20.3 C
Antalya
Perşembe, Mayıs 14, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Zübeyir Sarıkaya BU ÜLKEDE ARTIK FELAKETLER YAŞANMIYOR, FELAKETLER YÖNETİLİYOR.

BU ÜLKEDE ARTIK FELAKETLER YAŞANMIYOR, FELAKETLER YÖNETİLİYOR.

0
364

Bu ülkede artık felaketler yaşanmıyor, felaketler yönetiliyor. Acılar bile planlı bir şekilde tüketiliyor. Gündem, gerçeği konuşmak için değil, gerçeği bastırmak için kuruluyor.

İktidar, sorun çözmek yerine algı yönetiyor. “Silkeleme” söylemleriyle muhalefet hedefe konulurken, aslında silkelenen bu ülkenin geleceği oluyor. Çünkü tartışılması gerekenler değil, tartıştırılması istenenler konuşuluyor.

Deprem oluyor, on binler ölüyor. Üç gün bağırılıyor, sonra susuluyor. Ardından klasik cümle: “Kader.” Hayır, bu kader değil. Bu, yıllarca göz göre göre alınmayan önlemlerin, görmezden gelinen bilimsel gerçeklerin ve rant uğruna çürütülen şehirlerin sonucudur. Adına kader demek, sorumluluğu örtmenin en ucuz yoludur.

Maden faciası oluyor, işçiler toprağın altında can veriyor. “İşin doğası” deniyor. Bu nasıl bir doğa ki sadece yoksulları öldürüyor? Bu doğa değil; bu, maliyet düşürmek uğruna insan hayatını hiçe sayan bir düzen.

Terör oluyor, “coğrafya kaderdir” deniyor. Böylece hiçbir stratejik hata, hiçbir siyasi sorumluluk konuşulmuyor. Coğrafya suçlanıyor, yönetenler değil.

Yolsuzluk ortaya çıkıyor, “siyasetin doğasında var” deniyor. Bu cümle, çürümenin itirafıdır. Normalleştirilmiş hırsızlık, en tehlikeli hırsızlıktır çünkü artık kimse hesap sormaz.

Okullarda çocuklar öldürülüyor, sistem çökmüş ama kimse istifa etmiyor. Sorumluluk buharlaşıyor. Çünkü bu ülkede başarısızlık cezalandırılmaz, ödüllendirilir.

Yoksulluk derinleşiyor, insanlar geçinemiyor. Ama suç hep dışarıda: “dış güçler.” Sanki bu ülkeyi yönetenler başka bir gezegenden gelmiş gibi. Oysa gerçek çok basit: Yönetemeyenler, sorumluluktan kaçmak için bahane üretir.

Asıl çöküş burada: Her şeyin bir bahanesi var ama hiçbir şeyin hesabı yok. Her felaket açıklanıyor ama hiçbir felaketin bedeli ödenmiyor.

Ve en tehlikelisi şu: Toplum buna alıştırılıyor. Ölüm sıradanlaşıyor, yoksulluk normalleşiyor, adaletsizlik kabulleniliyor. Çünkü sürekli aynı hikâye anlatılıyor: “Bu böyle, değişmez.”

Ama gerçek şu: Bu düzen değişmez değil, değiştirilmez hale getiriliyor.

Ve bir ülke, gerçeği susturarak değil, onunla yüzleşerek ayakta kalır. Aksi halde bugün kader denilenler, yarın daha büyük felaketler olarak geri döner.

 

Bir dava, en çok kendi içindeki değerleri kaybettiğinde yenilir.