CHP MANAVGAT TEŞKİLATI VEKİLLERİYLE İSTİŞARE TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRDİ
CHP MANAVGAT TEŞKİLATI VEKİLLERİYLE İSTİŞARE TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRDİ

CHP Manavgat İlçe Örgütü 12 Ağustos Salı günü Manavgat AKM’de CHP Genel Merkez yöneticileri, CHP Manavgat İlçe Yönetimi ve partililerle istişare toplantısı gerçekleştirdi.

Toplantıya CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar, CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun CHP PM Üyesi Şengül Yeşildal, Manavgat Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Çiçek ve CHP Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar katıldı.

Toplantının basına açık yapılan kısımda yapılan konuşmalar haber videomuzda yer almaktadır.


Sesli Makale “Siyonizm’in Arka Planı, Nihal Atsız, Nurettin Topçu Ve Cevat Rifat Atilhan’ın Haklılığı”
SESLİ MAKALE / ÖMER KAÇMAZ “Siyonizm’in Arka Planı, Nihal Atsız, Nurettin Topçu Ve Cevat Rifat Atilhan’ın Haklılığı” isimli dinlediğiniz Köşe Yazısı Gezgin Adam Dergisi’nin 2025 Yılı 3. Sayısında Yayınlanmıştır.
Köşe yazısının metnini sayfamızdan okuyabilirsiniz.

Günün Yorumu Yeni Bölümü İle Sizlerle
Manavgat Gerçek Gazetesi Yazarı ve Gezgin Adam Dergisi TV Yorumcusu Recep Meili ile Günün Yorumu programı yeni bölümü ile sizlerle.
Oykun Başar’dan sonra Salih Çiftçi’nin adaylığını açıkladığı CHP Manavgat İlçe Başkanlığı yarışında neler yaşanıyor, hangi listeler hazırlanıyor?
CHP Manavgat İlçe Başkanlığı seçim sürecinde yaşanan her şeyi Recep Memili sizin için yorumladı.
İyi seyirler…

Siyonizm’in Arka Planı, Nihal Atsız, Nurettin Topçu Ve Cevat Rifat Atilhan’ın Haklılığı
Yahudi’nin laik düşüncelisi olur mu? Elbette olur ama bunu sonsuza kadar sürdüremez. En nihayetinde çevresel ve geleneksel değerlerinden dolayı laik anlayışını kadim dini, sosyal ve siyasi fikirleriyle meczederek ortaya yeni bir görüş çıkartır. XIX. yy. da Sion’a (Kudüs) Yahudilerin geri dönerek İsrail Devletini kurmaları gerektiğini ileri süren milliyetçi ve laik görüşe Siyonizm dendi. Teodor Herzl ise akımın ana taşıyıcı kolonlarından biri oldu.
Siyonistler her ne kadar laik olduklarını ileri sürseler de Yahudi dinini milliyetçi anlayışlarının merkezine oturtmalarından dolayı aslında laik değildirler. Bugün ortalama bir Siyonist’in bakış açısı ile İsrail’de yaşayan ya da İsrail’i destekleyen Yahudi’nin Gazze ve Filistin olaylarına bakış açısı önemli oranda aynıdır “İsrail var olmalı ve büyümeli. Ne de olsa Araplara yaşayacak yer çoktur”.
Yahudi bakış açısının arka planında seçilmiş millet olduklarına iman etme anlayışı vardır. Onlar insanlığın ve dünyanın mutlak egemenliğine sahip üstün millet olduklarına inanırlar. Dolayısıyla da geri kalan milletler onlar için sadece köle olabilirdi.
Yahudiler görevlerinin 2500 yıl öncesinde kendilerine verildiğine inanırlar. Buna göre Babil ve Roma Devletlerinin Kudüs’te iki kez yıktıkları Süleyman Mabedini üçüncü kez yeniden inşa için kendilerini motive ederler. Siyonist’in dünyasında öldürme hem ilahi bir arzu hem de ilahi bir emrin gereğidir. Tevrat’ta anlatılan Yeşu’nun Eriha kentini yok ederken şehirdeki tüm insan ve hayvanatı hatta ağaçları bile yok etmesi onlar için öldürmenin önemini ve ilahi sorumluluğunu öne çıkartır. Yine Medyen savaşlarında bakire kızlar haricindeki tüm çocukları, yaşlıları, gençleri, hamile kadınları öldürüp tüm canlıları yok etmeleri bugünkü katliamlarının da referansını oluşturdu.
Siyonist bir Yahudi olaylara nasıl bakar, arka planında ne var? Tabi ki de kendilerini kural koyucu olarak görürler. Bundan dolayı Tevrat’ı ya da farklı otoritelerle yaptıkları ahitleri ihlal etmekten vazgeçmezler. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’yı öldürmeleri bu inancın bir sonucu değil miydi? İnsanoğluna evrensel ahlak kapsamında çizilen tüm sınırları aşmakla tanınan Siyonist Yahudiler, tedhiş ve terör faaliyetleri ya da bu faaliyetleri yapan örgütleri destekleyerek toplumları birbirlerine düşürerek kan akıtılmasını sağlarlar. Ölümden korktukları için öldürmeyi bilinçli bir tercih haline getirirler. Siyonist aklın arka planında Nazizm ile eş değer bir yıkıcılık vardır. İnanmayan Gazze şehrinin geldiği son duruma bakabilir.
Tarihin pek çok döneminde farklı coğrafyalarda da olsa varlığını korumuş Yahudiler ihanet, tefrika, casusluk, tefecilik, savaş çıkartma gibi hep kötü özelliklerle anıldılar. Bundan dolayı da Yahudi psikolojisinde kötü muameleye maruz bırakılma endişesi hakimdir. Buna rağmen tarihlerinin en buhranlı dönemlerinde onlara sahip çıkan, kol kanat geren Müslümanlara veya Osmanlı Türklerine de ihanet etmekten hiç vaz geçmediler.
Nihal Atsız’ın Haklılığı
Nihat Atsız Cumhuriyet Devrinin en önemli Türkçü düşünce insanları arasında yer alırken Nurettin Topçu’da Muhafazakâr ya da Turanist İslamcıların ve Millî Görüşçülerin membalarından biri oldu.
Nihal Atsız’a göre Siyonistler, Masonlar, Sebateistler her zaman gizli tedbirlerle gizli hedefler için çalışan insanlardı. Özellikle bu grupların I. Dünya Savaşı sırasında ihanet etmesi ve düşmanla iş birliği yapması Müslüman toplumlara ve Türk Devletine olan kinlerinin düzeyini de göstermişti. Yahudilerin ve Siyonistlerin; çığırtkanlık, fırsatçılık, sinsilik ve namertlik ile iki yüzlülüğün unutulmaz örneklerini verdiğini belirten Atsız, İstiklal Harbinde Bursa’nın Yunan işgali altına girdiği dönemde “Kahrolsun Türkler” diyerek saflarını göstermekten çekinmeyen bir topluluk olduğunu vurgular. Türklerden kötülük görmediği halde Türklere düşmanlık yapmaktan çekinmeyen Yahudi oluşumlarının yeri geldiğinde Sabateyistler eliyle yeri geldiğinde Siyonistler üzerinden veya Masonik organizasyonlarla amaçlarına ulaşmak için çalıştıklarını belirtir. Bu amaç ise elbette ki tüm insanlığı kontrol altına alarak Arzı Mevuda sahip olmaktı. Bilhassa toplum ve devlet hayatına sızan ve Türk gibi görünen şahsiyetler aracılığıyla Ermeni veya Rum gibi tescilli Türk düşmanları veya mandacılığı savunan yerli işbirlikçilerle ittifak kurmaktan çekinmediklerinin altını çizer. Atsız, Yahudi oluşumlarını Türkleri kundaklamaya çalışan sahtekâr ve dolandırıcı bir yapılanma olarak gördü. İnsanlığın kahramanlığa, iyiliğe ve kuvvete olan genel eğiliminin Yahudilerde zillete, korkaklığa, kötülüğe ve seciyesizliğe dönüştüğünü belirten Nihal Atsız, Siyonistlerin I. Dünya Savaşında gerçekleştirdikleri faaliyetlerle hainliklerini kanıtladıklarını söyler. Yahudilerin her girdiği kabın şeklini aldığına değinen Atsız, Yahudi organizasyonların, içinde yaşadıkları tüm devletlere karşı düşman olduğunu ve bunu da o devletin yüzüne gülerek, onlara sempatik
davranarak gerçekleştirdikleri konusunda okurlarını uyarır. Yahudilerin yüzyılın başlarında Türk devletinden ABD mandası altına girmesini, 1950’lerde Sovyet uydusu olmasını, Ermenistan ile iş birliği yapmasını kabul etmelerini ve Osmanlıcılık siyasetine yeniden geri dönmelerini talep ettiklerini belirterek Osmanlı’nın dağılma şartlarını yeni Türk Devletinde oluşturma gayretinde olduklarını açıkça yazar.
Nurettin Topçu Doğru Söyledi
“… Ancak Yahudi’nin bütün milletlere, bütün ülkelere, bütün insanlara, bütün müesseselere ve arzın her zerresine sinen şerrinden, onun gizli zulmünden insanlığı korumak ve kurtarmak da vazifemizdir.” diyordu Nurettin Topçu 1967’de. Ve şu soruyu soruyordu bir yazısında: “İsrail orada durdukça İslam ve Türk Dünyası tehlikededir. İstikbal ya birinin ya ötekinindir.”
Nurettin Topçu’nun sorusunun üzerinden 58 yıl geçti. Arap devletleri birer birer tarumar olurken Türk Devleti IV. İmparatorluk dönemine bir türlü giremedi, giremediği gibi o potansiyelini açığa bile çıkaramadı. Bunun doğal sonucu olarak da meydan İsrailoğullarına kaldı.
Nurettin Topçu’da Nihal Atsız gibi Yahudiliği, Masonlukla ve Siyonizm ile özdeşleştirmişti. Dünyadaki fesadın kaynağını Yahudi hedefleri olarak görüyor, Türklerin ve İslam Aleminin temel düşmanının da onlar olduğunu savunuyordu. Topçu, Marx, Durkheim ve Spinoza’yı Yahudiliğin insanlığa sunduğu birer hastalık olarak değerlendirmişti. Bu Yahudi fikir adamlarının düşüncelerini benimseyenlerin sadece ülkemizde değil medeniyetin olduğu her yerde insanlığı bir karmaşaya ve inançsızlığa sürüklediğini anlatıyordu.
Topçuya göre Babil esaretinden itibaren mahrum kaldıkları her şeyin intikamını almak isteyen Yahudi toplumları kin ve haset silahını kullanarak insanlığın temiz olan tüm değerlerini yok etmeyi amaçlamışlardı. Bu konuda Türk ve İslam kamuoyu uyarılmalıdır, bilinçlendirilmelidir.
Yahudi teşkilatlarının dünyanın neresinde olursa olsun insanlığa düşmanlık yaptığını ileri süren Topçu, Yahudilikle mücadelenin ancak Yahudiliğin çok iyi tanınmasıyla gerçekleştirilebileceğini savunur. Ne var ki Topçu döneminde de sonrasında da Türkiye bunu maalesef başaramadı. Yahudiliği ve Yahudi teşkilatlarını hiçbir zaman tanıtmadığımız Türk Milleti dün de bugün de yarında STK görünümlü kurumlarla manipülasyonlara kurban gidiyor, efsunlanmaya devam ediyor. Hatırlayın Manavgat gibi küçük ve herkesin herkesi tanıdığı bildiği bir yerde dahi Siyonizm
namına çalışan bazı derneklerin sempatizanları Manavgat’ta neredeyse Milliyetçi ve Muhafazakâr partilerin adayı olarak Belediye Başkanı seçilecekti. Milliyetçi partiler, muhafazakâr olduğunu söyleyen parti ile bu Siyonist artığı adamlara kapı kapı dolaşıp oy istedi. İşte Topçu’nun anlatmak istediği de tam olarak buydu. Yahudi’nin ve teşkilatının el attığı hiçbir şey küçümsenmemeliydi, mahiyetleri topluma öğretilmeliydi. Onlarla bağlantılı legal ya da illegal STK’lar, organizasyonların amaçları millete tanıtılmalıydı.
Cevat Rifat Atilhan Çok Önceden Uyarmıştı!
- Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda görevli bir subayken Siyonist Yahudilerin ihanetlerini bizzat yaşamış, Millî Mücadele döneminde Siyonist Yahudi komplolarını görmüş ve Türkiye’nin gerçek anlamda ilk Antisemitizm taraftarı olan Cevat Rifat Atilhan ömrünün neredeyse tamamını Türk Milletini Siyonist Yahudi tehdidine karşı uyarmakla geçirmiştir. I. Kuşak Millî Görüşçüleri derinden etkileyen Atilhan, özellikle muhafazakâr, İslamcı ve Türkçü çevrelerin başucu yazarlarından biri haline gelmişti. Atilhan’a göre Masonluk, Siyonizm ve Yahudilik arasında aslında hiçbir fark yoktu. O, Yahudileri Batıda ortaya çıkan kozmopolit fikirleri Türkiye’ye taşıyan ve deruni Türk İslam Medeniyeti fikriyatını yozlaştıran unsur olarak görüyordu. Yani onun dünyasında İslam düşmanı olan Batı, Yahudiler üzerinden Osmanlı’yı fikri olarak işgal etmiş Türkiye’yi özünden koparmıştı.
Atilhan, Yahudilerin İngilizlerle olan işbirlikçi siyaseti ve Yahudi sermayesinin dağıttığı fonlar sonucunda İsrail’in kurabildiğini vurgular. I. Dünya Savaşında Yahudilerin kurduğu Nili Casusluk teşkilatı ile Gazze ve Yafa’da Osmanlı ordusuna ihanet ettiklerini vurgular. Güvenilmez, hain ve sinsi planları olan bir kavim olarak gördüğü İsrailoğullarının soyundan gelenlerin Türkiye’de hala etkin olmalarına itiraz
eder. İslam birliği fikri etrafında Siyonizm, Masonluk ve Dönmelerle mücadele edilmesi gerektiğine inanan Atilhan, Yahudilerin ve organizasyonlarının kıymet bilmeyen bir halk olduğuna inanır.
Dönmeler, Yahudiler ve Siyonistlerle ilgili en çok neşriyatı yapan Cevat Rifat Atilhan 85’in üzerinde kitap yazarak Siyonizm tehlikesine karşı özellikle de gençliği uyarmaya çalışmıştır.
Sonuç
Nihal Atsız ve Nurettin Topçu gibi öğretmenlik mesleğinden gelen akademisyenlerin Cevat Rifat Atilhan gibi ordu köklerine sahip inatçı bir yazar, Siyonizm tehdidine karşı uyarı vazifesini yerine getirmişse de maalesef ki bu uyarılar Türk Milleti’nin bütününe ulaştırılamadı. Milli Eğitim sisteminin ideolojik kökleri ile bu yazarların fikirlerinin çelişmesi onları marjinal ve antisemitik olarak yaftalanmasına neden oldu. Çamur at izi kalsın hesabıyla ırkçı, faşist, Nazi hayranı olmakla suçlanan bu hocaların siyasal ve sosyal uyarıları maalesef ki bugünün Türkiye’sinde hala geçerliliğini korumaktadır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki bugün için hala ülkenin genç dimağlarına memleketin gerçek iç ve dış düşmanları anlatılmamaktadır. Devlet organizasyonu popülist siyasilerin elinde söylemsel içi boş bir şovenizmle yönetiliyor. Modern idarecilerin tedbirsizliği ve dışa bağımlı bir denge siyaseti gütme anlayışı ülkeyi Siyonist tehditle karşı karşıya bırakmıştır. Batı emperyalizminin işbirlikçisi olan Siyonizm’e dair ciddi bir politik ve askeri tedbir alamayan güya milliyetçi ve muhafazakâr olan iktidar ülkeye ve millete sadece zaman kaybettirmektedir. Bugün Gazze’de, Filistin’de ve Türkistan’da akan her bir damla kanda maalesef ki Türkiye’nin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesinin katkısı büyüktür. Örneğin Türkiye’nin kendisi 5. Nesil savaş uçaklarını üretebilseydi, çağın gerektirdiği hava savunma sistemlerine sahip olabilseydi Siyonizm ve işbirlikçileri olan devletler Gazze’de bugünkü eziyeti yapabilirler miydi?
Kalın sağlıcakla.
Okumuş olduğunuz yazı Gezgin Adam Dergisi’nin Ağustos 2025 tarihinde çıkan “Gazze Can Çekişirken Manavgat’ın Sessizliği” isimli sayısında yayımlanmıştır.
Sesli Makale “Manavgat’ın Gazze ve Doğu Türkistan ile İmtihanı”
SESLİ MAKALE / ÖMER KAÇMAZ “Manavgat’ın Gazze ve Doğu Türkistan ile İmtihanı” isimli dinlediğiniz Köşe Yazısı Gezgin Adam Dergisi’nin 2025 Yılı 3. Sayısında Yayınlanmıştır.
Köşe yazısının metnini sayfamızdan okuyabilirsiniz.

CHP Antalya’da Usulsüzlük Suçlamaları
Kamuoyuna AK Parti alternatifi olarak sunulan CHP’de partili yöneticiler birbirlerini usulsüzlük yapmakla suçluyor.
AK Parti’yi her fırsatta yargı yolunu kullanarak kendilerine darbe yapmakla suçlayan CHP Antalya Örgütleri yolsuzluk, rüşvet iddialarıyla zor günler geçirirken şimdide kendi içinden usulsüzlük suçlamalarına maruz kaldı.

CHP Konyaaltı İlçe Başkanlığı için adaylığını açıklayan Ali Polat “131 üyenin iletişim bilgilerinin yöneticilere ait numaralarla değiştirildiğini, 146 üyenin ise gerçeğe aykırı ikametgâh beyanlarıyla kaydedildiğini tespit ettiklerini açıkladı. Ali Polat mevcut İlçe Örgüt Başkanı Demet Gündüz’ü “Örgüt içi demokrasiye müdahale” etmekle suçladı.
Ali Polat yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Yöneticilerimizin bu tür etik dışı davranışlarla partimizi kamuoyunda zor duruma düşürmesi kabul edilemez bir durumdur. Yaşananlar, yalnızca siyasi nezaketsizlik değil, üyelerimizin iradesine açık bir müdahaledir.” Açıklamasının devamında “131 üyenin iletişim bilgilerinin yöneticilere ve eşlerine ait numaralarla değiştirildiği, 62 üyede farklı kişilere ait telefon numaralarının yer aldığı, 146 üyede ise gerçeğe aykırı ikametgâh beyanları tespit edilmiştir.” dedi.

Ali Polat’ın iddialarına yanıt veren CHP Konyaaltı İlçe Başkanı Demet Gündüz: “Küçük hesaplarla ne uğraşacak ne de bunları ciddiye alacak bir pozisyonda değilim çünkü biz iktidar olmaya çalışıyoruz. Hele böyle günlerde, hükümetin sopası her gün belediye başkanlarımızın, ilçe başkanlarımızın üzerindeyken, genel başkanımızın üzerinde tahakküm kurulmaya çalışılan bir atmosfer varken ben partimi tartıştırmaya açtıramam. Bunlar ihanetçilerdir, bu dönemin ihanetçileridir ve bunları tarih affetmeyecek” dedi.
Demet Gündüz açıklamasının devamında, “Kişi kendinden bilir işi. Yıllardır partide olan bu insanlar bu işlerin nasıl yapıldığını çok iyi biliyorlar. Biz geldiğimiz günden beri son derece şeffaf, üyelik konusunda son derece açık bir şekilde gidiyoruz. Önceki dönemlerde üye bile yapılmazdı insanlar. Kim olduğu sorgulanır, ‘kimin adamı’ olduğu sorgulanır ona göre üye yapılırdı. Ama biz bunların hiçbirine başvurmadık, ihtiyaç da duymadık. Bu kapıdan giren herkes, gönüllü olarak bu partiye üye olmak isteyen herkes üye yapıldı” dedi.
Manavgat’ın Gazze Ve Doğu Türkistan İle İmtihanı
Genel anlamda müstemleke siyaseti takip eden ve emperyal çıkarlara göre ilerleyen devletler asimilasyon, soykırım ve katliamlarla sömürüsünü farklı coğrafyalarda sağlamaya çalışır. Özellikle coğrafi keşifler ve sanayi inkılabı ile yeniden hortlayan ve günümüzde kabuk değiştirerek devam eden kolonyalizm hareketlerinde yukarıdaki olumsuzluk hep karşımıza çıkar.
Eskiden sömürgeci güçler katliamlarını saklı tutmaya çalışırken günümüzde buna gerek bile duymuyorlar. Mesela Hitler Almanya’sı soykırımları gizlemek için her türlü tedbiri alırken İsrail ve ortakçıları canlı yayınlarda hamile kadınları, yemek sırasında bekleyen çocukları dünyanın gözü önünde katledebiliyor. Siyonistlerin Filistin topraklarında dünyanın gözünün içine baka baka sürdürdüğü vahşet Avrupa’da, Amerika’da ve daha nice yerlerdeki toplumlar tarafından sert tepkilerle protesto ediliyorsa da Manavgat’ta 2 yıldır düzenli ve kurumsal hiçbir faaliyet yürütülemediği gibi Gazze lehine bilinçli bir kamuoyu da oluşturulamadı. Manavgat sessiz, Manavgat tepkisiz. Manavgat göstermelik ve samimiyetten uzak birkaç protesto eylemine destek vererek vicdanını rahatlatma derdinde. Geniş halk kitleleri İsrail’e karşı sadece kalbinden buğz edebiliyor. Boykota dâhil olamayan ahali Gazze’ye ne eliyle ne de diliyle yardım etmiyor..
Peki neden?
Manavgat’ta Adı Konulmamış Zulmün Yaşanması
Manavgat gibi adı yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, kamusal zenginliklerin yağmalanması, yüksek kiralar, hayat pahalılığının sonucunda ortaya çıkan sistematik köleleştirme politikalarıyla anılan bir kentte Filistin’e, Gazze’ye, Doğu Türkistan’a halk desteğinin sağlanması ihtimali dahi eşyanın tabiatına aykırıdır. İspatı yapılmış veya yapılmamış yolsuzlukların bu kadar yoğun olduğu bir yerde halk için yaşam maliyeti yüksektir, sade vatandaşın maişet derdiyle evine helalinden ekmek götürmesi her geçen gün daha da zordur. Gazze’de insanlar açlıkla karşı karşıya kalırken Manavgat’ın çoğunluğunu oluşturan kentli nüfusun büyük büyük bir kısmı yetersiz ve sağlıksız beslenme, genel anlamda ise fakirlikle karşı karşıyadır. Maişeti için 8 saat çalıştırılması gereken bir emekçinin 12 saat çalışmaya mahkûm edilmesi, bir esnafın en az 14 saat işyerinin başında durduğu bir belde de elbette ki Gazze’ye ve Filistin’e sınırlı destek verilecek ve insanlar ancak kalbinden buğz edebilecektir.
Ev sahibinin çılgın kiralarını ya da aldığı beyaz eşyanın taksitini ödeyemediği için kendisini icra ile tehdit eden şark kurnazı mülk sahiplerinin ve tüccarların baskısından dolayı ikinci bir işe yetişmek zorunda olan bir baba, Gazzeli bir babanın acısına nasıl ortak olabilir? Manavgat önce yoksullaştırıldı sonra da köleleştirildi. Burjuvadan, yerel idarecilerden ve önde gelen siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan “Manavgat’ın Efendileri” halkı önce köle yerine koydu sonrasında da halkın kolektif hareketlerin içerisinde yer almasını engelledi. Köleleştirilmek istenen Manavgat halkını aşla, kirayla, adaletsiz gelir dağılımıyla, festival ve konserlerle meşgul edersen, onda ne duygu ne de bir medeniyete karşı aidiyet duygusu kalır. Aidiyetin olmadığı yerde Gazze’ye de Doğu Türkistan’a da kimse ilgi ve alaka göstermez.
Toplumsal Bilince Ulaşılamaması: Boykotun İmkânsızlığı
Bazı STK’lar örneğin AGD Manavgat Temsilciliği gibi teşekküller “Boykot” temalı çalışmalar yapmış olsa da istenilen sonuç elde edilemedi. Siyonizm’e destek veren markaların boykot edilmesine yönelik çalışmaların sonuçsuz kalmasındaki temel neden zincir marketlerin bakkalların yerini alarak boykot ürünlerinin ulaşılabilirliğini yıllardır kolaylaştırmasıdır. Ayrıca İsrailli Siyonist askerlere bedava kahve ve burger dağıtan markaların önemli bir kısmının Manavgat’taki en gözde cadde ve alışveriş merkezlerinde kiracı olarak göz önünde bulunması, reklamlarını hem yerel de hem de ulusal da yapması Manavgat’ta genel bir boykot tepkisinin doğmasını engelledi. Manavgat Müftülüğünün doğrudan tutarsız tavırları, eylem ve söylem birlikteliğini sağlayamaması boykot başarısızlığının tuzu biberi olmuştur. Örneğin İsrail’e doğrudan destek veren Siyonist bir dondurma markasının Manavgat Müftülüğünün gözetiminde yaz kuran kursu öğrencilerine ikram edilmesi aslında her şeyi özetlemiyor mu?
Medyatik bir figür olmayı sevdiği anlaşılan ve sanki siyasi bir teşkilatın başındaki bir politikacı gibi durmadan sağa sola ziyarete giden ve bu ziyaretleri sürekli kurumunun sosyal medyasında yayımlayan bir zihniyetin başında bulunduğu Manavgat İlçe Müftülüğü boykot konusunda sizce nasıl bir toplumsal bilinç oluşturabilir? Vaiz, vaize, imam ve hatiplerle samimi bir şekilde boykot konusu iki senedir işlenseydi dinini, mukaddesatını seven Manavgat ahalisi boykot konusunda ortak bilinç geliştirip hareket edemez miydi?
Daha dün Gazze yararına iki kez düzenlenen kermese mihmandarlık yapan Manavgat Müftülüğü ve bazı personelinin boykota uymaması bu işlerin Manavgat’ta nasıl da reklam ve şov maksatlı yapıldığını gösterdi.
Gazze’ye destek çığlıkları atan bazılarının Siyonizm’e destek veren ürünleri sattığı veya dağıttığı bir yerde toplumsal bilinçte olmaz, Gazze konusunda Manavgat’ta bir birliktelik de kurulamaz.
Bunlara ilaveten özel ve devlet okullarında hatta kamu kurumlarında konuyla ilgili farkındalık oluşturma amaçlı sistematik ne bir proje geliştirilebildi ne de öğretmen ve öğrencilere konuyla ilgili eğitimler verildi. Zaten bu işlerin lokomotifini de ya Sosyal Bilimler Lisesi ya da Üniversiteler yapar. Gelin görün ki Manavgat’ta ne Sosyal Bilimler Lisesi var ne de Üniversitenin kenti bilinçlendirme de bir katma değeri var. Bırakın her şeyi bir kenara liselerin büyük çoğunluğunda sözel bölüm bile yok.
Bazı Gazze Destekçilerinin Samimiyetsizliği
Manavgat’ta kendisini Gazze Sevdalısı veya Gazze Aşığı gibi sıfatlarla ön plana çıkarmaya çalışan kişi ya da hukuki varlığı dahi olmayan STK görünümlü oluşumlar, güya muhafazakâr ya da milliyetçi olduklarını söyleyen -bilhassa da memurların üye olduğu- sendikalar büyük sermaye nezdinde planlı ve programlı çalışmalar yürütmedi. Yaptıkları konuşmaları dinlediğinizde ya da yazdıkları mesajları okuduğunuzda “bıraksanız Gazze’ye yüzerek gidecek” dedirtenler ne büyük sermaye nezdinde boykotlara katılım sağlanmasını başarabildiler ne de Manavgat’ta geniş kitleler üzerinde dalgalanmalar oluşturabilecek büyük etkinliklerin düzenlenmesine katkı verecek kişi ve kurumları sürece dahil edebildiler.
Olayı yaşayanın veya olayda mağdur olanın anlattığı her zaman duyanın ve izleyenin anlatımından daha etkili olduğu bilinen bir gerçektir. “Gazze Sevdalıları” olarak kendini tanımlayan bu zihniyet Manavgat’ta en azından yılda iki, üç kez de olsa Gazzeli bir gaziyi ya da şehit akrabasını Manavgat’ın okul konferans salonlarında genç dimağlarla ve kongre salonlarında Manavgatlıyla yüz yüze buluşturulabilirdi. Ancak bunun yerine daha az emek isteyen fotoğraf sergileri düzenlenerek, telekonferans hizmetlerinden yararlanıldı. Sosyal medya hesaplarından paylaşımlarla Manavgatlının vicdanlarına seslenilmeye çalışıldı. Uluslararası ajansların haberlerinden alınan kareler ya da röportajlarla günü kurtarmaya çalıştılar. Mazinin hoş sloganlarıyla göz boyamaya çalıştılar.
İktidar Yanlısı Tutum: AK Parti’ye Rant Oluşturma
AK Parti’nin aslan gibi kükrediğine bakmayın. Gazze’nin ya da Filistin’in hakkını savunduğunu ileri sürmesine rağmen her türlü ticareti yapan ve lojistiği milletin gözünün içine baka baka İsrail’e ulaştırmaya devam eden AK Parti Doğu Türkistan, Rohinya meselelerinde olduğu gibi Gazze meselesinde de sermaye ve Siyonizm ile barışık bir siyaset sürdürmektedir.
AK Parti iktidarı sona erip yerine gerçek manada Milli Görüşçü olan bir parti iktidara gelmeden Türkiye’nin bölgeye bağımsız müdahalede bulunamayacağını dolayısıyla da Gazze’ye yardım götürülemeyeceği Manavgat’taki “Gazze Sevdalıları” çok iyi bilmesine rağmen sırf CHP karşıtlığından dolayı AK Parti’nin ya da Cumhur İttifakının desteklenmesi belki de meselenin özüdür. Bir yandan AK Parti’nin seçim kazanmasına, üye kazanmasına yardım edeceksin, propagandasına destek vereceksin diğer yandan AK Parti’nin İsrail’e lojistik destek vermesine, ticareti geliştirmesine ses çıkarmayacaksın. Bunları yaparken de sokaklarda “Kudüs bizim canımız feda olsun kanımız” sloganını atacaksın. Ne kadar da taşralı bir tavır ve ne kadar da avami bir yozlaşma.
Gereksiz Arap Düşmanlığının Yapılması ve Gazze Sevdalılarının Sessizliği
Sadece Manavgat değil tüm ülke de yıllardan beri devam eden ve belki de ulus devlet olmanın doğal sonucu olarak ortaya çıkan “I. Dünya Savaşında bize ihanet ettiler şimdi de çeksinler bedelini” şeklinde veya bu mealde yargıların yaygınlaşması Manavgat ve Türkiye’de Gazze konusunda ortak tavrın oluşmasını engelliyor. Vicdandan, Türk Devlet Felsefesinden uzak bu türlü yargıların 7’den 70’e hastalık derecesinde yayılması karşısında Gazze ve Filistin meselesine destek olmak isteyen kişi ve grupların hiçbir eğitici çalışmada bulunmaması, konuyla ilgili Manavgat’ı önyargılara teslim etmesi acaba neyle açıklanabilir? Bu kadar çok “Gazze Sevdalısına”, Tarihçiye ve Siyaset Bilimciye sahip bir memlekette fi tarihinden kalan ithamlar hala konuşuluyorsa Gazze meselesine sahip çıkmaya çalışan herkesin şapkasını önüne koyup biraz düşünmesi gerekmez mi? Hani ayette diyor ya “siz hiç akletmez misiniz?”
CHP’nin Kendini Dış Politikadan Soyutlaması
İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın önce iktidar alternatifi olması, sonrasında ise CHP’li belediyelerin zor duruma düşmesiyle CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’ndan beri sürdürdüğü uluslararası konulardan uzak durma anlayışı iyice pekişti. Bugün CHP yönetimi ne yerel ne il ne de ilçe bazında Gazze, Doğu Türkistan konularında hiçbir şey demiyor. Kendi partilerine karşı açık tavır alan medya kuruluşlarına veya sermaye sahiplerine karşı etkili boykot kampanyaları başlatan ve bunu başarılı bir şekilde sürdüren CHP’nin Gazze ile ilgili boykotlardan uzak durması Manavgat’ta bilinçli bir CHP’li Gazze yanlısı, Siyonizm karşıtı kitlenin oluşumunu engelliyor. Şayet halkın içinden çıkan Halkçı Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara bir kez olsun Gazze ve Filistin’e destek veren bir protestoya ya da basın açıklamasına katılsaydı Manavgat’ta Gazze direnişine destek bu seviyede olur muydu sorusunu insan kendine sormadan da edemiyor.
Ne Şiş Yansın Ne Kebap: Dondurmacı Manavgat Belediyesi
Ezan ve bayrak sloganlarıyla hareket eden AK Parti, Gazze konusunda icraatlarıyla ne kadar samimiyetsizse dünya halklarının kardeşliğini savunan CHP Antalya İl Teşkilatları, Halkçı ve Devrimci gelenekten geldiğini ileri süren tutuklu Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ve üst kadrosu da mazlumlara destek olma da o derece samimiyetsizdir. Manavgat Müftülüğüne bağlı bazı görevliler nasıl ki yaz kuran kursunda camilerimizde eğitim alan evlatlarımıza Siyonist bir dondurma markasının ürettiği dondurmayı ikram etmesi ne kadar vahimse Manavgat Belediye Başkanlığına bağlı sahil büfelerinde aynı markanın yan ürünlerine ait dondurmayı satması da aynı derece utanç vericidir. Manavgat ahalisi bu dondurmaları kamu idaresine bağlı büfelerden satın alarak her bir Gazzeli’nin eziyet görmesine neden olan bombaların, kurşunların Siyonist İsrail ordusunca satın alınmasına ortak ediliyor. Ucuza Siyonist dondurma sat ve sürümden elde edilen gelirle Siyonist orduya mermi alınmasına yardım et. Şuursuzluğun bu kadarına ne demeli? Mensubu olduğu medeniyeti öğrenmemiş, tanımamış Belediye Başkanları ve idareciler elinde Manavgat daha nereye kadar heder edilecek? Yerel yönetim bazı konularda örnek olmalı ki onu referans alan halkta esnafta doğru işler yapabilsin. Atalarımızın dediği gibi “Balık baştan kokar.”
Kalın sağlıcakla.






