Ana Sayfa Blog Sayfa 54

“LAF CAMBAZLIĞINI BIRAKACAKLAR”

0

Sel felaketi Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım ve Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında gerilimi arttırmaya devam ediyor. 

İktidara yakın bir kanal olan ATV’ye verdiği bir röportajda konuşan Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım Antalya’nın turizm ve tarımla anılan bir şehir olduğunu hatırlatarak Altıntaş’ın denize birkaç kilometre mesafede olmasına rağmen ciddi altyapı eksikliği yaşadığını söyledi. Bölgedeki sıkıntıları iki yıldır dile getirdiğini belirten Yıldırım, “Yapmadığın hizmetleri sen yapmış gibi gösteremezsin. Laf cambazlığını bırakacaklar” ifadelerini kullandı.

Altıntaş’taki gelirlerin iki yıldır Büyükşehir Belediyesi tarafından toplandığını ileri süren Başkan Yıldırım, “Bu bölgenin iskan, ruhsat, parsel, ilan reklam ve su gelirleri alınıyor. Bu insanlardan bu paraları ne için alıyorsunuz?” diye sordu.

Büyükşehir belediyelerinin temel sorumluluğunun altyapı hizmetlerini yerine getirmek olduğuna dikkat çeken Başkan Yıldırım, “Bir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın sorumluluğu nedir? ‘Ben Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sizin altyapınızı yapmak mecburiyetindeyim; sizi adam gibi asfalt, kaldırım ve altyapı yaparak, vermiş olduğunuz bu paralar karşılığında size modern, temiz, dört dörtlük bir şehri ve hizmeti sunmak zorundayım’ demek değil midir bu gelirler? ” dedi.

Gelirlerin toplanmasına rağmen bölgede yeterli hizmet yapılmadığını ileri süren Yıldırım, “Bu bölgenin gelirlerini alacaksın ve hiçbir şey yapmayacaksın. Biz yukarıya bildirdiğimiz zaman da zeytinyağı gibi üste çıkacaksın” sözleriyle eleştirilerini sürdürdü.

Haber Görüntü Kaynağı ATV

ŞERAFETTİN KILIÇ: “VATANDAŞIN SOFRA KURAMADIĞI BİR ÜLKENİN İKTİDARISINIZ”

0

Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç TBMM Genel Kurulundaki konuşmasında AK Parti İktidarını gıda enflasyonunu durduramama ve fakirleşme nedeniyle sert sözlerle tenkit etti.

“23 yılı aşkın süredir iktidar olanlar bir takım şovlarla gerçeği gizliyor. Milletimizin mütevazi sofralarına misafir oluyor, giderken de reklam afişlerini yanlarında götürmeyi ihmal etmiyorlar, sonra da sosyal medya platformlarında boy boy paylaşıyorlar. Halbuki milletin sofrasından eksilten gıda enflasyonun temel sebebi bu iktidarın ta kendisidir” diyerek iktidara sert sözlerle yüklendi.

Artan gıda fiyatlarına ilişkin Meclis’te kritik açıklamalar yapan Milletvekili Kılıç şu ifadelere yer verdi: “Ülkemizde kontrolsüz bir şekilde yükselen gıda fiyatları, milyonlarca vatandaşımızın en temel hakkı olan sağlıklı beslenmeyi tehdit eder hale gelmiştir. Özellikle ramazan ayının bereketi altında sofralarımızdaki boşluklar, ailelerimizin yüreğindeki acıyı büyütmektedir. Tarım, bir milletin bağımsızlığının ve geleceğinin teminatıdır. Gıda ve tarım sadece ekonomik bir sektör değil, milli güvenlik meselesidir. Yanlış tarım politikaları nedeniyle çiftçimiz borç altında ezilmekte, gençlerimiz tarımdan uzaklaşmakta ve üretim kapasitemiz erimektedir” dedi.

“TÜİK neden gıda sepetini açıklamıyor, bu hesaplamayı neye göre yapıyor? Gıda fiyatları tüm dünyada düşerken Türkiye’de yükselmeye devam etmektedir. Üstelik biz bir tarım ülkesiyiz. Buna rağmen gıda enflasyonu sorunu yaşıyorsak, bu apaçık bir ihmalin sonucudur. Defaatle ifade ettiğimiz gibi üretimi önceleyen, ithalata bağımlılığı azaltan ve gıda güvenliğini esas alan adil ve milli tarım politikasına ihtiyaç vardır. Gençleri tarıma kazandırmak, kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve yüksek maliyetleri düşürmek için reformlar şarttır. Tarım olmadan güçlü Türkiye olmaz. Bu bereketli topraklar doğru politikalarla kendi kendine yeten bir ülkeyi doğurabilir.

Bir gazeteci dönemin başbakanı Erbakan hocamıza “Sizi vatandaşın sofrasında göremedik.” diye sorar. Hocamız, “Bir başbakan göreve geldiğinde vatandaş sofrasına birkaç çeşit daha koyabiliyorsa o başbakan her akşam vatandaşın sofrasındadır.” diye cevap verir. İşte olması gereken budur. Bugün eğer vatandaşın sofrasını dert edinseydiniz bu tür şovlara ihtiyaç duymazdınız. Milyonlarca vatandaşın sofra kuramadığı bir ülkenin iktidarısınız. Siz iftar çadırı kuyruğunda misafir ağırlayamadığı için mahcup, torununa harçlık veremediği için boynu bükük, yalnızlığa itilen milyonlarca emekli var. Sizin iktidar olmadığınız bir denklemde daha müreffeh bir Türkiye mümkündür.” diyerek konuşmasını tamamladı.

KENDİSİNİ BAŞKOMİSER OLARAK TANITAN DOLANDIRICILAR YAKALANDI

0

Antalya Emniyeti Dolandırıcılara Göz Açtırmıyor

Antalya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne müracaatta bulunan SK verdiği ifade de kendisinin tanımadığı bir kişi tarafından arandığını, arayan kişinin telefonda şahsını başkomiser olarak tanıtarak kimliğinin bir olayda kullanıldığını söyleyerek kendisinden para istendiği aktardı.

Burdur yolu üzerinde bulunan boş bir araziye yaklaşık 20 Milyon TL değerindeki para ve ziynet eşyasını bıraktığını beyan eden SK’nın şikayeti üzerine harekete geçen emniyet güçleri planlı bir operasyon gerçekleştirdi.

Yapılan çalışmalar neticesinde SK’yı dolandıran 4 şüpheli şahsın kimlik bilgileri tespit edilerek, Şanlıurfa’da yapılan planlı operasyon ile şüpheliler yakalandı.

“Nitelikli dolandırıcılık” suçundan adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 3’ünün tutuklandığı aktarıldı.

GENEL İŞ SENDİKASI MANAVGAT BELEDİYESİ İŞÇİ ÇIKARMALARIYLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAYIMLADI

0

Genel İş Sendikası yaptığı açıklamada sendikayla ilgili kamuoyunu yanıltmaya dönük açıklamaların yapılmasını eleştirerek demokrasiyi ve emeği birlikte savunduklarının altını çizdi.

İmamoğlu Protestoları sırasında bedel ödeyen bir sendika olduklarının ifade eden açıklamada belediyelerin içinde bulunduğu ekonomik zorlukların bedelinin işçilere ödetilemeyeceği ve işçi çıkarmaları üzerinden siyasi faturanın emekçilere kesilmesine karşı oldukları belirtildi.

Toplu iş sözleşmesi maddelerinin gereği olan zam maddesinin uygulanmasının ihanet olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanan sendika açıklamasında toplu iş sözleşmesine hukukun gereği olarak sahip çıkılacağı aktarıldı.

Kamuoyunda dillendirilen “işçi zamdan feragat etti ama sendika dinlemiyor” söyleminin gerçeği yansıtmadığı vurgulanan açıklamada bir işçinin ya da bir grubun haklarından feragat etmesinin toplu sözleşmesini ortadan kaldıramayacağı açıklandı.

Zamdan vazgeçilmezse 500 işçi işten çıkarılır tehdidine karşı sendikanın tavrının ise işçinin alın terinin pazarlık konusu yapılmasının ret edilmesi olduğu belirtildi.

“Çözüm, haklardan vazgeçmek değil; iktidarın belediyeler üzerindeki mali baskısının kaldırılması ve kamu kaynaklarının adil dağıtılmasıdır” diyen açıklamada belediyenin düze çıkmasının yolunun, işçinin toplu sözleşmeden doğan haklarından vazgeçmesinin olamayacağı vurgulandı.

Açıklamada toplu İş Sözleşmesine sahip çıkmak Manavgat’a ihanet değil, emeğe ve hukuka sahip çıkmaktır denilerek hiçbir işçinin işten çıkarılmaması ve haklarının yok sayılmaması istenildi.

BİR GÜNDE 6 KADININ CİNAYETLE ÖLDÜRÜLMESİ PROTESTO EDİLDİ

0

Antalya Kadın Platformu üyeleri, Attalos Heykeli önünde toplanarak, bir günde yaşanan 6 kadın cinayetini protesto etti.

Platform adına yapılan açıklamada, “Kadın cinayetleri münferit değil, sistematiktik” olduğunun altı çizildi. 

Yapılan açıklamada: “Türkiye’de sadece bir gün içinde altı kadın katledildi. 2026 yılının Ocak ayında ise 5’i Antalya’dan olmak üzere 26 kadın katledildi, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Bu bir rastlantı değil. Bu bir bireysel öfke değil. Bu bir anlık cinnet değil. Bu, kadınlara karşı sürdürülen sistematik şiddetin sonucudur.”

Kadın cinayetlerinin münferit değil, cezasızlık ve erkek egemen düzenin sonucu olduğu belirtilen açıklamada, son beş yılda en az 1.267 şüpheli kadın ölümünün kayda geçtiği ve çoğunun aydınlatılmadığı ifade edildi.

Açıklamada, faillerin ceza indirimlerinden güç aldığı savunularak şu sözler dile getirildi: “Fail erkekler biliyor: Kadınları tehdit ettiklerinde karşılarına gerçek bir engel çıkmayacağını, kadınları öldürdüklerinde “iyi hal indirimi” alabileceklerini, kadınların hayatlarının mahkeme salonlarında didik didik edilip kendi cinayetlerinin gerekçelendirilmesine dönüştürüleceğini biliyorlar. Bu yüzden öldürüyorlar” denildi.

VELİDER, EMEK ve DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN PROVAKASYONU: AK PARTİLİ ALİ ÇETİN, MUSTAFA KÖSE VE CHP ANTALYA NEDEN SESSİZ?

0

CHP ile ilgili olumsuzluklarda mikrofonu eline alan AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, Antalya Milletvekili Mustafa Köse hatta AK Parti Konyaaltı İlçe Başkanı Antalya’dan peş peşe gelen art niyetli laiklikle ilgili açıklamalar karşısında üç gündür sessiz.

Yağmur, sel, yoldaki çukur, baklava kutusu deyince kartal gözleri CHP’ye çevrilen Ali Çetin ve Mustafa Köse, Ramazan ayında Milli Eğitim Bakanına ve MEB’in kurumsal kimliğine, Müslüman Türk Milleti’nin manevi değerlerine savaş açan güruha karşı tek kelime etmiyor.

Emek ve Demokrasi Güçleri adına Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk’ün bir yandan basın açıklaması adıyla yağdırdığı hakaretler, diğer yandan VELİ-DER adına Tülin Koç isimli taassup sahibi bir kişinin Laiklik ve Anayasal teminatlardan habersiz oluşumunun suç duyurusundaki basın açıklaması Antalyalının inanç hürriyetine yönelik yapılan saldırılara kimin cevap vereceği sorusunu gündeme getirmiştir. Ali Çetin ve Mustafa Köse’nin saldırı ve hakaretler karşısında sessizliği nasıl yorumlanmalıdır? Acaba AK Parti, Antalya’da bu gibi çıkışların kamuoyunda iyice tepki toplamasıyla yapacağı karşı bir eylemle toplumu manevi değerler üzerinden kendi etrafında birleştirme stratejisinin bir parça olarak mı görüyor? Yoksa manevi değerlere savaş açan, laikliği kendine kalkan yapmak isteyen Türk İslam Medeniyetinden habersiz bu güruhu önemsemeyerek aslında milletin değerlerine sırt döndüklerini, çukur ve yol siyasetine daha çok önem verdiklerini mi göstermeye çalışıyor?

Peki CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve CHP’li vekilleri neden suskun? CHP yapılan açıklamanın hem üslubuna hem zamanlamasına hem de mahiyetine yönelik bir kınama açıklaması neden yapmaz? Eğer yapsaydı üstüne atılı olan pek iftirayı da yok edemez miydi? Ama yapmadı. Belki de birkaç hafta öncesinde VELİDER’in CHP İl Başkanlığına gerçekleştirdiği ziyarete ait fotoğrafların CHP’nin resmi hesaplarında durmasının baskısı ya da VELİDER ile CHP arasında bir illiyet bağı kurulabileceği endişesi açıklama yapılmamasında etkili oldu. Bilemeyiz. Uzun lafın kısası oy hacmi açısından Antalya’nın en büyük iki partisi de “sessizlik” konusunda birbirinden farklı olmadıklarını bir kez daha ispatladılar. Peki ya muhafazakâr, milliyetçi partiler nerede? MHP, İYİ Parti, HÜDAPAR, Millet Partisi ve bunların bağlantılı oldukları eğitim sendikaları neden suspus? Sadece Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanlığı bu saldırganlara karşı ses yükseltiyor, sizce de düşündürücü değil mi?

“Okulları tekke” “Yusuf Tekin’i de Şeyhülislam” ilan eden Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, devlet kurumlarını tek bir dinin ve mezhebin uygulama alanı haline getirmekle itham ederken VELİDER suç duyurusu açıklamasında “Devletin görevi bir inancı teşvik etmek değil, tüm yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına almak” diyerek Türk Devletinin İslam dinine karşı yönlendirme yaparak farklı inançtaki veya inançsız çocukları baskı altına aldığını söyledi. Sormadan edemeyeceğim Türk Milletinin evlatları ne zamandan beri inançsızlığı benimser oldu, eğer devlet gerçekten de bir yönlendirme yapıyorsa bu Hıristiyanlığa, Museviliğe ya da deistliğe mi olacaktı? Üç beş maksatlı ve güvenirliliği tartışmalı anketlerden yola çıkarak böyle bir genelleme yapılabilir mi hem de düzenleme de “gönüllük esastır” demesine rağmen?

Son derece sıkıntılı olan bu ifadeleri yurtdışından biri okusa herhalde Türkiye’de yabancı bir devletin işgali var, işgalciler milletin dinini zorla değiştirmeye çalışıyor zanneder. 8. Yy.’dan beri İslam ile entegre olma sürecini başlatan Türkler için İslamiyet’e girmeden önce de mukaddes kabul ettiği manevi değerler baş tacı edilirdi. Çünkü Türkler açısından dinin koruyucusu olmak cihanşümul bir devlet olmanın ölçütüdür. Bu sebepledir ki Uygur Hakanı Bögü Kağan kendisini Maniheizm’in koruyucusu ilan etmişti. Bu gerçeği görmeyen, Olimpos Panteonu önünde etkinlik yapan, yılbaşı ağacı süsleyen, cadılar bayramı kutlandığında veya Katolik kilisesinin ezgileriyle şarkılar söylediklerinde laiklikten bahsetmeyen bu azgın güruhun derdi aslında ne laikliktir ne de pedagojik önceliklerdir. Bu güruhun derdi sadece ve sadece Türklüğü en kâmil haline ulaştıran Türk İslam Medeniyetidir. Devletin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini vermesini laikliğe aykırı bulduklarını açıklayamayan bu mürteciler o derslerin müfredatında yer alan kazanımlardan oluşan düzenlemeye karşı çıkıyor. Yani maksat düzenleme üzerinden Din Kültürü derslerinin de müfredattan çıkarılması taleplerini üstü kapalı anlatmaya çalışmalarıdır.

Kendilerini ilerici gören ama gerçekte irtica yanlısı olan bu mürteci gruplar, Türk Milleti’nin dindar olmadığını ama dinini ve onun değerlerini her şeyin üzerinde gördükleri unutuyor!  Devleti, milletin teşkilatlanmış hali olarak gören, devletin ve milletin bölünmez bir bütün olduğunu vurgulayan 1982 Anayasasının temel prensiplerini görmezden gelen Antalya’nın mürtecileri din-devlet-millet arasındaki bağlantıyı da anlayamamışlardır. Anayasanın işine gelen kısmını gören işine gelmeyen kısmını ağzına almayan açıklamalar ideolojik bağnazlığın tipik örneğidir. Ne de olsa 18. Yy. burjuvazisinin Katolik Kilisesine takındıkları tavrı örnek almışlar. Israrla ve inatla 21. Yüzyıla gelemiyorlar.

Türk Milletinin kahir ekseriyetinin çocuklarını ezan ve kametle isimlendirdiğini, küçüklüğünde camisine kuran öğrenmeye gönderdiğini, evlatlarını askere yollarken fetih suresini okuduğunu, evlendirirken Kuranı Kerimi evinin baş köşesine astığını, Çanakkale’de, Sakarya’da Büyük Taarruzda Allah Allah nidalarıyla şehadete koştuğunu görmezden gelerek yapılan açıklama Türk Milletini kışkırtmaktan başka bir şey değildir. Ne çabuk unuttunuz Büyük halaskar Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gazi” olduğunu ve ne çabuk unuttunuz Büyük Müncinin Gaziliği, Şehadeti mektep sıralarında, içinden çıktığı Türk İslam toplumundan öğrendiğini? Bu millet sizin aksinize Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Ramazan Ayı düzenlemesini en samimi duygularla, takdirle karşıladı. O etkinliklerde İslam’ın özü olan barış, kardeşlik, yardımseverlik, iyilik ve geleneksel değerlerimizin genç dimağlarda yaşatılması vardı. Sosyal medya hastalığından dolayı temel değerlerimizle bağlantısı kesilen evlatlarımızın, Yusuf Tekin’in düzenlemesi ile hangi medeniyetin çocukları olduğunu, nereden geldiklerini ve nereye gitmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlamasını sağlamaya dönük olduğu açıktır. Epstein gibi Siyonist sapkınlığın İnsanlığın başına musallat olduğu bir dönemde Yusuf Tekin’den ne yapması bekleniyordu? Medeniyetimiz madden ve manen bu kadar saldırı altında olduğu bir dönemde çocuklarımızdan sorumlu Yusuf Tekin sapkınlığa nasıl yanıt verebilirdi?

“Çocuklarımızın haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” diyen VELİDER acaba gerçekten çocukların haklarını mı savunuyor yoksa Müslüman Türk Milleti’nin değerlerine savaş açanların sözcülüğünü mü yapıyor? “28 Şubat bin yıl sürecek” diyen Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun izinde giden post modern darbe zihniyetini temsil eden irticai VELİDER ve Emek Dayanışma Platformu bileşenleri Anayasada ibadet hürriyetinin nispi, inanç hürriyetinin ise mutlak olduğunu düzenleyen esasları neden gözden kaçırıyor?

Devletin resmi kurumları eğer bu türlü etkinlikleri yapmazsa bu alandaki boşluklar yasal olarak denetlenemeyen tarikatların güdümündeki dernekler, vakıflar gibi STK’lar aracılığıyla yapıldığı unutulmamalıdır. Buradan devşirilen güçle 2016 yılındaki gibi FETÖ darbe teşebbüsünün yaşandığını ya da devlette yuvalanmaya çalışan tarikatçı, cemaatçi kliklerin, hiziplerin ortaya çıktığını neden bu gruplar hatırlamıyor? Yoksa bu gruplar FETÖ gibi tarikat ve cemaatlerin güçlenmesi için onlara fırsat tanıyıp onlara alan açmak gibi gizli bir amaca mı hizmet ediyorlar?

Laikliği kendine kalkan yaparak milletin değerlerine Ramazan ayında hem basın açıklamasıyla hem de suç duyurularıyla savaş açan Türk İslam şuurundan kopuk mürteci güruh acaba CHP’li Demre Belediyesinin Aziz Nikolas (Noel Baba) Festivali hakkında neden laiklik çıkışı yapmadı? Antalya’nın en pahalı özel okullarından biri 5 yıldızlı hotelde Cadılar Bayramı kutlarken, Antalya’nın göbeğine hem de yanı başında okulların olduğu yerlerde kiliseler açılırken, Hıristiyan misyonerler Akdeniz Üniversitesinin kampüs civarında İncil ve zarf içinde para dağıtırken, Siyonist oluşumlar Türklüğü bölmek için sapkın İslami oluşumları yeşertirken, toplu etkinlik düzenlerken bu çıkışı yapanların aklına laiklik gelmedi mi? Gayri İslami oluşumlar ya da sapkın ve sözde İslami olan oluşumlar etrafta cirit atarken inanç ve ibadet hürriyeti diyenler maalesef ki Ramazan ayında birdenbire laik eğitimi hatırlar oldu. Amaç laikliğin korunması mı yoksa milletin değerleri ile zıtlaşarak belirli iç ve dış çevrelere mesaj mı vermek? Epstein skandalı ve onun Siyonist sapkın inanç bağlantılarına dünya çapında büyük tepkilerin verildiği bir dönemde bu tarz açıklamalar iyiniyetli olamaz. Hele ki Ramazan ayı gibi bir ayda dinsel duyarlılığın bu kadar üst seviyede olduğu bir ortamda bu açıklamalar makul değildir. AK Parti gibi bir iktidarın bu türlü çıkışları kendi lehine çok iyi çevirdiği bilinmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanlığına ayar veren ve onu azarlayan bir basın açıklamasına sessiz kalmayacağı ortadayken yapılan açıklama belli ki sadece bir açıklama değil ülkeyi Antalya üzerinden kutuplaştırma teşebbüsüdür.

Laikliği kendine kalkan yaptığını düşünen bu iki açıklama zihni vasatlık üzerine kurulmuş ahmaklıktan başka bir şey değildir. Bu açıklama Türk Milletinin değerlerine saygısızlıktır ve saldırıdır. Bu azgın güruhun halkı kin ve nefret aleyhine tahrik ettikleri açıktır. Allah sizin gibi Medeniyetimize apaçık düşmanlık yapan mürtecilere ve örgütlendiğiniz irticai oluşumlara fırsat vermesin. Bizi 1789 İhtilalini yarıda bırakan pozitivist terör dönemine geri götüremeyeceksiniz. Kalın sağlıcakla.

BASIN AÇIKLAMASI ADI ALTINDA AYAR, AZAR VE HAKARET

0

Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına Kadir Öztürk tarafından okunan basın açıklamasındaki ifadelerin eleştiri sınırını aştığı ve MEB’e karşı hakaretler içerdiği gerekçesiyle kamuoyunda tepkiyle karşılandı.

Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelik eleştirilerinde anayasanın laiklik ilkesine vurgu yaparak, “Bu iktidar, bizi tebaası olarak görüyor, yüzlerce yıl öncesinin dünyasında yaşıyor. 21. yüzyıl dünyasından uzaklaşıp her şeyi dinselleştirerek ayakta kalacağını sanıyor. Çağdaş dünyadan kopmuş, pedagojiden uzak, her uygulaması ile laik eğitimin tabutuna çivi çakan Yusuf Tekin okulları tekke, kendini şeyhülislam sanıyor. Okullarımız tekke de medrese de değildir. Sayın Bakan ve onun bağlı olduğu saray rejimi bunu bilmek zorundadır. Ülkemizde tek bir din olmadığı gibi tek bir mezhep de yok! Siz ne hakla bize bir dini ve mezhebi dayatabilirsiniz? Siz bir tekke ya da medrese yönetmiyorsunuz. Babanızın çiftliğinde değilsiniz! Siz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin Milli Eğitim Bakanısınız” dedi.

Mesai saatleri dışındaki etkinliklerin öğretmenler ve öğrenciler üzerinde baskı oluşturacağını ifade eden Öztürk, “Bakanlık bu yazıyla öğretmen ve öğrencilerin katılımı şeklinde planlanan etkinlikleri mesai saatleri dışında gerçekleştirmeyi öngörmektedir. Hiçbir eğitim emekçisi, rızası dışında bu faaliyetlerde görev almaya zorlanamaz. ‘Gönüllülük’ adı altında yürütülen bu etkinliklerle, etkinliğe katılmayan öğrenci ve öğretmenlerin fişlenmesinin yolu açılacaktır. Öğrenciler akran zorbalığına maruz kalacak ve toplumsal dışlanma yaşamaları kaçınılmaz olacaktır. Biz, eğitim kurumlarının ibadethaneye dönüştürülmesine sonuna kadar karşı çıkacağız” şeklinde konuştu.

Açıklamada, genelgenin 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ve ilgili Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’ne aykırı olduğu ileri sürüldü. Öztürk : “Sayın Bakan taraflı uygulamalarını her ne kadar bu yönetmeliğe dayandırsa da ilgili yönetmelik ekinin çizelgelerinde böyle bir etkinlik türü bulunmamaktadır. Okullar, farklı inançlara sahip veya belli bir inanç sistemine sahip olmayan öğrencilerin bir arada eğitim aldığı, kamusal alanlardır. Eğitim kurumlarında tek bir dinin ibadetlerini merkeze alan etkinlikler planlamak, devletin inançlar karşısındaki tarafsızlığını ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla bu durum laiklik ilkesine aykırıdır” dedi.

 

ANTALYA’DA RAMAZAN GENELGESİNE SUÇ DUYURUSU

0

Veli-Der Antalya Şubesi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Şubat’ta Türkiye genelinde bütün okullara gönderilen ‘Ramazan Etkinlikleri’ genelgesine suç duyurusunda bulunmak için Adliye’nin önünde bir araya geldi. Dernek bu genelgenin laik, bilimsel ve kamusal eğitim ilkelerine aykırı olduğunu ifade ederek suç duyurusunda bulundu.

Veli-Der, genelgeyi şu gerekçelerle eleştirdi:

Laiklik ilkesine aykırılık: Devlet organları herhangi bir dini inancı teşvik edemez, yönlendiremez veya organize edemez.

Eğitim hakkının eşitlik ilkesini ihlal: Okullar farklı inançlardan veya inançsız çocukların da ortak alanıdır; tek bir dinin etkinliği ayrımcılık riski taşır.

Çocuğun üstün yararı ilkesi: Eğitim bilimsel ve pedagojik esaslara göre planlanmalıdır; dini ritüellerin kurumsallaşması ideolojiktir.

Kamusal kaynakların kullanımı: Okul alanları ve bütçe belirli bir dini etkinlik için kullanılamaz.

Koç genelgenin olası sonuçlarına dikkat çekerek,” Bu genelge oruç tutan / tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılığa yol açabilir. Akran zorbalığına zemin hazırlayabilir. Yemek yiyen çocukların baskılanmasına, görünmez kılınmasına ya da suçluluk duygusuna itilmesine neden olabilir. Okul ortamında yemek saatlerinin fiilen işlevsizleşmesine yol açarak beslenme hakkının ihlaline neden olabilir. Ders sürelerini ve eğitimi ikinci plana iterek kamusal eğitimin niteliğini zayıflatabilir” dedi.

Veli-Der, laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkını savunmak amacıyla söz konusu genelgeye karşı suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Dernek, tüm velileri, eğitim emekçilerini, hukukçuları ve demokratik kitle örgütlerini bu hakka sahip çıkmaya çağırdı.

Antalya Büyükşehir Belediyesi 90 Zabıta Memuru Alacak

Koç açıklamasını şöyle sonlandırdı:

“Türkiye’nin çocukları eşit, özgür, bilimsel ve laik bir eğitim hakkını hak ediyor. Laiklikten ve laik eğitimden asla vazgeçmeyeceğiz; çocukların haklarını savunmaya devam edeceğiz.”

Haber ve Görüntü Kaynak Antalya 3T

AGD MANAVGAT “EPSTEIN SAPKINLIĞINA DUR DE!”

0

AGD Manavgat Temsilciliği bugün Manavgat Cumhuriyet Meydanında bir etkinlik düzenleyerek Epstein sapkınlığına karşı önemli mesajlar verdi.

Etkinliğin sonunda bir basın açıklaması düzenleyen AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök: “1969’dan beri başta insanlık ve İslam alemi olmak üzere tüm Türkiye’de Siyonizm’in insanlığı ifsat ettiğine dair uyarılarda bulunduk. Bu uyarılar maalesef ki bugün tüm çıplaklığıyla yaşanmaktadır” dedi.

Siyonizm Tehlikesine Dikkat Çekildi

“Irkçı emperyalizmin ve Siyonizm’in gerçek yüzünü ve nasıl bir ahlaka sahip olduklarını Epstein skandalı üzerinden insanlık nihayet anlamıştır. Yeryüzünü fesat ateşine vermeye etmeye çalışan Siyonistlerin uzun zamandır ABD’li bir Siyonist Yahudi olan Jeffrey Epstein üzerinden gerçekleştirdiği sapkınlık, küresel bir yapının nasıl da siyasileri ve yöneticileri esir aldığını gözler önüne sermiştir.

Önce ahlak ve maneviyat diyen Müslüman Türk dünyasının bir kalesi olan Milli Görüş hareketi, çocuklarımızın ve gençlerimizin madden ve manen her türlü tehlikeye ve sapkınlığa karşı korunmasına dair ikazları gerekli mercilerden destek görmese de geldiğimiz noktada Milli Görüşçü kurumların haklılığı ve yürüttüğü karşılıksız çalışmaların önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.”

Sapkınlığa Karşı Önlemler Alınmalıdır

“Epstein ve benzeri Siyonist örgütlerin kapalı kapılar arkasında veya Gazze’de yaptıkları ortadayken bu fitne hareketine karşı gerekli idari, siyasi ve kültürel tedbirlerin halen alınmaması, Epstein yuvalanmasının ülkemizdeki uzantılarının ortaya çıkarılmaması, ciddi bir soruşturmanın başlatılmamış olması, ülkemiz adına üzücü ve aynı zamanda da düşündürücüdür.

İnsanlığı ve özellikle de İslam alemini sömüren, ahlâkî değerleri yok sayan ve dokunulmazlık zırhı altında suç işleyen küresel elit anlayışı kabul etmediğimizi huzurlarınızda bir kez daha haykırmak istiyoruz.

Sapkın bir yapının siyasileri, idarecileri, sermaye sahiplerini ele geçirerek devletleri esir almasıyla kurdukları ve güçlünün haklı sayıldığı emperyalist ırkçı Siyonist batıl düzen; sadece ve sadece insanları vampir gibi sömürmeye yaramaktadır.”

Medeniyetimizi Korumak Zorundayız

“Medeniyetimizin yeşerdiği her yerde geride hiçbir şey bırakmayıncaya kadar devam ettirecekleri örtülü ve açık saldırılara karşı Müslüman Türk Milletinin gerçek bir adalet anlayışıyla yürüteceği mücadele, çocuk ve gençlerimizin güvenliğini sağlayabilir.

Kendilerinden başka hiçbir milleti ve toplumu insan olarak kabul etmeyen Siyonistler, insanlığı yok etmeyi ve geriye hiçbir şey bırakmamayı en önemli görev olarak kabul etmişlerdir. Her türlü kılığa ve posta bürünen bu organizasyonlar, içine sızdıkları devletleri ve teşkilatları ya yıkarak ya da ele geçirerek insanlığı köleleştirmeye çalışmaktadır.

İstekler Peş Peşe Sıralandı

Necmettin Erbakan’a ve Milli Görüşe bağlı Anadolu Gençlik Derneği ve Milli Gençlik Vakfı olarak çağrımız açık ve nettir:

Sadece Epstein değil Türkiye’de de var olan tüm istismar ağları bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalıdır. Tüm ceza ve hukuk davalarından bile önemli olan istismar şebekelerinin Türkiye’deki uzantıları derhal ortaya çıkarılmalı ve yargılanmalıdır.

Epstein ve benzeri şebekelerin Türkiye’deki yerli işbirlikçileri ve uzantıları, bunların müdavimlerinin Türk Milletine hesap vermesi sağlanmalıdır.

Türkiye’de her türlü istismara karşı duyarlı olan bir kamuoyu oluşturulmalıdır.

İnsan onurunu koruyan, ahlâk merkezli bir siyaset anlayışını tüm insanlığa örnek olacak şekilde hayata geçirilmelidir.

Uluslararası yargı mekanizmalarının Epstein ile irtibatlı dünyada kim varsa ortaya çıkarılması ve bunların en ağır şekilde cezalandırılması için Türk Dışişleri Bakanlığının devreye girmesi şarttır. İsmi Epstein belgelerinde sıklıkla geçen ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın istenmeyen adam ilan edilmesi ve ülkemizden gönderilmesi için şartlar sonuna kadar zorlanmalıdır.

Buradan bir kez daha haykırıyoruz kimse korkmasın, ürkmesin adil bir dünya mümkündür. Bunun yoluysa ahlâk ve maneviyatı merkeze alan, sömürüye karşı duran bir siyaset anlayışıyla mümkündür.”

DOĞAL MİRAS SALDIRI ALTINDADIR

0

CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı TBMM Genel Kurulunda Yaptığı Konuşmayla AK Parti İktidarının Doğaya Aykırı Fillerinden Bahsederek Milli Parklar Kanunda Yapılacak Değişikliklere Karşı Çıktı

CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, “Şimdi, bunun neresine inanalım?” diye sordu. Arı, “Önce, onu ben size soruyorum çünkü AKP iktidarı geldiğinden bu tarafa ülkenin ne kadar doğal mirası, değeri var ise her geçen gün saldırı altında; sit alanlarımız yok edilmekte, tahrip edilmekte, milli parklara farklı şekillerde yapılar yapılmakta, tarihi eserler restorasyon adıyla yok edilmekte yani kısacası tüm değerleri yok ediyorsunuz” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine görüşmeler tamamlandı. Teklifin birinci bölümü üzerine söz alan CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, teklif sunulurken AKP’li bir milletvekilinin bu kanun teklifiyle amaçlarının “doğal mirası korumak” olduğunu hatırlatarak, “Şimdi, bunun neresine inanalım?” diye sordu.

Arı, “Önce, onu ben size soruyorum çünkü AKP iktidarı geldiğinden bu tarafa ülkenin ne kadar doğal mirası, değeri var ise her geçen gün saldırı altında; sit alanlarımız yok edilmekte, tahrip edilmekte, milli parklara farklı şekillerde yapılar yapılmakta, tarihi eserler restorasyon adıyla yok edilmekte yani kısacası tüm değerleri yok ediyorsunuz” dedi.