Ana Sayfa Blog Sayfa 96

Gazze’nin Kurtuluşu Ak Parti Manavgat İlçe Binasının Önünden Başlar

0

Gazze’ye yardım etme ve hükümeti Gazze konusunda harekete geçirmek için binlerce protesto eylemi yurdun dört bir yanında yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Manavgat’ta iki, üç kermes, iki elin parmakları kadar protesto gösterisi ve basın açıklaması. İki yıla yaklaşan dönemde ayda bir bile eylem veya basın açıklaması yapılamadı, açıkçası yapılmakta istenmedi. En nihayetinde bu işleri organize edenler ve dahil olanların temel derdi “dostlar bizi alışverişte görsün” değil mi?

İşin trajikomik kısmı ise Manavgat’ta yapılan eylemlerin tamamının Atatürk heykelinin önündeki meydanda veya Atatürk Kültür Merkezinin bahçesinde yapılmasıdır. Halbuki ülkeyi yöneten AK Parti ve onun partili idarecileri. Protesto eylemlerini yapanlara sormak lazım neden AK Parti Manavgat İlçe Binası önünde protesto eylemi veya basın açıklaması yapmıyorsunuz? Protesto kortejleriniz Demokrasi Bulvarında başlarken bu kortejleri niçin Demokrasi Bulvarında yer alan AK Parti Manavgat İlçe Başkanlığı binası önünden başlatmıyorsunuz? Gazze ile ilgili talep ve isteklerinizi neden AK Partili yöneticilere gözlerinin içine soka soka duyurmak istemiyor musunuz? Yoksa Manavgat’ın kızı Tuğba Vural Çokal’dan fırça yemekten mi endişe ediyorsunuz? Ya da hala bu memleketi Mustafa Kemal’in CHP’sinin yönettiğine mi inanıyorsunuz?

İnsancıl Potansiyelin İsrafı

Manavgat’taki protesto eylemlerine veya basın açıklamalarına katılanlar genellikle muhafazakâr veya maneviyatçı görüşlere sahip insanlar olduğu bir vakadır. Bu gösterilerdeki kişilerin önemli bir kısmı da ya AK Parti’ye oy verir ya da AK Parti etrafında oluşan düzenle doğrudan veya dolaylı çatışmaya girmek istemeyenlerden oluşurlar. Mesela AGD Manavgat Temsilciliği ve Saadet Partisi hariç AK Parti güdümlü veya etkisindeki STK’lar, sendikalar vb.lerinin yaptığı basın açıklamalarına bakarsanız AK Parti iktidarının bırakın sert sözlerle eleştirilmesini mecazi anlamda bile tenkit edilmediğini görürsünüz. Yapılan eylemler ve açıklamaların tamamı sadece faile odaklanarak İsrail’in ya da uluslararası teşkilatların veya hukukun eleştirilmesi üzerine kurulmuştur. Yani sorunu çözme de icrai yetkiye sahip olan AK Parti ile karşı karşıya gelme ama sorunu çıkartan ve hayat boyu yüzünü göremeyeceğin Siyonist’e ağzına geleni söyle. Bu yolla hem AK Parti’yi yıpratmazsınız hem de ortaya çıkan insancıl potansiyeli israf ederek Siyonizm’e su taşırsınız. Ne diyordu rahmetli Necmettin Erbakan: “Siyonizm öyle ustadır ki, “Kim? Ben mi? Ben hiç Siyonizm’e hizmet eder miyim!” şarkısını söylettirerek, kendi ordusunda işbirlikçilere askeri talim yaptırır. “ İnsancıl Potansiyelin İsrafına Sizce Şaşırmalıyız Mı?

Tabi ki de şaşırmamalıyız. Türkiye’nin bilhassa da Manavgat’ın hızla fakirleştiği bir ortamda refah artışından yararlanan kişi sayısının her geçen gün azaldığı görülmektedir. Manavgat’ta son dört yılda sabit gelirliler, çok çocuklu ya da tek bir ebeveynin olduğu aileler, engelliler ve yetişkinler iş sahibi olmayı ve temel zorunlu giderleri karşılayabilmeyi büyük bir nimet olarak görmüştür. İşten çıkarmaların yoğun, işçi, emekli maaşlarının enflasyon karşısında hızla eridiği, bireylere ve ailelere yapılan devlet yardımlarının kritik bir öneme ulaştığı bir ortamda AK Parti ile çoğu insan karşı karşıya gelerek işini, aldığı yardımı riske atmak istememektedir. Bunun da etkisiyle olsa gerek AK Parti binasının önünde

yapılacak bir protestoya normal protestolara katılanlar gelmek istemiyor. “Polis bizi çeker, kimliğimiz öğrenilir, vergi denetmenlerden ceza alırız, işten kovarlar, yardımlar kesilir…” gibi dünya hayatına dair endişeler; Gazze’ye yardım ve müdahale etmeye AK Parti’yi zorlama siyasetinin önüne geçiyor.

AK Parti’nin Gaz Alması

AK Parti’nin kendi kapısının önünde yapılmadığı müddetçe hiçbir basın açıklamasından ve protesto gösterisinden rahatsız olmadığı malumdur. Dolayısıyla da kendi binalarının önüne gelmediği müddetçe her yerde protestolar yapılmalı ve toplumun gazı alınmalıdır. Bu tür faaliyetlere ön ayak olan STK’lar, sendikaların vb.lerinin başındaki kişiliklere bakarsanız genellikle Eric Fromm’un “Pazar Karakteri” adıyla tanımladığı tipler olduğunu görürsünüz. Yani kendi değerlerini oluşturmakta zorlananların var olabilmek için kendilerini pazarlayabilecek bir karaktere sokması ve bu yolla varlıklarını koruması.

AK Parti iktidarları özellikle de 2013 sonrasında bu kişilikleri toplumu yönlendirebilecek olan medya ve STK oluşumlarının başına getirerek eleştiri oklarından kurutulmayı başardı. Nitekim Manavgat’ta durum çok da farklı değil. Bakmayın siz Gazze meselesinde mangalda kül bırakmayan sivil oluşumların başındakilere. Çoğunun cesareti Atatürk’ün heykelinin önünde poz vermekten ibaret. Bu arkadaşlar Gazze’ye yardım meselesinin ancak devlet yardımıyla ve onayıyla gerçekleşebileceğini gayet iyi biliyorlar. Devletin mecbur bırakılmadıkça Gazze meselesinin çözümünde Türk halkının hiçbir şey yapamayacağının farkındalar.

Manavgat’taki yabancılaşma, kimlik bunalımı ve fakirleşme kişileri sadece bireyselliğe mahkum bırakmıyor aynı zamanda rasyonelleşmeye de sürüklüyor. Rasyonelleşme bir yerde menfaat için hareket etme ve rızayı İlahiyeyi terk ederek vicdan rahatlatma için hareket edilmesi anlamına geliyor. Rasyonelleşme, yabancılaşma ve aşırı bireyciliğin oluşturduğu vicdani rahatlama arayışı aslında kişileri karar veren olmaktan uzaklaştırıp alınan kararları uygulayanlar haline getiriyor. Bu durumun farkında olan AK Parti iktidarının ilk yıllarından itibaren ideolojik katı tutumları olan muhafazakâr ve maneviyatçı elitleri partisinden tasfiye etti. İkame bir anlayış olarak demagojiden ibaret milliyetçi soslu, romantik, geçmişin başarılarını bugün ile özdeşleştirmeyi amaçlayan siyasi tutumları geliştirdi. “Asla II. Abdülhamid olmayacaksın” bu sözler boşa söylenmiyor.

İktidardan Düşersek Gazze Düşer

Hatırlayan var mı? 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti “Biz iktidardan düşersek Gazze de düşer.” derken; MHP Gazze olaylarının başlamasından sonra “Füzeye karşı sapanla yola revan olmazsam namerdim!” diyordu. Seçimler AK Parti-MHP iktidarının zaferi ile tamamlanmış ve o gün bugündür de memleketi adı konulmamış bir koalisyon yönetiyor. Sormak lazım neden birileri AK Parti ve MHP Genel Merkezi ya da bu partilerin İl ve İlçe başkanlıklarının önlerinde sözlerinize ne oldu demiyor? Her gün her şey hakkında konuşanlar, sivil toplum liderleri, akademisyenler, sendikalar, oda başkanları, vekiller… neredesiniz? Neden iktidarı Gazze olayına müdahil olmaya zorlamıyor, İsrail ile olan ticaretin yasaklanması için çaba sarf etmiyorsunuz?

Gazze’de artık kıtlıkta başladı. Kemikleri dışarıdan sayılan çocuk ve yetişkin sayısı artıyor. Ot ve ağaç kabuklarını insanlar yerken bizim memlekette birileri gözyaşı döküyor. Bağırmakla, göz yaşı dökmekle Gazze kurtulur mu? AK Parti ve MHP ortaklığı varken Gazze’yi Türkiye kurtarabilir mi? Peki AK Parti iktidarına bir alternatifmiş gibi bizlere yutturulmaya çalışılan Ekrem İmamoğlu ve CHP bunu yapabilir mi? Bu soruların cevabının “Hayır” olduğunu herkesin bilmesine rağmen hala neden AK Parti, CHP destekçiliği sürdürülüyor veya neden hala AK Parti Manavgat İlçe Başkanlığı önünde protestolar yapılmıyor, sert basın açıklamaları okunmuyor? Manavgat sokaklarındaki siyasiler kadınıyla erkeğiyle “Yörük” edebiyatı yaparken Yörüklüğün en önemli vasfının mertlik ve mazluma yardım etme olduğunun unutulması ise demagojinin ulaştığı sınırları bizlere göstermeye yetti. Günü geldiğinde bu siyasiler tarihin karanlık çöplüğünde belki unutulacak ama şuursuzlukta ulaştıkları nokta örnek olarak hep hatırlanacaktır. Kalın sağlıcakla.

 

Okuduğunuz yazı Gezgin Adam Dergisi’nin Ağustos 2025’de yayımlanan “Gazze Can Çekişirken Manavgat’ın Sessizliği” sayısında yer almıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Niyazi Nefi Kara’dan Facebook Paylaşımına Çok Sert Tepki

0

Cezaevinde tutuklu bulunan Manavgat Belediye Başkanı Op. Dr. Niyazi Nefi Kara, bir gazetecinin sosyal medya hesabından, ‘AK Parti’ye katılmak için görüşmeler yaptı’ paylaşımına çok sert tepki verdi.

Atadan, dededen Cumhuriyet Halk Partili olduğunu, AK Parti ideolojisine ve politikalarına karşı her daim mücadele verdiğini belirten Kara, “Bana böyle bir iftira atmak açık bir haysiyetsizlik ve karaktersizlik örneğidir’ dedi.

Manavgat Belediye Başkanı Op. Dr. Niyazi Nefi Kara, resmi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi: Kendince gazeteci geçinen bir sözde facebook fenomeni hesabında benim iki ay önce AKP’ye katılmak için görüşmeler yaptığımı yazmış. Atadan dededen Cumhuriyet Halk Partili olan AKP ideolojisine ve politikalarına karşı her daim mücadele vermiş biri olarak bana böyle bir iftira atmak açık bir haysiyetsizlik ve karaktersizlik örneğidir. Cumhuriyet Halk Partisi benim evimdir, ailemdir. Bu hep böyledir ve böyle olacaktır. Siz değerli dostlarıma ve hemşehrilerime çağrım bu ve bunun gibi şahısların yalan ve iftiralarını ciddiye almamalarıdır. Saygı ve sevgilerimle.

Sesli Makale “Türkiye’deki Gazze Müsameresi”

0

SESLİ MAKALE / Hasan Can Alan “Türkiye’deki Gazze Müsameresi” isimli dinlediğiniz Köşe Yazısı Gezgin Adam Dergisi’nin 2025 Yılı 3. Sayısında Yayınlanmıştır.

Köşe yazısının metnini sayfamızdan okuyabilirsiniz.

 

Niyazi Nefi Kara İle İlgili Tuhaf Bir Açıklama

0

CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır, Antalya ziyaretleri kapsamında tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara’yı ziyaret etti.

Ziyaret sonrasında Muhittin Böcek’in genel sağlık durumu hakkında detaylı bilgi veren Ali Mahir Başarır, açıklaması sırasında Muhittin Böcek’in hayırseverliğine uzun uzadıya değindi. Muhittin Böcek gibi hayırsever bir idarecinin yolsuzluk ve rüşvet iddialarına konu edilmesinden duydukları üzüntüyü aktaran CHP Grup Başkanvekili Ali M. Başarır, Muhittin Böcek’in kişisel olarak sahip olduğu maddi imkanların iddialara konu olan evlerin zaten çok üzerinde olduğunu dile getirdi.

Açıklamanın en ilginç kısmı ise tutuklu bulunan Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ile ilgili Ali Mahir Başar’ın bağımsız bir açıklama yapmamasıydı. Bir gazetecinin Niyazi Nefi Kara’yı ziyaret edip etmediğini sorması üzerine N. Nefi Kara hakkında konuşan Ali M. Başarır’ın bu tavrı son derece ilginç karşılandı. Muhittin Böcek’in suçsuzluğunu savunmak için Böcek’le ilgili iddiaları küçümseyen, yine Böcek tarafından gerçekleştirilen bağışların iddialarda geçen ve rüşvet olup olmadığı araştırılan villa olayı ile karşılaştırmalar yapan ve bunu yaparken de kamuoyu nezdinde Muhittin Böcek’i tüm sevimliliği ile aklamaya çalışan Ali M. Başarır’ın Nefi Kara’nın emekli maaşını alamamasından bahsetmesi CHP üst yönetiminin tutarsızlığı olarak değerlendirildi.

CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı’nın defalarca N. Nefi Kara ile ilgili ortaya atılan iddiaların siyasi maksatlı olduğunu ve tutuklanmasının Manavgatlıların iradesinin gaspı olarak yaptığı değerlendirmelere karşın Ali Mahir Başarır’ın N. Nefi Kara’nın emekli maaşını alamamasından dolayı ailesinin geçim sıkıntısı çektiğini söylemesi CHP’de görmeye alışkın olduğumuz eylem ve söylem birlikteliğinin halen kurulamadığını kanıtladığı şeklinde yorumlandı. N. Nefi Kara’nın emekli maaşını alamamasının nedeninin merak eden Ali Mahir Başarır’a Manavgatlılarında yolsuzlukla ilgili iddialar konusunda CHP Genel Merkezi’nin netlik kazanamayan duruşunun sebebini merak ettiğini buradan hatırlatalım.

Bu arada Ali Mahir Başarır’ın CHP’si emekli maaşını alamadığı için geçim sıkıntısı çeken eski yol arkadaşına ve ailesine acaba neden maddi olarak yardım etmez de Nefi Bey’in ailesinin geçim sıkıntısı çektiğini tüm Manavgat’a ve Antalya’ya duyurur? Başarır’ın bu tutumu CHP içindeki dayanışmanın ve birlikteliğin nasıl da eridiğini göstermeye yettiği şeklinde değerlendirildi.

Türkiye’deki Gazze Müsameresi

0

İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana başta Gazze Şeridi olmak üzere Filistin’de masum sivillere yönelik gerçekleştirmiş olduğu saldırılar karşısında vicdana ve evrensel ahlaka sahip tüm insanlık büyük bir felakete tanıklık etti. Gazze’deki bu ukubet ve yıkım hali Âlemi İslam’a hangi devletin çatısı altında yaşarsa yaşasın ne kadar sahipsiz ve ne kadar korumasız olduğunu gösterdi.

15 Ocak 2025 tarihinde Filistin Direniş Hareketi Hamas ile İsrail arasında gerçekleşen ateşkes görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlandığı duyurulmuştu. Ateşkesle birlikte İsrail’in, Filistin halkına yönelik tedhiş hareketlerini ivedilikle sonlandırması ve anlaşmanın yükümlülüklerin yerine getirmesi beklenirken; İsrail mütarekeyi bozarak yeniden soykırıma başladı. Ve bu satırların yazıldığı tarihe kadar vahşet maalesef hız kesmeden devam ediyor. Hastane, çadır ve yemek alma sırasında bekleyen çocuklar ile sivil hedefleri korkakça, kahpelikle bombalıyor. Soykırım yapmayı gayet iyi bilen Siyonist terör devleti İsrail ve işbirlikçileri, uyguladıkları sistematik katliamlarını hala savunabiliyor. İsrail soykırımı işlerken; dindarlık, takva, gaza ve cihat nutukları atan Müslüman yöneticiler ise yaşananları sadece izlemekle yetiniyor. Hem işbirlikçi hem de Siyonizm destekçisi olan korkak idareciler yönettikleri halkın dikkatini dağıtmak için siyasi mühendislik yöntemleriyle ülke içi siyasi, ekonomik ve kültürel gündemlerle kamuoyunun dikkatini başka alanlara yönlendiriyor.

İsrail; Gazze’de kadın, yaşlı ve çocuklar olmak üzere binlerce kişiyi soykırımla şehit ederken Müslüman nüfusa sahip memleketler sadece slogan atıp yürüyüş gerçekleştirdiler, cılız ticari boykotlarda bulundular.

Peki, sonuç ne oldu?

İsrail durmadı, durdurulamadı ve Gazze harap oldu, Müslümanlar Haçlı seferlerinde olduğu gibi yine katledildi. Katliamlardan cesaret alan Siyonist Yahudiler ve Siyonist Hıristiyanlar ittifaklarını daha da güçlendirdikleri gibi pervasızlıklarını artırarak yasaklı silahları da kullanarak soykırımın ve sürgünün şiddetini daha da ileri bir safhaya taşıdılar.

Her daim Batılı ülkelere uygulanan, uygulandığı zamanda çifte standarda sahip olan uluslararası hukukun bile açıkça ihlal edildiği İsrail saldırılarında, sivil halkı korumayı amaçlayan sözde uluslararası anlaşmalar da bütünüyle hiçe sayıldı. İslam beldeleri ve Müslüman Türkiye’nin Türkleri olarak bu durumu zaten Bosna’da, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Rohinya ve Keşmir Savaşlarında ve işgallerinde zaten yaşamamış mıydık? O gününün korkak ve işbirlikçi iktidarları da aynı bugünün iktidarı gibi Türk Milletine Müslümanlara uygulanan zulmü kanıksatan, zulme ses çıkarılmamasını öğreten iç siyaseti takip etmemişler miydi?

Siyonizm’in gizli işbirlikçileri “İsrail’in Filistin halkına yönelik ağır ve insanlık dışı saldırılarını, geniş çapta yıkım ve yerinden etme politikalarını, soykırım ve insanlığa karşı suç sayılan faaliyetlerini ivedilikle sonlandırması ve ateşkesin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir” gibi cümlelerle milleti kandırmaktan hiçbir beis duymadılar. AK Parti’nin ve onu destekleyen STK’ların maslahatından başka bir şey olmayan bu ve benzeri cümleler, İsrail’in barışa razı edilebileceğini düşünen uluslararası hukuk âşıklarını ve şehirli nüfusu konsülde etmeyi amaçladı. Durum bu kadar açıkken AK Parti ve uzantıları iktidarlar ve onların yandaş basını, şovmenleri, sözde Filistin’in haklarını savunan STK’ları Necmettin Erbakan’ın söylediği “İsrail güçten anlar” tespitini acaba neden gündemlerine almadılar? Alamazlar çünkü onlar “Yoksa dünya hayatını ahiret yurdundan daha mı üstün tutuyorsunuz?” ayetinin hakkını vermeye çalıştılar.

Her biri “Büyük Ortadoğu” veya “Genişletilmiş Ortadoğu” projelerine destek veren işbirlikçi Müslüman iktidarlar, İslam’ın hilalini Siyonist Yahudi’nin yıldızına ve Hristiyan’ın haçına ezdirmekten başka bir şey yapmamaktadırlar. AK Parti iktidarının sözüm ona miting, protesto ve boykotlarla halkı uyuttuğu ve halkı daha da çok uyutmak için bu eylemleri STK’lar üzerinden teşvik etmesi Türk Milletini afyonlamaktan başka bir şey değildir.

Türk Devletinin güvenliğini tehdit eden Siyonist terör devleti İsrail ile bunların ağababası olan ABD, İngiltere ve timsah gözyaşı döken diğer batılı emperyalist devletlere karşı koymak öncelikle Müslüman Türk’ün dini, milli ve tarihsel sorumluluğudur. Yani Türk’ün şerefidir, izzetidir. En nihayetinde daha 108 yıl öncesine kadar Gazze, Kudüs veya Filistin dediğiniz yer Türk Devleti’nin toprakları değil miydi? 108 yıl önce Cemal Paşa Yafa ve Gazze’de yaşayan ve İngilizler hesabına casusluk yapan Yahudileri bu bölgeden sürmedi mi? Her şeyi ne de çabuk unuttuk.

İsrail’in durdurulması için AK Parti’nin işbirlikçi İsrail politikalarının sonlandırılması ve “Yeniden Büyük Türkiye” fikri etrafında Milli Görüşçülerin riyasetinde devlet politikası sürdürülmesi gerekmektedir. Sokaklarda bağıran çağıran İsrail karşıtlarına ve AK Parti’nin ekonomik, kültürel ve sosyal alandaki sathi ve hatalı yönetiminden maddi ve manevi anlamda mustarip olanların teşkilatlanması gerekmektedir. Takip edilecek yeni finansal ve üretim politikalarıyla ordu, atalarından kendisine miras kalan Ortadoğu topraklarını yeniden kontrol altına alması, İsrail ve müttefiklerini bölgeden söküp atması şarttır. Sultan Melikşah, Sultan Alaeddin Tekiş ve Yavuz Sultan Selim liderliğinde olduğu gibi İslam’ın vahdeti yeniden güce dayalı politikalarla sağlanmalıdır. Türkistan’ın birliği yeniden askeri üstünlüğümüz ile vücut bulmalıdır.

108 yıl önce vali ve kaymakamlarla yönettiğimiz toprakların Türk Devletinin toprakları ve Türklerin arka bahçesi olduğunu unutan Siyonizm’in işbirlikçisi AK Parti iktidarları kestim dediği ticareti birkaç dolar için İsrail ile hala sürdürürken ne Allah’tan korkuyor ne de kuldan utanıyor. Daha da acısı mensubu olduğumuz medeniyetin hem batı karşısında, hem Siyonizm önünde diz çökmesine neden oluyor.

Müslüman Türk Milletinin gözünün içine baka baka Kürecik radar istasyonlarını İsrail menfaatine kullandıran, İsrail ordusu için savaşan, Müslüman Gazzeli’yi katleden Yahudi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkartmayan, çıkartılması için hiçbir yasal düzenleme yapmayan AK Parti iktidarına işbirlikçi değil de ne diyelim? Doğu Türkistanlıyı Çin’e teslim eden, Gazzelli’yi katleden Yahudi vatandaşına ses çıkarmayan, İsrail’in borazanlığını yapan akademisyen veya yazara yaptırım uygulamayan bu AK Parti mi “Asım Nesli”ni inşa edecek? Bu AK Parti iktidarı mı neslimize izzetin, hayânın ve onurun ne olduğunu öğretecek?

Gazze, Doğu Türkistan, Rohinya, Keşmir ne Filistinlilerin ne Uygurların ne de Rohinyalılarındır. Sadece bu topraklar değil tüm Âlemi İslam ve Müslümanların işgal altındaki toprakları Müslümanların hadimi ve ordusu halaskarlardan, müncilerden oluşan Türk devletinindir. Revizyonist Büyük Türkiye yeniden güçlü ve büyük Türkiye için insanlığın huzuru, selameti ve refahı adına Türkiye’nin iki ucu keskin sert bir kılıç gibi olan töresine dayanması şarttır. Hem kendi hem de âlemin nizamı için Türk Milletine gerçek ahlakını hâkim kılmaktan, mücadele etmekten, kalkınma hamlelerini sürdürmekten başka bir yol yoktur.

Filistin sevdalısı olduğunu ileri süren her Türk Vatandaşı işbirlikçi AK Partiyi desteklemekten vazgeçmelidir. İslam beldelerinin sorunlarını kendi memleketinin sorunu olarak gören ve bilen Saadet Partisi gibi partiler etrafında yeniden bütünleşmesi şarttır.

Herkesin kendisine AK Parti’nin “dinimiz, vatanımız ve milletimiz üzerinde yürüttüğü sömürü politikalarına daha ne kadar seyirci kalacağım” sorusunu sorma vakti gelmedi mi?

AK Parti iktidarı derhal İsrail’e karşı askeri tedbirleri uygulamalıdır. Türkiye’nin burnunun dibine kadar gelen fiili veya defacto bir şekilde İslam ülkelerinin içine sızarak onları kendilerine bağlayan taşeron İsrail ve ABD eğer durdurulmazsa ve göstermelik tavırlarla bu devletlere karşı maslahata dayalı ilişkiler sürdürülürse maalesef ki bizim sonumuzda Filistin ya da Doğru Türkistan gibi olabilir. Unutmayalım ki tedbir sünnettendir.

Türkiye’nin yeniden hegemonik bir iç ve dış siyaseti takip edebilmesi için gerekli maliyeti karşılayabilecek üretim alt yapısını hazırlaması zaruret haline dönüşmüştür. Asra yemin edenlerin bu çağın fiili savaş ve harp devri olduğunu unutmaması gerekmektedir.

Oku diye başlayan bir dine, Fetih suresine nail olmuş bir inanca, korkma diyen bir milli marşa sahip olan Türk Milletine Doğu Türkistan, Filistin ve Rohinya meselelerinde takip ettiği zillet politikaları yakışmamıştır ve yakışmayacaktır. Zillet halinden izzet haline yükselmek için yeniden “DİNİ DEVLET MÜLKÜ MİLLET” anlayışına geçilmelidir.

İslam devletlerinden ziyade Müslüman toplumların tepki gösterdiği Gazze meselesi Osmanlı’nın yıkılmasından beri bölgede kurulan devletlerin hala halklarını temsil edemediğini bizlere bir kez daha göstermiştir. Bölge devletlerinin ABD ve İsrail baskısından çekinmeleri olaylara doğrudan müdahale etmelerini engellediği gibi tek başlarına varlıklarını da koruyamayacaklarını açık etmiştir. Bölgenin farklı merkezi Türk devletleri tarafından bir nevi federatif anlayışla 800 yıl yönetilmesi bölge devletlerinin veya halklarının Türkiye ile ortak hareket etme zorunluluğunu gündeme getirmiştir. Ne var ki bölgeyi ve Arapları koruyacak, kalkındıracak Türkiye’nin mevcut yönetiminde bulunan AK Parti ya da iktidara alternatif gibi gözüken CHP Türkiye’si ile gerçekleştirilemez.

Peki nasıl bir Türkiye yukarıdaki durumu sağlayabilir? Sanırım bu sorunun uzlaşıyla ortaya çıkması gereken ortak cevabı yukarıdaki satırlarda büyük harflerle verdiğimiz ilkedir.

Kalın sağlıcakla.

 

 

Ermeni Tehciri Özel Sayısı

0

Yayına Hazırlanıyor

Saadet Partisi Manavgat 2024 Yerel Seçim Özel Sayısı

0

Manavgat Nereye Koşuyor Temel Meseleler

0

Anadolu’da Darbe, İşgal, Diktatörlük

0

Yarıda Kalan Zafer Kıbrıs

0