Ana Sayfa Blog Sayfa 21

YKS’NİN İLK ETABI TYT MANAVGAT’TA TAMAMLANDI

0

Manavgat Bir Sınavı Daha Huzurlu Bir Şekilde Tamamladı

YKS’nin ilk oturumu Temel Yeterlilik Testi Manavgat’ta sorunsuz bir şekilde tamamlandı. 2 milyon 425 bin 628 adayın başvurduğu TYT, tüm Türkiye’de ve Manavgat’ta saat 10.15’te başladı ve 13.00’te sona erdi.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) Türkiye’deki 81 ilin yanı sıra Lefkoşa ve Belgrad’da düzenlenen Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın ilk oturumu Temel Yeterlilik Testine katılacak öğrencilere aileleri destek olmak için okul önlerine akın ederek dualar ettikleri gözlendi.

2026-YKS kapsamında saat 10.15’te başlayan, 2 milyon 425 bin 628 adayın başvurduğu TYT, bu yıl 7 bin 202 bina ve 134 bin 675 salonda uygulandı.

TYT’de adaylara Türkçe Testi’nde 40, Sosyal Bilimler Testi’nde 20, Temel Matematik Testi’nde 40, Fen Bilimleri Testi’nde 20 soru olmak üzere toplam 120 soru soruldu ve 165 dakika süre verildi.

Adaylar, saat 10.00’dan sonra sınav salonlarına alınmadı. T.C. kimlik kartını kaybeden, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında T.C. kimlik numarası ve fotoğraf bulunmayan adaylar için Manavgat ilçe nüfus müdürlüğü  sınav günü açık bulunduruldu.

TYT’ye, ihtiyaca göre oluşturulan erişilebilir binalardaki uygun sınav salonları için tüm Türkiye’den15 bin 360 engelli aday başvurdu.

Antalya’nın Gazipaşa, Konya’nın Ilgın, Aydın’ın Kuşadası ve Trabzon’un Of ilçelerindeki sınav merkezlerinde ise bu yıl ilk kez YKS gerçekleştirildi.

MANAVGAT’TA ASGARİ ÜCRET ERİDİ Mİ?

0

Manavgat’ta asgari ücret eridi mi sorusu tartışılırken Ekonomist Dr. Ayhan Toptaş tüm ülkede asgari ücretin yılbaşından bu yana resmi enflasyon karşısında % 16 eridiğini belirterek % 18-19 oranında ara zam yapılması gerektiğini söyledi.

Birgün Gazetesinin Anka Haber Ajansına dayandırdığı haberinde iktidarın, asgari ücrete ara zamma kapıyı kapatırken mevcut asgari ücret enflasyon karşısında eridiği vurgulandı. Ekonomi uzmanı Dr. Ayhan Bülent Toptaş, ocakta belirlenen ücretin resmi enflasyon karşısında yüzde 16 dolaylarında eridiğini belirterek, “Asgari ücretin bugün en azından yüzde 16’sı elden gitti. Ocak ayındaki 20 bin liraya denk geliyor” dedi.

Toptaş, “5 ayda yüzde 16’lık resmi bir enflasyon yaşadık. Önümüzdeki ay gelecek verilerle birlikte yüzde 17-18’e kadar bir gelir kaybı yaşandı asgari ücretlilerin gelirlerinde. Bu kümülatif bir olay. Yani sadece geçmiş 6 ay değil, ondan önceki 6 ay, ondan önceki 6 ay da sürekli bir gelir kaybı ve fiyat artışları var. İnsanlar karşılaştırma yaptıkları zaman açıklanan rakamlarla kendi gördükleri rakamlar arasında fark hissediyorlar. O nedenle de çok daha büyük maddi baskı altında kalıyorlar” ifadelerini kullandı.

Alım gücü konusunda da değerlendirmeler yapan Toptaş şunları söyledi:

“Alım gücünde tabii belirgin bir düşme var. Fakat temmuz ayında ne olacağını bilmiyoruz. Ekonomi yönetiminin asgari ücretin düzeltilmesiyle, yukarı çekilmesiyle ilgili çağrılara pek sıcak bakmadığını görüyoruz. Bunun da çeşitli nedenleri var. Eğer asgari ücreti artırırlarsa bu sefer talepte bir artış olmasından endişeleniyorlar. Zaten enflasyon şu anda patinaj halinde. Neredeyse 10-11 aydır yüzde 33 civarında yıllık enflasyon var. Bir taraftan da hem talebi artırabileceğini hem de maliyetleri artırabileceğini düşünüyorlar. Çünkü ücret aynı zamanda bir maliyettir. Mesela turizm sektörü şu anda sezonu açmış durumda. Burası emek yoğun bir sektör. Yüz binlerce insan çalışıyor. Fakat bir taraftan da turizm sektörü kur baskısı altında. Kur yukarı gitmediği için kârlılıkları düşüyor. Zarar endişesi taşıyorlar. O nedenle asgari ücrete yapılacak bir zam onlarda ciddi sorun yaratabilir. Veya emek yoğun ihracat sektörlerinde de aynı sorunlar yaşanabilir. Orada da bir zam maliyetlerde artışa sebep olabilir. Böyle bir enflasyonumuz olmasa, yüzde 30’larda gezen bir enflasyonumuz olmasa, biz her yıl aynı sorunu yaşamayız. Ama hem yüksek bir enflasyon var hem de oynak bir enflasyon var. Bu da sürekli kafaları karıştırıyor. Sürekli dar ve sabit gelirli kesimlerin ekonomik durumları üzerinde baskı oluşturuyor.”

“Ara zam yaparsak enflasyon artar” ifadelerini de değerlendiren Toptaş, şunları söyledi:

“Kamuoyunda ve ekonomi çevrelerinde iki karşıt görüş var. Enflasyonu artırıyor ama bu 28 bin lira mı enflasyonu artırıyor? Lüks alışveriş merkezlerini görüyoruz, restoranları görüyoruz, buralarda alışveriş yapan insanları görüyoruz. Eğer enflasyonla mücadele etmek istiyorsan bunların talebini kırabilecek şeyler yap. Bunlardan vergi al. Dolaylı vergilerin rolünü azalt. Bir kilo şeker aldığınız zaman ne kadar zengin de olsanız, fakir de olsanız aynı KDV’yi ödersiniz. Bir başka yaklaşım da kamuda tasarruf olmadığı yönünde. Kamuda çalışan sayısı 6 milyona doğru gidiyor. Burada verimlilik var mı? Bu yatırımlara gerek var mı? Hâlâ köprüler, havaalanları gibi büyük altyapı yatırımlarının devam ettiğini görüyoruz. Deniyor ki; tamam yollar güzel, köprüler güzel, havaalanları güzel ama bunun üzerinde yürüyen insanın ruh hali de önemli. Buralardan da tasarruf yapılması gerekir. Kamudan da tasarruf yapılarak enflasyon aşağı çekilebilir. O nedenle asgari ücret enflasyonun tek sebebi değil. Belki sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilir ama çok farklı sebepler var ve bu sebeplerin üzerine gidilmesi konusunda ekonomi çevrelerinden ekonomi yönetimine baskılar devam ediyor.”

“Asgari ücrete ara zam olmalı mı olmamalı mı?” sorusuna Toptaş, şu yanıtı verdi:

“İki gözle bakabilirsiniz. Bir tanesi ekonomi yönetiminin gözüyle. Ekonomi yönetimi buna mesafeli. Bunun enflasyonla mücadelede sorun oluşturacağını düşünüyor. Fakat sosyal açıdan baktığınız zaman insanların alım gücü çok örselendi. Bu bir sosyal problem. Sosyal açıdan baktığınız zaman bu insanlara gelir sağlanması gerekiyor. Bu çok katmanlı bir problem. Sadece fiyat artışları meselesi değil. Temmuzda yine zam yapabilirsiniz ama ekonomide topyekûn bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Yeni bir bakış açısına ihtiyaç var. Tüketici enflasyonu açısından baktığımız zaman ve sadece yılbaşından bu yana resmi enflasyon rakamlarındaki gelişmeleri dikkate alırsak yüzde 18-19 civarında bir zam yapılması gerekir.”

ANTALYA’DA KAÇAK AVCILIKLA İLGİLİ DENETİMLER ARTIRILDI

0

Antalya’da Denetimler Yoğunlaşıyor

Antalya Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı ve Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğüyle beraber gerçekleştirdiği denetimlerde avlanması ve satışı yasak olan yüksek miktarda su ürününe el konuldu.

Yapılan denetimlerde avlanması ve satışı yasak olan 13 adet Lambuka balığı, 13 adet Kalkan balığı ve 10 adet Mavi Yüzgeçli Orkinos olmak üzere toplam 603 kilo su ürününe el koydu. Yapılan tespitlere ilişkin olarak Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğünce gerekli idari işlemler yapılırken yasadışı su ürünleri avcılığı ve satışına yönelik denetim ve kontrollerin aralıksız ve kararlılıkla sürdürüleceği açıklandı.

TBMM’DE SAHTE YOKLAMA SKANDALI PATLAK VERDİ

0

TBMM Genel Kurulu’nda Suudi Arabistan ile imzalanan enerji anlaşmasının oylaması sırasında, oy kullanan 76 AK Partili milletvekilinin salonda olmadığı anlaşıldı. Pusula kontrolünün ardından yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamayınca Meclis birleşimi kapatıldı.

TBMM Genel Kurulu’nda Suudi Arabistan ile imzalanan enerji anlaşmasının oylaması sırasında, salonda bulunmayan AK Partili milletvekilleri adına oy pusulası verilmesi tartışmalara neden oldu. Muhalefetin talebiyle yapılan ve Meclis Başkanvekili Pervin Buldan’ın isimleri tek tek okuduğu kontrolde adına pusula verilen AK Partili milletvekillerinin Genel Kurul’da olmadığı görüldü. Pusula kontrolünün ardından yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamayınca Meclis birleşimi kapatıldı.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’ni görüştü. İki ülke arasında Suudi Arabistan’ın Türkiye’de yenilenebilir enerji santralleri kurmasını içeren anlaşmanın görüşmelerinin tamamlanmasının ardından oylama aşamasına geçildi. Elektronik cihazlarla yapılan oylamada milletvekilleri, ayrıca oy pusulası ile de oylarını kullanabildi.

Oylama sırasında muhalefet milletvekillerinin talebi üzerine, Meclis Başkanvekili Buldan iktidar sıralarındaki milletvekilleri adına verilen oy pusulalarının kontrolünü gerçekleştirdi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez’in Başkanvekili Buldan’a oy veren isimlerin tek tek sayılması talebinde bulunması üzerine Genel Kurul’da pusula incelemesi yapıldı.

İYİ Partili Çömez, salonda olmayan milletvekilleri adına pusula atıldığını belirterek, “79 tane pusula var, bu 79 kişinin isimlerinin tek tek okunmasını talep ediyoruz. 79 tane pusula, olur mu böyle şey ya. Biz gece yarısı burada boşuna mı vakit geçiriyoruz” tepkisini gösterdi.

Çömez’in talebi üzerine usulü hatırlatan Meclis Başkanvekili Buldan, milletvekillerinin salondan ayrılamayacağını vurgulayarak, “Sayın milletvekilleri, pusula kontrolü yapacağız. Sayın milletvekilleri, bakın, iki dakika içerisinde milletvekili buradan ayrılamaz. Buradan ayrılamaz arkadaşlar. Şimdi, bir Grup Başkan Vekilinin böyle bir talebi varsa ben bunu yerine getirmek zorundayım” dedi.

Meclis Başkanvekili Buldan’ın oy pusulalarını Genel Kurul kürsüsünden tek tek okuduğu esnada, ismi verilen AK Partili milletvekillerinin salonda bulunmadığı görüldü.

Yapılan ilk pusula kontrolü ve açık oylamada salonda gerekli çoğunluğun sağlanamaması üzerine oylama işlemi tekrarlandı. Yenilenen ikinci oylamada da karar yeter sayısına ulaşılamaması üzerine Meclis Başkanvekili Buldan, birleşimi kapatma kararı aldı. Genel Kurul, 23 Haziran Salı günü toplanmak için birleşim kapandı.

Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, sözleşmenin oylaması esnasında kürsüye 79 oy pusulası gönderildiğini kaydetti. Yoklamada sadece 4 milletvekilinin salonda bulunduğunun anlaşıldığını belirten Ekmen, “Oylamaya katılım 165, evet oyları 144 oyda kaldığı için oylama yenilenmiş, ikinci oylamada da toplantı yeter sayısı olan 200 sayısı bulunamadığından sözleşme oylaması geçersiz sayılarak genel kurul kapanmıştır. 200 milletvekilini genel kurulda hazır bulunduramayan ittifak, enerjisini kaybettiğini bir kez daha göstermiştir. 76 kişinin yerine pusula kullanımının takdirini ise yüce milletimize bırakıyoruz” dedi.

Genel Kurul’da bulunmayan milletvekilleri adına oy pusulası verilmesi üzerine CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Yine AKP yine sahte pusula. 79 AKP’li vekil Meclis’te yok, ama verdikleri sahte pusulalarla ‘buradayız’ diyorlar. Milletin meclisinde, milletin gözünün içine baka baka yapılan bu yüz kızartıcı eylem, siyasi sahtekarlığın ve çürümüşlüğün geldiği son noktadır” ifadelerine yer verdi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez ise yaptığı paylaşımda, “TBMM adına utanç gecesi” diyerek, “Suudi Arabistan’la yapılan enerji anlaşmasının oylaması esnasında; Genel Kurul salonunda yeterince milletvekili bulunmayan iktidar cenahı tarafından, Tam 76 sahte pusula verilmiş. Yani salonda olmayan 76 milletvekilinin imzalarını taklit edip, Onlar adına sahte oy kullanmak istemişler. Tek tek tespit ettik. Ve oylama yapılamadan bu gece Meclis kapandı. Demokrasiye ve millet iradesine ihanet bu. Yazık bu güzel ülkeye” tepki gösterdi.

ANTALYA EMNİYETİNDEN ZEHİR TACİRLERİNE YENİ BİR DARBE

0

Antalya’da Uyuşturucu Madde Ticareti Yapan 2 Kişi Daha Yakalandı

Emniyet Müdürlüğü Antalya genelinde uyuşturucu maddelerin kaynağının kurutulması, ticaretinin ve kullanımının engellenmesi amacıyla yürütülen çalışmalarda yeni bir başarıya daha imza attı.

M.G. ve M.G. isimli şahısların, diğer illerden temin ettikleri uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri, Antalya’da ki irtibatlı oldukları kişilerle beraber getirerek satışını yapacakları yönünde bilgiler elde edilmesi üzerine Döşemealtı’nda gerçekleştirilen operasyon 2 zehir taciri yakalandı.

Araçta ve depo olarak kullandıkları iş yerinde yapılan aramada 34 kilo 200 gram skunk esrar ele geçirildi.

Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapmak ve Sağlamak suçundan adli makamlara sevk edilen 2 şüpheli tutuklandı.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN AHI; ÇİN’İN İPEĞİ, TATLI DİLİ VE SEYİT TÜMTÜRK’ÜN YALNIZLIĞI

0

Müslüman Türklerin en önemli medeniyet membalarından biri olan Doğu Türkistan, 1949’dan beri fiilen Çin işgali, ilhakı ve asimilasyonu ile yutulmaya çalışılıyorsa da İslam’ın verdiği mutlak dinamizm ve köklü medeni kalıplar Doğu Türkistan’ın hala Müslüman Türk kimliğini korumasını sağlıyor.

İslam memleketlerinde maalesef ki aynı Filistin ve Rohinya hatta Keşmir meselesinde olduğu gibi Doğu Türkistan sorununa karşı da bir boş vermişlik ve kayıtsızlık hali görülmektedir. Doğu Türkistan için zaman zaman Müslüman halkların baskısından kaynaklanan cılız siyasal itirazlar görülse de İslam dünyasındaki çok başlı siyasal yapılanma Çin’in Doğu Türkistan’da istediği gibi aşık atmasına neden oluyor.

İslam memleketlerinin kendi eksenlerine hapsolan politik tutumlarının farkındalığına sahip olan Çin, elini kolunu sallaya sallaya hala cami yıkmak, İslam ibadetlerini yasaklamak gibi insanlık dışı ne kadar uygulama varsa bunları rahatlıkla uygulayabilmektedir.

Bizim memlekette ise Doğu Türkistan meselesine bakış tamamen samimiyetsizliğe büründü.  Her ne kadar iktidar da kendini milliyetçi ve dindar olarak tanımlayanlar varsa da Doğu Türkistan meselesine olan kayıtsızlık artarak devam ediyor. İktidarın avaneleri kendilerini Osmanlı torunu yani “Evladı Fatihan” olarak ilan ediyorsa da her şeyde olduğu gibi Doğu Türkistan meselesinde de Çin merkezli bir bakış açısının iktidar mahfillerine hakim olduğu müşahede ediliyor. Diplomatik misyonlarda ve ziyaretlerde “Tek Çin” söylemine sıkı sıkıya bağlı olan bizim sözde cihangirlik iddiasındakiler meydanlarda ise “Adriyatik’ten Çin seddine” haykırışlarını veya “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” masalını anlatmayı sürdürüyor. Madem Türk’ün Türk’ten başka dostu yok Doğu Türkistan’a neden sahip çıkmazsınız? Yoksa siz Doğu Türkistanlıları artık Türk değil de Çinli mi kabul ediyorsunuz?

Malum işine geldiğinde milliyetçi hatta “Kızıl Elma” peşinde koşacak kadar Türkçü işine geldiğinde “Ümmetçi”, “Evladı Fatihan” olan iktidar ve çevresindeki politbüro misali çıkar odakları Çin’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği zulmü unutarak üç kuruşluk dünyalık için Çin firması BYD’ye 2024 yılında ayrıcalık verdi. İktidar 2024 yılında Çinli firmayla uzlaşarak BYD’nin Manisa’da fabrika açmasına olanak sağlayacaklarını ilan etti. Yatırımın 1 milyar dolar civarında olacak olması Türkiye’de özellikle de iktidar cenahında Doğu Türkistan’ın hemen unutulmasına neden oldu. Daha fabrika kurulmadan adı geçen firmaya vergi istisnalarının sağlanması ise Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur söylemenin ne demek olduğunu bizlere de güzelce öğretti. Basına yansıyan açık bilgilere göre Çinli firmayla yapılan anlaşma kapsamında Türkiye’de yatırım yapan Çinli üreticilerin Çin’den ithal edecekleri otomobiller %40’lık ek gümrük vergisinden muaf tutulacaktı. Bunun sonucunda da BYD isimli Çin firması Türkiye pazarında güçlendi. Nitekim Türkiye’de 2024’te toplam 8 bin 331 adet olan BYD satışı, 2025 senesinde 6 katın üstünde artarak 45 bin 537’ye yükseldi. Böylelikle Doğu Türkistan’a zulmeden Çin’e zulümde kullanacağı finansmana Türkiye’den ek kaynak sağlandı.

Çin bugünlerde Türkiye’de açacağını duyurduğu fabrikayı Macaristan’da açacağını ilan ederek ülkemizde yeni yeni filizlenen Çin muhibbanına da ciddi bir kazık attı. Hani şu her fırsatta Çin ile Türkiye ile Çin’i karşılaştıran ve Çin’i bize örnek gösterenler yok mu işte onlar.

Hazinenin BYD firmasına verilen %40’lık vergi muafiyetinden kaynaklı net zararının ne kadar olduğu bizce malum değilse de Çinliler bizimkilerin ağzına bir parmak bal sürerek tıkır tıkır araçlarını satmayı başardı. Belki beş belki on belki çok daha uzun süre için Türkiye’ye yedek parça satma imkanına da kavuşmuş oldu. Yani Çin tatlı diliyle gerçekleştirdiği hileyle hem bir yıl içinde 45 binin üzerinde araç sattı hem de birkaç on yıllık satışını yapacağı yedek parça pazarını da oluşturmuş oldu.

Hatırlayalım bakalım ne diyordu Bilge Kağan: “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış“.

Anlayacağınız tatlı söz anlaşmadaki Çin vaatleri, yumuşak ipek kumaş ise elektrikli arabaymış. Bu ikisiyle de Doğu Türkistan meselesine cılız da olsa sahip çıkan Türkiye’den “Tek Çin” anlayışını kabul eden Türk dış politikasını revize eden Çin’in dizinin dibine oturan Türkiye’ye. Yıllardır bize sığınan Uygur Türklerinin Çin’e sınır dışı edilmelerini haberlerden okuduk, Rabia Kadir’in Türkiye’ye kabul edilmemesini görürdük. Şimdi de Türkiye’nin Çin’den yediği net kazığa şahitlik yapıyoruz. Helal olsun bize. Ne de olsa “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” öyle değil mi? Sadece görüyoruz, duyuyoruz, şahit oluyoruz. Bunları yapan iktidar ve ortaklarını çılgınca Türkçü ve Ümmetçi kabul ediyoruz! Hepimize yazıklar olsun!

1300 yıl öncesinden gelen uyarılara kulak tıkayan iktidar: “Türk milleti! Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanma, aldanırsan öleceksin” meğerse ikazını da duymamazlıktan gelmiş.

Kendi kaynaklarıyla kendi ülkesinin insanına istihdam oluşturamayan bizim memleket BYD firmasının açacağı fabrikayla 5000 kişilik istihdamın sağlanacağını hesaplamıştı. Belki teknoloji transferi de! Gelin görün ki sadece aldatıldığı ile kaldı. Anlayacağını memleket itibarı yine sarsıldı.

Her şey nihayete erdiğinde Doğu Türkistanlı büyük alim Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’deki sözleri kulaklarımızda çınlamalı: “Vefa gitti halktan, cefa aldı yerini. Güvenip inanacak insan bulunmaz oldu.” Evet güvenecek insan da siyasetçi de politik duruşta kalmadı.

Yıllarca Avrupa’nın önde gelen devletlerinin veya ABD’nin masallarına inanarak oralardan medet bekleyenlerden sonra bir de başımıza Çin’i denge unsuru gören ve şimdilerde de ondan medet bekleyenler çıktı. Bu tufeyli tipler ne zaman akıllanır bilinmez ama fağfurların soyundan gelenler Çin Komünist Partili de olsa Çin hep aynı Çin’dir. Çekirge sürüsü misali fırsatını bulduğunda her yeri yönetmek ve Çinlileştirmek isteyen köklü bir düşmandır. Son üç yüz yıllık düşmanlarımıza da düşman olan dev bir ejderha.

Doğu Türkistan terk edildi, umursanmadı ve belki de en çok ümit beslediği Türkiye tarafından görmezden gelindi. Doğu Türkistan yalnız ve daha da önemlisi eziyet altında. Türkiye’deki Doğu Türkistan diasporası dağınık, yeknesaklığı kaybetmiş, Seyit Tümtürk yapayalnız ve çaresiz. Ne ona alan açan kaldı ne de onun haklı feryadını duyan kaldı. Doğu Türkistan bizlere ne kadar intizar etse de azdır. Muhtemelen ahı, arşı alaya çıktı. O ah bizi de vurur başka memleketleri de. Yol yakınken samimiyetsizliği bırakalım. En azında Çin mallarına yönelmeyelim ve geçmişin mirasına, soydaşlarımıza, dindaşlarımıza gücümüz yettiğince sahip çıkalım. Hiç mi kalmadı Yusuf Hacib’in, Kaşgarlı Mahmut’un hatırı? Bu dava böyle giderse yakın bir gelecekte -Allah muhafaza- sahip çıkabileceğimiz bir Doğu Türkistan da kalamayacak; aynı Filistin, aynı Gazze, Rohinya ve Keşmir gibi.

Kalın sağlıcakla.

ANTALYA’DA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ ÇÖKERTİLDİ

0

Antalya Emniyet Müdürlüğü Antalya’da illegal faaliyetler yürüterek haksız kazanç elde eden organize suç gruplarının ve faaliyetlerinin tespitine yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Antalya’da liderliğini N.A.’nın yaptığı çıkar amaçlı silahlı suç örgütünün tüm üyelerinin deşifre edilerek örgütün gerçekleştirdiği yasadışı eylemlerinin tespiti amacıyla başlatılan projeli çalışmada, örgüt faaliyetleri kapsamında suça karıştıkları tespit edilen 22’si tutuklu bulunan 92 şüphelinin yakalanmasına yönelik yapılan eş zamanlı operasyonda 65 şüpheli şahıs yakalandı.

Yapılan aramalarda; 8 adet ateşli silah, 227 adet tabanca fişeği/av tüfeği kartuşu, 12 adet pos cihazı, 8 adet çek/senet, 2 adet satış sözleşmesi, 1 adet sahte basın kartı, 5 adet kesici/delici/ezici alet (kılıç, pala, balta, muşta) 3,29 gram kokain maddesi ile bir miktar Türk Lirası ve Döviz ele geçirildi.

Ayrıca suçtan kaynaklandığı tespit edilen, şüphelilere ait araç ve gayrimenkul olmak üzere yaklaşık 200 Milyon TL tutarında mal varlığına ve banka hesaplarına yönelik tedbir konuldu.

Yakalanan 65 şüpheliden 22’si ifadelerinin ardından Cumhuriyet Savcısının talimatına istinaden serbest bırakılmış, adli makamlara sevk edilen 43 şüpheliden 8’i Cumhuriyet Savcılığınca serbest bırakılmış, 2 kişi hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 33 şüpheli tutuklandı.

SESLİ MAKALE / “MÜHÜR KİMDEYSE SÜLEYMAN ODUR: CHP, REFAH VE FAZİLET PARTİLERİ”

0

Ömer Kaçmaz tarafından kaleme alınan ve Gezgin Adam Dergisinde yayımlanan makalenin yazınsal halini https://www.gezginadamdergisi.com/muhur-kimdeyse-suleyman-odur-chp-refah-ve-fazilet-partileri/ linkini tıklayarak okuyabilirsiniz.

TEKİN: “KRİZ DERİNLEŞİYOR”

0

 Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Mehmet Fatih Tekin, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasi gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Antalya’da vatandaşlar, esnaf ve çeşitli toplum kesimleriyle yaptıkları görüşmelerden elde ettikleri gözlemleri paylaşan Tekin, özellikle kira krizi, hayat pahalılığı, esnafın yaşadığı ekonomik zorluklar, liyakat sorunu, aile yapısındaki çözülme, demokrasi ve hukuk alanındaki tartışmalar ile dış politika konularında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

“ANTALYA’DA KİRA KRİZİ DERİNLEŞİYOR”

Konuşmasının önemli bölümünü konut ve kira sorununa ayıran Tekin, Antalya’da özellikle son yıllarda kira fiyatlarının dar ve orta gelirli vatandaşlar açısından taşınamaz bir yük haline geldiğini söyledi.

Antalya nüfusunun yaklaşık yarısının kirada yaşadığına dikkat çeken Tekin, vatandaşlarla yaptıkları görüşmelerde ciddi ekonomik sıkıntılarla karşılaştıklarını belirterek, “Bir dokunduk, bin ah işittik. Asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız kiralarını ödemekte zorlanıyor. Ev sahibi olmak artık birçok insan için hayal bile edilemeyecek bir noktaya geldi. Özellikle merkez ilçelerde kiralar aile bütçelerinin büyük bölümünü tüketiyor” dedi.

“ESNAF ÇALIŞARAK BATIYOR”

Kent genelinde gerçekleştirdikleri ziyaretlerde esnafın yaşadığı ekonomik baskının da giderek arttığını ifade eden Tekin, küçük işletmelerin ağır vergi, faiz ve borç yükü altında faaliyet göstermeye çalıştığını söyledi.

“Türkiye’de esnaf tarihimizde ilk kez çalışarak batıyor” diyen Tekin, birçok işletmenin kazandığı paranın önemli kısmını vergi, kredi faizi ve borç ödemelerine ayırmak zorunda kaldığını belirtti.

“Esnaf evine ekmek götürmek için değil; devlete vergi, bankaya faiz ve tedarikçiye borç yetiştirmek için çalışıyor. Bu tablo sürdürülebilir değildir” ifadelerini kullandı.

BANKALARIN KÂRLARI VE POS KOMİSYONLARI GÜNDEMİNDE

Bankacılık sektörünün son yıllarda elde ettiği yüksek kârlara da değinen Tekin, kredi kartı komisyonları ve POS kesintilerinin esnaf üzerindeki yükünü eleştirdi.

Bankaların vatandaşın ve esnafın parasını kullanarak büyük gelir elde ettiğini savunan Tekin, özellikle yüksek enflasyon ortamında bankaların gelirlerinin katlanarak arttığını ifade etti.

“Lokantacı kebabı yapıyor, konfeksiyoncu ceketi üretiyor ama banka satıştan yüzde alıyor. Komisyon olabilir ancak sınırsız olmamalıdır. Banka hizmetinin karşılığını alabilir ama kimsenin kazancına ortak olmamalıdır” diye konuştu.

“LİYAKAT SORUNU DEVLETİN HER KADEMESİNDE HİSSEDİLİYOR”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni de eleştiren Tekin, kamu kurumlarında yapılan bazı atamaların toplumda güven sorununa yol açtığını söyledi.

Devlet yönetiminde liyakat ilkesinin zedelendiğini savunan Tekin, stratejik kurumlarda uzmanlık ve deneyimin göz ardı edildiğini öne sürdü.

“Bizim için mesele şahıslar değildir. Mesele, görevin gerektirdiği bilgi ve tecrübeye sahip insanların o görevlere getirilmesidir. Devletin kritik kurumları herhangi bir kişinin staj yapacağı yer değildir. Bizim medeniyet anlayışımızın temel ilkelerinden biri ‘işi ehline vermektir’” dedi.

“SİYASETTE TEMİZLİK PARTİ DEĞİŞTİRMEKLE OLMAZ”

Konuşmasında siyasi etik ve belediye başkanı transferlerine de değinen Tekin, son dönemde yaşanan parti değişikliklerini eleştirdi.

Mizahi bir dille yaptığı “AK-MATİK” benzetmesiyle dikkat çeken Tekin, siyasi tartışmaların parti değiştirerek ortadan kalkmadığını belirterek şunları söyledi:

“Bir rozet değişikliğiyle geçmişteki tartışmaların, şaibelerin veya iddiaların yok sayılması doğru değildir. Siyasette gerçek temizlik hesap verebilirlik ve şeffaflıkla sağlanır.”

“KAYYUMLAR VE GÖREVDEN ALMALAR DEMOKRASİ TARTIŞMASI DOĞURUYOR”

Demokrasi ve yerel yönetimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tekin, kayyum uygulamaları ve görevden almaların toplumda ciddi tartışmalara neden olduğunu söyledi.

Türkiye’de milyonlarca seçmenin oy verdiği belediye başkanlarının görevden alındığını hatırlatan Tekin, hukuk devleti ilkelerinin herkes için eşit şekilde işletilmesi gerektiğini vurguladı.

“Yolsuzluğa ve hukuksuzluğa göz yumulmamalıdır. Ancak demokrasi de korunmalıdır. Hukukun üstünlüğü kişilere göre değil, evrensel kurallara göre uygulanmalıdır” dedi.

 

“ENGELLİLERİN DEĞİL, ENGEL OLANLARIN SORUNU KONUŞULMALI”

Engelli bireylerin yaşadığı sorunlara da değinen Tekin, engellilik konusunun yalnızca sosyal yardım perspektifiyle ele alınmasını doğru bulmadıklarını ifade etti.

Engelli bireylerin günlük yaşamlarını kolaylaştıran araç ve ekipmanlar üzerindeki vergi yükünün azaltılması gerektiğini söyleyen Tekin, “Bu mesele yardım değil, eşit vatandaşlık meselesidir. Toplumun önündeki engelleri kaldırmak zorundayız” dedi.

“AİLEYİ TEHDİT EDEN ŞEY KİRA VE HAYAT PAHALILIĞIDIR”

Türkiye’de doğum oranlarının düşmesi ve aile yapısında yaşanan sorunlara da değinen Tekin, ekonomik şartların aile kurumunu doğrudan etkilediğini belirtti.

“Bugün gençler evlenemiyor, evlenenler çocuk sahibi olmayı erteliyor. Bunun nedeni yalnızca kültürel değişimler değildir. Kira, enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı aileyi tehdit eden temel unsurlardır” ifadelerini kullandı.

Aileyi korumaya yönelik politikaların ekonomik gerçeklerden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayan Tekin, enflasyonla mücadele, üretim ekonomisi ve refahın adil paylaşımının öncelikli hedefler olması gerektiğini söyledi.

GAZZE VE DOĞU AKDENİZ VURGUSU

Dış politika başlığında Gazze’de yaşanan gelişmelere de değinen Tekin, İsrail’in Gazze politikalarını sert sözlerle eleştirdi.

Gazze’ye insani yardım ulaştırmayı amaçlayan girişimlere destek veren Tekin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de daha etkin ve kararlı bir politika izlemesi gerektiğini savundu.

“TÜRKİYE YENİDEN ADALETİN VE UMUDUN ÜLKESİ OLABİLİR”

Konuşmasının sonunda Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve kurumsal sorunların çözümünün mümkün olduğunu belirten Tekin, Saadet Partisi’nin çözüm önerilerinin adalet, liyakat, üretim, şeffaflık ve temiz siyaset ilkeleri üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

“Türkiye’nin umuda ihtiyacı var. Mülakatın kaldırıldığı, gençlerin geleceğe güvenle baktığı, emeklinin geçim derdi yaşamadığı, esnafın kazancının bereketlendiği, çiftçinin emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür. Bizim hedefimiz 86 milyon insanın huzurla ‘oh be’ diyebileceği bir Türkiye’yi inşa etmektir” dedi.

 

EMANETE SAHİP ÇIKAMAYAN VURDUMDUYMAZLAR VE SAADET PARTİSİ

0

Saadet Partisi 8. Olağan Kongresini 14 Haziran Pazar günü Manavgat AKM’de tamamlarken mevcut İlçe Başkanı İlhami Demiral delegenin tüm oyunu alarak üçüncü kez güven tazeledi.

İl veya ilçe fark etmeksizin siyasi parti kongreleri hepimizce malumdur ki parti yöneticilerinin hem teşkilat mensuplarına hem de kamuoyuna hesap verdiği, faaliyetlerini anlattığı, genel merkez hedeflerini paylaştığı hem bir zorunluluk alanı hem de yasal bir hakkın kullanımıdır.

Demokratik toplum ve siyasetin gelişmesinde ilerici hamlelerin atıldığı kongrelere teşkilat mensupları özel hazırlıklar yapmayı sadece bir görev değil aynı zamanda kamuoyuna mefkuresini tanıtacağı bir gün olarak yaklaşır. Nitekim Saadet Partisi’nin Manavgat teşkilat mensupları AKM yönetimi tarafından gösterilen salona parti görsellerini, flama ve bayraklarını taşıyarak salonu kongreden bir gün önce yani 13 Haziran günü akşam saat 23.00’de bayram yerine çevirdi. Bu arada hazırlanan salonun AKM yönetimi tarafından Türkiye-Avusturalya maçının izlenmeyeceğinin söylendiği salon olduğunu da hatırlatalım.

Gelin görün ki AKM yönetimi maçın izlenmeyeceğini söylediği salonda aynı yönetim milli maç gösterimi yapınca partinin tüm görselleri parti yetkililerine haber verilmeden yerlerinden sökülerek çöp haline getirildi. Parti yöneticileri ise salona geldiğinde, bir gece önceden hazırlanan salondan geriye hiçbir şey kalmadığını gördü. Koordineli ve hızlı çalışma ile salon tekrar kongreye hazır hale getirildi.

Kongreye hazır hale getirilen salonu çorak bir toprak haline getirenler maçı izlemeye gelen taraftar mıdır yoksa AKM personeli midir bilinmez ama kendisine emanet edilen salona sahip çıkamayanın AKM yönetimi olduğu açıktır. AKM yönetimi emanete sahip çıkamadığı gibi mevcut durumu da Saadet Partisine haber verme sorumluluğunu bile yerine getirmedi. Anlayacağınız Sözen ve Kara dönemindeki çoğulcu demokrasiye karşı geliştirilen işgüzarlık ve nezaketsizlik hali, üstenci nobran bakış hala Manavgat Belediyesine bağlı kurumlarda varlığını koruyor. Kısacası Manavgat’ı tüm Türkiye’ye rezil eden ciddiyetsiz, ahbap çavuş ilişkisine dayalı siyaset anlayışı, senin kız benim oğlan edebiyatı, biz yaptık oldu bitti bize karışamazsınız prensibi Belediye organlarında maalesef ki gözümüzün önünde yaşanmaya devam ediyor ve kanser gibi tüm hücrelere yayılmayı sürdürüyor!

Başta Manavgat ve Antalya Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere CHP’li Belediyelerin en az AK Partili Belediyeler kadar yanlışla anılmasının temel sebebi zaten belediye yöneticilerinin yanlış tercihleri değil miydi? Yanlış yol, yanlış seçimler ve yanlış tercihlerden acaba doğru sonuçlar çıkarılabilir mi?

Mutlak Butlan kararıyla demokrasi ve demokratik hakların gaspına dair ortalığı ayağa kaldıran yöneticilerin 1969’dan beri Türk Siyasi Hayatında yer alan Milli Görüş’ün son partisi Saadet Partisine yaşanan durumla ilgili haber vermemesi sadece bir saygısızlık değil aynı zamanda siyasi emanetlere dahi sahip çıkamayan bir zihniyetin ve liyakatsiz kadroların kent demokrasisine nasılda zarar verdiğine açık bir örnektir. Manavgat Belediyesine bağlı AKM yönetiminin Saadet Partisine karşı bu gafleti köklü bir geçmişe sahip Manavgat Belediyesinin rüşvet ve yolsuzlukla anılan son 16,5 yıllık döneminde görülen kokuşmuşluğun Belediyeye ait kurumsal hafızayı ve kamusal ciddiyeti nasıl da ele ayağa düşürdüğünü ifşa eden örneklerden biri olarak kayıtlara geçti.

Saadet Partisi Teşkilatını, Manavgat Belediyesindeki bazı yöneticilerin son 16,5 yılda kurduğu menfaat ve rant şebekesi gibi zanneden AKM yönetimi asgari düzeyde sorumlu, ciddi ve saygılı bir tavır geliştirerek vurdumduymaz tavrından vaz geçerek demokratik teammüllere uygun davranmayı bilmeliydi. Ehliyeti ve liyakati popülizmle karıştıran AKM yönetimi, 57 yıllık bir misyonun ve davanın temsilcisi olan Saadet Partisinin 1000 yıllık Müslüman Türklerin mefkuresini sembolize eden bayrak ve flamalarını basit bir bez parçası olarak görüp çöp etmesinden dolayı özür dilemelidir. Nasıl ki bayrakları yapan üzerindeki kansa Milli Görüş hareketini de ete ve kemiğe büründüren şey hilalin üzerindeki beş yıldızdır. Önüne gelen onun mukaddes bayrağına ve flamasına dokunamaz, onu buruşturup bir kenara bırakamaz. O parti  bayrağı ki besmele ile açılır dua ile toplanır. Yıldız sadece kapatılan Milli Görüş partilerini değil İslam’ın beş şartını ve cihangir beş Türk devletini ifade eder. Hilal yalnız bir geçmişi değil İslam’ın öngördüğü medeniyeti ve adaleti anlatır. Necmettin Erbakan Hoca’nın dediği gibi önce ehliyet ve liyakat. Kalın sağlıcakla.