Antalya Emniyeti Hırsızlara Karşı Başarılı Çalışmalarını Sürdürüyor
Antalya’nın Muratpaşa ilçesi Güzeloba Mahallesi’nde iki ayrı evden yaklaşık 637.000 TL değerinde ziynet eşyasının çalınması üzerine başlatılan çalışmalarda zanlılara ulaşıldı.
Hırsızlık olaylarının aydınlatılmasına yönelik yapılan çalışmalarda; 30 ayrı iş yerinden yapılan toplam 280 saatlik güvenlik kamera görüntü izlemelerinden sonra olayların faillerinin S.T, E.D. ve N.Ö. olduğu anlaşılarak zanlıların yakalanması çalışmaları başlatıldı.
Burdur ili Çavdır ilçesi Söğüt Mevkiinde yakalanan şüphelilerin araç ve evlerinde yapılan aramalarda; 53 gram altın, 2 adet 20 gram altın bilezik, 1 çift altın küpe ile 11 adet saf gümüş sikke ele geçirildi.
“Evden Hırsızlık” suçundan adli makamlara sevk edilen şüphelilerden N.Ö. hakkında adli kontrol kararı uygulanırken, S.T. ve E.D. isimli kişiler tutuklandı.
Antalya Kepez’de bulunan bir iş yerinde meydana gelen “Ateşli Silah ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs” olayı ile ilgili yapılan çalışmalar neticesinde olay kısa sürede çözüldü.
Olayın iş yeri sahibine karşı Ö.Ç. ve M.Ö. tarafından gerçekleştirildiği, olay yerine Ö.Ç. tarafından kiralanan araçla gidildiği, yakalanmamak amacıyla aracın plaka harf ve rakam grubu üzerinde değişiklik yapıldığı, eylemin ardından ise yine aynı araçla olay yerinden kaçıldığı tespit edildi.
Yapılan incelemeler sonucunda aracın gerçek plakası belirlenmiş; şüpheliler il dışına kaçmaya çalıştıkları sırada yakalanarak gözaltına alındı.
Yapılan aramalarda suça konu 1 adet ruhsatsız tabanca ile 10 adet fişek emniyet güçlerince ele geçirildi.
Adli makamlara sevk edilen şüpheliler tutuklanarak cezaevine teslim edildi.
İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmen Fatma Nur Çevik’in öğrencisinin saldırısı sonucunda hayatını kaybetmesine tepkiler Manavgat’tan gelmeye devam ediyor.
Öldürülen Öğretmen Fatma Nur Çevik
Anadolu Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim-Sen tarafından Manavgat’ta ortak eylem ve basın açıklaması yapıldı. Okunan basın açıklaması şöyle:
“Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü! Artık yeter!
İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenimiz Fatma Nur Çevik okulda katledildi. Okulda! Eğitim yuvasında! Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde!
44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor.
Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi… Bu tablo bir “münferit olay” değildir! Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur.
Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz!
Buradan açıkça söylüyoruz: Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez!
Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz:
* Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor?
* Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz?
* Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?
* Ölmeden işimizi yapabilmek için çelik yelek mi giyelim?
Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, “herkes öğretmenlik yapabilir” diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir.
Dünyada “Başöğretmen” unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır: “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.”
Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız.
Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu kanın sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır.
Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor! Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır!
Biz diyoruz ki:
* Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır.
* Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır.
* Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır.
* Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır.
* Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır.
* Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir.
* Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır.
Bugün şiddet yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşatmış durumdadır.
Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur.
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır.
Sendikalar olarak altını çiziyoruz:
Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir. Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır.
Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor! Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz! Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz!
ARTIK YETER!
Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olmalıdır.
Manavgat’ın köklü ailelerinden Bayi Mehmet oğlu Hüsnü Kubilay Bulut, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Bir süredir yakalandığı amansız hastalıklarla mücadele eden Hüsnü Kubilay Bulut’un (70) vefatı ailesi, dostları ve sevenlerini yasa boğdu.
Hüsnü Kubilay Bulut’un naaşı evinde alınan helallikten sonra öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Bayır Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Cenaze merasimine siyasiler, iş insanları, STK başkan ve temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Manavgat Gerçek Gazetesi ve Gezgin Adam Dergisi TV olarak merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dileriz.
CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, üç ayrı davayı kazanan kooperatiflere rağmen kayyum uygulamasının sürmesini “hukuksuzluk” olarak nitelendirdi. Tekne sahipleri ise büyük gemilere ayrıcalık tanındığını, küçük teknelere ise ceza kesildiğini savundu.
Antalya Balıkçı Barınağı’nda kayyım atamasının ardından barınakta yangın söndürme sistemlerinin çalışmaması, güvenlik kameralarının devre dışı kalması ve temel hizmetlerin aksaması balıkçıların can ve mal güvenliğini ciddi biçimde riske soktu. Barınak sakinleri, kayyımın görevini tam anlamıyla yapmadığını ve atanan yönetimin görev süresinin dolduğunu belirterek genel kurula gidilmesi gerektiğini ifade etti.
Kayyımın görev süresinin uzatılmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle Balıkçı Barınağı’nda eylem gerçekleştirildi. Eylemde konuşan CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, “Antalya’daki en az 400 balıkçı ile birlikte Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelip buraya sığınmak zorunda kalan balıkçılar buradan yararlanıyor. Antalya’ya ve balıkçılığa ciddi katkı sağlayan bir yerden bahsediyoruz. Daha önce de defalarca paylaştık. Burada iki balıkçı kooperatifi var. Bu kooperatiflerle ilgili bir süreç başlatıldı ve buraya kayyım atandı. Sanki burada büyük yolsuzluklar olmuş gibi bir operasyon yapıldı. Başkan ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı. Ancak bugüne kadar haklarında açılabilmiş tek bir dava yok. Hepsi takipsizlikle sonuçlandı. Dolayısıyla suçları sabit olmamasına rağmen kayyım yönetimi göreve devam ediyor” dedi.
Yapılan yargılama sonunda da genelgenin tüm hükümlerine uyulduğuna dair mahkeme kararı verildiğini belirten Arı, “Sonuç olarak Tarım İl Müdürlüğü ve Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen üç dava ve üç soruşturmanın tamamını kooperatifçiler kazandı. Bu durumda eğer burası bir hukuk devleti ise, eğer mahkeme kararları uygulanacaksa kayyımın derhal buradan çekilmesi gerekir. Arkasına bile bakmadan çıkması gerekir” diye konuştu.
Cavit Arı, “Üç mahkeme kararı var ve üçünü de kooperatifçi arkadaşlarımız kazandı. Üstelik kayyum süresinin uzatılması için yapılan başvuruda mahkeme ‘Buna gerek yoktur’ diye karar verdi. Buna rağmen hâlâ burada görev yapıyorlar. Kayyum çıkmadığı gibi yetkisini aşan bazı işler de yapmaya başladı. Bugün buraya gelen vatandaşların kimlik bilgilerini alarak fişleme yaptı. Bu kişileri hem emniyete hem savcılığa ihbar ediyorum. Talimatı verenleri de ihbar ediyorum. Bu alana giren vatandaşların T.C. kimlik numaralarını alma yetkileri yoktur. Suç işlemişlerdir” ifadelerini kullandı.
Milli Görüş hareketini Türkiye’de ete kemiğe oturtarak maneviyatçı bir ruhla Türkiye’nin maddi kapasitesini ortaya çıkarmaya çalışan Necmettin Erbakan’ın 15. ölüm yıldönümü ve ideolojik mirası farklı etkinliklerle anılıyor, tartışılıyor hatta bazı oluşumlarca tartışılıyor.
“Irak, Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecektir!” diyen Necmettin Erbakan 1969 yılından itibaren Siyonizm, Irkçı Emperyalizm ve içerideki işbirlikçilere karşı halkı hem siyasi bir parti etrafından teşkilatlandırdı hem de halka şuur aşılamaya çalıştı. Onun partileri sadece bir parti değil aynı zamanda bir alternatif düzeni teklif eden hareketti.
Necmettin Erbakan’ın kısa süren iktidarlarında odak konu olan faiz lobilerinden arınma, silah sanayisinin bağımsızlaştırılması, güçlendirilmesi, endüstriyel devrimin tamamlanması, memleketin evlatlarına helal rızık sağlanmasıydı.
“Yeniden Büyük Türkiye, Güçlü Türkiye” derken kastettiği imanlı ve ahlaklı Türk Milleti’nin büyük bir endüstriyel kapasiteye ulaşmasıydı. Necmettin Erbakan’ın mukaddesatçı hareketi ciddi krizlere ve bölünmelere rağmen bugüne ulaşmışsa da iktidardan yıllardır uzak bir durumda. Ama Erbakan’ın hepimizin kulaklarında yankılanan uyarıları hala ilk günkü tazeliğinde hafızalarımızda.
Ülkemizde kutuplaşmalar, işsizlik, borçlanmalar ve tüketimde dışa bağımlılık almış başını gitmişken Pakistan ile Afganistan arasında başlayan savaş, ABD ve İsrail’in İran saldırıları, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat ve dini lider Ayetullah Ali Hamaney’i şehit etmesi bizi ciddi anlamda kaygılandırdı. İran’ın en tepesindeki eski ve mevcut idareciler öldürülebiliyorsa, demek ki İran’dan Siyonistlere istihbarat akmaya devam ediyor. İçeriden bilgi gitmeden bu konumdaki liderlerin öldürülemeyeceğini işin uzmanları medyada anlatıyor. Belli ki İran Devletinde bir klik İran’da ya rejimi ya da ana kademe yöneticilerini değiştirmek istiyor. Bunun olması ise İran’ın İsrail ve ABD güdümüne girmesiyle sonuçlanacağı aşikardır. Ezcümle İran ve Türkiye arasında 250 yıldır devam eden barış döneminin en azından ciddi anlamda zedeleneceği kendini göstermeye başlamıştır.
İran meselesi ne zaman biter ya da İran’daki klikler Siyonistlerle nasıl bir gelecek birlikteliği kuracaklardır bilemeyiz. Bu noktada bize düşen Türkiye’nin olası bir savaşa endüstriyel anlamda hazırlıklı olmasıdır. Necmettin Erbakan’ın sürekli bahsettiği teknolojik yatırımlar ve bilgi toplumunun gereklerine sahip olma misyonu, AK Parti iktidarları tarafından uygulanmaya çalışılmışsa da çok da başarılı olamadığı açıktır. Hala ABD’den uçak ve hava savunma füzeleri almak için pazarlık yapılıyorsa, savunma sanayide öngörülen hedeflere ulaşmada istenilen seviyeye çıkamadığımız ve günü kurtarmaya çalıştığımız anlaşılıyor.
Ani bir İsrail ve ABD hava saldırısı Türkiye’ye gerçekleştirilebilir mi? Yaşananlar bizlere böyle bir ihtimalin çok güçlü olduğunu gösteriyor. Gerekli hazırlıklar ne durumda biz vatandaşlar tarafından bilinmiyor. Olası bir saldırı sonrası yaşanacak olağanüstü ekonomik güçlükleri kaldırabilecek parasal kaynağımız var mı bu da meçhul?
CHP, AK Parti ve ortak hareket ettikleri partiler her hafta suni gündemlerle ülkeyi meşgul ederken düşmanlara karşı ülke içinde bir farkındalık oluşturulabiliyor mu? Ramazan genelgesi, laik elden gidiyor, yerel kıyafeti giyen belediye başkanı, tutuklanan belediye reisleri, CHP’ye kayyum atanması, İsa Yıldırım’ın ateşli konuşmaları gibi sonu gelemeyen kısır tartışmalar bir türlü bitmiyor.
Bu konular tartışılsın, kimse tartışılmasın demiyor ama artık Lozan ile bizim, 1947 Paris Antlaşmasıyla büyük güçler için başlayan barış dönemi sona erdi. Kabadayılık dönemi yeniden hortladı. Teknolojiyi kullanabilen ve bunu üretebilenin her şeyi yağmaladığı, uluslararası hukuk diye bir şeyin kalmadığı bir döneme girerken Necmettin Erbakan’ın fikir dünyasına ve davasına yeniden kulak verme dönemi gelmiştir. Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatısının bir kurgu olduğunu zaten bildiklerini ve ABD’nin işine geldiğinde kuralları kendisi için esnettiğini, geçiş döneminde değil kopuşun ortasında olduklarını ABD’nin ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını” söylemesi Türkiye ve tüm dünyaya yapılan bir ikaz değil miydi?
Anlamak gerekiyor Türkiye’nin ittifaklara bel bağlamadan endüstriyel altyapısını düşman ve rakip gördüğü devletlerin seviyesine çıkarması şarttır. Bu oluncaya kadar Müslüman Türklere sivilleşmede, uyumakta, tatilde, eğlenmekte lükstür.
1982’den beri başa gelen iktidarların yürüttüğü sivilleşme politikası istenilen sonuçları vermedi. Ülkenin yapısal krizlerini ve sorunlarını da çözemedi. Tam tersine her geçen gün birbirinden uzaklaşan yeni toplumsal grupları ortaya çıkararak içerde ciddiyet, dayanışma, ödev ve sorumlulukların yerine getirilme anlayışını yok etmeyle sonuçlandı. Dışarıya açılırken ve sivilleşirken birbirimizi unuttuk. Her şeyi parayla ölçmeye başladık. Necmettin Erbakan Hocanın “Önce ahlak ve maneviyat” prensibini anma gecelerine hapsettik. Necmettin Erbakan Hocanın “Helal 2 haram 4’ten daha büyüktür” özdeyişi tefecilerin elinde yok edildi. Evet sivilleşme maalesef ki yanlış kurgulandığı için iflas etmiştir. Çünkü sivilleşme politikamızda ne ahlaki ölçütler ne de manevi prensipler vardı. Kısacası sivilleşme endüstriyel boşluğu tamamlayamadığı gibi dini, ahlakı ve maneviyatı da insana göre uyarlama sonucunu yeşertti. Halbuki bu değerler, insan için esnetilemez. Çünkü insan ancak bu değerlere uymakla mükellef olan bir varlıktır. Bunu bile unutur olduk!
Necmettin Erbakan’ın kurduğu D-8 AK Parti tarafından sahiplenilseydi bu Ramazan ayında iki İslam memleketi olan Pakistan ve Afganistan birbirine acaba savaş açar mıydı? D-8 genişletilseydi Siyonizm Gazze’yi yerle bir eder miydi ya da İran bu hale düşürülür müydü? D-8 hem Türkiye’nin hem de İslam memleketlerinin hatta azınlık durumundaki Müslüman toplumların ekonomik, siyasi, dini güvenliğini sağlayacak en rasyonel adımdı. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanın kafire karşı can, mal, ırz güvenliğini sağlayabilecek başat bir organizasyondu. Ama olmadı. D-8 hem yetim hem de öksüz kaldı kurulduğu ülkesinde.
İslam memleketleri yanıyor. Barış ayı olan Ramazan’da Pakistan ve Afganistan birbirinin Müslüman kanını akıtıyor. Allah’a yönelmenin yoğunlaştığı bir dönemde Siyonistler her Ramazan’da olduğu gibi Müslüman kanı akıtıyor. Kanın akmadığı beldelerde ise fakirlik, huzursuzluk, bencillik ne ararsan var!
İşte bu ortamda Çin Doğu Türkistan’da, Hindistan Keşmir’de, İsrail Gazze’de, Myanmar Budistleri Rohinya’da, ABD dünyanın dört bir yanında Müslümanlara etmediğini bırakmıyor, Afrika kıtasında kan durmuyor.
Necmettin Erbakan hakkında güzelleme yapan herkesin dönüp sanayileşme, D-8, faizsiz ekonomi, Siyonizm ve Irkçı Emperyalizmle olan mücadelenin esaslarını bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Erbakan’ı anmak 5 yıldızlı otellerin salonlarında, kongre merkezlerinde tatil yaparak, yemek yiyerek olmaz. Necmettin Erbakan’ı anmak ancak sanayileşerek, halkı bilinçlendirerek, ahlakla, maneviyatla ve son bin yıllık birikimi kullanarak olur. Erbakan’ı anmak “Hakkı hakim kılmaya çalışmak” ile olur. Kalın sağlıcakla.
CHP’nin Tarafsızlık Açıklamalarını Boşa Düşüren Yeni Bir Skandalda CHP’li Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk’ten Geldi
CHP oda seçimlerine karşı tarafsız bir duruş sergilediğini her kademe de açıklamasına rağmen CHP’li Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk AESOBseçimlerine 2 ay kala Adlıhan Dere’ye destek açıklamasında bulunması şaşkınlık oluşturdu.
Oda ziyaretleri sırasında bir konuşma yapan Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk, seçimlerde Adlıhan Dere’yi destekleyeceğini açık açık söyledi. Belediye başkanları tüm adayları kabul edip, başarılar dilerken Halil Öztürk’ün bu tavrı anlaşılamadı.
Başkan Öztürk’ün “Maddi manevi şahsım olarak Adlıhan başkanımızın her zaman yanındayız. Ben Elmalılı olarak özellikle oda başkanlarıma teşekkür ediyorum böyle insanın arkasında durabilmek çok güzel. Biz belediye olarak da şahsım olarak da arkasındayız” sözleri soğuk duş etkisi oluşturdu.
Manavgat Belediyespor Afyon Deplasmanında Ağır Yara Aldı
Türkiye Bölgesel Amatör Lig’de şampiyonluk yolundaki kritik virajlardan biri olan 18. hafta heyecanı tüm hızıyla devam ediyor. 1923 Afyon ile Manavgat Belediyespor arasında oynanan mücadelede son düdük çaldı. Ev sahibi ekip sahadan 2-1’lik galibiyetle ayrıldı.
Karşılaşmada ilk yarı dengeli geçerken, ikinci yarıda gelen goller skoru belirledi. Manavgat Belediyespor deplasmanda zaman zaman etkili ataklar geliştirse de aradığı eşitlik golünü bulamadı. Bu sonuçla 1923 Afyon sahasında önemli bir üç puanın sahibi olurken, Manavgat Belediyespor deplasmandan puansız ayrıldı.
Karşılaşmanın ilk yarısı tempolu başladı. Manavgat Belediyespor, 45+2’nci dakikada Muhammed Akdeniz’in golüyle 1-0 öne geçti. Ancak bu üstünlük uzun sürmedi. 1923 Afyon, 45+5’inci dakikada Uğurcan Köse’nin kaydettiği golle skora denge getirdi.
İkinci yarıda oyun daha kontrollü bir tempoda devam etti. Ev sahibi 1923 Afyon, bulduğu fırsatı değerlendirerek skoru lehine çevirdi. Manavgat Belediyespor beraberlik için baskı kursa da aradığı golü bulamadı. Afyon’da son gol Ardahan Gündoğdu’dan geldi. Karşılaşma 1923 Afyon’un 2-1’lik üstünlüğüyle tamamlandı.
CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı: “Vatandaşımızı arazisini kurtarmak için gece gündüz arazide mücadele etmek zorunda bırakmayın. İktidar olarak bu sürece dur deyin; sizin böyle de bir göreviniz var” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Cavit Arı, Antalya’nın Korkuteli ilçesine bağlı olan Dereköy Mahallesi’nin yaylasında birinci sınıf olan tarım arazisine yeniden kömür ocağı girişiminde bulunulduğunu açıkladı. Yıllar öncesinden bu girişime engel olduklarını hatırlatan Milletvekili Cavit Arı, sürecin sona erdiğini düşündükleri sırada maden ocağı için yeniden başvuru yapıldığını öğrendiklerini dile getirdi.
Konuya ilişkin resmi sosyal medya hesabı üzerinden video ile açıklama yapan Milletvekili Arı, şu ifadelere yer verdi:
“Korkuteli ilçemizin Dereköy Mahallesi’nin yaylasında yaklaşık 5 bin dönümlük birinci sınıf tarım alanının bulunduğu bölgeye yaklaşık dört yıl kadar önce kömür ocağı açma girişiminde bulunulmuştu. Vatandaşlarımızla birlikte verdiğimiz mücadeleyle, çevreci dostlarımızın desteğiyle bu girişimi durdurmuştuk. Sonrasında önce 2 bin dönüm olan bu talebin 400 dönüme indirilerek yenilendiğini gördük ve bu girişime karşı tekrar mücadele verildi ve yine toprak koruma kurulu kararı ve ÇED raporu iptal ettirilmişti.
Bu süreç sona erdi diye düşünürken maalesef ki gözü dönmüş olan, her şeyi rant olarak düşünen ve tarım topraklarını yok etmeyi göze almış olan kişilerin yeniden müracaat ettiğini ve bu kez de 200 dönüm üzerinden bir talepte bulunduklarını öğrendik.
Ben buradan özellikle Dereköylü vatandaşlarımız başta olmak üzere Korkutelili tüm hemşerilerimizi bu girişime karşı mücadele etmeye davet ediyorum ve tarım topraklarının yok edilmesinin önüne geçmemiz gerektiğini buradan hatırlatıyorum.
Yine ilgili bakanlara, Tarım Bakanı’na, Enerji Bakanı’na, Turizm Bakanı’na bilhassa seslenmek istiyorum: Bu aşamada ÇED raporu için müracaatta bulunulduğu bu günlerde bu sürece izin vermeyin, tarım topraklarının yok edilmesine göz yummayın. Vatandaşımızın arazisini kurtarmak için gece gündüz arazide mücadele etmek zorunda bırakmayın. İktidar olarak bu sürece dur deyin; sizin böyle de bir göreviniz var. Bu görevi size hatırlatmak istiyorum.”