Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar, TBMM kürsüsünden Manavgat yerel yönetimini suçlayıcı ifadeler kullanan AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal’ ı sert bir dille eleştirdi. Başar, iktidarın Manavgat’ın yönetilmesine izin vermediğini iddia etti.
“Meclis konuşmasını üzülerek izledim”
Antalya AK Parti Milletvekili Tuba Vural Çokal’ın TBMM’sinde yaptığı konuşmasında yerel yönetimin hastane için yer göstermediği ifadesinin kabul edilemez olduğunu belirten Başar, Çokal’ın konuşmasını üzülerek izlediğini söyledi.
“Üniversite alanına cezaevi yapmasaydınız!”
CHP’li belediyelerin tek bir amacının halka hizmet etmek olduğunu belirten Başar, “Ilıca Mahallesi’nde üniversite için planlanmış alana keşke cezaevi yapmasaydınız. Cezaevini yaparken yerel yönetimi muhatap alıp imar değişikliği için hiçbir düzenlemeye bile gerek duymadınız. Hiçbir kurumdan onay bile almadınız. İnşaata başladınız ve cezaevini hemen bitirdiniz. Keşke bu alana cezaevi yerine hastane yapsaydınız! O zaman Manavgat halkı bu kadar mağduriyet yaşamazdı. ” dedi.
CHP Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Manavgat halkı size Manavgat’ı yönetme şansı vermedi”
“Manavgat Belediyesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi şayet sizler muhatap alsaydınız imar ile ilgili her konuda yardımcı olurdu. Ama siz ne yaptınız? Her zamanki tavrınız ile üniversite alanına cezaevi yaptınız. Manavgat halkı bunu gördü ve size Manavgat’ı yönetme şansını vermedi. Hem önceki dönem Belediye Başkanımız Şükrü Sözen hem de şu an başkanımız Dr. Niyazi Nefi Kara size defalarca hastane için yer gösterdiler. Ama maalesef sizler ısrarla bir türlü çamurdan çıkamadığınız alanda hastane yapılması için direttiniz. Devletin, milletin milyonlarca lirasını çarçur ettiniz. Beceriksizliğinizin faturasını bizlere çıkarmaya çalışıyorsunuz. Halkımız size artık inanmıyor!”
“Sağlık Ocağının yerine otopark yapılacak aldatmacası”
AK Partili Çokal’ın 2 No’lu Sağlık Ocağının belediye tarafından yıkılarak yerine otopark yapılacağını dile getirmesini akıl tutulması olarak değerlendiren Başar, “ Sayın Vekil maalesef bu da doğru değil! Daha geçtiğimiz günlerde Manavgat belediyemiz Taşağıl’daki hizmet binamızı Aile Sağlık Merkezine dönüştürülmesi için sağlık müdürlüğüne devretti. Ayrıca buranın tadilatı belediyemiz ekipleri tarafından yapılmaktadır. Bizlerin tek bir amacı var o da halka hizmet etmektir” dedi.
CHP-AK PARTİ YUMUŞAMASI BİTT Mİ? TUBA VURAL ÇOKAL: LAFA BAKARIM LAF MI DİYE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE?
AK Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal CHP’li Manavgat Belediyesine ve CHP İlçe Örgütüne TBMM Plan ve Bütçe görüşmelerinde çok sert eleştirilerde bulundu. Vural’ın konuşmasında geçen “Lafa bakarım laf mı diye söyleyene bakarım adam mı diye?” sözlerinin muhatabının kim olduğu ise anlaşılamadı.
Tuba Vural Çokal sosyal medyasında TBMM Plan ve Bütçe görüşmelerinde gerçekleştirdiği konuşmasını yayınlarken bir de yazılı açıklama da bulundu. Açıklamasında: “Memleketim Manavgat’ı 15 yıldır yöneten zihniyet, bu süre zarfında halkın sağlığını hiçe saymış, sağlık tesisi için ne bir yer tahsisi, ne de bu konuda bir imar düzenlemesi yapmıştır. Ancak diğer yandan, Manavgat Belediyesi’ne ait onlarca gayrimenkulün satışı yapılırken halkın sağlığını düşünmek, sağlık yatırımları için büyük alanlar tahsis etmek hiç akıllarına gelmemiştir. O zaman biz de soruyoruz, satışı yapılan çarşaf çarşaf gayrimenkulden elde edilen devasa gelirler vatandaşımızın sağlığından daha kıymetli olan hangi amaçlar için kullanılmıştır? Hakikatler karşısında, sadece “gürültü kirliliği” yapılmasını ve “çamur at izi kalsın anlayışını hemşehrilerimin ve milletimizin takdirine sunuyorum.”
Bu açıklamalar ve dünkü haberimizde yer alan CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya’nın sözleri ve CHP Manavgat Örgütü’nden yapılan açıklamalar Manavgat siyasetinin sertleşeceği şeklinde yorumlandı. Yukarıdaki linki tıklayarak Tuba Vural Çokal’ın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasını izleyebilirsiniz.
Manavgat, Spinal Müsküler Atrofi (SMA) Tip 1 hastalığıyla mücadele eden minik Burçe’ye destek olmak amacıyla düzenlenen halka açık bir toplantıya ev sahipliği yaptı.
Manavgat Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara’nın öncülüğünde, 20 Kasım Çarşamba saat 20:00’de, Atatürk Kültür Merkezi’nde SMA Tip 1 hastalığıyla mücadele eden Manavgat’ın minik kızı Burçe’ye destek olmak amacıyla halka açık toplantı yapıldı. Destek toplantısının ardından saat 21:00’de Dr. Niyazi Nefi Kara ve Burçe’nin ebeveynleri, Dr. Niyazi Nefi Kara’nın instagram sayfası üzerinden destek canlı yayını yaptı.
Destek toplantısına, Manavgat Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara, Burçe’nin ebeveynleri Kürşad ve Emine Karadağ, belediye başkan yardımcıları, mahalle muhtarları, oda başkanları, sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri, basın mensupları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Toplantının ardından, saat 21:00’de Dr. Niyazi Nefi Kara ve Burçe’nin ebeveynleri, instagram üzerinden ortak bir canlı yayın gerçekleştirerek destek çağrısında bulundu. Her iki etkinlikte de, önemli miktarda yardım toplandı.
Uzun bir süredir Manavgat’a gelmediği ve Manavgat’a yatırım yapmadığı gerekçesiyle eleştirilerin odağında olan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek 20 Kasım Çarşamba günü Manavgat’ta bir dizi temaslarda bulundu.
CHP Manavgat İlçe Örgütünde partililerin yoğun katılım gösterdiği bir toplantı düzenleyen Muhittin Böcek, kamuoyuna bir dizi açıklamalarda bulundu. Partililerden gelen su faturalarının yüksekliği ile ilgili sorulara da yanıtlar veren Muhittin Böcek, Manavgat Belediyesini de ziyaret ederek vatandaşların sorunlarını dinledi.
Plan-Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Sağlık Bakanlığı bütçesinde söz isteyen CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na yapımı bir türlü tamamlanmayan Manavgat’taki yeni devlet hastanesinin akıbetini sordu.
YENİ MANAVGAT DEVLET HASTANESİNDE NEDEN BİR İLERLEME YOK?
“Sayın Bakan, Manavgat Yeni Devlet Hastanesinin akıbeti ne olacak? Bakın, Meclis’te defalarca dile getirdim, yerinde basın toplantıları yaptım, “Göl yatağına bu hastaneyi yapmayın.” dedik. Bütün jeoloji ve inşaat mühendislerini bir araya getirsek “Bir hastane nereye yapılamaz?” desek, ilk gösterecekleri yere siz Yeni Manavgat Devlet Hastanesini yapmaya başladınız.” diyerek sözlerine başlayan Kaya, “Zemin sıvılaşma riskinin olduğu bu yerin temelini 2023 Mayıs ayında attınız, hâlâ temelden çıkamadınız Sayın Bakan. Aynı dönem veya sonraki tarihlerde temelleri atılan hastaneler kat kat yükselirken Yeni Manavgat Devlet Hastanesinde neden bir ilerleme yok? Milyonlarca dolar bütçesi olan bu projede bu hatalara nasıl düşülüyor, akıl alacak gibi değil!” diyerek eleştirilerini ifade etti.
MANAVGATIN ÖNEMİNİ SİZE ANLATAYIM
“Manavgat’ın önemini size anlatayım Sayın Bakan” diyen Milletvekili Aykut Kaya, “40 ilden büyük bir ekonomisi olan, Antalya’ya gelen turistlerin üçte 1’ini ağırlayan, nüfusu yazın 1 milyona dayanan Manavgat’ımızdan bahsediyoruz.” diyerek ilçeye gerekli yatırım ve hizmetlerin sağlanmasını talep etti.
İHMALİ, KUSURU OLANLARDAN HESAP SORULSUN
Manavgat Belediyemiz size şu anda alternatif 2 tane yer göstermiş, bunları değerlendirin. Amacımız, Manavgat’ımıza yakışacak tam teşekküllü bir hastanenin bir an önce kazandırılmasıdır. Bu arada, bu hastane inşaatında ihmali olan, kusuru olan herkesten de hesap sorulmasını talep ediyoruz. Devletimizi düşünüyorsanız, hesabını sorun! Bu soruların da cevabını lütfen verin!
Son günlerde yaptığı çıkışla gündem oluşturan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e bir tepkide TİP Manavgat’tan geldi. TİP Manavgat İlçe Örgütü Başkanı Şerife Aslan sert bir kamuoyu açıklaması yaparak Manavgat’taki siyasi parti temsilciliklerini ve STK’ları tepki vermeye davet etti.
Laiklik Tepkisi
Aslan açıklamasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklikle ilgili açıklamasının gündem saptırma amacına yönelik olduğunu belirterek 650bin öğrencinin okulu bırakmasına ses çıkarmayan Yusuf Tekin’in laiklik tartışmasıyla MEB’in yaşadığı sorunları ört bas etmeye çalıştığını belirtti.
TİP Manavgat İlçe Örgütü Başkanı Şerife Aslan
Mülakatlardaki Kayırmacılıktan Bahsedilmiyor
Yusuf Tekin’in yaptığı açıklamalara Türkiye’deki tüm çevrelerin tepki göstermesini isteyen Aslan, mülakatlarda yaşanan adaletsizlik nedeniyle atama potasındaki öğretmen adaylarının atama barajından çıkarılmasına dair hala bakanlıktan bir açıklama yapılmamasını düşündürücü bulduklarını açıkladı.
Sözlerini ülkeyi kutuplaştırmayı ve adaletsiz bir sistemi yerleştirmeyi başaramayacaksınız şeklinde bitiren Aslan, Bakanlık politikalarını yakından takip etmeyi sürdüreceklerini kamuoyuna açıkladı.
Türkiye’de her daim başarısızlık, başarısızlığı yaşayanların dışında aranmıştır. Spor kulüplerinden tutunda siyasilere kadar kimse başarısızlığı sırtlanmaz. O yüzden de istifa müessesi bizde pek çalışmaz. Başarısızlığın suçlusunun her şeyde arandığını hatta inandığımız dinden kaynaklandığını da duymuşuzdur ama mezhepte arandığını akademik çevre hariç sıradan insanımız herhalde pekte duymamıştır.
XX. yy.ın başlarında ya da hemen öncesinde Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza gibi pozitivist, biyolojik materyalist cereyanlara kapılan hatta Louis Büchner’in “Madde ve Kuvvet” isimli kitabını okuyarak gaza gelen pek çok mektepli, İslam’ın aklı ötelediğini dolayısıyla da geri kalmışlığın nedeni olarak İslam’ı gösterdikleri malumdur. Ama kimse fıkhi ve akaide dayalı bir mezhebin Gazali gibi düşünce insanlarının geliştirdiği Sünni devlet ve toplum teorisinin suçlu olduğunu modern yani laik, seküler dönemde ifade etmemiştir. Çünkü ortada ne Gazali’nin hükmü ne de örf ve İslam Devleti kaldı.
Sünni bakış açısına aslında saldırılar 1990’lı yıllarda akademik camiada sıklıkla gündem olmaktaydı. Bilhassa 1990’lı yıllarda sosyal bilimlerin bir dalında lisans eğitimi tamamlayan bazı akademisyen ve pek çok öğrenci Weberyan yaklaşımın popülerliğinin etkisinden olsa gerek mezhep ile zenginleşme ve kalkınma arasında bağlar kurmaya başladı.
Alman sosyolog Max Weber “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” isimli çalışmasında özetle, Protestanlığın ortaya çıkmasıyla Protestanların Avrupa’daki ekonomik gelişmeyi sağladığını savunuyordu. Weberyan görüşün bu tezinden hareket eden Türkiye’deki bazı çevreler Hanefi ve Şafi gibi Sünni mezheplerin kahir ekseriyetini oluşturduğu Türkiye’de ekonomik refahın ve gelişmenin sağlanamamasının sebebini Hanefi ve Şafii mezheplerinin ekonomik görüşüne bağladı. Bu hem kolay hem de ucuz bir perspektifti. Ne de olsa dindar ya da değil son 150 yılın siyasi elitleri ve yöneticilerinin tamamına yakını Sünni’ydi ve Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Görüş gümbür gümbür iktidar yürüyüşündeydi. Ne var ki bu çevreler Protestanlığın Türkiye’de neye karşılık geldiğini, hangi mezhebi tanımladığını, hangi cemaat veya tarikata denk geldiğini bir türlü gösterememiş ve söyleyememişti. Belki de bu yüzden 1990’ların sonundan itibaren İslam ile pekte ilgisi bulunmayan çok sayıda akım, cemaat ve tarikat birdenbire ortaya çıktı. Bunların pek çoğu da farklı çevrelerce İslam düşüncesine zarar verecek bir art niyetle desteklenmiş ve bu grupların etrafında bir başarı öyküsü oluşturulmaya çalışılarak toplumdan rağbet görmeleri amaçlanmıştı. Neden mi? Çünkü Türkiye’ye neoliberal politikalarla uyumlu yeni bir Protestan ahlak getirilmeliydi. Bu strateji kısmen başarılı da oldu. Nitekim her gün televizyon ekranlarında ya da gazetelerin haber sayfalarında ahlaka, maneviyata, mukaddesata, geleneklerimize aykırı, sapıklıktan mütevellit haberlerle neden sıkça karşılaşıyoruz?
Gündemin yoğunluğundan dolayı Fetullah Gülen’in ölümü ve ölümünden sonra onu terk eden ya da hala ona bağlı kalan ve ağırlıklı olarak yurtdışında yaşayan takipçilerinin ne dediği Devlet Bahçelinin başlattığı açılım tartışmalarından dolayı basın tarafından pek de takip edilmedi. Ne var ki söylenen bazı şeyler oldukça enteresandı.
Bu süreçte bizi rahatsız eden en önemli görüş kendi ifadesiyle 15 Temmuz sonrası FETÖ’den ayrılan ve hali hazırda Prag’da öğretim üyesi olarak yaşayan Prof. Dr. Gökhan Bacık’tan geldi. FETÖ’nün güçlü dönemlerinde “Cemaat Üniversitesi” olarak bilinen “İpek Üniversitesinde” Dekanlık yapmış, “Fatih” Üniversitesinde uzun yıllar Öğretim Üyeliğinde bulunan Prof. Dr. Gökhan Bacık, yurtdışından Fetullah Gülen ile ilgili ilginç açıklamaları aslında önceden de gündeme gelmişti. Örnek bir yazı için bu linkteki habere bakabilirsiniz. ( ttps://www.yenisafak.com/gundem/gulen-her-eylemden-sorumlu-4598757 )
Medyascope TV. kanalında Ruşen Çakır’ın 21 Ekim 2024 tarihli programına konuk olan Gökhan Bacık, programda son yüz elli yıldır muhalefette olan İslamcı veya dindar insanların, partilerin, cemaatlerin, tarikat gibi kurumların iktidara gelmesinden sonra uğradığı başarısızlığı Sünni devlet ve toplum teorisine bağladı. Bununla da yetinmeyen Bacık, programın sonlarında da Sünni bakış açısını demode ilan ediyor, mevcut dünyada Müslümanların Sünnilikle ilerleyemeyeceğini vurgulayarak, Sünniliğin köy ve kasabalarla sınırlı kalmasını, doğum, ölüm, düğün gibi sosyo-kültürel bir mahiyetle yaşanması gerektiğini, Sünniliğin siyasi veya şehir hayatına taşınması halinde başarısızlığa uğramasının kesinliğinden dem vuruyordu. Sünni devlet yapılanmasının Selçuklu çağında oluşmasından dolayı bugüne hitap edememesinin kaçınılmazlığına değinen Bacık, bu perspektife sahip insanlardan dolayı modern Türkiye’nin şu anda Moğol emperyalizminden de daha vahim günler yaşadığı hikayesini de dinleyenlere anlattı. Dini ya da siyasi aktörlerin yaptığı hataların her zaman için temsil ettikleri düşüncelerin itibarlarını yok ettiğini belirten Bacık, Sünni algıya sahip iktidarların fiyaskoyla neticelendiğini anlatma gayretine düştü. Bacık konuşmasında bazen eski lideri olan Fetullah Gülen’i bazen de 2013’e kadar destekledikleri AK Partilileri Sünni ideolojinin çökmesinde, fiyasko yaşamasında da baş aktör ilan etmeyi ihmal etmedi.
Kişilerin Hataları Sünni Teoriye Yüklenemez
Tipik bir tümevarım yöntemiyle konuşan Bacık’ın en temel hatası Gülen’i devlet başkanı zannetmesi, AK Partililerin de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Hanefi İslam ve Örfi Hukukla yönettiklerini zannetmesidir. Şayet devlet Hanefi İslam ve Örfi hukukla yönetilseydi emin olun ki ortada ne AK Parti ne de Gökhan Bacık gibileri kalabilirdi.
Gülen’in anladığı İslam’ı uzun yıllar benimseyen, savunan, hizmet eden Gökhan Bacık, anladığımız kadarıyla Gülenistlik ile Sünniliği birbirine karıştırmakta ya da karıştırıyormuş saflığına yatarak kişileri aklama yoluna gidiyor. İşin özünde Gülenistlerin Sünni olması ve Gülenistlerin yaptığı ihanetler aslına bakacak olursanız ne Sünni bakış açısına bağlanabilir ne de Sünni devlet ve toplum teorisinden kaynaklandığı ileri sürülebilir. İlla ki bir şeylere bağlamak isteniliyorsa bunu çok çok Gulatı Şii’nin bir yorumu olan Nizari mezhebine bağlı Hasan Sabbah’ın çalışma yöntemlerine ve akaidine benzetmek çok daha doğru olur. Yani bugünün ve dünün Türkiye’sindeki yanlışlıklar Sünni devlet ve toplum anlayışına bağlanarak başarılı ya da başarısız olarak değerlendirilemez. Eğer Bacık’ın önermesini kabul edecek olursak bu sefer de AK Parti’nin başarısızlığını Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzenine, kurumlarına ve müesses nizamına mı bağlayacağız? Hadi bağladık diyelim ne yapacağız, devlete mi baş kaldıracağız? Bacık’ın ya da Avrupa’ya ABD’ye yayılmış pek çok eski veya aktif FETÖ üyesinde görülen bu tavır sadece çatışmacı bir perspektife kapı aralamaktan, insanları kışkırtmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Yani huylu huyundan vaz geçmiyor!
Kişileri aklamaya dönük ya da onları masumlaştırmayı amaçladığı anlaşılan Gökhan Bacık’ın görüşü kendisi de dahil pek çok kişide görülen suçu başka bir yere veya kişiye yönlendirme amacıyla ilgili olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca biz Gökhan Bacık’ın Sünni Devlet Teorisini bildiği kanaatinde de değiliz. Sultan Alpaslan, Vezir Nizamülmülk ve Gazzali’nin bir projesi olarak ortaya çıkan Sünni Devlet Teorisi Tanzimat’a kadar hakim ve hayatın her alanını kuşatan teoriden pratiğe geçmiş Hegel’in tanımıyla “aşkın bir devleti” oluşturan hukuk ve devlet düzenidir. Yani bugünkü hukukla, devletle ve toplumla da ilgili değildir. Özünde Hanefi, Maturidiyelik gibi mezheplerin olduğu Sünniliği sadece teorik bir yaklaşım alanına hapsedilmesi zaten en başında Gökhan Bacık tarafından yapılan bir hataydı.
Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün Haşhaşiler tarafından suikast ile öldürülüşünü gösteren minyatür.
Bacık’ın görmezden geldiği en temel konu ise Türkiye’de şu an egemen olan siyasi ve dini otoritelerin her şeyden evvel Sünni devlet ve toplum teorisini Tanzimattan bugüne kadar gelen süreçte uygulama şansına hiçbir zaman sahip olmadığı gerçeğidir. Bunun yanında o günden bugüne gelen süreçte yaşanan her alandaki değişimin Sünni devlet ve toplum teorisine uygun insan ve devlet adamı yetiştirme anlayışına uygun olmaması istenilse de Sünni devlet ve toplum teorisini, pratiklerini uygulamaya koyamamanıza zemin hazırlar. Nitekim FETÖ’yü kuran ve liderliğini yapan Fetullah Gülen bir konuşmasında “Her Erzurumlu kadar Türkçüyüm” diyebilmesi ne kadar da Sünni devlet ve toplum teorisinden kopuk olduğunu göstermeye yetmez mi? Gökhan Bacık’ın görmek istemediği tam olarak budur. Birilerinin mensubu olduğu perspektif, o kişinin o perspektifi anladığı, uygulayabildiği ve doğru yorumlayabildiği anlamına gelmez. Unutulmamalıdır ki günün sonunda hepimiz Maturidiye anlayışıyla hayatı tamamlıyoruz. Maturidiyelikte ise inandığınız değerler kalple tasdik edilmedikçe gerçekten ona inandığınızı söyleyemezsiniz. Bacık’ın konuşmasında ismini andığı FETÖ çevresi, Fetullah Gülen ya da iktidarın Sünni devlet ve toplum teorisine ne ölçüde inandığını veya kalbiyle tasdik ettiğini ne kendisi ne de bizler bilebiliriz. Ne var ki yola cemaat lideri olarak çıkan, sonra da devleti ele geçirmeye çalışan bir örgüt liderine dönüşen Fetullah Gülen’in yaptıklarına bakarak onun Sünni devlet ve toplum teorisine ve pratiğine kalben inanmadığını söyleyebiliriz.
Sünni devlet ve toplum pratiğini bilmek ayrıdır, bu kapsamda ortaya çıkan hukuk ile devletin yönetilmesi hatta ana kademe yöneticilerin Sünni mezheplerden birine mensup olması apayrı bir olgudur.
Sünnilik hepimizce malum olduğu üzere Peygamberimizden sonra ortaya çıkmıştır. Ama Sünni devlet ve toplum anlayışı temel de peygamberimizin uygulamalarını devlet ve toplum hayatının merkezine koyan bir anlayıştır. Kanaatimizce Sünni teoriyi suçlamak aslında Peygamberimizin sünnetini sorgulamaktır, hatta suçlamaktır, yetersiz olduğunu ileri sürmektir. Sünni devlet ve toplum teorisi ve pratiği, din ile devleti ikiz kardeş olarak ilan eden, devleti hem bu dünya da hem de ahirette insanları saadete ulaştıracak bir biçimde araçsallaştıran ve devletin kuruluşunu dünyevi toplumsal bir sözleşme olarak açıklayan garbi anlayışı ret eden bir temele sahip olduğu önermesine sahiptir. Burada soralım Sünni devlet ve toplum teorisini bugünün Türkiye’sinde kaç AK Partili ve MHP’li devlet adamı, siyasetçi ya da destekçisi benimsemiş olabilir? Sünni, devlet ve toplum teorisinin yukarıda yer verdiğimiz ilkelerini, özelliklerini bugün yazımızda adı geçen partilerden, gruplardan, örgütlerden kaç tanesi benimsemiştir, bu teoriyi gerçekten benimsemiş olsalardı ülke bugün ve son 150 yılında bu halde olabilir miydi?
Son olarak da Gökhan Bacık’a soralım mevcut Sünniliği benimseyenlerin başarısızlığından dolayı peygamberi mi ret etmeliyiz yoksa Şii modele mi geçmeliyiz? Hatta İslam’ı mı terk edelim? Yoksa iğneyi önce kendimize mi batırıp neden vahyin aydınlattığı akılla hareket etmediğimizi mi sorgulayalım?
Yazımızın başında dediğimiz gibi Osmanlı’nın son Cumhuriyetin ilk yıllarında bazıları başarısızlığın nedenini İslam’da görmüştü. Gökhan Bacık ise çağ atlayarak suçu bu çağda Sünniliğe attı. Durmayın devam edin suçlayın, ne de olsa meydan boş!
Gökhan Bacık’ın önemli gördüğümüz konuşmasının ilgili kısımları yukarıdaki video da yer almaktadır. Dileyenler oradan izleyebilir. Gökhan Bacık’ın Türkiye’nin Moğol istilasını yaşadığı yıllardan daha geri ve kötü günler yaşadığı tezini de ayrı yazımızda konu edeceğimizi şimdiden söyleyelim.
Sünni devlet teorisinin gelişimini sağlayan Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ı gösteren minyatür.
Recep Memili ile Günün Yorumu Yayında. Bu bölümde,
👉 Manavgat İlçe Müftlüğü’nün AKM’de düzenlediği “Hafızlık İcazet Töreni’ etkinliğinde bir konuşma yapan Belediye Başkanı Dr. Niyazi Nefi Kara bir konuştu pir konuştu….
👉 DP Türk siyasi tarihinden siliniyor mu?… Cemal Enginyut: Ya yol alacağız ya yol yapacağız!… 👉 Manavgat Belediyespor başarıdan pay çıkaranlara mesafe koymalı….
👉 Manavgat ilkleri yaşamaya devam edecek mi? Yukarıdaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz, iyi seyirler…
Amatör lig 6. Grupta mücadele eden Manavgat Belediyespor bugün kendi evinde karşılaştığı İrfan Aksoy Ereğlispor’u 82. Dakika da Osman Kerem Akyol’un 82. Dakikada attığı golle ile 1-0 mağlup etti.
Her iki takımında orta saha hakimiyetini ele geçirmeye çalıştığı karşılaşmanın ilk yarısında Ereğlispor kontrataklarla etkili olmaya çalıştı. Sert bir futbol örneği sergileyen Ereğlispor maçın ilk 15 dakikasın da iki sarı kart gördü. Maçın ikinci yarısında da istekli ve atak futbolunu sürdüren Manavgat Belediyespor güzel oyununu 82. dakika da Osman Kerem Akyol’un ayağından bulduğu golle 1-0 öne geçti. Kalan dakikalarda başka gol olmayınca Manavgat Belediyespor haftayı 3 puanla kapattı.
Haftayı galibiyetle kapatan Manavgat Belediyespor 21 puanla liderliğini ve namağlup unvanını korumayı başardı. 7 haftadır kalesinde gol göremeyen Manavgat Belediyespor sadece 6. grupta değil tüm amatör futbol liglerinde dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. 7. haftayı 4 galibiyet 2 beraberlik ve 1 mağlubiyetle kapatan Ereğlispor namağlup unvanını yitirerek 6. grupta 14 puanla 3. sıradaki yerini korudu. Manavgat Belediyespor ile beraber amatör ligin namağlup iki takımından biri olarak haftaya giren Konya’nın güçlü ekiplerinden İrfan Aksoy İnşaat Ereğlispor 6. grubun üç önemli şampiyon adayından biri olarak görülüyor. Ligin bir diğer güçlü adayı Eskişehirspor ise kendi evinde Keçiborlu Belediyespor’u 4-0 yenerek lider Manavgat Belediyespor ile arasındaki puan farkını koruyarak haftayı ikinci sırada kapattı.
8. Haftada Manavgat Belediyespor kendi evinde, Kumluca Belediyespor ile karşılaşacakken Ereğlispor, Konya’nın bir diğer ekibi Akşehirspor ile, Eskişehirspor ise Eskişehir’in kulüplerinden 2 Eylül FK ile karşılaşacak.
Müsabakanın orta hakemi İzmir Bölgesinden Muhammed Seyda Demirel, 1. Yardımcı Hakemi Ahmet Beyssüngün, 2. Yardımcı Hakemi Berk Altan, 4. Hakemliği ise Doğukan Arslan üstlendi.
16 Kasım 2024 Cumartesi günü Manavgat Tarihinde ilk kez Hafızlık İcazet Merasimi düzenlendi. Manavgat’taki Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Taşağıl Hacı Hamza Atalay ve Side Hacı Fatma Mustafa Turgut Yatılı Kuran Kurslarında hafızlık eğitimini tamamlayan 33 Hafız için düzenlenen icazet merasimine bürokrasiden, siyasi çevrelerden ve vatandaşlardan yoğun bir katılım gözlendi.
İcazet töreninde Kuranı Kerim tilavetlerini Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Davut Kaya ve Türkiye Kuran-ı Kerim’i güzel okuma şampiyonu olan ve Bangladeş’te düzenlenen uluslararası yarışmada dünya üçüncüsü, bu yıl Hırvatistan’da düzenlenen yarışma da ise dünya birinciliğini elde eden Manavgat Hatıplar Kenan Önder Kasapoğlu Camii İmam Hatibi Eyüp Ensar Kılıç gerçekleştirdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Davut Kaya
Şeyhül Kurra unvanlı Muhammed Nurullah Dindar Hoca’nın da katılım sağladığı törende Manavgat Müftüsü Abdullah Eroğlu ve Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara tarafından birer açılış konuşması yapıldı.
Manavgat Müftüsü Abdullah Eroğlu
Antalya İl Müftüsü Nazif Fethi Yalçınkaya ise yaptığı konuşma da vatandaşlardan gelen yoğun katılımın kendilerini duygulandırdığını belirterek bu türlü törenlerin hafızlığı özendirmesi bakımından çok önemli olduğunu vurguladı.
Antalya İl Müftüsü Nazif Fethi Yalçınkaya
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Kadir Dinç ise konuşmasında Kuranı Kerim’in her yeri aydınlattığını ve hafızların da Allah’ın yeryüzünde seçilmiş kullarından olduğunun altını çizdi.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Kadir Dinç
Şeyhülkurra unvanlı Muhammed Nurullah Dindar Hoca’nın sohbeti ve sohbet sonrası yaptırdığı dualar katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Dua sonrası bazı hafızlardan Kuranı Kerim tilaveti dinlendi. İcazetname ve hediye takdimiyle kapanan programın tüm çekimlerini sosyal medya hesaplarımızdan izleyebilirsiniz.
Program sonrası görüşlerini aldığımız Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral Manavgat’ın bu türlü etkinliklere ihtiyaç duyduğunu, “bu sene 33 bir sene sonra 66 hafız yetiştirilmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum” dedi.
Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral
Programa katılan AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök ise hafızların yetiştirilmesinde emeği geçen tüm değerli hocalara ve desteklerini hafızlardan asla çekmeyen Manavgat halkına teşekkür etti.