Ana Sayfa Blog Sayfa 30

NİYAZİ NEFİ KARA’DAN KUMPAS İDDİALARI

0

 Niyazi Nefi Kara, “Tanık O.V.K. Neden Mahkemeye Getirilmiyor?”

Manavgat Belediyesi’ne yönelik yürütülen yolsuzluk davasında, tutuklu yargılanan Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara mahkemede sessizliğini bozarak tüm iddialara yanıt verdi. “Açıklayacağım” dediği dördüncü duruşmada üzerine atılı suçlamaları “kumpas” olarak nitelendiren Kara, sarsıcı bir itiraf mektubunu okuyarak operasyonun önceden sızdırıldığını iddia etti.

Manavgat Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara, 26 Nisan’da kamuoyuna yaptığı “Her şeyi açıklayacağım” çağrısının ardından dördüncü duruşmada hakim karşısına çıktı. Mahkeme salonunda üzerine atılı suçlamalara karşı kapsamlı bir savunma yapan Kara, yaşanan süreci “kumpas” olarak nitelendirdi.

Kumpasın nereden kaynaklandığının kanıtlarını, nasıl tehdit ve şantajla kendilerine iftira atıldığını savunan Kara, somut bir mektubu okuyacağını mahkeme heyetine bildirdi. Kara, “Önce bu mektubu yazan ve dosyada tanık olarak her duruşmada adı geçen, ancak kendisini bu salonda bir türlü göremediğimiz, sizlerin de sıklıkla bahsettiğiniz tanık O.V.K.’nin mektubunu okuyacağım” diye konuştu.

“Suçlamaların Tamamı Bir Kumpastır”

Duruşmada söz alan Dr. Niyazi Nefi Kara, üzerine atılı tüm iddiaları reddettiğini belirterek, suçsuz olduğunu ve beraatını talep ettiğini ifade etti. Suçlamaların bir kumpas ürünü olduğunu savunan Kara, “Üzerime atılı suçlamaların tamamının bir kumpas olduğunu, bu kumpası kuran kişilerin taleplerine boyun eğmemem nedeniyle hedef alındığımı daha önceki duruşmalarda da ifade etmiştim” diye konuştu.

“30 Saat Boyunca İfade Verdim”

Gözaltı sürecine dair çarpıcı detaylar paylaşan Kara, Ankara’da Manavgat’ın sorunları için yaptığı görüşmelerden döner dönmez, çalışma ofisindeyken gözaltına alındım dedi. Telefonunu ve şifresini kendi rızasıyla kolluğa teslim eden ilk belediye başkanı olabileceğini vurgulayan Kara, “İnsan haklarına ve insan doğasına aykırı bir şekilde, beynim yorulduğu hâlde 30 saat ifade verdim” dedi. Kara, sorulan soruların kumpasçılar tarafından kurgulandığını dile getirdi.

“Arı Kovanına Çomak Soktuğumuz İçin Yargılanıyoruz”

Davanın temelinde bölgedeki rant odaklarıyla mücadelesinin yattığını ileri süren Kara, Antalya bölgesindeki yaklaşık 300 bin kaçak yatak sorununa ve yıllık 1,5 milyar dolarlık vergi kaybına dikkat çekti. Devletin haklarını savundukları için hedef seçildiklerini söyleyen Kara, “Biz işte bu arı kovanına çomak soktuğumuz için, devletin ve milletin haklarını savunup bu kaçakçı sözde turizm işletmecilerine göz yummadığımız için yargılanıyoruz” ifadesini kullandı.

Şok Eden İtiraf Mektubunu Okudu: “Operasyon Sızdırıldı”

Savunmasının en can alıcı noktasında O.V.K. isimli şahsa ait bir mektubu mahkeme heyetine sunan Kara, kendisine yönelik operasyonun önceden sızdırıldığını iddia etti. Mektuptaki ifadelere atıfta bulunan Kara, “Birisi dışarıdan, belediyeye ve bu adamlara böyle bir operasyon çekileceğini iki gün önceden söylüyor; ‘Cuma günü olacak’ diyor ve Cuma günü bu operasyon gerçekleşiyor” dedi. Kara, kurulan tüm tuzakların zamanla tek tek açığa çıkacağını belirterek, “Ben vicdanen rahatım” şeklinde konuştu.

Savcı Mütalaasını Açıkladı: Şirketler İçin Müsadere Talebi

Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, Niyazi Nefi Kara’nın ‘Suç örgütü kurmak’ amacıyla belediyedeki çalışanları tasfiye ederek yerlerine akrabalarını ve güvendiği kişileri getirdiğini anlattı. Savcı; Kara ve diğer bazı sanıkların ‘İrtikap’, ‘Rüşvet’ ve ‘Haksız menfaat sağlama’ suçlarından cezalandırılmalarını talep etti. Ayrıca sanıklara ait araç ve gayrimenkullerle birlikte Kaleiçi Hotelcilik A.Ş. şirketinin müsadere edilmesi talebinde bulundu. Mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek davayı erteledi.

 

CHP-AK PARTİ ARASINDA KUMBUL GERİLİMİ DEVAM EDİYOR

0

AK Parti Antalya Milletvekili Kemal Çiçek’in Kadir Kumbul ile ilgili Açıklamalarına Nail Kamacı’dan Yanıt

AK Parti’ye geçiş yapan Serik Belediye Başkanı Kadir Kumbul, gündemdeki yerini koruyor. Kumbul’a destek çıkan AK Parti Antalya Milletvekili Kemal Çelik, “Kadir Kumbul olmasaydı CHP Serik’i kazanamazdı, biz de onu transfer ettik” açıklamasında bulunmuştu. Çelik’in bu sözlerine CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı’dan cevap gecikmedi. Kamacı Çelik’e, “Sandıkta kazanamayanların, masa başında ‘transfer’ itirafı” sözleriyle yüklendi.

Yazılı açıklama yapan Nail Kamacı, “AKP Antalya İl Başkanlığı’nda düzenlenen törende yapılan açıklamalar, siyasi etik açısından kabul edilemez bir tabloyu ortaya koymuştur. Özellikle Kemal Çelik’in “Kadir Kumbul olmasaydı CHP Serik’i kazanamazdı, biz de onu transfer ettik’ şeklindeki sözleri, bir övünç değil, açık bir itiraftır. Bu sözün anlamı nettir: ‘Sandıkta kaybettik, sonradan müdahale ettik.’ Bir yandan seçimi küçümseyip ‘kazanamazdınız’ diyeceksiniz, diğer yandan o seçimin sonucunu kendi hanenize yazmaya çalışacaksınız. Bu anlayışın adı siyaset değil, seçmen iradesini yok saymaktır bu tablo, tam anlamıyla ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ anlayışıdır” dedi.

“Bu törende rozet takan 5 meclis üyesi de şunu çok iyi bilmelidir: Siz o görevlere; CHP örgütünün emeğiyle, CHP seçmeninin oylarıyla, CHP’nin kimliğiyle geldiniz. Bugün o emaneti bırakmadan, o kimliği yok sayarak başka bir partinin kürsüsünde yer almak; siyasi etikle izah edilemez. Bu tavır: Seçmeni yok saymaktır, Verilen oyu değersizleştirmektir, Siyasete olan güveni zedelemektir” ifadelerini kullandı.

Kamacı açıklamasını şöyle sürdürdü: “Eğer farklı bir siyasi görüşünüz varsa yapılması gereken bellidir: O makamdan istifa edersiniz, sonra milletin karşısına çıkarsınız. Aksi halde yapılan; temsil ettiğiniz iradeyi kişisel tercihlere göre kullanmaktır. Sayın Çelik’in sözleri şunu açıkça ortaya koymuştur: Seçimle kazanamadıkları bir iradeyi, sonradan değiştirdiklerini itiraf etmektedirler. Bu bir başarı hikâyesi değil, demokrasi adına bir utançtır.”

Seçmen iradesine dikkat çeken CHP İl Başkanı Nail Kamacı, “Hiç kimse bu milleti hafife almasın. Bu millet; Kimin sandıkta kazandığını da, Kimin sonradan ne yaptığını da çok iyi görmektedir. Seçmenin iradesini yok sayanlar, aldığı oyu kişisel tasarrufu gibi kullananlar, siyaseti ilkesizliğe indirgeyenler bunun hesabını sandıkta verecektir. Biz buradan açıkça ilan ediyoruz: Bu irade sahipsiz değildir. Bu millet yapılanı da, yapanı da unutmaz” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

KOKUŞMUŞLUĞUN TRAVMASI

Bu bir kokuşmuşluk hikâyesidir. Öyle dış güçlerin, komploların arkasına saklanarak açıklanabilecek bir durum değil; bu, doğrudan doğruya içeriden çürüyen bir toplumun hikâyesidir. Çünkü artık mesele hırsızlık değil mesele, hırsızlığı savunan bir zihniyetin Manavgat’a yerleşmiş olmasıdır.
Bugün Manavgat’taki en büyük felaket, insanların soyulması değil; buna alışılmış olmasıdır. Daha da kötüsü, buna taraf olunmasıdır. Artık “çalıyor mu?” diye sormuyoruz. “Bizden mi, bizim cenahtan mı, bizim köyden mi…” diye soruyoruz. Ve eğer “bizdense”, yapılan her şeyi sineye çekiyoruz. İşte asıl felaket tamda burada başlıyor. Çünkü o andan itibaren ahlak ölüyor, hukuk anlamını yitiriyor ve vicdan sessizliğe gömülüp kayboluyor.
Hırsızı savunmak, sadece bir yanlışı aklamak değildir; kendi geleceğini ateşe atmaktır. Ama biz bunu yapıyoruz. Hırsızlık, yolsuzluk, adaletsizlik… Hepsi gözümüzün önünde gerçekleşiyor ve biz hâlâ taraf tutma derdindeyiz. Sanki mesele adalet değil de bir takım tutar gibi taraf seçmekmiş gibi.
Acı olanı şu: düzen sadece çalanlarla değil, susanlarla ayakta duruyor. Çünkü sessizlik, bu kirli düzenin en büyük güvencesidir. İnsanlar konuşmadıkça, itiraz etmedikçe, hesap sormadıkça; bu çürümüş yapı daha da kök salıyor. Ve biz buna “alışmak” diyoruz. Oysa bunun adı alışmak değil—çöküşe teslim olmaktır.
Korku mu? Evet, var. Çıkar mı? O da var. Ama bunların hiçbiri bu tabloyu masumlaştırmaz. Çünkü herkes biliyor: bu yapılanlar dinen de yanlış, ahlaken de yanlış, hukuken de suç. Buna rağmen susuluyorsa, burada artık cehaletten değil, bilinçli bir kabullenişten söz edilir.
Bir toplum düşünün ki, şehrini değil hırsızını savunuyor. Geleceğini değil, onu çalanları koruyor. Bu, akıl tutulması değilse nedir? Bu, toplumsal bir cinnet hâli değilse nedir? Çünkü normal olan, yanlışa karşı çıkmaktır. Anormal olan ise yanlışı savunmaktır. Ve biz, ne yazık ki anormal olanı normalleştirdik.
Adaletin ve hukukun olmadığı yerde güven olmaz. Bunlar olmadan da toplum olmaz. İşte o noktada artık “ülke” dediğimiz şey, sadece coğrafyadan ibaret olur.
Daha ne kadar susacağız? Daha ne kadar “bizden” diyerek yanlışı savunacağız? Çünkü bu sorulara dürüst bir cevap verilmediği sürece, bu çürüme devam edecek.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplum, hırsızlardan çok; hırsızları savunanlar yüzünden çöker.

MUHİTTİN BÖCEK, OĞLU VE GELİNİNİN MALVARLIĞINA EL KONULDU

0

Yolsuzluk iddiasıyla tutuklanarak Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek’in, oğlu ve gelininin malvarlığına el konuldu.

Görevden uzaklaştırılan tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, oğlu Mustafa Böcek ve gelini Zuhal Böcek’in, yürütülen “rüşvet” soruşturması kapsamında mal varlıklarına el konuldu.

Görevden uzaklaştırılan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, oğlu Gökhan Böcek ve gelini Zuhal Böcek’e yönelik, “rüşvet alma”, “rüşveti temin etme”, “irtikap” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından yürütülen soruşturma sürüyor.

Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Muhittin Böcek, Mustafa Gökhan Böcek, Zuhal Böcek ve torunu Aslan Muhittin Böcek’e ait mal varlıklarına, “rüşvet, irtikap ve suçtan elde edilen mal varlıklarının aklanması suçlarından elde edildiği değerlendirilen kazançların kaçırılmasını önlemek amacıyla” el konulduğu bildirildi.

El koyma kararının, taşınır ve taşınmaz mallar, banka hesapları ve kripto varlıklar dahil olmak üzere tüm mal varlıklarını kapsadığı aktarıldı.

 

KADİR KUMBUL: “AK PARTİ’DE NEZAKETİ VE SAYGIYI GÖRDÜM”

0

Serik Belediye Meclisinde CHP ile üyelerle Belediye Başkanı Kadir Kumbul arasında gerginlik yaşandı.

Mecliste CHP adına söz alan Cemal Karacan, Kumbul’un parti değişikliği eleştirerek iktidarın CHP’li belediyelerine yönelik yaptığı baskıdan söz etti. Karacan, “Bu parti savaş meydanlarında kurulmuş, darbeler görmüş, kapatılmış hatta baraj altında kalmış bir parti olmuştur. Bir şekilde ayakta kalmayı başarmıştır çünkü bizim kudretimiz seçim zaferleriyle, menfaatlerle açıklamaz” sözlerini dile getirdikten sonra Kumbul’a bakarak, “Siz kaybedeceksiniz, biz kazanacağız” dedi.

Meclis görüşleri belirtilirken CHP’li meclis üyeleri salonu terk etti. Başkan Kadir Kumbul, parti değişikliğine yönelik eleştirilere bu olay üzerinden yanıt verdi. CHP içerisinde neden kalamadığını dile getiren Kumbul, “Diyorlar ya ‘neden duramadın orada, neden barınamadın?’ İşte bu yüzden barınamadım. En güzel örneğini bugün kendileri gösterdi. İki yıl boyunca burada nezaketimizi korumaya çalıştık ancak karşılaştığımız tavır hep aynı kaldı” ifadelerini kullandı.

AKP saflarına geçişinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Kumbul, yeni siyasi adresinde gördüğü ilgiyi şu sözlerle özetledi: “Vatandaşlarımıza da halkımıza da buradan ifade etmek istiyorum; işte bu yüzden beni barındırmadılar burada arkadaşlar. Geçtiğim yerde nezaketi gördüm, saygıyı gördüm, çalışma disiplinini gördüm. İyi ki de geçmişim, çok da memnunum” dedi.

Haber Kaynak Akdeniz Gerçek ve Antalya Körfez Gazeteleri

MANAVGAT’TA HIDIRELLEZ COŞKUSU

0

Akdeniz Üniversitesinin Manavgat’taki yerleşkelerinde bahar şenlikleri kapsamında Hıdırellez etkinlikleri düzenlendi.

Manavgat’ta Akdeniz Üniversitesinin ilk kez düzenlediği Bahar Şenliklerine öğrenciler, öğretim üyeleri, Manavgat protokolü ve vatandaşlar katıldı.

Bir Toy olarak nitelendirilen etkinliklerin açılış konuşmasını yapan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Fatih Uslu, Hıdır İlyas kültünü su ve toprak birleşmesi olarak tanımladı.

Devletin milleti yaşatması gerektiğini vurgulayan Uslu, Torosların memleketin merkezi ve çivisi olduğunu söyledi.

Torosların eteklerinde Hıdırelliz’in kutlanmasının büyük Türkistan’ın bir parçası olduğunun altını çizen Uslu, Hıdırellez’in birleşme ve bereketi sembolleştirdiğini vurguladı.

ANTALYA BAROSU 100. YILINDA FENER ALAYIYLA MESAJ VERECEK

0

Antalya Barosu, bir asrı geride bırakan onurlu mücadelesini taçlandırmak için hazırlıklarını tamamladı.

Baro’nun 100’üncü kuruluş yıl dönümü vesilesiyle 6 Mayıs Çarşamba günü gerçekleştireceği etkinlikte, hukukun üstünlüğünü savunmak ve toplumsal haksızlıklara karşı duruş sergilemek hedefleniyor. Yürüyüşün, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda savunmanın gücünü gösterme, avukatların yaşadıkları şiddete karşı farkındalık eylemi olduğu vurgulanıyor.

Antalya Barosundan Tahsin Can Özalp’in haberine göre Antalya Barosu tarafından yapılan açıklamada, yürüyüşün amacının dayanışmayı büyütmek ve cesareti kararlılıkla harmanlamak olduğu belirtildi. “Bu Kentin Bir Barosu Var!” ifadesiyle baronun kentteki varlığı ve hukuk mücadelesindeki etkinliği bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunulacak. Cumhuriyetimizin temel değerleri, kadınlar, çocuklar, doğa ve tüm canlılar için adalet talebi en gür sesle dile getirilecek.

Hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına inanan tüm avukatların katılımının beklendiği yürüyüşte, “Bu Kentin Bir Barosu Var!” sözü Antalya sokaklarında yankılanması hedefleniyor. Baro yönetimi, hak arama mücadelesinin kararlılıkla devam edeceğini ve hiçbir hukuksuzluğa karşı sessiz kalınmayacağını bir kez daha ilan edecek.

NİYAZİ NEFİ KARA, TEFECİLERİ VE KUMPASÇILARI HEDEFİNE ALDI

0

Niyazi Nefi Kara Açıklamasında: “Adalet seçilerek uygulanıyorsa, aslında uygulanmıyordur. Bazı odaklar için hukuk bir araç olabilir; ama toplum için tek güvencedir” dedi.

Niyazi Nefi Kara’nın, bugün de sosyal medya hesabından bir açıklaması yayımlandı. Yargılama sürecinde gelinen noktayı değerlendiren Kara, yerel kamuoyunda geniş yankı uyandıran “kumpas” iddialarını bir kez daha gündeme taşıdı.

Dördüncü duruşmanın geride kalmasına rağmen mahkeme salonunda yönelttiği soruların yanıtsız bırakıldığını belirten Niyazi Nefi Kara, “Tüm Manavgatlı hemşehrilerimin bildiği tefecilerin ve kumpasçıların beyanları ortadayken, mahkeme salonunda yönelttiğimiz “Bunları kim koruyor?” sorusuna yine yanıt alamadık. Kendilerinin kaydettikleri ses kayıtlarında “3-5 milyon euro harcayıp bu başkanı indireceğim.” şeklinde beyanları bulunan bu kumpasçılar, bahsettikleri 3-5 milyon euroyu nereye harcamışlardır? Dördüncü duruşma sonunda da bu sorunun yanıtını alamadık” ifadelerini kullandı.

Kara sözlerini, “Adalet seçilerek uygulanıyorsa, aslında uygulanmıyordur. Bazı odaklar için hukuk bir araç olabilir; ama toplum için tek güvencedir” ifadeleriyle tamamladı.

MUHİTTİN BÖCEK DURUŞMADAKİ İFADESİNDE İDDİALARI YALANDI

0

Antalya 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın öğleden sonraki celsesinde, Muhittin Böcek kendisine yönelik iddialara yanıt verdi.

Emin Hesapçıoğlu’nun cezaevine girdikten sonra ifadesini değiştirdiğine dikkat çeken Böcek, “Gökhan’la her hafta görüşüp kadeh kaldıranlar, kendilerini kurtarmak için bu ifadeleri veriyor” dedi

Emin Hesapçıoğlu’nun “Tehdit edildim” yönündeki beyanlarını yalanlayan Muhittin Böcek, iddia sahibinin oğlu Gökhan Böcek ile olan samimiyetini hatırlattı. Böcek, şu ifadeleri kullandı: “Emin Bey cezaevine girdikten sonra ifadelerini değiştirmiştir. Gökhan’la her hafta görüştüğünü bilirim; hatta ‘Geleceğin başkanı Gökhan’ diye kadeh kaldırdıklarını da biliyorum. Ne oldu da böyle oldu Emin Bey, bilmiyorum. Birkaç ay önce yine belediyemizden ihale almıştır. Bu ifadeler sadece kendini kurtarmak için söylediği ifadelerdir.”

Başkan Böcek, iddia sahibinin bir yandan şikayetçi olurken bir yandan belediye ile ticari ilişkilerini sürdürmesini ‘tutarsızlık’ olarak değerlendirerek, “Bu görüşmelerin birinde oğlu, yeğeni ve kendisi ile birlikte benim makamıma gelmiş midir? Şahsım tutuklandıktan sonra Emin Hesapçıoğlu belediyeden ihale almış mıdır? Akaryakıt istasyonunun mülkiyeti ile alakalı durumlar basına düşmüş müdür?” sorularını yöneltti.

Böcek’in soruları üzerine yeniden söz alan Hesapçıoğlu, iddiaların odağındaki ticari ilişkileri doğruladı. Hesapçıoğlu, Büyükşehir Belediyesi’nden ihale aldığını kabul ederek; “Muhittin Böcek yerel seçimi kazandıktan sonra her belediye başkanına yapıldığı gibi ‘hayırlı olsun’ diye makamında ziyaret ettik. Büyükşehir’den ihale almışımdır. Benzin istasyonunda alt kiracı olarak yer alıyorum, onu da belirtmek isterim. Gökhan Böcek belediye başkanının oğlu olmasa onunla hiçbir şekilde sosyal bağım olmaz, kendisi çocuğum yaşındadır” şeklinde savunma yaptı.

Davanın 2. celsesinde ilk gün oturumları tamamlandı. Yarın oturum yapılmayacak olan duruşma, Çarşamba günü saat 09.30’dan itibaren kaldığı yerden devam edecek.

Kaynak Antalya Körfez Gazetesi

MANAVGAT’TA TÜRKÇÜLÜK GÜNÜNÜN ANLAMI: HAFIZAYI BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR

0

Türkçülük Günü dolayısıyla geçen sene bu günlerde tutuklu bulunan Niyazi Nefi Kara’nın icraatları ekseninde bir yazı yazmıştık. Köprünün altından çok sular aksa da Türkçülük gününü vesile ederek Manavgat’ta Türklük ya da Türkçülükle ilgili kamuoyuna yönelik,  istikrarlı herhangi bir çalışma yapılmaması konusunda değişen bir şey olmadı.

Manavgat’ta Türklük kavramı pek çok insan için farklı manalar ifade etse de herkesin üstünde uzlaştığı temel nokta Manavgat’ın yaşadığı kimlik bunalımında toplumsal değerleri boş vermişlik tutumudur.

Manavgat’ta ahkam kesmesiyle meşhur olan yolsuz, tefeci, düzenbaz, şarlatan bazı tiplerin Türk değer sisteminin zayıflaması konusunda utanmadan aralıksız şikâyet ettiği ama şikayetin kaynağını yok etmek için bilinçli olarak göstermelik bile olsa hiçbir şey yapmadığı Manavgat’ta ne zaman bir derlenme ve toparlanma olur bilemeyiz. Bildiğimiz şey Manavgat’ta aynı ülkede olduğu gibi milli bir mefkure eksikliğinin ya da tefekkür alanın zayıflamasının olumsuz sonuçlar doğuracağı ve yok oluşu müjdeleyeceğidir. Nitekim benzeri bir durumu yaşayan Osmanlı Türk toplumunun neler kaybettiğini nasıl yok olduğunu Balkan Harplerinin kahramanlarından Sarıkamış şehidi Gerebeneli Bekir Fikri Bey, Mefkure-i Vatan isimli anılarında çok iyi anlatır.

Türklük, mefkûresizlik kaldırmaz diyenler elbette ki Müslüman Türklerin düşmanın çok dostunun ise birkaç istisna dışında olmadığını iyi bilir. Aynı Türklük davasız kalamaz diyenlerin Türklerin zayıf olması halinde nasıl bir trajedi ile karşılaşacaklarını çok iyi bildikleri gibi.

Örneğin 1804 Sırp isyanından 1922 Ağustos’una kadar 118 yıl boyunca 7 milyona yakın Osmanlı, ağırlığı Balkanlarda olmak üzere yok edildi. Açlık, hastalık, katliam… alın size Tripoliçe katliamı. Tuna’dan Atina’ya, Makedonya’dan Kosova’ya kadar sistematik bir yok ediliş. Öldürülen Müslümanların ardından ne matem günü ne anma programı ne de bir müze. Müslüman bir Türklük için ödenen bedeli hafızalardan sildik, bugünün evlatlarına öğretmedik. Türk olmanın ne kadar zor olduğunu, atalarının son iki yüz yıldır ırkçı emperyalizm tarafından nasıl aşağılanmaya çalışıldığını, katliamlarla yıkımlarla yok edilmeye çalışıldığını öğretmedik. Eğer öğretemezsen karşılaşacağınız sonuçta vahim olur. Nitekim cehaletin getirdiği şuursuzluk hali o kadar içler acısıdır ki katliamdan canını zor kurtaran ve Manavgat’a, Side’ye yerleştirilen bazı torunlar dedelerini katledenlerin bayraklarını havaya kaldırarak Side sokaklarında yürür, sirtaki yapar! “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!/Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı/ Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı; / Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.” kıtası çoktan unutuldu. Sahi bu hitap kimeydi? Bugünkü Türklere mi yoksa o günkü Türklere mi? Heyhat! Bazılarımızın üzerine almadığı çok açık değil mi?

Yunan soykırımcı Theodoros Kolokotronis İngiliz, Fransız ve Rus desteğiyle Mora’nın kalbinde Türkleri sistematik katledişinin akabinde anılarına atının ayaklarının şehrin kapısından saraya kadar cesetler nedeniyle neredeyse hiç yere değmediğini yazıyordu. Elbette ki bu da unutuldu. Ne de olsa katledilen katledildiğiyle kalmalıydı! Bize ne bunlardan, onlar talihsiz bir nesildi! Ne demiş Mevlana: “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım”.

93 Harbinde Bulgaristan’da 600 binden fazla Müslüman Türk; Rus Çarlığı ve Bulgar Milliyetçileri tarafından katledilirken sağ kalan Bulgaristan’daki Türklerin %30’una yakını Anadolu’ya hicret etti.

Türklere karşı uygulanan etnik temizlik Balkan Savaşlarıyla perçinlenirken Balkanların en büyük dini çoğunluğunu oluşturan Müslümanları azınlığa çevirdi. Artık Türk sadece azınlıktı. Okutulmayan, zenginleşemeyen, dışlanan, horlanan, asimile edilmeye çalışılan bir azınlık. Aynı tablo Kafkaslarda, Türkistan’da da yaşandı hatta neredeyse Anadolu’da da başımıza gelecekti. Gerçi şu an Çin zulmü altında yaşayan Doğu Türkistan anlattığımız tabloyu her gün yaşıyor ve maalesef ki Çin’e bağımlı olmayan başlayan Türk dünyasında bu durum ya kanıksandı ya da görmezden gelindi.  Anlayacağınız trajedilerimiz unutuldu, bazılarımız içinse toprak ve insan kayıplarımız sadece bir istatistik.

Bugünün nesli memleketin şu an ki statüsünün anlamını idrak etmede zorlanıyor. Zorlandığı için kıymet bilmiyor, duyarsızlık, rüşvet, bencillik, kibir, hukuksuzluk gibi nice sorununun alıp başını gitmesinde engellemek için nerden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini de bilmiyor. Toplumsal hafıza çöktü. Bu beşerî aklın ihyası ancak Türkçülük günü gibi bir anlam ve mana ifade eden günlerde yapılacak toplu etkinliklerle hatırlatılabilirse belki bir ölçüde mesafe alınabilir.

Türkçülük Günü etkinliklerinde yer almak için Türkçü olmaya gerek yok. Türklüğü sokak siyasetine malzeme edenlerden rahatsız olmak bile yeteri bir nedendir. Unutmayın ki son 200 yılı deviren zulüm Türk’ün sadece Türklüğünden değil ona çağlara ve kıtalara hükmetme gücünü veren, zalimlerle mücadele etme vazifesini yükleyen Müslümanlığından kaynaklandı.

Nihal Atsız alıntılarıyla TBMM’de, Yörük edebiyatıyla Manavgat sokaklarında şov yapanlar ya da 3 Mayıs gününde fotoğraf çektirip gülücük dağıtanlar memleketin ve özel de Manavgat’ta yanlış giden işlere ne zaman bir dur diyecek. Acaba bu arkadaşlar varlığını Türk varlığına ne zaman armağan edecek? Öyle ya konuşmak kolay üretmek zordur ne de olsa HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALÜL DEĞİL MİDİR? Kalın sağlıcakla.