1964’den bugüne 63 kez düzenlenen Antalya Altın Portakal film festivali bu senede dişe dokunur toplumsal bir yenilik ve farkındalık oluşturmadan tamamlandı. Birbirinin tekrarı olan konular, benzer replikler ile tamamlanan yutturmacası bol film festivali Antalya ve Türkiye’de toplumun nasıl da yaldızlı ışıklarla meşgul edildiğini gösteren örneklerden biri olarak hafızlardaki yerini aldı.
Antalya Altın Portakal Film Festivali diğer pek çok sinema festivali gibi ne Türk sinemasına yeni bir perspektif kazandırabiliyor ne de kentte sinema kültürünü artırabiliyor. Biz çocukken Karaoğlan parkının girişindeki açık hava basketbol sahasına kurulan perdeden filmleri güle oynaya izlerdik. Çocuktuk ve sosyalleşirdik. Azar işite işite film nasıl izlenir sorusunun yanıtını bile öğrenirdik. Şimdi bu basit düzeydeki işlevi bile göremiyoruz. Sahte gülümsemelerin cirit attığı fotoğraflar, tuhaf hitaplar, spotlar, sinemacıya bile katkısı olmayan gereksiz harcamalar ve sahte gülümsemeler. Milletin gerçek sorunlarla yüzleşmesini engellemek için ne arıyorsanız var. Son senelerde düzenlenen festivaller halktan öyle kopuk ki artık film gösterilerine ne çocuk gider oldu ne de ergen. Anlayacağınız Antalya’nın altın portakalı Venüs’ün elinde bir mezeye dönüşmüş vaziyette. Önceleri Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlarının bugünse vekilinin gösteri sahnesi olan Altın Portakal Festivali; kırmız halılarla, kortejlerle, üstü açık arabalar ve patlayan flaşlarla gözlerin makyözlerle süslendiği hodbinlik sahnesine döndü. Trajik olan ise festivalde dağıtılan ödülün toplam 11 Milyon TL olması. Bu bütçeden zengin görünmeye çalışan güya sanatsever Antalyalı zenginlerin ne kadar pinti olduğunu, yağmalanan kamu kurumlarının bütçe sorunlarının ne hale geldiğini de görmüş olduk. Altın Portakal Festivali hayranlarından yıllardır “Festival Türk Sinemasına Katkı Sağlıyor” martavalını dinlemekten bıktık. Bunu söyleyenler herhalde dünyanın her yerinde bilimin ve sanatın güçlenmesinde burjuvanın verdiği desteğin ne kadar hayati olduğunu unutuyor. Sermaye sınıfının pintiler kulübünden oluştuğu bir kentte Türk sinemasına nasıl bir katkı verilebilir inanın ben de merak ediyorum? Herkes hatırlasın bu pinti ve şehrin beleşçiliğini iyi bilen ayak takımından türemiş Antalya burjuvası Antalyaspor’un küme düşmesine ve şu anda da sürünmesini sadece izlememiş miydi?
115 civarında filmin gösterildiği festivalde maalesef ki Filistin ve Gazze’de ki dramı, direnişi ve günlük yaşamı konu alarak öne çıkaran yapımlar aynı geçen sene gibi son derece azdı. “Filistin 36”, “Kül ve Tuz”, “Gazze Günlükleri: Nur ve Melekler Diyarı” festivalde gösterilen önemli yapıtlar oldu. Bu filmlerden sadece biri TRT’nin katkısıyla çekildi. Rohinya ve Doğu Türkistan ile ilgili çekilen herhangi bir film ise festivalde gösterime giremedi. Çünkü D. Türkistan ve Rohinya’daki zulmü beyaz perdeye aktaran bir yapım 2026 yılında maalesef ki Türkiye’de çekilmedi. Özellikle Rohinya ve Doğu Türkistan ile ilgili bir filmin Altın Portakal’da gösterilmesi için festival komitesi doğrudan bir davette bulundu mu bilemiyoruz. Çünkü şeffaflık, hesap verilebilirlik, bizim katılımcılık diye açıkladığımız şehir halkının festivalden beklentilerinin ne olduğunu öğrenme ülkenin her işinde olduğu gibi Altın Portakal Festivalinde de sorunlu.
2026 öncesinde Türkiye’de Doğu Türkistan’daki asimilasyonu ve zulmü anlatan “Adı Soykırım (Belgesel, 2022)”, “Sessiz Çığlık: Bir Soykırımın Anatomisi (Belgesel, 2023)”, “Kız Kardeşimi Arıyorum (Belgesel/Film Projesi)”, “Horlanan Vicdan (Kısa Film, 2020)”, “Horlanan Hafıza Doğu Türkistan” gibi birkaç çalışma yapılmışsa da Rohinya ile ilgili memlekette bırakın bu sayıda çalışmayı, bir film bile çekilmemiş. YouTuberler olmasa konuya dair amatör çapta bir belgeselimiz bile olmayacaktı!
Gelelim can alıcı soruya: Türkiye’de neden Doğu Türkistan veya Rohinya ile ilgili sinema veya dizi filmleri çekilmiyor? Muhtemelen toplumda farkındalığı olmayan konularla ilgili filmler, sinema gösterimlerinde seyirci çekememesinden dolayı maliyet sorunları. Sponsor veya Kültür Bakanlığı desteğini de bulamazsanız filmin çekimi imkânsız bir hale geldiği herkesçe malum. Bırakın Doğu Türkistan’ı Rohinya’yı Türkiye’de Batı Trakya Türklerinin ya da Komünist Bulgar Devletinin zamanında uyguladığı asimilasyonunu, yaşatılan zulmü anlatan film sayısı bile yukarıdaki nedenden ötürü iki elin parmaklarını geçemedi.
İslam dünyasında yaşanan zulümlerin beyaz perdeye taşınmaması ve festivallerde halkla buluşturulmamasının ana nedeni sadece memlekette ki maddi nedenlerle, izleyici ilgisizliğiyle açıklanamaz. Kanaatimizce buradaki ana neden hükümetlerin politik tercihleridir. Özellikle AK Parti ve öncesindeki farklı iktidarların milli mefkure ve milli dava kavramlarını basite indirgemesi sorunun özünü oluşturmaktadır. Milli mefkureyi her iktidarın farklı tanımlaması, AK Parti’nin ise canı istediğinde değiştirmesi tüm sanat türlerinde benzer etkiyi yapmıştır. Her ne kadar bazı AK Partili akademisyenler son yıllarda Doğu Türkistan ve Rohinya konulu çekilen filmlere iktidarın yoğun bir destek verdiğini iddia etseler de biz bu filmleri ne duyduk ne de gördük! AK Parti fanatiği olan bu akademisyenler olmayan filmlere verilen desteğin nedenlerini bile madde madde size sıralayabiliyorlar. İnanırsan ne ala!
Halkın her türlü ahlakını bozan dizi ve sinema filmleri veya gündüz kuşağı programlarına gıkını çıkarmayan bu akademisyenler, AK Partinin küreselleşen dünyada mazlumların hamiliğini yaptığını söyleyebiliyorlar. Bununla da yetinmeyerek AK Parti iktidarının milli-manevi değerlerin konsolidasyonunu sağlamak için Doğu Türkistan ve Rohinya zulmünü anlatan filmleri desteklediklerini savunuyorlar. 2021’de Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı Seyit Tümtürk’ün Türkiye ziyaretinde bulunan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’yi protesto etmek için Ankara’ya gitmesine izin verilmediğini ve evini terk etmemesi için kapısında AK Parti’nin polis beklettiğini unutan akademisyenler şimdi kalkıp AK Parti’nin D. Türkistan ve Rohinya sorunlarının gündeme sinema filmleriyle getirildiğini savunabiliyorlar. Akıl tutulması denilen şey bu olsa gerek! Acaba bu akademisyenlerle bizler aynı Türkiye’de mi yaşıyoruz yoksa bu akademisyenler yönetmeni AK Parti olan bir sinema filminin senaristliğini mi yapıyorlar?
İktidarı her şart ve durum karşısında destekleyen medya organları her türlü konuyla ilgili dizi ve sinema filmi çekerken Doğu Türkistan ve Rohinya ile ilgili bir teşebbüste bulunmaması ithalatta bağımlı hale gelmeye başladığımız Çin ile ilişkileri bozmak istemeyişimizle ilgili olduğu muhakkaktır ve bir yere kadar anlaşılabilir bir şeydir de!
Nazım Hikmet “Sanat bir amaca hizmet ederse kıymetlidir, bir ideale hizmet etmek için sanat yapılır” derken sanatın toplumlar ve milletler arasındaki amacını özetliyordu. Ağzından Nazım Hikmet’i düşürmeyen başta Antalyalı olmak üzere tüm sanatkeş rolünde olan çevrelere soralım: Filistin, Doğu Türkistan ve Rohinya gibi göz yaşının hiç durmadığı coğrafyalara neden duyarsızsınız? Siyonistlerin başta Filistin olmak üzere tüm insanlığa karşı işledikleri o korkunç suçları Nazilerin Yahudilere yaptıkları hunharlıkları anlatan sinema filmleriyle, edebiyatla kısacası sanatın imkan verdiği tüm dallarında ortaya koydukları yapıtlarla unutturduklarını, yeryüzünde İsrail lehine olumlu yönde kapı araladıklarını fark etmiyor muyuz yoksa bilmek işimize mi gelmiyor?
Bu memlekette her şeyin içi boşaltılmıştır ve bunda iktidar politikaları doğrudan etkili olmuştur. Elbette ki sanat, sinema ve festivallerde bundan ayrı düşünülemez. Antalya Altın Portakal Film Festivalinin kırmızı halılarında şık kıyafet ve süslü makyajlarla yürüyen sanatkarlardan, komite üyelerinden, bakanlık ve belediye temsilcilerinden kendi halindeki insanlardan; kaderine terk edilmiş insanları düşünmesini beklemek, onlar için bir şeyler yapmasını talep etmek; acaba çok şey mi istemektir? Daha doğru bir soruyla Türk sinema sektörünün insanlığa olan borcunu yerine getirmesini arzulamak yanlış mıdır? Sanırım bu sorunun cevabını sadece vicdanlarımız yanıtlayabilir!
Kalın sağlıcakla.






