Manavgat’ta 05 Nisan Avukatlar Günü Cumhuriyet Meydanı’nda törenle kutlandı. Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.
Manavgat Baro Temsilciliğinin düzenlediği törene avukatların yanı sıra vatandaşlar da katılım sağlayarak hukuk adına desteklerini sundu.
Günün anlam ve önemine dair konuşmayı ise Manavgat Baro Temsilciliği Başkan Yardımcısı Av. Ali Avcı yaptı.
Avukatlığın, adaletin temel taşlarından biri olarak bireyin hak ve özgürlüklerinin savunuculuğunu üstlenen kutsal bir meslek olduğunu kaydeden Ali Avcı, “Bizler sadece hukuku uygulayan kişiler değil, aynı zamanda toplumsal barış ve huzurun teminatı olan adalet sisteminin vazgeçilmez aktörleriyiz” diye konuştu.
Saadet Partisi Anadolu Turunun Bugünkü Durağı Manavgat’tı.
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç bugün Manavgat basını ile buluştu. Gündeme dair basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Şerafettin Kılıç, bölgesel ve ulusal konularla ilgili Saadet Partisi’nin temel görüşlerini basın mensuplarıyla paylaştı.
Yerel Medyanın Sorunları Çözülmelidir
Yerel medyanın yaşadığı sorunlara değinen Şerafettin Kılıç, kültür hayatımızın ve haber alma hakkının bel kemiğini oluşturan yerel basının sorunlarının çözümü için iktidarın takındığı menfi tutumu anlatarak Manavgat ve Antalya basının reklam ve ilan pastasından hak ettiği payı alamadığına değindi.
Tasarruf tedbirlerinin bahane edilerek yerel basının can damarı olan bazı kaynakların ortadan kaldırılmasının yerel basını maddi açıdan zora soktuğunun altını çizen Şerafettin Kılıç, basın emekçilerinin iktidar yanlısı olmamaları halinde zorluklarla karşılaştığını ifade etti.
İlk Durak Engelliler Derneği Oldu
Ziyarette Dernek Başkanı Deniz Yılmaz, Başkan Vekili Mesut Tok ve Yönetim Kurulu Üyesi Hasan İnce hazır bulundu. Dernek yönetimi tarafından karşılanan Kılıç’a, sahada yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri detaylı şekilde aktarıldı. Gerçekleşen görüşmede engelli bireylerin günlük yaşamını doğrudan etkileyen birçok kritik konu ele alındı. Engelli bireylerin kamu hizmetlerine erişimde yaşadığı zorluklar ve mevcut uygulamalardaki aksaklıklar kapsamlı şekilde değerlendirildi.
Dernek yetkilileri, evde fizik tedavi hizmetine erişimin son düzenlemelerle ciddi şekilde kısıtlandığını ifade etti. Ayrıca raporların yalnızca üçüncü basamak hastanelerden alınabilmesi şartının, Manavgat gibi ilçelerde yaşayan bireyler için büyük mağduriyet oluşturduğu vurgulandı.
Manavgat Kuvayı Milliye Derneğinde Kıbrıs Zaferi Görüşüldü
Manavgat Kuvayı Milliye Derneği üyelerini de ziyaret eden Şerafettin Kılıç dernek üyeleriyle Kıbrıs Barış Harekatı ve Necmettin Erbakan ile ilgili duygu dolu bir hasbihalde bulundu. Şehit ve gazilerin sorunlarının da görüşüldüğü buluşma da şehit ve gaziler dualarla anılarak Manavgat’ta köylünün tepkisini çeken son kadastro uygulamasıyla ilgili ortaya çıkan sorunlar görüşüldü.
Servisçiler Odası Mağdur
Servisçiler Odasında ulaşım esnafıyla da bir araya gelen Şerafettin Kılıç akaryakıta gelen zamların esnaf üzerinde oluşturduğu tahribatla ilgili görüş alışverişinde bulundu. Zamların çözüm olmadığı konusunda uzlaşılan görüşmede ulaşım alanında atılması gereken ivedi adımlar masaya yatırıldı.
Cumartesi Pazarında Fiyatlar El Yakıyor
Manavgat Cumartesi pazarında esnaf ve vatandaşlarla da görüşen Şerafettin Kılıç, tarımın kalbi Antalya Manavgat’ta pazar fiyatlarının el yaktığını belirtti. Tarıma iktidarın gerekli yatırımı yapmaması nedeniyle yaşanan sıkıntılar konusunda vatandaşları aydınlatan Kılıç, Saadet iktidarında çiftçinin ve tarım üreticisinin hakkını alacağının altını çizdi.
Kafalar karışık. Manavgat ve Antalyalı Turizmci Antalya Vekilleri Tuğba Vural Çokal, Aykut Kaya ve MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör’ün birbiriyle çelişen, tutarsız açıklamaları karşısında yol almaya çalışıyor.
TBMM’de Antalya’da yaşanan sorunlara ilişkin söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Aykut Kaya sektörün risk altında olduğunu belirtirken, AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal Türkiye turizminin güçlü ve dirençli yapısına vurgu yaptı.
Kaya yaptığı açıklamada “İsrail, İran ve Amerika arasında yaşanan bu gerilim turizm başta olmak üzere ekonominin birçok alanını ciddi bir şekilde etkilediğini ve ne kadar tarafsız kalsak da kaynak pazarlarımızda ülkemize gelmeyi planlayan turistler Türkiye’yi coğrafi olarak riskli bir bölgenin içinde gördüklerini” aktardı. Rezervasyon akışında, bölgesine ve işletmesine göre değişmek kaydıyla yüzde 50, hatta daha fazla oranda daralma yaşandığını aktaran Kaya, “turizm sektörü zaten zor bir kış geçirmişti; kur baskısı ve artan maliyetler nedeniyle gelir artmazken giderleri sürekli yükselmişti, sektör de umudunu yaz sezonuna bağlamıştı. Petrol fiyatlarının yükselmesi, uçak yakıtı sektörü her yönden baskı altına almıştır. Türkiye’nin güvenli bir turizm ülkesi olduğu gerçeğini dünyaya daha güçlü bir şekilde anlatmak zorundayız” dedi.
Kaya’nın konuşması karşılık söz alan AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ise Türkiye turizminin krizlere rağmen güçlü performans sergilediğini savundu. Çokal, “Türkiye’nin kapasitesi görmezden geliniyor. Açık ve net konuşalım: 2025’de rekor kırdık. Sezon on iki aya yayıldı, doluluk oranları toparlandı” dedi. Çokal: “Bu bir tesadüf değildir, bu bir sistemdir, bu bir yönetim başarısıdır. Türkiye turizmi artık kırılgan değil dirençlidir. Avrupa’ya bağımlılığı azalttık. Yani bugün Türkiye turizmi, krizden etkilenen değil krizi yöneten bir sektördür. Varsayımlar üzerinden kriz senaryosu yazmak doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye kriz gelmeden hazırlanan bir devlettir çünkü sahada yönetim var, koordinasyon var, turizmcimizin de esnafımızın da bu devlete güveni tamdır. Bu devlet zor zamanda sektörü yalnız bırakmaz ve süreci yönetir” dedi.
MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör ise 2 Nisan’da yaptığı açıklamada ise erken rezervasyon döneminin sonuna yaklaşılırken talepte bir miktar yavaşlama gözlemlendiğini belirtti. Sektör temsilcilerinin sezon dolulukları açısından daha planlı hareket etmesi gerektiğini söyleyerek olası risklere dikkat çekip turizmde KDV indirimi talep etmişti.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, tutuklu bulunduğu cezaevinden kaleme aldığı mektupta, adaylık süreci ve hakkındaki iddialara dair zehir zemberek açıklamalarda bulundu.
9 aydır dört duvar arasında onurlu bir mücadele verdiğini belirten Böcek, sessizliğini bozarak hem sağlığı hem de kendisine atılan iftiralar hakkında çarpıcı ifadeler kullandı.
Kariyeri boyunca girdiği hiçbir seçimi kaybetmediğini ve 6 kez mazbata aldığını hatırlatan Muhittin Böcek, adaylık süreçlerine ilişkin ortaya atılan dedikodulara çok sert tepki gösterdi. Böcek, “6 kez adaylık süreci yaşadım, adaylık için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim” dedi. Kendisine yönelik karalama kampanyası yürütenlere de seslenen Böcek, “Bana iftira atmak, karalamak için Sayın Bakanımıza ve kamuoyuna yanlış bilgi verenler ispatlamazsa alçaktır, şerefsizdir, namussuzdur” şeklinde konuştu.
Böcek, “10 defa hastaneye kaldırıldım. 12 olan ilacımın 22’ye çıkmasıyla ayakta durmaya çalışıyorum” ifadelerini kullandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kendisi hakkındaki iddialarına yönelik ise, “Sayın Bakanın Muhittin Böcek’le ilgili iddia var demesine çok üzüldüm. Üzerime atılı iddiaları mahkemede tek tek çürüttüm. Alnım açık, başım dik” dedi.
Devletimin polisi, korumam, şoförlerim ve başdanışmanım sadece bir iftirayla apar topar tutuklandılar. İçim yandı” diye konuştu. Bu kişilerin tek suçunun deprem, sel ve yangın bölgelerinde 7/24 başkanlarının yanında çalışmaları olduğunu söyleyen Böcek, “Benim hayatım boyunca gizli kapaklı işim olmamıştır. Yazıktır, günahtır, ilahi adalet vardır”
“İnsan bazen susar, ‘Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye sorar. Bu yaşananlar sadece benim değil hepimizin bir sınavıdır. İsyan yok! Çünkü biliriz ki Rabbim adildir. Hiçbir emek sahipsiz değildir”. Böcek, her zamanki devlet terbiyesiyle “Herkesin Başkanı” olma bilincini koruduğunu ve hemşehrilerine sevgi ve saygılarını sunduğunu belirtti.
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç: “Belediye ve il özel idaresi personellerinden kadroya geçirilenler arasında naklen atanma konusundaki eşitsizlikler giderilmelidir. Kanun hükümleri keyfi uygulamalar ile daraltılamaz!”
Belediyelerde sözleşmeli personel olarak görev yaparken 28 Kasım 2022 tarihinde yürürlüğe
giren 7.433 sayılı kanun kapsamında kadroya geçirilen ve şu an memur olarak çalışan kişilere karşı adaletsizliklerin devam ettiğini hatırlatan Kılıç “Kanun açık ve nettir. Sözleşmeli personel statüsünden memur kadrolarına atananlar atandıkları tarihten itibaren diğer devlet memurlarıyla aynı naklen atanına usul ve esaslarına tabidir. Ayrıca bu kişiler hakkında naklen atamayı sınırlayıcı herhangi bir özel şart uygulanamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır” dedi.
Adalet Duygusu Zedelenmiştir
“Peki uygulamada ne yapılmaktadır, ne olmaktadır?” diye soran Şerafettin Kılıç: “28 Kasım 2022 tarihinde kadroya geçen belediye ve il özel idaresi personelinin diğer kamu durumlarına geçişine fiilen izin verilmemektedir. Buna karşılık daha sonra kadroya geçen ve 3 yılını tamamlayan personelin bu hattan yararlanabildiği görülmektedir. Bu nasıl bir uygulama farklılığıdır? Aynı kanunun tabi olan insanlar arasında farklı muamele yapılması kabul edilemez” ifadelerinin altını çizdi.
Eşitlik İlkesi İhlal Edilmektedir
“Bu durum açıkça eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu durum hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Biz her zaman şunu söyledik, adalet mülkün temelidir. Devletin itibarı vatandaşına karşı adil davranmasıyla mümkündür. Bugün burada dile getirdiğimiz mesele sadece bir kadro meselesi değildir. Bu mesele devletin kendi koyduğu kurallara ne kadar sadık kaldığının meselesidir. Bu mesele kamu çalışanlarının devlete olan güveninin meselesidir. Buradan ilgili bakanlıklara ve yetkililere açıkça çağrıda bulunuyorum. Kanunun açık hükmüne rağmen ortaya çıkan bu uygulama farklılığı derhal giderilmelidir.
Haksızlığın Giderilmesini Takip Edeceğiz
Konuşmasının son kısmında bahsedilen haksızlığın ortadan kalkmasına kadar süreci takip edeceklerini söyleyen Kılıç: “28 Kasım 2022 tarihinde kadroya geçen personelin naklen atama hakkı hiçbir ayrım gözetilmeksizin eksiksiz şekilde uygulanmalıdır. İdari yorumlarla kanun daraltılamaz, haklar sınırlandırılamaz. Mağdur edilen kardeşlerimizin yanındayız.
Bu konunun takipçisi de olacağız. Gerek meclis zemininde gerekse ilgili tüm platformlarda bu haksızlığın giderilmesi için mücadelemizi de sürdüreceğiz. Çünkü biz inanıyoruz ki bir ülkede adalet zedelenirse hiçbir kazanım kalıcı olamaz. Bu vesileyle tüm mağdur kamu çalışanlarının sesi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum” dedi.
TİP Üyesi Yunus Başaran, “Onlar taraf, hep sermayeden yana taraf oldular. Bir ülke sadece topla, tankla işgal edilmez. Ülkenin doğası talan edilirse o ülkeden geriye bir şey kalmaz”.
Antalya’nın Finike ilçesinde Bol Dağ bölgesinde açılması planlanan 4 taş ocağı projesi, kamuoyunda tepkiye neden oldu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından yapılan basın açıklamasında, projelerin yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını ve bölgenin geleceğini de tehdit ettiği ifade edildi.
Yunus Başaran tarafından yapılan açıklamada, taş ocaklarının sadece çevreyi değil, bölgedeki insan sağlığını ve gelecek nesillerin yaşamını da tehdit ettiği vurgulandı. Başaran, plansız ve programsız projelerin ciddi riskler oluşturduğunu belirtti. Başaran, Demre’de 22 yaşındaki bir taş ocağı işçisinin blok altında kalarak hayatını kaybetmesini hatırlatarak, “Dün Demre’de 22 yaşında genç bir taş ocağı işçisi katledildi. Üstüne bir blok düştü ve hayatını kaybetti. Neden katledildi diyoruz, çünkü plansız programsız, hayatın doğal akışında meydana gelen ölümler doğal ölümlerdir. Bu bir cinayettir. 22 yaşında genç bir maden ocağı işçisi bir bloğun altında kalıp hayatını kaybediyorsa buna sıradan bir ölüm diyemeyiz. Ama biliyoruz onlar taraf. Çünkü onlar hep sermayeden taraf oldular” ifadelerini kullandı.
İktidara sert eleştirilerde bulunan Başaran, “Hep bize vatan, millet, Sakarya hikayeleri anlattılar. Ama bu ülkenin dağını, taşını, denizini, deresini, ormanını talan etmekten geri durmadılar. Bir ülke sadece topla, tüfekle, tankla işgal edilmez. Bir ülkeyi var eden doğası, çevresi yok edildiği zaman o ülkeden geriye bir şey kalmaz. Ve bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı şeyler. Bugün sadece Finike’de 20 tane taş ocağı var. Sadece Batı Akdeniz’de 50’den fazla taş ocağı var. Nereyi durduracağımızı şaşırdık. Halk, devleti suç işlemesin diye engellemeye çalışıyor. Böyle bir düzen olabilir mi? Onların koruması gerektiği şeyleri bizler kendi imkanlarıyla korumaya çalışıyoruz ve korumak zorundayız. Bu sadece dağ, taş, dere meselesi değil. Bu hepimizin hayatını etkileyen, çocuklarımızın geleceğini mahvedecek bir durum. Ve bunun tek bir sebebi var, sermayenin bitmek, tükenmek bilmeyen hırsıdır” şeklinde konuştu.
Doğayı savunmanın cesaret gerektirdiğini ve kaybedecek bir şeylerinin kalmadığını vurgulayan Başaran, “Antalya’nın 640 kilometre sahil şeridi işgal altında. Düşman işgalinden daha beter. Gazipaşa’dan Kaş’a kadar işgal ediliyor. Bu mücadeleyi yürüttüğünüz zaman sizi korkutuyorlar; aman başına bir şey gelir, aman sesini çıkarma. Arkadaşlar kaybedecek bir şeyimiz kalmadı. Doğa uğruna canlarımızı da verdik. Ali Ulvi Büyüknohutçu ve ailesi katledildi. Onların canı değerli değil miydi? Şimdi biz buna karşı geleceğiz. Durmayacağız. Dağlarımızı, derelerimizi, nehirlerimizi, ırmaklarımızı, doğamızı, Antalya’mızı bu bir avuç sömürücünün elinden söke söke alacağız. “
Antalya’da Suç Örgütlerine Karşı Operasyonlar Devam Ediyor
Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü silahlı suç örgütlerinin Antalya’da gerçekleştirdiği eylemlerin tespiti ve şüphelilerin suç unsurları ile birlikte yakalanmasıyla ilgili çalışmaların devam ettiğini açıkladı.
Antalya Muratpaşa’da faaliyet gösteren bir eğlence mekanına yönelik kurşunlama olayını gerçekleştiren ve suç örgütü üyesi olduğu tespit edilen kişilere yönelik yapılan çalışmalarda 1 şüpheli yakalandı.
Şüphelinin ikametinde yapılan aramada 1 adet uzun namlulu silah ile 178 adet fişek ele geçirildi. Adli makamlara sevk edilen şüpheli tutuklandı.
Antalya Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Antalya Kepez’de yatırım dolandırıcılarına karşı operasyon gerçekleştirdi.
Bir iş merkezinde Forex Yatırım adı altında dolandırıcılık amaçlı kurdukları çağrı merkezine yönelik yapılan planlı operasyonda;16 şüpheli yakalandı.
Suçta kullanıldığı değerlendirilen 13 adet dizüstü bilgisayar,a 30 adet cep telefonuna, yazılı ve dijital materyallere emniyet kuvvetlerince el konuldu.
Antalya Emniyetinden yapılan açıklamada yakalanan şüpheli şahıslar hakkında adli tahkikat başlatıldığı bildirildi.
Antalya Büyükşehir Belediyesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında istihdam edilmek üzere açıktan atama yoluyla 90 zabıta memuru alımı gerçekleştirecek.
Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapmak üzere alınacak 90 zabıta memuru için başvuru süreci başladı. Belediye Zabıta Yönetmeliği hükümlerine göre açıktan atama yoluyla yapılacak alımda, ilk olarak online sistem üzerinden başvurularını yapan adayların evrak teslim sürecinin devam ettiği açıklandı.
Başvuru sürecinin bir sonraki aşaması olan ve adayların şahsen evrak teslimleri, 3 Nisan 2026 tarihine kadar mesai günlerinde 09.00-17.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
Online başvurularını tamamlayan adayların, evrak teslimlerini şahsen yaparak, sağlık personeli gözetiminde boy ve kilo ölçümleri yapılmasının ardından gerekli şartları taşıyan adaylar sözlü ve uygulamalı sınavlara tabi tutulacak.
Adaylar, 27 Nisan-13 Mayıs 2026 tarihleri arasında Büyükşehir Belediyesi 100. Yıl Spor Kompleksi’nde sözlü ve uygulamalı sınav yapılacak. Adaylar, sözlü sınavda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, mahalli idarelerle ilgili temel mevzuat konuları ile uygulamalı sınavda mesleki bilgi ve yeteneğinin ölçülmesiyle sportif dayanıklılık testlerinden geçecek.
Milletvekili Erdem, “Bu araziler gerçekten ihtiyaç fazlası mı? Yoksa birilerine mi ihtiyaç? Ya da doymak bilmeyen yandaşlarınıza mı?” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Mustafa Erdem, Meclis’te görüşülen torba yasa teklifinin 11. maddesine adeta ateş püskürdü. Söz konusu düzenlemenin teknik bir düzenleme olmadığını Cumhuriyet’in birikimlerine yöneltilmiş sistematik bir tasfiye ediş biçimi olduğunu belirten Milletvekili Mustafa Erdem, kamu alanlarının özelleştirilerek satışa çıkarılmasına tepki gösterdi. Antalya, Muğla, İstanbul ve Ankara’daki stratejik ve değerli kamu arazilerinin “ihtiyaç fazlası” bahanesiyle satışa çıkarılmasına sert eleştirilerde bulunan Milletvekili Erdem, “Bu düzenleme, “ihtiyaç fazlası” bahanesiyle kamu arazilerinin paraya çevrilmesinin ya da açık söylersek peşkeş çekilmesinin önünü açmaktadır” dedi.
Konuya ilişkin Meclis’te kritik açıklamalarda bulunan Milletvekili Mustafa Erdem şu ifadelere yer verdi:
“Görüşmekte olduğumuz torba yasa teklifinin 11. maddesi üzerinden açıklamalarda bulunacağım. Bu düzenleme teknik bir düzenleme değildir. Bu madde, açıkça ifade ediyorum, Cumhuriyet’in birikimlerine yönelmiş sistematik bir tasfiye ediş biçimidir. Bu madde, AKP iktidarının şanına yakışır bir şekilde hazırlanmış, tam bir rant ve peşkeş maddesidir. Bu düzenleme basit bir yetki devri de değildir. Bu düzenleme, halkın ortak varlıklarına yönelik en kapsamlı müdahalelerden bir tanesidir.
Kanuna eklenmek istenen bu hükümlerle; üniversitelerden sosyal güvenlik kurumuna, bağımsız denetleyici kurumlardan özel bütçeli idarelere kadar çok geniş bir kamu alanının taşınmazlarını Özelleştirme İdaresi eliyle satışa çıkarıyorsunuz. Bu ülkenin eğitimine, sağlığına, sosyal güvenliğine ait ne varsa satılabilir mal hâline getiriyorsunuz. Bu düzenleme, “ihtiyaç fazlası” bahanesiyle kamu arazilerinin paraya çevrilmesinin ya da açık söylersek peşkeş çekilmesinin önünü açmaktadır.
Buradan iktidar sıralarına sesleniyorum: Bu maddenin altına imza atmak, bu ülkenin geleceğinin satışına imza atmaktır. Özelleştirme Türkiye’de yeni değil; 1986’dan bu yana uygulanıyor. Ama gerçek şu ki, bu ülkenin varlıklarının neredeyse tamamı AKP döneminde elden çıkarılmıştır. Rakamlar ortada. Özelleştirme İdaresi tarafından bugüne kadar yapılan toplam 5,7 milyar dolarlık gayrimenkul satışının 5,6 milyar doları 2003–2025 yılları arasında gerçekleşmiştir. Yani sizin iktidarınız zamanında gerçekleşmiştir.
“Cumhuriyet’in 100 yılda yaptığını 25 yılda sattınız. Sümerbank, Tekel, Tüpraş, SEKA, Ereğli, İSDEMİR, Kardemir, Eti Maden işletmeleri, Petkim, Telekom, çimento fabrikaları, gübre fabrikaları, şeker fabrikaları, Türk Hava Yolları ve daha niceleri… Elektrik dağıtımını sattınız, termik santralleri sattınız, fabrikaları sattınız, limanları sattınız, sosyal tesisleri sattınız. Peki soruyorum, ekonomi düzeldi mi? Hayır. Dün fabrikaları, limanları sattınız; bugün köprüleri, otoyolları, kamu arazilerini ve binalarını satışa çıkarıyorsunuz. Üniversitelerin, SGK’nın arazilerine göz diktiniz.
Etki analizine göre bu düzenleme kapsamında 230 taşınmaz, yaklaşık 5,5 milyon metrekare alan satışa çıkarılacak. Sonucunda 35–45 milyar değerinde kamu kaynağı yaratılacağı söyleniyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Attığınız taş, ürküttüğünüz kurbağaya değmiyor demek. Yani bu ülkenin en değerli arazilerini satacaksınız; karşılığında elde edeceğiniz gelir, bir aylık faiz giderinizi bile karşılamayacak.
Bu ekonomi yönetimi değil, çok açık bir savrulmadır. Bu ülke yarın okul yapacak arsa, hastane yapacak alan bulamaz hâle gelecektir. Ya sizde hiç vicdan yok mu? Bu düzenlemeyle zamanla şeffaflıktan da kaçış sağlıyorsunuz. Bu talana, bu peşkeşe karşıyız. Mesele siyasi değil; memleket meselesidir.”