Ana Sayfa Blog Sayfa 123

RECEP MEMİLİ İLE GÜNÜN YORUMU YAYINDA

0

Manavgat Gerçek Gazetesi İmtiyaz Sahibi Recep Memili’nin Türkiye ve Manavgat gündemine dair haftalık değerlendirmesi yayınlandı.

Bu haftaki Günün Yorumunda” konuşulan gündem başlıkları şu şekilde:

  • Sağlıkta reform uygulamaları aile hekimlerinin selasını okuttu.
  • Yüzer GES Projesi hukuk yolu denenmedikçe yapılacak.
  • Side esnafı ve mülk sahipleri daha örgütlü bir birlik oluşturmalı.
  • Manavgat Belediyesi ve MASTOB devreye girmeli.

MANAVGAT BELEDİYE BAŞKANI N. NEFİ KARA’NIN MİZAH ANLAYIŞI

0

Malum “Türkiye Gazeteciler Federasyonu 11. Genel Kurulu Manavgat’ta gerçekleştirildi. Mevcut Genel Başkan Yılmaz Karaca, yeniden federasyon başkanı seçildi. Organizasyona büyük katkılar veren Türkiye Gazeteciler Federasyonu’na bağlı Manavgat Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti ise kendisine üye olmayan gazetecileri organizasyona davet etmedi. Misafir gazetecilerin ağırlanmasına maddi manevi destek sağlayan Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ve bazı oda başkanları programa hem davet edilmiş hem de Manavgat Belediye Başkanının gazetecilere hitaben bir de konuşma yapma imkanı verilmiş.

Manavgat Basını Bu Yapısıyla Kamuoyu Oluşturabilir mi?

Aynı mesleği icra ettiği gazeteci meslektaşı olan “Merhaba Şelale Gazetesi” İmtiyaz Sahibi Mustafa Kutun, “Kanal Manavgat” Genel Yayın Yönetmeni Hidayet Özcan, “Manavgat Gerçek Gazetesi” İmtiyaz sahibi Recep Memili beyleri ve belki de daha kimleri organizasyona davet etmeyen ama Manavgat Belediye Başkanını, oda başkanlarını davet etmeyi ihmal etmeyen Manavgat Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı H. Avni Gelendost mesleki dayanışmanın ve nezaketin önemli bir örneğini Manavgat okurlarına göstermiştir. Yıllardır yerel iktidarlarca ezilen, fikirlerini siyasi ya da yerel baskılardan dolayı özgürce yazamayan, bazen ötekileştirilen, bazen görmezden gelinen, siyasete taraf olmak zorunda bırakılan, hoşa gitmeyen bir şey yazdığında kalemşorluk yapmakla suçlanan Manavgat basın emekçilerinin yaşadığı sorunları organizasyonun kamuoyuna açık kısmında H. Avni Gelendost’tun kendine has üslubuyla anlatması da ekran başında konuşmaları izleyen bizlere ayrı bir keyif verdi! Hak savunusunda Çiçero ve Seneca’dan sonra önemli retoriklerden birine imza atan hatta bunu bir şiirle de ölümsüzleştiren H. Avni Gelendost’a ayrıca teşekkürler! Manavgat Gazeteciler Cemiyeti başkanının ağzından Manavgat basın camiasının sorunlarının Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazeteciler önünde dile getirilmesi Manavgatlı basın mensuplarıyla sınırlı kalan sorunların herkesçe öğrenilebilmesini sağlamış hatta mensubu bulunduğu camianın nasılda birbirine kenetlenmiş bir hal de bulunduğunu cihanı aleme göstermeye yetmiştir!

Belediye Başkanının Şakası veya Mizah Anlayışının Sınırları

Gelelim Manavgat Belediye Başkanının mizah anlayışına ya da şakalaşmasına. Organizasyonda söz alan Niyazi Nefi Kara Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazetecilere; H. Avni Gelendost, köy, şiir, insanlık güzellemesi yaptıktan sonra yerel basına hakkının verilmesi gerektiğini belirterek 29 Ekim kutlamalarındaki Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekmenin verdiği sarhoşlukla olsa gerek anlatım bozukluğundan geçilmeyen bozuk bir Türkçe ile: “iktidarlar muhalefeti sevmez. Buradaki sesleri görünce ben dedim ki benden daha muhaliflermiş. Gazeteci demek muhalif olması demektir. İktidarlarında, işine pek gelmez. Siz doğrusunu yapıyorsunuz. Ben en çok beni en çok eleştirenleri çok seviyorum gazetecilerden. En çok samimi dostlarım onlar oldu süreçte. Birbirimizi tanıdıkça. Çünkü insan tabii ki de insan sevilmeyi övülmeyi çok sever ama insanı daha yukarıya taşıyan da o muhalif sesleri duyabilmesidir. Onu ne kadar çok duyabilirsek öyledir…” konuşmasını sonlandırdı. Atatürk’ün dil devriminden yeterince etkilendiği her halinden belli olan devrimci başkanımızın Türkçeye post modern ihtilalci bir tavırla yaklaşmasından kaynaklı hitaplarının içeriği, onun ne kadar da demokrat, hoşgörülü, eleştiriye açık bir idareci olduğunu sizlere düşündürtebilir.

Manavgat tarihinin mizah anlayışı ve Türkçeyi yerinde, doğru, güzel kullanma konularındaki önemli örneklerinden biri olan bu tarihi konuşmada verilen mesajlar acaba uygulama da hayata geçiriliyor mu?

Maalesef ki hayır. Neden mi?

Geçen hafta malum olduğu üzere Gezgin Adam Dergisi’nin 2024 yılının ilk nüshası “Niyazi Nefi Kara Özel Sayısı” başlığıyla basılı olarak yayınlandı. Niyazi Nefi Kara’nın ilk altı aylık dönemini eleştirel bir gözle fikir hürriyeti kapsamında tenkit eden dergimiz özellikle sol camiada ilgiyle karşılandı. Ne var ki Belediye yönetiminden bazıları bu eleştirileri hazmedememiş olacak ki Gezgin Adam Dergisi TV stüdyolarında yorum yapan bir gazeteci arkadaşımıza kendilerince yaptırım uygulamaya başladılar. Dergimizin yazımı, basımı ve tasarımında yer almayan otuz yıllık bir kalem erbabını önce eleştirel yazıları yazmakla suçladılar, arkasından belediye basın grubundan çıkardılar. Yani basın için hazırladıkları haberleri daha düne kadar “abi, abi” diye etrafında döndükleri, her yere davet ettikleri bir meslek büyüğüne göndermeme kararı aldılar.

Gezgin Adam Dergisi ve çevresine cevap veremeyerek hırslarını duayen bir gazeteciden çıkaran Manavgat Belediye yönetimine ne denilebilir? Aslında çok şey denir ama biz sadece sayın başkanın yukarıda bahsi geçen toplantıda söylediği: “Ben en çok beni en çok eleştirenleri çok seviyorum gazetecilerden. En çok samimi dostlarım onlar oldu süreçte. Birbirimizi tanıdıkça. Çünkü insan tabii ki de insan sevilmeyi övülmeyi çok sever ama insanı daha yukarıya taşıyan da o muhalif sesleri duyabilmesidir. Onu ne kadar çok duyabilirsek öyledir” sözlerini hatırlatmakla yetineceğiz.

Eleştirel yazı yazmayı, fikir beyanını kendisine yönelmedikçe hak ama kendisini hedef aldığında hak görmeyen bir zihniyetin ağzından çıkan sözler bizim nazarımızda kara mizahtan ya da şakadan başka bir şey değildir.

Fikir hürriyeti bir haktır, anayasal güvence altındadır. Manavgat Belediye Başkanının veya çevresinin isteklerine, dilek ve temennilerine göre de bu hak asla şekillenmeyecektir.

Gezgin Adam Dergisi’ne söyleyecek lafı olmayan bir zihniyetin eleştiriyi bir suçmuş gibi algılayıp gündemi değiştirmek için bir gazeteciyi suçlaması hatta ve hatta Manavgat solunda onu hedef göstermesi ve ona yaptırım uygulaması dergi çevremizden yükselen eleştirilerimizde ne kadar da haklı olduğumuzu bir kez daha göstermiştir.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti; kişiye, gruplara, partilere veya seçilmiş ya da seçilmişler tarafından atanan bürokratlara kısacası kendini layüsel zannedenlere mahsus değildir. Esenyurtlarda hak arama mücadelesine giden başkan, öncelikli olarak kendi kapısının önünü temizlemesi gerekir. Gazeteci büyüğümüze uygulanan ambargo tam da 1971 ve 1980 askeri faşizminin yansımasıdır. Lafa gelince eleştiri nutukları yeri gelince faşist yöntemler. Söyler misiniz sahi siz neyi savunuyorsunuz?

Şükrü Sözen Gezgin Adam Dergisi Saflarında Mı?

Belediye yönetimine yakın çevrelerden sızdırılan, bazı CHP’liler arasında konuşulan veya kalem tetikçiliğine hazır olduğu mesajlarını veren ya da Şükrü Sözen’e geçmişten kalan hıncını almak için fırsat kollayan bazı isimler Gezgin Adam Dergisi ile Şükrü Sözen arasında bir ünsiyet bağı olduğunu dile getirmiş veya bunu ima etmişlerdir. Hatta bazıları ahlaksızca dergimizin masraflarının Şükrü Sözen tarafından karşılandığını söylemiştir. Gezgin Adam Dergisi’nin ne Şükrü Sözen’in ne de başka birinin maddi ya da ilmi gücüne ihtiyacı yoktur. Okuma alışkanlığından uzak arkadaşlar Gezgin Adam Dergisi’nin yazılarını okusaydı eğer en az N. Nefi Kara kadar Şükrü Sözen’i de şiddetli bir şekilde geçmişte eleştirdiğimizi görebilirlerdi. Yalana veya karalamaya gerek yok. Bizim üzerimizden de Şükrü Sözen’e iftira atmanıza hiç mi hiç gerek yok!

Gezgin Adam Dergisi’nin mefkuresi açıktır, nettir. Eğer biri bunu anlayamıyorsa henüz mümeyyiz olamamıştır. Dergi çevremiz, kişiler üzerinden devam eden zihniyetleri, yanlış uygulamaları, mütekebbir davranışları, muvazaa kokan fiilleri, garibanın hakkını savunması gerekirken bunu yapmayarak onların ezilmesini seyreden yetkilileri, Türk modernleşmesini sekteye uğratanları, sermaye yanlısı politikaları güdenleri eleştirmektedir: “Hak geldi batıl zail oldu. Şüphesiz ki batıl yok olmaya mahkumdur”. Önemli gördüğümüz her konu da yazar, konuşur imkân dâhilinde güncel gelişmelerin haberlerini kamuoyuna aktarırız. Gazetecilik faaliyeti yürütme gibi bir iddiamız hiçbir zaman olmadı, olmayacakta. Bu kararı verecek olan sokaktaki yurttaşımızdır. Bundan dolayı TGF 11. Genel Kuruluna davet edilmememizi normal karşılarken yukarıda ismini andığımız isimlerin davet edilmemesini doğru bulmuyoruz. İddiamız fikir hürriyeti kapsamında düşüncelerimizi halka açıklamaktır. Dileyen okur, izler, dinler; dileyen yayınlarımızı takip etmez.

“Ben Konuşmayı Pek Beceremem” Dedi ve Gitti

Sözlerine: “Ben konuşmayı pek beceremem” diyerek başlayan Gelendost’un basın camiasının hak ve hukukunu dile getirmede sınıfta kaldığı açıktır. Sayın Gelendost’un yerel yönetimce baskıya maruz bırakılan meslektaşını (zaman zaman yaptığı haberlerini, çektiği fotoğraflarını kendi gazetelerinde kullandığı arkadaşına, etkinliklerde şakalaştığı, sohbet ettiği ahbabını) mağdur eden bir yöneticiyi eleştireceğine onu iltifatlar yağdırması manidardır. Meslektaşına sahip çıkmada cimri, eleştiri de mütevazı davranan sayın Gelendost’un nasıl bir gazetecilik ve cemiyet başkanlığı anlayışı içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Evet sayın Gelendost “Ben konuşmayı beceremem” derken meğerse çok doğru söylüyormuşsunuz. Eleştiriye tahammül edemeyen, yıldırma politikalarıyla habercilik derdinde olan bir gazeteciyi baskılarla tasfiye etmeye çalışan ceberrüt yerel yönetime karşı gerçekten konuşmayı beceremediniz. Sayın Gelendost’a sormadan edemeyeceğim: “Sayın Gelendost yazıya konu edilen gazeteci arkadaşımız cemiyetinize üye olsaydı tavrınız yine aynı mı olurdu?” Bu noktada Manavgat’ta gazeteci olduğunu iddia edenlere de şu soruyu soruyorum, Niyazi Nefi Kara’nın basın üzerinden başlattığı istibdat düzenini kabul edecek misiniz? Siyaset yaptığını ileri süren partilerin ilçe başkanlıkları bir gazeteciye yapılan baskıyı ve yaptırımı kınamaya niyetleri var mıdır? STK’lar fikir hürriyetini, demokratik eleştiri hakkını savunmayacak mı?

Sanırım bu sorulara cevap alamayacağız. Ne de olsa kentimiz “demokratur”dan geçilmiyor. Bu arada gazeteci büyüğümüzü dışlayan, kamu gücünü kullanarak onu sindirmeye ve yıldırmaya çalışan Manavgat Belediye Başkanlığı yönetimini, yöneticilerini bilhassa da basın birimini şiddetle protesto ediyorum. Baskılarınız, kurmaya çalıştığınız istibdat düzeniniz kimseyi yıldıramayacaktır.

 

ATATÜRK CUMHURİYETİ’NİN MANAVGAT’TAN KALKAN CENAZESİ

0

Atatürkçülüğün ne olduğu, neyi ifade ettiği uzun süredir tartışılan bir konu olduğu herkesçe malumdur. Her görüşün kendine göre eğip büktüğü Atatürkçülüğün ne olduğu veya olmadığı konusunda Atilla İlhan’dan Taha Akyol’a Fikret Başkaya’dan Kadir Cengizbay’a kadar birçok düşünce insanı yazmış, çizmiştir. Hatta bir dönem güç ve kudreti ellerinde bulunduran 1960, 1971, 1980 cuntacıları da anladıkları ölçüde Atatürkçülüğü üniversiteler, eğitim sistemi ve muhtelif kurumlar üzerinden topluma sistematik olarak aktarma yoluna da gitmişlerdi.

1980 askeri darbe sonrasında cuntanın lideri Kenan Evren, Kemalizm’in 70’lerde sol bir kimliğe oturmasından duyduğu rahatsızlıktan dolayı Kemalizm’e müdahalede bulundu. Bu nokta da Kemalizm’in ilkelerini yıkmak için kurdurulan Atatürkçü Düşünce Dernekleri cuntanın istediği hedefler doğrultusunda siyaset sahnesinde yerlerini aldılar. İlerleyen süreçte de sisteme entegre olarak Atatürkçülük kavramının özünden koparılmasına destek vermiş oldular.

İşin hazin tarafı Atatürkçü Düşünce Dernekleri bugün de aynı hatalar silsilesi içinde varlıklılarını sürdürme gayretinde olmalarıdır. Atatürk’ün Cumhuriyetçilik ilkesinde belirttiği milletin egemenliği olgusunu, cumhuriyetin kuruluşunun yıldönümlerinde, 5 yıldızlı salonlarda ‘Cumhuriyet Balolarında’ kutlayarak milli egemenlikten cumhursuz bir Atatürkçülüğü anladıklarını açıkça görmekteyiz.

Atatürkçülüğü elitist dar kalıplara sokan bu anlayış sadece ADD’de değil CHP, DSP içerisinde de yıllarca gördük.

Baykal’ın CHP’yi 1992’de yeniden açarak akabinde SHP ile birleşmesinden sonra Cumhuriyet rejimini koruma adına verdiği sert tepkiler CHP’yi hatta Ecevit’in DSP’sini Cumhuriyetle özdeşleştirdi.  Özdeşleştirdi özdeşleştirmesine ama CHP bunun hakkını çoğu kez veremedi. Şu an Manavgat’ta olduğu gibi.

Bugün ortalama bir Türk vatandaşı ilk ve orta öğrenimini tamamladıysa Atatürk’ün merkezi modernleşme hamlelerinin Cumhuriyetin özünü oluşturduğunun farkındadır. Merkezi modernleşme hamlelerinin ve hedeflerinin toplamı olan Cumhuriyetin yapısına, işleyişine, dayandırılan ilkelerine karşı 101 yıl içerisinde Şeyh Sait’ten tutun da, Dersim’e, Dersim’den Ali İhsan Sabis Paşa gibi Turanistlere, Turanistlerden Hikmet Kıvılcımlı gibi Komünistlere, Said Nursi gibi İslamcılara kadar muhalif kesimlerin eleştirdiği karşı çıkışta bulunduğu malumdur.  Muhalefetin ortaya çıkması normaldir, anormal olan insaf sınırları dışında olguları ve olayları değerlendirmektir.

Manavgat’a Dayatılan Eğlence Anlayışına Cumhuriyet Kutlaması Denemez!

Gelelim 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinin Manavgat’ta şirazeden çıkmasına. Son 44 yıllık dönemde Türkiye’nin kaderini çizen Atatürkçü Cumhuriyet anlayışı hem sağ hem de sol partilerce Türkiye’nin dört bir yanında sulandırıldı. Resmi devlet törenlerine karşı ekseriyeti CHP’li il ve ilçe örgütlerince yapılan alternatif törenler, sağcı, solcu partilerin yönettiği belediyelerin eğlenceye dayalı kutlamaları Cumhuriyetin anlamını ve Cumhuriyet etrafında devam eden siyasi, politik düşünce eksenli tartışmaları gölgede bıraktı. Hatta Cumhuriyetin halka ulaştırılması gereken mahiyetini de çöp etti. Bir şehirde insanlar eğer Cumhuriyet kutlamalarında konsere Popçu mu yoksa Türkücü mü getirelim konusunu tartışıyor ve Cumhuriyet haftasında konuyla ilgili konferanslar, halkı aydınlatıcı çalışmalar yapılmıyorsa vay halimize.

Cumhuriyetin İlanını mı Kutladık Yoksa Düğün Eğlencesine mi Katıldık?

Bu vahim tablonun görüldüğü yerlerden biri de maalesef ki Manavgat. 29 Ekim geride kaldı. Peki, akılda ne kaldı? Kürtçe şarkılarında söylendiği, zafer işaretlerinin havada uçuştuğu, yerel idarecilerin halay çektiği etkinlikler. Gel de Ziya Gökalp’in Hars ve Tezhib yazısını hatırlama. Ne diyordu Gökalp bu yazısında: “halk kendi kültürüne tabidir ama aydınlar ve yol göstericiler medeni dünyaya uygun etkililik içerisinde olmalıdırlar”. Yani kendini lider, aydın ve bilimsel ilan eden yerel idarecimiz halay başı olmaktan vaz geçip Manavgatlıya Atatürkçü Cumhuriyetin mahiyetini gösterebilecek faaliyetler içerisinde olmalıydı, makamının ağırlığını ve sorumluluğunu taşımalıydı.

Neyi Kutladığınızın Farkında mısınız?

Cumhuriyetin ilanını sadece hükümet biçiminin belirlenmesi zanneden mevcut CHP’li Belediye Başkanı ve CHP İlçe Örgütü büyük yanılgı içindedir. 29 Ekim 1923 tarihinde kabul edilen 364 sayılı yasa ile 1921 anayasasının sadece hükümet biçimini belirleyen 1. maddesi değiştirilmedi. 364 sayılı kanun, anayasanın 2. maddesini de değiştirerek “devletin dini İslam’dır” ve “resmi dili Türkçedir” ibarelerini de Anayasa’ya ekledi. 1928 yılında 1924 Anayasası’nda değişikliğe gidilirken “devletin dini İslam’dır” maddesi Anayasa’dan çıkarılmış ancak resmi dil Türkçedir ibaresi korunmuştur. Böylelikle bir Osmanlı Anayasası olan 1876 Kanuni Esasiye’de zikredilen, kurucu bir anayasa olan 1921 Teşkilatı Esasiye Anayasalarının resmi dilin Türkçe olması ilkesine sahip çıkılmıştır. Hepimizce malumdur hükümet şeklinin Cumhuriyet resmi dilin Türkçe olması tüm Cumhuriyet devri anayasalarının ortak maddesidir. Çünkü bu madde devletin kimliğini, tarihsel kökünü, nerden gelip nereye gitmesi gerektiğini gösteren kültürel ve medeni aidiyetlerini göstermekteydi. Söz konusu madde hem 1961 hem de 1982 anayasasında genişletilerek muhafaza edilmiştir.

Yani siz bugün 29 Ekim’i kutlarken, ayrıca Türkçe’nin de resmi dil sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal sistemine de girmesini kutluyorsunuz.

Son günlerde Anayasa’nın değiştirilmesi özellikle de ilk üç madde de yer alan ilke ve prensiplerin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından tartışmaya açıldığı bir dönemde, açılım adı verilen bir kısır döngüye ülkenin yeniden girdiği bir aşamada Kürtçe şarkıların Cumhuriyet Bayramı’nda okutulmasını nasıl değerlendirmeliyiz? Acaba CHP ve CHP’li Belediye Başkanı partisinin altı okundan biri olan “Ulusçuluk” tan vazgeçti mi şeklinde mi yoksa resmi dil tartışmalarında safını belli ettiği şeklinde mi yorumlamalıyız?

Belediye Başkanı mısınız, Halay Başı mı?

Şunu da söylemeden geçmeyelim. Bu kutlamalar yeni yapılmıyor. 15 yıldır Şükrü Sözen, 10 yıl Zeynel Şenol dönemlerinde de bu kutlamalar yapıldı. Peki ismi anılan belediye başkanları döneminde Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinde Kürtçe şarkılar okundu mu, Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekilip zafer işaretleri kameralara gösterildi mi? Sayın başkan siz Belediye Başkanı mısınız yoksa halay başı mısınız?

Unutmayın Resmi Dil Türkçedir!

Şimdi birileri kalkıp da her zamanki gibi Gezgin Adam Dergisi çevresine Türkçülük yapıyorsunuz, Kürt ve Kürtçe düşmanısınız demesin! Çünkü biz Kürtçeye ya da başka bir lisana karşı çıkmayız. Allah’ın yarattığı her dil güzeldir, özeldir. Irkçılık da yapmayız dinimize terstir. Halaya da karşı olmayız halkın bir gerçeğidir. Ama 29 Ekim’de kamu kurumunun bir organizasyonunda Kürtçe şarkıların okunması ve bunun eşliğinde halay çekilmesi de normal bir şey değildir. Resmi dilin Türkçe ilan edildiği 29 Ekim’de bir kamu idaresi Kürtçe şarkı okutturabiliyorsa bu o kurumun veya başındaki yöneticilerinin ya neyi kutladığını bilmediğini ya da ideolojik tutum ve davranışının CHP’nin tarihsel geçmişine uygun olup olmadığını ayırt edemediğini yani siyaseten acemi olduğu anlamına gelir. Manavgat Belediyesi ve CHP 29 Ekim’de konseri canlı yayınlarken Kürtçe şarkılar esnasında zafer işareti yapanları gözümüzün içine sokarcasına gösteriyorsa burada iyi niyet yoktur.

Konserin açılış konuşmasında Atatürk’ün yolundan yürüyoruz, Torosların Yörük çocuklarıyız ve ona layık olmaya çalışıyoruz diyen Manavgat Belediye Başkanı N. Nefi Kara, Atatürk’ün açtığı bilimin yolundan ilerlediğinden bahsederken kendisine Atatürk’ün kendi döneminde katıldığı Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinde bu türlü tavır ve davranışların yapılıp yapılmadığını sorması gerekmektedir. Daha dün kadınlar kahvesi açan sayın başkan o çok yakıştığı okey masasında acaba okey oynarken ve okeyin faydalarını kahve duvarına yazdırırken konser konuşmasında övgüyle bahsettiği, takipçisi olduğunu ileri sürdüğü Atatürk’ün bilimselliği hiç aklına gelmemiş miydi? Uzun lafın kısası Atatürk Cumhuriyeti’nin Cenazesi Manavgat’tan CHP’li bir belediye başkanı tarafından 29 Ekim gecesi kaldırıldı. Allah rahmet eylesin!

MANAVGAT BELEDİYESPOR, 2 EYLÜL FK 3-0 İLE GEÇTİ

0

Manavgat Belediyespor ligin beşinci haftasında karşılaştığı Eskişehir ekiplerinden 2 Eylül Futbol Kulübünü 3-0 mağlup ederek haftayı 3 puanla kapattı.
15. dakikada Turgay’ın ayağından bulduğu golle rakibi karşısında 1-0 öne geçen Manavgat Belediyespor 44. dakikada 2 Eylül FK’den Egemen Günce’nin kırmızı kart görmesiyle maçı domine etmeyi başardı.


İlk yarının uzatmalarında Kürşat ile bulduğu golle maçı 2-0’a taşıyan yeşil beyazlı ekip 78. dakikada Cihan’ın attığı golle maçı 3-0 kazanarak 5 maç sonunda 15 puanla zirvede yoluna devam etti. 2 Eylül Futbol Kulübü ise 3 puanla alt sıralarda kaldı.

Manavgat Belediyespor ligin 6. haftasında deplasmanda Tarsus İdman Yurdu ile karşılaşırken Eskişehir ekiplerinden 2 Eylül FK kendi evinde Akşehir Spor ile karşılaşacak.

RECEP MEMİLİ İLE GÜNÜN YORUMU YENİ BÖLÜMÜ İLE YAYINDA

0

“Recep Memili ile Günün Yorumu” yeni bölümü yayında.

Side Turizm Bölgesinde yaşanan gelişmelerin ve Side turizm esnafının yanlış politikalarla yaşadığı sıkıntıların detaylıca yorumlandığı programa tüm okurlarımız davetlidir. İyi seyirler…

CUMHURU OLMAYAN CUMHURİYET

0

Cumhuriyet, 101. yaşını konserler, nutuklar ve fener alaylarıyla kutlasa da hala etrafında bitmeyen ve bitmeyecek olan tartışmaları da yaşamaya devam ediyor. Peki Cumhuriyet daha ilan edildiği yıldan başlamak üzere neden hep tartışıldı ve tartışılıyor?

Bu soru Cumhuriyetin ilk elitlerinden olan ve sonrasında Halk Fırkasına muhalif olarak ortaya çıkan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasındaki siyasilerce Cumhuriyetin ilanı sürecinde kendilerinden muvaffakiyet ve görüş alınmaması şeklinde cevaplanmıştı. İslamcılar 1928 Anayasa değişikliği ile İslam Cumhuriyeti’nin tarihe karışmasından duydukları rahatsızlıkla, bazı komünistler ise Mustafa Suphi ve 14’lerin kanı üzerinde kurulan Cumhuriyette kendilerine pay verilmemesi şeklinde cevaplamıştır. Turanist cenah Cumhuriyetin ulusalcı yorumunun revizyonist Pan Turanist siyasete uygun olmamasından dolayı tartıştıklarını hep dile getirmişlerdi. Kendilerini ikinci Cumhuriyetçi diye tanımlayan taife ise cumhuriyet tartışmasını sosyolojik bir boyuta evirerek asker-sivil ilişkileri çerçevesinde Şerif Mardin’in de etkisiyle olsa gerek merkez- çevre yani seçkinler- sıradan yurttaşlar bağlamında atanmışlar-seçilmişler kavgası şeklinde tartışmayı başka bir alana taşıdılar.

Aslında bu tartışmaların önemli bir kısmı Atatürk’ün temsil ettiği “Türk modernleşmesi” etrafında şekillendiğini söylesek sanırım pek de yanlış olmaz. Nev ar ki bu tartışmalar hiçbir zaman halka inmedi zaten inmesine de gerek yoktu. Çünkü halkın önceliği hiçbir zaman Cumhuriyetin nitelikleri veya tanımı ya da ulaşmak istediği hedefler olmadı. Dolayısıyla da Cumhuriyetin halkın nazarındaki yegâne anlamı, ülkeyi bir hanedanın yönetmemesi oldu. Retorikte usta olan, efelenmeyi bilen ya da dindar veya çobanlıktan mühendisliğe hikayesini yazabilen herkes onun için uygun bir idareci olabilirdi. Ne de olsa günün sonunda herkes işten eve gelecek ve sofrasındaki nimetin bolluğuna ya da tencerenin boş olmasına bakacaktı. İş, aş ve bolluk olduktan sonra kimin hangi görüşle, hangi anayasal ilkelerle yönettiğinin bir anlamı da olamazdı. Dolayısıyla bıktıran anayasanın ilk üç maddesi ve onu koruyan dördüncü madde tartışmalarının çek, senet ödemelerine boğulan küçük esnafı, kira derdinde veya çocuğunu okutma sıkıntısındaki orta alt gelir grubundakileri ya da kasaptan et almakta zorlanan emekli, asgari ücretliyi ilgilendirdiğini söylemek zor. Peki böyle bir cumhurun yani halkın yönetimi olabilir mi?  Elbette ki olamaz. O yüzen iktidarlarını hep var etmeye çalışan siyasetin, bürokrasinin köşe başlarını tutanlar halkı ne kadar geçim savaşının içine çekerlerse o kadar cumhursuz bir cumhuriyetin sahipleri olacaklarını bilmekteydiler.

101. yılına giren Cumhuriyet yönetimi ifade özgürlüğünün sınırları, etnik ve kültürel hakların içeriği, din, vicdan, kanaat hürriyeti, yeniden gündeme gelen açılım meselesi, cemaat, tarikat, STK meseleleri konularında ne yazık ki felsefi bir perspektif yakalayamadı. Bundan dolayı Cumhuriyet kutlamalarında başarısızlığı arşı alaya çıkmış yöneticiler el birliği ile hala Atatürk’ün nevi şahsını başarısızlıklarını ört bas etmede rahatlıkla kullanıyorlar. Özellikle vatandaşla doğrudan muhatap olan belediyelerin tamamı başarısızlıktaki paylarını sorgulamadan cumhuriyet kutlamalarını “sarı saçlı mavi gözlüm” şarkıları etrafında ya da Haluk Levent’in sesiyle özdeşleşen “İzmir Marşı” ile geçiştirmeye devam edebiliyorlar. Devlet protokolünün katıldığı törenler ise hala fi tarihinden kalan şiirler, birbirinin tekrarı olan konuşmalar, çocuk veya gençlerin bayrak dalgalandırmalarıyla tamamlanabiliyor. Yani onlarda da vatandaşın karşısına geçip ya da TBMM görüşmelerinde birbirlerine karşı “biz de şura da hata yaptık” diyemiyorlar.

Dışardan bakarsan Cumhuriyet yöneticileri tüm sorunları çözdü. Ama çözemedi sadece çözüldüğü ya da hiçbir şeyle ilgilenmeyen halkın bir bölümüne “sorun yok, her şey yolunda” mesajını vermeye çalıştı. Peki bunu Cumhuriyet rejimi mi öngördü? Tabi ki hayır. Bu madrabazlığı yapanlar hep ucuz yalan ve vaatlerle halkı oyalayan, kandıran politikacılar, ehliyete ve liyakate bakılmadan ataması yapılan bürokratlar, kraldan çok kralcı olan eşraf ve yerel siyasetçi hatta devlet tarafından burjuva atanan sermaye sahipleriydi. Bu sefil güruh bizleri aldatırken bunu uydurma bir başarı öyküsüyle süsleyerek, jönlere taş çıkaran hareketlerle kendi hayat hikayelerine gizledikleri süslü palavralarla gözümüze sokmayı da ihmal etmediler.

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz

CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENLERİ MANAVGAT CUMHURİYET MEYDANINDA BAŞLADI

0

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları 28 Ekim Pazartesi günü Manavgat Cumhuriyet Meydanında düzenlenen törenlerle resmen kutlanmaya başlandı.

Başta Manavgat Kaymakamlığı olmak üzere devlet kurumlarının, siyasi parti temsilciliklerinin ve STK’ların çelenk sunumu ile başlayan törenler protokol konuşmalarıyla devam etti. Vatandaş ve öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği törenler, resmi ve özel okullarda da devam etti.

MANAVGAT BELEDİYESPOR’DAN DÖRT DÖRTLÜK GALİBİYET

0

Isparta deplasmanında Keçiborlu Belediye Spor ile bugün saat 14:00’da Keçiborlu Belediye Spor ile karşılaşan Manavgat Belediyespor sahadan dört sıfırlık skorla ayrıldı.

Manavgat Belediyespor elde ettiği bu galibiyetle beraber Eskişehir Spor ile birlikte aynı puan ve averajla 1. Ve 2. sırayı paylaştı.

Keçiborlu stadyumunda oynanan maçı Hakemler Umut Yalçın, Onur Akıncı, Yeşim Sur, Aykut Çetinkaya dörtlüsü yönetti.

Maçın 10 dakikasında penaltı kazanan Manavgat Belediyespor, Alkın Arıcı’nın penaltıyı  gole çevirmesi ile Keçiborlu Belediye Spor karşısında 1-0 öne geçti.

Dakikada Yine Alkın Arıcı’nın ayağından bulduğu golle 2-0 öne geçen Manavgat Belediyespor, 37. dakikada Tugay’ın attığı golle ilk yarıyı 3-0 önde kapattı.

İkinci yarıya da fırtına gibi giren Manavgat Belediyespor 47. dakikada Akın Arıcı’nın bir gol daha bulmasıyla maçı dört sıfır kazandı. Akın Arıcı böylelikle 2024-2025 sezonunda Manavgat Belediyespor’da ilk hat trick yapan futbolcu oldu.

Kanal Manavgat ekranlarından Hidayet Özcan ve Recep Memili’nin anlatımıyla yayınlanan maça Manavgat taraftar grubu Green Boys yoğun bir katılım göstererek 90 dakika boyunca takımına destek verdi.

Maçın önemli anlarını ve gollerini yukarıdaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz.

AGD MANAVGAT CİBALİYE KATLİAMINI PROTESTO ETTİ

0

Manavgat’ın vicdanı ve mazlumların temsilcisi olarak gür bir seda ile haksızlıklara ve zulme karşı duran AGD Manavgat Temsilciliği, İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampında gerçekleştirdiği katliamı Manavgat Külliye Camiinde Cuma Namazı çıkışında protesto etti.

AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök

AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök’ün basın açıklaması şu şekildeydi:

“YETER ARTIK, KALKIN AYAĞA! Bir yılı aşkın bir süredir soykırım altında inleyen Gazze’de her geçen gün yeni bir katliam işlenmektedir. Filistin ve Lübnan direnişi karşısında rezil olan Siyonist İsrail rejimi güçleri, içerisinde bulunduğu durumun acısını sivillerden çıkarmaktadır. Bu bağlamda son olarak Gazze’nin Cibaliye bölgesinde yeni bir vahşete imza atan İsrail güçleri, 150’yi aşkın kardeşimizi şehit etmiştir. Cibaliye’de sivilleri tam anlamıyla ablukaya alan Siyonistler her türlü insanlık dışı muameleyi uygulamaktadır. Siyonist İsrail güçleri, sivillerin hiçbir yere ve hiçbir şeye ulaşmaması adına çeşitli zulümler gerçekleştirmektedir. İslam ülkelerinin liderlerinin acziyet ve sessizliğinden güç alan Siyonist İsrail rejiminin katliamlarının mevcut şartlar altında durmayacağı aşikardır. Öyleyse içerisinde bulunulan şartlar değişmeli ve İslam ülkelerinin liderleri akıllarını başlarına almalıdır. Yaşananlar karşısında sessizliğini koruyan yahut söz ile yetinen Müslüman idareciler bilmelidir ki; İsrail’e karşı harekete geçmedikleri takdirde sıra er ya da geç kendi ülkelerine de gelecektir. Öyle ki; Bugün Gazze ve Lübnan’da soykırım ateşi yakan Siyonizm’in üzerine beton dökülmedikçe söz konusu ateş İslam coğrafyasının tamamına yayılacaktır. Bizler Siyonizm’in kökünü kurutmaya yeminli Anadolu insanları olarak belirtiyoruz ki; Gazze Soykırımı’nın henüz başında “Yeşaya Kehaneti”nden bahseden Netanyahu’nun anlayacağı tek dil güçtür. Arzı Mevud Bakanlığı kurmak suretiyle topraklarımıza göz diken İsrail rejiminin anlayacağı tek dil güçtür. PKK ve DEAŞ gibi terör örgütleri aracılığıyla ülkemizi her fırsatta kana bulamaya yeltenen Siyonistlerin anlayacağı tek dil güçtür. Bu bağlamda; Başta kendi ülkemizin yöneticileri olmak üzere tüm İslam ülkelerinin liderlerinden bir an evvel İsrail rejimine karşı harekete geçmelerini istiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinden İsrail rejimine giden petrol istemiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinin başkentlerinde İsrail büyükelçilikleri görmek istemiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinin İsrail ile herhangi bir ilişki içerisinde olmasını istemiyoruz. Peki biz ne istiyoruz? Bir an evvel İsrail ile tüm ilişkilerin kesilmesini istiyoruz. Bir an evvel İslam Barış Gücü’nün oluşturulup İsrail rejimine müdahale edilmesini istiyoruz. Bir an evvel İslam Birliği’nin kurulmasını ve İsrail’in İslam coğrafyasının ortasından çıkarılmasını istiyoruz. Ve tüm bunlar için tüm İslam ülkelerinin liderlerine sesleniyoruz; Siz ayağa kalkmadığınız sürece Gazze vs Lübnan’da soykırım sürecek. Siz ayağa kalmadığınız sürece Siyonizm mikrobu tüm coğrafyamızı saracak. Aksi takdirde; Yarın Ebu Ubeyde çıkıp da “Ey İslam ülkelerinin liderleri! Biz İsrail’i yendik ama sizi yenemedik” deyince bir ihtimal yüzleriniz kızaracak. Ey İslam ülkelerinin liderleri; Yeter artık, kalkın ayağa!”

MANAVGAT KADIN PLATFORMU KADIN CİNAYETLERİNİ PROTESTO ETTİ

0

Manavgat Kadın Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasıyla kadın cinayetleri ve hayvan katliamları protesto edildi.

Manavgat Kadın Platformu bünyesinde yer alan Manavgat Bağımsız Gençleri Derneği, EMEP ve TİP Manavgat Temsilcileri gibi çok sayıda STK ve siyasi parti temsilcisi katıldığı basın açıklamasına kamuoyundan yeteri destek gelmedi.

Platform adına basın açıklamasını EMEP temsilcisi Yazgülü Tunca gerçekleştirildi. Son günlerde ülkenin farklı noktalarında yaşanan kadın cinayetleri ve hayvan katliamlarının protesto edildiği açıklamada AK Parti iktidarı şiddetli bir şekilde eleştirildi.

Basın açıklamasının tamamını yukarıdaki Youtube linkini tıklayarak izleyebilirsiniz. #gezginadamdergisi #manavgat #side #antalya