Müslüman Türklerin en önemli medeniyet membalarından biri olan Doğu Türkistan, 1949’dan beri fiilen Çin işgali, ilhakı ve asimilasyonu ile yutulmaya çalışılıyorsa da İslam’ın verdiği mutlak dinamizm ve köklü medeni kalıplar Doğu Türkistan’ın hala Müslüman Türk kimliğini korumasını sağlıyor.
İslam memleketlerinde maalesef ki aynı Filistin ve Rohinya hatta Keşmir meselesinde olduğu gibi Doğu Türkistan sorununa karşı da bir boş vermişlik ve kayıtsızlık hali görülmektedir. Doğu Türkistan için zaman zaman Müslüman halkların baskısından kaynaklanan cılız siyasal itirazlar görülse de İslam dünyasındaki çok başlı siyasal yapılanma Çin’in Doğu Türkistan’da istediği gibi aşık atmasına neden oluyor.
İslam memleketlerinin kendi eksenlerine hapsolan politik tutumlarının farkındalığına sahip olan Çin, elini kolunu sallaya sallaya hala cami yıkmak, İslam ibadetlerini yasaklamak gibi insanlık dışı ne kadar uygulama varsa bunları rahatlıkla uygulayabilmektedir.
Bizim memlekette ise Doğu Türkistan meselesine bakış tamamen samimiyetsizliğe büründü. Her ne kadar iktidar da kendini milliyetçi ve dindar olarak tanımlayanlar varsa da Doğu Türkistan meselesine olan kayıtsızlık artarak devam ediyor. İktidarın avaneleri kendilerini Osmanlı torunu yani “Evladı Fatihan” olarak ilan ediyorsa da her şeyde olduğu gibi Doğu Türkistan meselesinde de Çin merkezli bir bakış açısının iktidar mahfillerine hakim olduğu müşahede ediliyor. Diplomatik misyonlarda ve ziyaretlerde “Tek Çin” söylemine sıkı sıkıya bağlı olan bizim sözde cihangirlik iddiasındakiler meydanlarda ise “Adriyatik’ten Çin seddine” haykırışlarını veya “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” masalını anlatmayı sürdürüyor. Madem Türk’ün Türk’ten başka dostu yok Doğu Türkistan’a neden sahip çıkmazsınız? Yoksa siz Doğu Türkistanlıları artık Türk değil de Çinli mi kabul ediyorsunuz?
Malum işine geldiğinde milliyetçi hatta “Kızıl Elma” peşinde koşacak kadar Türkçü işine geldiğinde “Ümmetçi”, “Evladı Fatihan” olan iktidar ve çevresindeki politbüro misali çıkar odakları Çin’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği zulmü unutarak üç kuruşluk dünyalık için Çin firması BYD’ye 2024 yılında ayrıcalık verdi. İktidar 2024 yılında Çinli firmayla uzlaşarak BYD’nin Manisa’da fabrika açmasına olanak sağlayacaklarını ilan etti. Yatırımın 1 milyar dolar civarında olacak olması Türkiye’de özellikle de iktidar cenahında Doğu Türkistan’ın hemen unutulmasına neden oldu. Daha fabrika kurulmadan adı geçen firmaya vergi istisnalarının sağlanması ise Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur söylemenin ne demek olduğunu bizlere de güzelce öğretti. Basına yansıyan açık bilgilere göre Çinli firmayla yapılan anlaşma kapsamında Türkiye’de yatırım yapan Çinli üreticilerin Çin’den ithal edecekleri otomobiller %40’lık ek gümrük vergisinden muaf tutulacaktı. Bunun sonucunda da BYD isimli Çin firması Türkiye pazarında güçlendi. Nitekim Türkiye’de 2024’te toplam 8 bin 331 adet olan BYD satışı, 2025 senesinde 6 katın üstünde artarak 45 bin 537’ye yükseldi. Böylelikle Doğu Türkistan’a zulmeden Çin’e zulümde kullanacağı finansmana Türkiye’den ek kaynak sağlandı.
Çin bugünlerde Türkiye’de açacağını duyurduğu fabrikayı Macaristan’da açacağını ilan ederek ülkemizde yeni yeni filizlenen Çin muhibbanına da ciddi bir kazık attı. Hani şu her fırsatta Çin ile Türkiye ile Çin’i karşılaştıran ve Çin’i bize örnek gösterenler yok mu işte onlar.
Hazinenin BYD firmasına verilen %40’lık vergi muafiyetinden kaynaklı net zararının ne kadar olduğu bizce malum değilse de Çinliler bizimkilerin ağzına bir parmak bal sürerek tıkır tıkır araçlarını satmayı başardı. Belki beş belki on belki çok daha uzun süre için Türkiye’ye yedek parça satma imkanına da kavuşmuş oldu. Yani Çin tatlı diliyle gerçekleştirdiği hileyle hem bir yıl içinde 45 binin üzerinde araç sattı hem de birkaç on yıllık satışını yapacağı yedek parça pazarını da oluşturmuş oldu.
Hatırlayalım bakalım ne diyordu Bilge Kağan: “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış“.
Anlayacağınız tatlı söz anlaşmadaki Çin vaatleri, yumuşak ipek kumaş ise elektrikli arabaymış. Bu ikisiyle de Doğu Türkistan meselesine cılız da olsa sahip çıkan Türkiye’den “Tek Çin” anlayışını kabul eden Türk dış politikasını revize eden Çin’in dizinin dibine oturan Türkiye’ye. Yıllardır bize sığınan Uygur Türklerinin Çin’e sınır dışı edilmelerini haberlerden okuduk, Rabia Kadir’in Türkiye’ye kabul edilmemesini görürdük. Şimdi de Türkiye’nin Çin’den yediği net kazığa şahitlik yapıyoruz. Helal olsun bize. Ne de olsa “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” öyle değil mi? Sadece görüyoruz, duyuyoruz, şahit oluyoruz. Bunları yapan iktidar ve ortaklarını çılgınca Türkçü ve Ümmetçi kabul ediyoruz! Hepimize yazıklar olsun!
1300 yıl öncesinden gelen uyarılara kulak tıkayan iktidar: “Türk milleti! Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanma, aldanırsan öleceksin” meğerse ikazını da duymamazlıktan gelmiş.
Kendi kaynaklarıyla kendi ülkesinin insanına istihdam oluşturamayan bizim memleket BYD firmasının açacağı fabrikayla 5000 kişilik istihdamın sağlanacağını hesaplamıştı. Belki teknoloji transferi de! Gelin görün ki sadece aldatıldığı ile kaldı. Anlayacağını memleket itibarı yine sarsıldı.
Her şey nihayete erdiğinde Doğu Türkistanlı büyük alim Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’deki sözleri kulaklarımızda çınlamalı: “Vefa gitti halktan, cefa aldı yerini. Güvenip inanacak insan bulunmaz oldu.” Evet güvenecek insan da siyasetçi de politik duruşta kalmadı.
Yıllarca Avrupa’nın önde gelen devletlerinin veya ABD’nin masallarına inanarak oralardan medet bekleyenlerden sonra bir de başımıza Çin’i denge unsuru gören ve şimdilerde de ondan medet bekleyenler çıktı. Bu tufeyli tipler ne zaman akıllanır bilinmez ama fağfurların soyundan gelenler Çin Komünist Partili de olsa Çin hep aynı Çin’dir. Çekirge sürüsü misali fırsatını bulduğunda her yeri yönetmek ve Çinlileştirmek isteyen köklü bir düşmandır. Son üç yüz yıllık düşmanlarımıza da düşman olan dev bir ejderha.
Doğu Türkistan terk edildi, umursanmadı ve belki de en çok ümit beslediği Türkiye tarafından görmezden gelindi. Doğu Türkistan yalnız ve daha da önemlisi eziyet altında. Türkiye’deki Doğu Türkistan diasporası dağınık, yeknesaklığı kaybetmiş, Seyit Tümtürk yapayalnız ve çaresiz. Ne ona alan açan kaldı ne de onun haklı feryadını duyan kaldı. Doğu Türkistan bizlere ne kadar intizar etse de azdır. Muhtemelen ahı, arşı alaya çıktı. O ah bizi de vurur başka memleketleri de. Yol yakınken samimiyetsizliği bırakalım. En azında Çin mallarına yönelmeyelim ve geçmişin mirasına, soydaşlarımıza, dindaşlarımıza gücümüz yettiğince sahip çıkalım. Hiç mi kalmadı Yusuf Hacib’in, Kaşgarlı Mahmut’un hatırı? Bu dava böyle giderse yakın bir gelecekte -Allah muhafaza- sahip çıkabileceğimiz bir Doğu Türkistan da kalamayacak; aynı Filistin, aynı Gazze, Rohinya ve Keşmir gibi.
Kalın sağlıcakla.






