT YANGINI MAĞDURLARI İNDİRİM İSTİYOR

0

Cavit Arı, “Deprem Konutlarına Yapılan İndirim Manavgat Orman Yangını Mağdurlarına da Yapılmalıdır” dedi.

CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı TBMM’de gerçekleştirdiği konuşmasında Büyük Manavgat yangınında ev ve işyerleri yanan vatandaşların yeniden yapılan ev ve iş yerleri ödemelerini TBMM’de gündeme taşıdı.

“Deprem konutlarına uygulanan %74 lük ve %48’lik indirimlerini 2021 Temmuz’un da Manavgat, Akseki, Gündoğmuş, İbradı ve Alanya’da evleri yanan vatandaşlarımız içinde uygulanması gerektiğini talep ediyoruz” diyen Cavit Arı yangından mağdur olan bazı hak sahiplerinin hala devlete ne kadar inşa parası ödeyeceğini dahi bilmediklerini belirtti.

Yangınında bir tür doğal afet olduğunun altını çizen Cavit Arı’nın mağduriyetlerin sonlandırılması için çalışma yapılmasını istedi.

manavgat, antalya, gezginadamdergisi, manavgathaber, chp, cavitarı, manavgatyangını

SAADET PARTİSİ ANTALYA KADIN KOLLARINDAN VEFA VE DAVA VURGUSU

0

Saadet Partisi Kadın Kolları Antalya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Ahde Vefa İftar Programı”, yoğun katılımla gerçekleştirildi.

Programda konuşan Kadın Kolları Antalya İl Başkanı Zübeyde Güler, vefa, sadakat ve dava bilinci vurgusu yaparak “Bugün burada; geçmişimize duyduğumuz sadakati, emek verenlerimize olan vefamızı ve davamıza olan bağlılığımızı yeniden hatırlamak için bir araya geldik. Bu gece, verilen sözlerin, dökülen alın terinin ve samimiyetle yürünmüş yolların hatırlandığı bir ahde vefa gecesidir” ifadelerini kullandı.

Saadet Davası Adalet ve Ahlak Yürüyüşüdür

Konuşmasında Saadet davasının temel değerlerine de değinen Güler, bu yürüyüşün adalet, ahlak ve inançla yoğrulduğunu belirterek: “Bu kutlu yürüyüşte atılan her adımda sabır, her aşamada samimiyet ve her mücadelede fedakârlık vardır. İşte bizi biz yapan temel taşlar bunlardır” ifadelerinin altını çizdi.

Kadınlarımız Bu Davanın Asli Unsurudur

Kadın kollarının teşkilat yapısı içindeki önemine dikkat çeken Güler, kadınların yürüttüğü çalışmaların çoğu zaman görünmeden ama derin izler bırakarak davaya güç kattığını ifade ederek: “Sabırla, kararlılıkla ve büyük bir inançla yürütülen çalışmalar; her kapıyı çalan, her gönle dokunan kadınlarımız sayesinde büyümektedir. Kadınlarımız bu davanın sessiz ama en güçlü neferleridir” dedi.

Birlikte Güçlüyüz

Konuşmasını birlik ve beraberlik mesajıyla tamamlayan Güler, sözlerini şu ifadelerle noktaladı:
“Biz büyük bir aileyiz. Birlikte güçlüyüz, birlikte umutluyuz. Ahde vefamız, davamızın en güçlü teminatıdır. Bu anlamlı geceye katılarak bizleri onurlandıran herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki bu davadayız.”

Program, yapılan duaların ardından sona erdi.