Ana Sayfa Blog Sayfa 124

AGD MANAVGAT CİBALİYE KATLİAMINI PROTESTO ETTİ

0

Manavgat’ın vicdanı ve mazlumların temsilcisi olarak gür bir seda ile haksızlıklara ve zulme karşı duran AGD Manavgat Temsilciliği, İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampında gerçekleştirdiği katliamı Manavgat Külliye Camiinde Cuma Namazı çıkışında protesto etti.

AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök

AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök’ün basın açıklaması şu şekildeydi:

“YETER ARTIK, KALKIN AYAĞA! Bir yılı aşkın bir süredir soykırım altında inleyen Gazze’de her geçen gün yeni bir katliam işlenmektedir. Filistin ve Lübnan direnişi karşısında rezil olan Siyonist İsrail rejimi güçleri, içerisinde bulunduğu durumun acısını sivillerden çıkarmaktadır. Bu bağlamda son olarak Gazze’nin Cibaliye bölgesinde yeni bir vahşete imza atan İsrail güçleri, 150’yi aşkın kardeşimizi şehit etmiştir. Cibaliye’de sivilleri tam anlamıyla ablukaya alan Siyonistler her türlü insanlık dışı muameleyi uygulamaktadır. Siyonist İsrail güçleri, sivillerin hiçbir yere ve hiçbir şeye ulaşmaması adına çeşitli zulümler gerçekleştirmektedir. İslam ülkelerinin liderlerinin acziyet ve sessizliğinden güç alan Siyonist İsrail rejiminin katliamlarının mevcut şartlar altında durmayacağı aşikardır. Öyleyse içerisinde bulunulan şartlar değişmeli ve İslam ülkelerinin liderleri akıllarını başlarına almalıdır. Yaşananlar karşısında sessizliğini koruyan yahut söz ile yetinen Müslüman idareciler bilmelidir ki; İsrail’e karşı harekete geçmedikleri takdirde sıra er ya da geç kendi ülkelerine de gelecektir. Öyle ki; Bugün Gazze ve Lübnan’da soykırım ateşi yakan Siyonizm’in üzerine beton dökülmedikçe söz konusu ateş İslam coğrafyasının tamamına yayılacaktır. Bizler Siyonizm’in kökünü kurutmaya yeminli Anadolu insanları olarak belirtiyoruz ki; Gazze Soykırımı’nın henüz başında “Yeşaya Kehaneti”nden bahseden Netanyahu’nun anlayacağı tek dil güçtür. Arzı Mevud Bakanlığı kurmak suretiyle topraklarımıza göz diken İsrail rejiminin anlayacağı tek dil güçtür. PKK ve DEAŞ gibi terör örgütleri aracılığıyla ülkemizi her fırsatta kana bulamaya yeltenen Siyonistlerin anlayacağı tek dil güçtür. Bu bağlamda; Başta kendi ülkemizin yöneticileri olmak üzere tüm İslam ülkelerinin liderlerinden bir an evvel İsrail rejimine karşı harekete geçmelerini istiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinden İsrail rejimine giden petrol istemiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinin başkentlerinde İsrail büyükelçilikleri görmek istemiyoruz. Bizler; İslam ülkelerinin İsrail ile herhangi bir ilişki içerisinde olmasını istemiyoruz. Peki biz ne istiyoruz? Bir an evvel İsrail ile tüm ilişkilerin kesilmesini istiyoruz. Bir an evvel İslam Barış Gücü’nün oluşturulup İsrail rejimine müdahale edilmesini istiyoruz. Bir an evvel İslam Birliği’nin kurulmasını ve İsrail’in İslam coğrafyasının ortasından çıkarılmasını istiyoruz. Ve tüm bunlar için tüm İslam ülkelerinin liderlerine sesleniyoruz; Siz ayağa kalkmadığınız sürece Gazze vs Lübnan’da soykırım sürecek. Siz ayağa kalmadığınız sürece Siyonizm mikrobu tüm coğrafyamızı saracak. Aksi takdirde; Yarın Ebu Ubeyde çıkıp da “Ey İslam ülkelerinin liderleri! Biz İsrail’i yendik ama sizi yenemedik” deyince bir ihtimal yüzleriniz kızaracak. Ey İslam ülkelerinin liderleri; Yeter artık, kalkın ayağa!”

MANAVGAT KADIN PLATFORMU KADIN CİNAYETLERİNİ PROTESTO ETTİ

0

Manavgat Kadın Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasıyla kadın cinayetleri ve hayvan katliamları protesto edildi.

Manavgat Kadın Platformu bünyesinde yer alan Manavgat Bağımsız Gençleri Derneği, EMEP ve TİP Manavgat Temsilcileri gibi çok sayıda STK ve siyasi parti temsilcisi katıldığı basın açıklamasına kamuoyundan yeteri destek gelmedi.

Platform adına basın açıklamasını EMEP temsilcisi Yazgülü Tunca gerçekleştirildi. Son günlerde ülkenin farklı noktalarında yaşanan kadın cinayetleri ve hayvan katliamlarının protesto edildiği açıklamada AK Parti iktidarı şiddetli bir şekilde eleştirildi.

Basın açıklamasının tamamını yukarıdaki Youtube linkini tıklayarak izleyebilirsiniz. #gezginadamdergisi #manavgat #side #antalya

RECEP MEMİLİ İLE GÜNÜN YORUMU YENİ BÖLÜMÜ İLE YAYINDA

0

Manavgat Gerçek Gazetesi imtiyaz sahibi ve Gezgin Adam Dergisi Tv yorumcularından Recep Memili’nin haftalık yorumu Gezgin Adam Dergisi Tv’de yayınlandı.

Oymapınar Barajı üzerinde yapılması planlanan “Yüzer GES” konusunun işlendiği Recep Memili ile Günün Yorumu’na yukarıdaki linkten izleyebilirsiniz. İyi seyirler…

OYMAPINAR GES YÜZER GES TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

0

Manavgat Oymapınar Barajında yapılması planlanan “Yüzer GES” için Oymapınar Mahallesinde bir toplantı yapıldı.

Manavgatlıların, siyasilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, projeye talip şirket temsilcilerinin katıldığı toplantıda taraflar beklentilerini ve görüşlerini paylaştı.

Toplantıda yaşananlar Gezgin Adam Dergisi TV’de yayınlanmıştır. İyi seyirler…

İyi Ki Öküzüm… Ya İnsan Olsaydım!

0

Filozof Öküz’ün ahlak anlayışı: “İneksen inekliğini, öküzsen öküzlüğünü bil! Yeter ki insan olma…”

Filozof Öküz Mööleroğlu’ndan bir mektup aldım. Saygısız İnsanlara “öküz” diye hakaret edilmesine isyan ediyor. “Ne insanlığımızı gördünüz de cinsimizi hakaret unsuru olarak kullanıyorsunuz?” diye başlayan mektup şöyle devam ediyor:

SENDEN VİCDANLIYIM

“Ben öküzlüğümle gurur duymaktayım ve vicdanım rahat,

Ey insan! Ey Eşrefi mahlûkat!

Sen de rahat bir vicdanla insanlığından gurur duyuyor musun?

Ben tek başıma bir mandıra gibiyim.

Eşim inek ile birlikte bir ailenin hayatına girince, onların hem geçimini sağlar hem de geleceği kurmalarına destek veririz.

Etimizle karınlarını doyurur, sütümüzle besleriz.

Derimizle giydirir, kemiğimizle eğlendiririz…

Kuyruğumuz müzik aletine destek olurken, soğuk kış gecelerinde sıcaklığımızla bir kaloriferden daha verimli olarak fatura göndermeden ısıtırız.

Evlerine girdiğimiz insanların hayatlarını kolaylaştırır cennete çeviririz.

Ama sen insan olarak birilerinin evine girsen, onların hayatını cehenneme çevirirsin.

Ben kolaylık verirken sen yük olursun…

Ve hala utanmadan kötü bir insan gördüğünde ona “Öküz” diyorsun…

Keşke, ama keşke bir öküzün ahlak anlayışına sahip olsanız…

ALGILAMA SÜRESİ

En fazla benim algılama süremi eleştiriyorsun… Ben gördüğüm bir nesneyi 16 saniye sonra algılıyormuşum… Öyle diyorsun…

Behey insan! Behey insanoğlu insan!

Sen gördüğün ve yaşadığın şeyleri otuz kırk yılda bile algılayamıyorsun…

Senin algılama hızın benimki kadar olsaydı bu dünya cennet olurdu.

Sen, bu algısızlığında dünyayı yaşanmaz hale getirdin.

Algın benimki kadar hızlı olsun diye, okullar, üniversiteler, eğitim kurumları inşa ediyorsun… Ama sen algının eğitimini alacağına algısızlığın eğitimini alıyorsun.

Sen rahat yaşayasın diye ben ömrümü harcarken, sen benim hayatıma değer vermedin…

Senin neslin çoğalıyor, benim neslim azalıyor…

KADINA BAKIŞ

En fazla da kadına karşı saygısız olana “öküz” diye hakaret etmene tahammül edemiyorum.

Behey algısız! Behey insanoğlu insan!

Yeryüzünün hangi coğrafyasında “ineğine” saygısızlık yapan bir öküz gördün?

İnsan olarak bütün çabanız, bir öküzün ineğe gösterdiği saygıyı, bir erkeğin kadına göstermesi…

İneğini döven, yumruklayan, hakaret eden, onu alçaltan bir öküz var mıdır?

Biz öküzüz ama eşine saygısız insan kadar alçak değiliz.

Anladın mı?

Biz danalarımızı uyarıyoruz:

Aman evladım, ne olursan ol, ama insan gibi olma…

Evladım her türlü günahı taşıyabiliriz ama insan olmanın günahkârlığını taşıyamayız…

Lütfen ineksen inekliğini öküzsen öküzlüğünü bil!

Yeter ki insan olma…”

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLİĞİNDEN BİRBİRİNE DÜŞENLERE: MANAVGAT’TA İKTİDAR VE EGO SAVAŞLARI

0

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLİĞİNDEN BİRBİRİNE DÜŞENLERE: MANAVGAT’TA İKTİDAR SAVAŞLARI

Türkiye’de 2000’li yılların başında AK Parti karşıtlarınca sıklıkla söylenen, Cumhuriyet mitingleriyle yaygınlık kazanan ve zamanla da CHP ve Vatan Partisi ile özdeşleşecek kavurucu bir slogandır “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ibaresi. Örneğin Tuncay Özkan gibi bu sloganları geniş kesimlere taşıyanlar ne kadar ironiktir ki zamanla CHP’den ya dışlandılar ya da Yaşar H. gibi AK Parti’nin trenine binerek rektörlük koltuklarına oturdular. Aydınlık grubu ve liderleri Doğu Perinçek ise Balyoz, Ergenekon süreçlerinde cezaevine taşınmak zorunda kaldılar.  Daha da ilginci bu tabir birkaç ay öncesinde Harp Okulu mezuniyetinde genç teğmenlerin ağzında ilginç bir tartışmaya dönüştü. Kısacası kendini bu sloganlarla gösterenlere, slogan pek de hayır getirmedi. Hatırlayın lütfen Canan Kaftancıoğlu sloganın militarizmi çağrıştırdığını söylemesi bile Kaftancıoğlu’nun CHP’deki koltuğunu sallamış, onu bazı partililerin hedef tahtasına oturtmuştu.

Mustafa Kemal’in Askerleriyiz tabirini kullanan Bestekar Behçet Kemal Çağlar

Mustafa Kemal’in Askeriydiler, Abi Kardeştiler

“Mustafa Kemal’in askerleyiz” veya 1960’lı, 70’li, 80’li yıllardaki haliyle “Atatürk’ün yolu” tabirleri aslında ilk olarak katı bir Kemalist olan ve Atatürk’ü her şeyin üzerinde gören sanatkâr ve bestekar Behçet Kemal Cağlar tarafından 1949’da kullanılmıştı. O, bu tabiri CHP’nin yeni dünya düzeninde ABD’nin yanında durmak için Atatürk ilke ve inkılaplarından vaz geçmesi anlamına geldiği şeklinde yorumladığı ve karşı devrimcilerin önünün açılmasına neden olacak olan bazı kararların alınmasına duyduğu tepkiyi dile getirmek için kullanmıştı. Yani “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” tabirini kullanan ilk kişi olan Behçet Kemal Çağlar bu tabiri katı ideolojik anlamda ve Atatürk dönemine, Atatürk’ün modernleşme anlayışına, laikliğe, sekülerliğe olan bağlılığını dile getirmek için kullanmıştı. Bugünün siyaset erbabı gibi laf olsun da ne olursa olsun diye kullanmamıştı.

Gelelim bizim bu sloganları atan yerel siyasetçilerimize. Tabi ki bu slogan onlara da şans getirmedi. Seçim meydanlarında abi kardeş mahalle buluşmalarına katılan CHP’li eski ve yeni belediye başkanlarımız hem birbirlerine hem de mahalleliye “biz biriz beraberiz” imajı çizerken seçim biter bitmez önce kapalı kapılar ardında şimdilerde ise sosyal medya üzerinden aleni bir şekilde ikinci hatta üçüncü şahıslar üzerinden aslında hiç de bir ve beraber olmadıklarını cihanı aleme ilan eden bir tarzda laf yetiştirme yarışına girerek ne kadar da ayrı olduklarını kanıtlayan bir müsabakaya tutuştular.

CHP’nin sessiz Antalya elitleri

Yaşasın Şark Kurnazlığı!

Mustafa Kemal’in askerleri olduklarını seçim döneminde ilan ederek sanki ideolojik bir yapılanmaları yani bir davaları varmış gibi gözüken şehrimizin vizyoner eski ve yeni yöneticileri ve elbette ki onların destekçileri, Toros Kadınları Kooperatifi üzerinden hemen kamplaşarak birbirlerine karşı içlerini döktüler. Olay Antalya merkez basınından sokaktaki adama kadar herkesçe yorumlandı. Durumdan vazife çıkaranlar ise kooperatif üzerinden olayın kahramanlarına geçmişin ve günümüzün meselelerini de gündeme getirecek şekilde uzun uzun cümleler kurdular. İşin sonu belli, taraflar birbirlerinin bulduğu, bilebildiği kirli çamaşırları ara ara etrafa saçacaklar. Biz de bu sayede eski ve yeni belediye yönetiminin kapalı kutu olan icraatlarının maddi ve manevi boyutlarını kısacası her şeylerini öğreneceğiz. Her ne kadar şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi gazel çeşitlerini bize her dönem okuyan ama hiçbir zaman şeffaf olmayan CHP’li yerel siyasetçilerin, belediye başkanlarının ne yaptığını da belki bu yolla öğrenmiş olacağız. Bu yüzden başlayan bu tartışma kamu menfaati açısından faydalıdır, isabetlidir. Bizler buradan başkanlara ve onların taraftarlarına hatta onların yancısı olmak isteyenlere rahat olmalarını, bildikleri her şeyi anlatarak, plana programa dayanmayan benmerkezci siyasilerin faaliyetlerinin, tavırlarının nasıl da gariban vatandaşı mağdur ettiğini, göz boyamacanın ne olduğunu bizlere göstermelerini rica ediyoruz. Çünkü iki tarafta, onların sözcüleri konumundakilerde anlattıklarında bizce samimi. Ne de olsa sosyal medyadan yazılan birkaç yazı ya da konuşma bile bu arkadaşların dertlerinin sokaktaki adam olmadığını, bir davalarının ya da ideallerinin olmadığını, plan ve programın hak getire olduğunu, Kemalist ideoloji ve hedeflerle de ilgilerinin olmadığını göstermeye yetti. Seçim meydanlarında “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyenler yaşattıklarıyla, kamuoyunun önüne gelme nedenleriyle Mustafa Kemal’in modernleşme projesiyle uzaktan yakından ilgili olmadıklarını gösterdiler, eminiz ki kısa vadede yine göstermeye devam edecekler. Yaşasın şark kurnazlığı!

Bu CHP Milli Birliği ve Bütünlüğü Sağlayabilir mi?

Manavgat gibi küçük bir şehirde kendi partisinin eski ve yeni belediye idarecileri arasındaki birliği ve bütünlüğü sağlayamayan, belediyenin görev alanı içerisindeki işlerde hakkaniyeti, adaleti yerine getiremeyen bir CHP acaba iktidara geldiğinde 85 milyonluk koca Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü nasıl sağlayacak? Bu soruyu CHP’yi umut ve kurtarıcı olarak gören her seçmenin kendisine sorması gerekmez mi?

1947 CHP Büyük Kurultayında Erzincan Vekili olan Behçet Kemal Çağlar, İnönü’ye muhalefete karşı neden “sağır ve dilsiz” gibi davrandığını haykırarak CHP’nin Demokrat Parti karşısında silikleştiğini hatta cevap veremez hale geldiğini söylüyordu. Türkiye siyasetinin İmamoğlu, Yavaş ve Özel arasındaki adı konulmamış rekabeti Manavgat’ta da Sözen ve Kara arasında çoktan başlamış durumda. Elitlerin birbirlerine karşı güttükleri adı konulmamış rekabet hem vatandaşın kaliteli hizmet almasını engelliyor hem de CHP’nin AK Parti gibi ideolojiden ve dava anlayışından ne kadar da kopuk olduğunu, onların da derdinin köşe başından bir koltuk kapma olduğunu kanıtlıyor gibi duruyor.

CHP Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz

MANAVGAT BELEDİYESPOR ANAMUR’U TEK GOLLE GEÇTİ

0

Bölgesel Amatör Ligi 6. Grupta mücadele eden Manavgat Belediyespor 3. hafta karşılaşmasından da galibiyetle ayrıldı.

Kendi sahasında Anamur Belediyespor ile 20 Ekim Pazar saat 14.00’da karşılaşan Manavgat Belediyespor 90+4. dakika da Ahmet Hasan İmer’in ayağından bulduğu golle karşılaşmadan 3 puanla dönmeyi başardı.

Manavgat Atatürk Stadında oynanan ve Gazeteci Recep Memili ve Hidayet Özcan’ın yorumlarıyla değer katılan maç Kanal Manavgat tarafından canlı yayınlandı. Maçı Hakem Furkan Arıoğlu, Yardımcı Hakemler Ahmet Dilek, Muhammed Aydın ve Ahmet İlkay Türkyılmaz dörtlüsü yönetti. Yaşar Can Temizel’in gözlemciliğini yaptığı maçın ilk yarısında Manavgat Belediyespor tutuk bir oyun sergilese de ikinci yarı da kendisinden beklenen performansı başarıyla sahaya yansıttı.

Manavgat Belediyespor bu galibiyetle 3. hafta sonunda puanını 9 yükselterek ligde Eskişehirspor’un ardından kendisine 2. sırada yer alırken Anamur Belediyespor 4 puanla 6. sırada kaldı.

Önümüzdeki hafta Keçiborlu deplasmanına gidecek olan Manavgat Belediyespor zorlu deplasman için hazırlıklarına başlayacak. Haftayı K. Ereğlispor karşısında 3-0’lık bir mağlubiyetle kapatarak ligin 5. sırasında kendisine yer bulan Keçiborlu Belediyespor, Manavgat Belediyespor’u yenerek tekrar çıkışa geçmek istiyor.

Maç yorumcuları Manavgat Gerçek Gazetesi İmtiyaz Sahibi Recep Memili ve Kanal Manavgat Genel Y. Yönetmeni Hidayet Özcan

Haber Hasan Can Alan

 

MUHTARLIĞIN TASFİYESİ VE MUHTARLARIN AVUTULMASI

Yerel demokrasinin başlangıcı olarak kabul edilen muhtarlık seçimi hem Osmanlı’da hem de Türkiye Cumhuriyeti döneminde heyecanlı bazen kavgalı bazen de ilginç propaganda yöntemleriyle geçti. Halk ile devlet arasındaki ilk köprü konumundaydı muhtarlar. Ne var ki Büyükşehir Belediyesi Yasasının çıkmasıyla beraber muhtarlar hem yetki hem de prestij anlamında çok şey yitirdiler. Bugüne geldiğimizde resmi evrakı sahibine ulaştıran, nadiren ikametgâh belgesi veren, mahallenin ihtiyaç sahiplerine yardım veya mahalleye dadanan asalaklarla mücadele edilmesi için yetkili makamların kapısını aşındıran ter döken yöneticilere dönüştüler.

Muhtarı muhtar olmaktan ve sıradanlaştıran AK Parti iktidarı Büyükşehir Yasasıyla önemini kaybeden muhtarlara saygınlık kazandırmak için olsa gerek 2015 yılında gerçekleştirdiği bir düzenlemeyle 19 Ekimleri “Muhtarlar Günü” ilan etti. Hatta bununla da yetinmeyen AK Parti bir aralar muhtarları Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde sık sık toplayarak Cumhurbaşkanının onlara hitap etmesini sağladı. Ama her şey nafileydi. Giden gitmişti bir kere. Gücü ve güçlüyü seven Türk halkı artık muhtarla pek de haşır neşir değildi. Sorsanız kaç kişi muhtarının veya azalarının adını biliyor? Nitekim bugün Manavgat’ta Atatürk Anıtı önünde yapılan etkinlikte vatandaşlardan hemen hemen hiç kimse yoktu. Protokol, STK, Parti temsilcileri, her önemli günde yer alan çilekeş öğrenciler, canından bezdirilen güvenlik görevlileri ve benzerlerinin katıldığı anma etkinliği sessizce yapıldı ve sessizce dağıldı. Her ne kadar Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara’nın muhtarlar günü üzerinden reklamını yapmaya çalışan Manavgat Belediyesi’nin reklam birimi Manavgat’ta “Muhtarlar Günü Coşkuyla Kutlandı” diye bir başlıkla kamuoyuna ve basına yanıltıcı daha doğru bir ifade ile abartılı bir cümleyle açıklama yapsa da gerçek şüphesiz ki böyle değildi. O yüzden en başından beri dediğimiz gibi Manavgat Belediyesi’nin manipülatif, yanıltıcı, bağlamından koparılmış, abartılı, tek taraflı haberlerine, basın bültenlerine mesafeli durmakta yarar var.

Muhtarlar Gününe katılan az sayıdaki insan. Bu kadar az sayıda insanın katılımıyla yapılan bir etkinlik coşkuyla mı kutlanmış oluyor?

Muhtarlık Kalkıyor mu?

“Muhtarlar Gününün” trajedisi aslında demokratik yaşamın yerel yönetimin bel kemiklerinden biri olan muhtarlık kurumunun tasfiye edilişinin bayramıdır. Türkiye’nin Osmanlı’dan beri devam eden sivilleşme sendromunun ve serencamının kırılma noktalarından biridir. Elbette ki oturduğu koltuğun demokrasi tarihimiz ve devlet idaresindeki önemini bilmeyen, bu koltuğa layık olmadığı halde sırf hemşerilik veya ahbap çavuş ilişkisinden dolayı seçilmiş muhtarlarda vardır. Bunlar Belediye Başkanı veya Vali, Kaymakam ile iki fotoğraf çekilse dünyanın en şanslı insanı olarak görebilirler kendini. Ancak muhtarların büyük çoğunluğu muhtarlığın öneminin farkındadır. Farkındadır farkında olmasına ama hiçbir muhtarda muhtarlık müessesesinin içine düştüğü durumu dile getirmez getirmek istemez.

Muhtarlığın makam olarak pasifleşmesi, muhtarların figürana dönüşmesi 2020 yılından beri Türkiye’de bazı kesimlerce muhtarlık kurumunun artık gereksiz olduğu ve en azından Büyükşehirlerde kaldırılması gerektiği tartışmalarını da başlattı. Özellikle Manavgat gibi ahbap çavuş kapitalizminin yoğun, mikro milliyetçiliğin güçlü olduğu yerlerde belediye başkan adaylarının veya bizzat belediye başkanlarının muhtarlık seçim süreçlerine müdahale de bulunması, onları kendi mitinglerinde podyuma çıkararak onlara partili muhtar imajı çizmesi tartışmaların katlanarak artmasına da ortam hazırlıyor.

Muhtar kelime anlamı olarak “seçkin” manasına gelir. O halde sokaktaki komşularımıza soralım. Kaçımız muhtarlarımızı eğitim, sosyal konum, ahlak, liderlik alanlarında seçkin bir insan olarak görüyor?

Muhtarların Boğaz Otelde Belediye Başkanıyla yemek yemesi Muhtarlar Gününün coşkuyla kutlandığı anlamına mı gelir?

Muhtarlar Neden Sessiz?

Bu sorunun cevabını biz muhtarlara sorduğumuzda inanın bize de cevap vermediler ve Gezgin Adam Dergisi ekranlarına davet edip sorunlarınızı anlatın dediğimizde ekrana da çıkmak istemediler.

Gezgin Adam Dergisi olarak muhtarlığın hakkını veren tüm muhtarlarımızın bu anlamlı gününü kutlarız.

Haber Yorum Hasan Can Alan

Belediye Basın Biriminin fotoğrafına yer verdiği Manavgat’ımızın bazı seçkin muhtarları

SİYONİST UKRAYNA’NIN TÜRK RUS SAVAŞI PLANI

Uzun zamandır dünya kamuoyunun gündeminde olan Ukrayna’nın “Zafer Planı” 16 Ekim 2024 günü Volodimir Zelenskiy tarafından Ukrayna Parlamentosunda açıkladı. İsrail işbirlikçisi ve destekçisi sıfatıyla Rusya’nın dikkatini Ortadoğu’dan Ukrayna’ya kaydıran Ukrayna, Rusya’yı büyük güçler dengesinde Ortadoğu’da neredeyse sıfırladı. İsrail’in ABD çıkarlarını tam anlamıyla Arap Dünyası üzerinde yerine getirmesini sağlamak için Gazze, Lübnan, Suriye, İran, Yemen ve Irak’ta her türlü zulmü ve savaş suçunu işleyen İsrail, Ortadoğu’da artan Çin ve Rus nüfuzunu neredeyse kırmayı da başardı. Arap devletlerinin halkını temsil edemeyen despot liderlerine ABD’nin istemesi halinde kendi üzerinden neler yapabileceğini gösterdi. Çin ve Rusya ile yakınlaşan, yakınlaşmak isteyen Arap Devletlerine Gazze üzerinden peş peşe dersler verdi.

Siyonist Ukrayna Yönetiminin Zafer Planı

İsrail, ABD ve Avrupa emperyalist çıkarlarının yerine getirilmesi için nüfusunun kahir ekseriyeti Ortodoks Hıristiyan olan Ukrayna’da işbaşına getirdikleri Yahudi Volodimir Zelenskiy üzerinden Ukrayna’yı yıkımın eşine getirmekten, onu ateşe atmaktan çekinmedi. Çekinmeyecekte çünkü onlara göre dünyada üstün olan insanlar Yahudiler ve onlarla hareket eden Siyonist çevrelerdir, gerisi sadece insan müsveddesi ve gözden çıkarılabilecek kölelerdir.

Ukrayna’nın kaynaklarını yok eden, batıdan elde ettiği silah ve diğer maddi destekleri pervasızca tüketen Ukrayna yönetimi ordudaki yüksek ölüm ve sakat oranları karşısında generallerinden gelen baskı neticesinde barış arayışına geçti. Geçen hafta Avrupa’nın önemli merkezilerini ve ABD’yi ziyaret ederek zafer planı adıyla bir masal anlatıp batıdan daha fazla para, silah ve tehlikeli taleplerde bulunan Zelenskiy aradığını bulamamışa benziyor. Bahsi geçen zafer planını kendi ülkesiyle paylaşmadan Avrupa ve ABD ile paylaşan Zelenskiy aslında plan üzerinden savaşı Türkiye dahil olacak şekilde genişletmeyi arzuladıysa da Avrupa bu tuzağa düşmedi.

ABD Başkanı Joe Biden ve Siyonist Ukrayna Lideri Volodimir Zelenskiy

Zafer Planı Türk Rus Savaşı mı?

Beş madde halinde hazırlanan planın birinci maddesinde Zelenskiy Ukrayna’nın derhâl NATO’ya davet edilmesini istedi. En kritik ve hassas olan bu madde Türkiye’de dahil tüm NATO üyelerini aslında savaşa davet etme anlamına gelmekteydi. Çünkü NATO Anlaşmasının beşinci maddesi üye ülkelerden birinin saldırıya uğraması halinde diğer üye ülkelerinde derhal silahlı kuvvet kullanmada dahil harekete geçmesini ön görmekteydi. NATO üyesi pek çok ülkenin zorunlu askerliği terk etmesi ve hali hazırda tecrübeli askeri kadrolara sahip olmadığı bilinmekte. Bundan dolayı da NATO’da ABD, Türkiye ve Fransa askeri güç ve potansiyel açısından ön plana çıkıyor. Bu yönüyle olaya yaklaşacak olursak aslında Zafer Planının birinci maddesi Rusya ile Türkiye’nin savaşa tutuşmasını ön görmekteydi. Ne var ki Türkiye bu hazırlığı ve niyeti bildiği için Batıya net bir mesaj vermiş gibi gözüküyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın Zelenskiy’nin Avrupa gezisi arifesinde İsrail tehdidinin kapıya dayandığını anlatması ve öncesinde TBMM açılışında yaptığı konuşmada İsrail’in savaşı yaymak istediğini, savaşın Türkiye’nin kapısına dayandığını anlatması bununla ilgiliydi. Kısacası Cumhurbaşkanı İsrail’in Ukrayna üzerinden Türk-Rus savaşının çıkarılmak istendiğini ama bu planın Türkiye tarafından anlaşıldığı mesajını ABD, İsrail ve Avrupa’daki Siyonizm destekçilerine anlatmak istiyordu.

Planın ikinci maddesinde ise Zelenskiy, Rusya ile Ukrayna arasında tampon bölgeler kurmak için batılı devletlerin göstereceği stratejik Rus hedeflerini ve Rusya’nın derinliklerini vurması için koordinat ve gelişmiş füzelerin serbest kullanım hakkını talep etmesinden ibarettir. ABD ve Avrupa ülkelerini doğrudan savaşa çekebilecek bu istek özellikle ABD, Almanya ve İtalya tarafından ret edilirken İngilizlerin desteğini aldı. Çünkü Rusya bu istek daha netleşmemişken bunu ön görmüş ve böyle bir şeyin olmasını savaş sebebi sayacağını ve nükleer silahları kullanacağını açıktan beyan etmişti.

Zelenskiy’nin üçüncü isteği ise Ukrayna’ya daha fazla silah yığılması bilhassa da yeni nesil füzelerin. Ukrayna’nın istediği füzelerin nükleer kapasiteye sahip olup olmadığı henüz net değilse de askeri uzmanlar Ukrayna’nın istediği tip ve sayıda füzenin zaten Batı bloğunun elinde yeterince bulunmadığına dikkat çekiyor.

Ülkesini Sömürge Yapmak İsteyen Siyonist Zelenskiy

Siyonizm destekçisi Ukrayna’nın zafer planındaki dördüncü talebi ise Ukrayna’nın Avrupa müstemlekesine yani sömürgesine dönüştürülmesi. Evet yanlış okumadınız. Ukrayna yapılacak yardımlar, verilecek destekler karşısında güçlü yeraltı kaynaklarına sahip Ukrayna madenlerinin Batı’nın emrine vereceğini söylüyor. Örneğin Avrupa’nın çok ihtiyaç duyduğu lityum, titanyum ve uranyum madenlerinin çıkarılması ve işlenmesi.

Zelenskiy’nin son talebi ise kazanılacak Rusya savaşından sonra Ukrayna ordusunun ABD ordusunun hizmetine girmesine dairdir. Zelenskiy’e göre zaferden sonra Avrupa’daki ABD üslerinde Ukraynalı askerler görev almalı. Yani açıkça madenlerimizden sonra ordumuzu da istediğiniz gibi kullanabilirsiniz, hatta askerlerimizi İsrail’e bile gönderip Siyonist İsrail rejimine paralı asker yapabilirsiniz demek istiyor. Nitekim 2023 sonu 2024 başında dünya basınına Ukraynaca konuşan ve Ukrayna ordusunda görev almış olan askerlerin Gazze’de İsrail saflarında savaştığına dair çokça haber yayınlandığını unutmayalım.

Ukrayna’yı İsrail’e, ABD’ye ve Avrupa’ya Siyonist çıkarlar için peşkeş çeken Volodimir Zelenskiy aslında Siyonizm’in çıkarları için dünyayı nasıl da ateşe atabileceğini gösteren iyi bir örnektir. Türkiye’nin bu denklemde oldukça stratejik ve güvenlikçi bir politika uygulaması gerektiğini herhalde hepimizin anlaması gerekiyor.

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz

MEDRESE ATATÜRKÇÜLERİ VE ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ

0

Son günlerde yeniden alevlenen Anayasa değişikliği tartışmaları beraberinde birtakım soruları da getirdi. Acaba ilk üç madde mi değiştirilecek, özerk yönetimlerin kurulmasını sağlayacak adımlar mı atılacak, tehdide dönüşen İsrail saldırganlığından dolayı güvenlikçi bir anayasa mı hazırlanacak, devletin dili mi değişiyor vb. saymakla bitirilemeyecek suizanlar, korkular, umutlar…

Aynı Şeylerin Tekrarı

Başlıkta kullandığımız “Medrese Atatürkçüleri” Türk Devlet felsefesini anlamadan, onu tanımadan batıcı olmayan İslamcı Muhafazakarları, Turancıları ve milliyetçi çevreleri laiklik ve cumhuriyetçilik perspektifinde eleştirenlerdir. Bu noktada verilebilecek en güzel örnek anayasanın 3. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” hükmü yerine “Milletin, devleti ve ülkesiyle bölünmez bir bütündür” şeklinde değiştirilmesi şeklinde başlayan tartışmadır. Aslında bu tartışma da üstü kapalı istenen değişim talebi de tamamen fuzulidir. Çünkü her iki tabir de Türk devlet felsefesi açısında aynı anlamdadır.

Eşitler Arasında Birinci: Millet

Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı ile başlayan süreç ve beraberinde 1924 Anayasasında gerçekleştirilen 1928 değişikliğine kadar devletin esasını oluşturan dört temel saç ayağı bulunmaktaydı. Bunlar: “Din-ü devlet mülk-ü millet” şekliyle formüle edilen anlayıştı.  Yani devlet: din, egemenlik, ülke ve dine göre biçimlenmiş toplumsal tabakalardan oluşan milletten oluşmaktaydı.  Atatürk’ün seküler ve laik cumhuriyetçi anlayışı bu dört ilkeden biri olan dini, devlet hayatından çıkarmış ve devleti bireylerden oluşan Türk toplumuna yani ulusuna mal etmişti. Dolayısıyla ’da Osmanlıda yer alan ve 1982 anayasasında geçen millet, vatan, egemenlik yani devlet ilkesel bazda hala varlığını korumaktadır. Anayasa da bunun ne şekilde yazılacağı aslında pekte önemli değildir. Burada esas olan ülke, millet ve devlet yani egemen olan organizasyonun varlığını koruyabilmesidir. Anayasanın başlangıç kısmı dikkatli bir şekilde okunulursa eğer devlet, millet ve vatan (yurt) ilkelerinin birbiri arasında hiyerarşik bir üstünlük anlayışına sahip olmadığı birbiriyle eşit ve denk olduğu da görülecektir. Hatta belirli yerlerde “millet” tabirinin eşitler arasındaki birinci temel unsur olduğu da görülecektir.

Meşrutiyet’e mi Geçilmek İsteniyor?

Gerçek bu kadar açıkken bazı medrese Atatürkçülerinin kalkıp ta “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” hükmü yerine “Milletin, devleti ve ülkesiyle bölünmez bir bütündür” şeklinde değiştirilmesini ülkeye meşrutiyetin getirilmek istenmesi şeklinde yorumlaması oldukça ilginç hatta gülünçtür. Her şeyden önce meşrutiyetin var olması için önce bir hanedanın olması gerekir. Eğer bir memlekette birileri Cumhuriyet idaresinin kurumları ve idarecileri varken hanedan kurabiliyorsa zaten o ülke için artık anayasal düzene de, meşrutiyete de, seçime de ya da demokratik kurumlara da gerek kalmamış demektir. O ülke de çoktan atı alan Üsküdar’ı geçmiştir, bir ihtilal vuku bulmuştur.

Konunun Mankenleri: STK ve Özgür Özel

Her şey bu kadar açık ve netken bu tartışma neden alevlendirildi ve neden gündem haline getirildi? Şahsi kanaatimizce yukarıda tartıştığımız hüküm nezdinde medrese Atatürkçüsü bile olamayan İmamoğlu ile Özgür Özel’in baba çiftliğine çevirdiği CHP’nin ve ırkçı eğilimleri olan partilerin nabzı ölçülmek istenmiştir. Yani kendini ortaya atan bir takım meslek kuruluşları, sendika veya STK’lar aslında boş yere ortaya atılmıştır. AK Parti’nin onları kale alması zaten söz konusu olamaz. Çünkü onlar 22 yıllık AK Parti iktidarında hiçbir zaman suya sabuna dokunan bir iş yapmadıkları gibi örgütlü toplumun inşası ya da güçlenmesi için nitelikli bir adım da atmadılar.  Kısacası konu mankeni olmaktan başka bir işe yaramamışlardır. Aynı 1960’lı yıllardaki demir perde ülkelerinde ki tutucu güçler gibi.

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz