Ana Sayfa Blog Sayfa 114

14. NECMETTİN ERBAKAN HAFTASI MANAVGAT’TA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

0

24 Şubat-2 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen 14. Necmettin Erbakan Haftası Manavgat AGD Temsilciliği ve Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği organizasyonlarla tamamlandı.

Kuranı Kerim tilaveti, fotoğraf sergisi, anma konuşmaları ve irmik tatlısı dağıtımları ile gerçekleştirilen 14. Necmettin Erbakan Haftasına vatandaşların katılımı üst seviyedeydi.

AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök’ün Necmettin Erbakan ve anma haftasına yönelik kanalımıza verdiği röportajda: “Necmettin Erbakan’ın tüm dünya liderlerine örnek olacak bir nezakete sahip olduğunu hepimiz gördük ve yaşadık” diyerek “Erbakan Hocamızın sünnete uygun olan görüş ve yaşam tarzının herkesçe örnek alınması bizleri onun davasına olan bağlılığını bir daha artırdığını” vurguladı.

Etkinliğe Manavgatlıların gösterdiği ilgiden dolayı çok mutlu olduklarını vurgulayan Ahmet Ali Gök, vatandaşlarımızın hala Erbakan Hocamızın Başkanlığı döneminde yaptığı zamları ve icraatları anmalarının kendilerini çok mutlu ettiklerini ifade etti.AGD Manavgat Temsilcisi Ahmet Ali Gök

Röportajın tamamını yukarıdaki linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

İYİLİK AYI RAMAZAN AYI

0

Manavgat İlçe Müftülüğü düzenlediği bir etkinlikle 2025 Ramazan ayının gelişini “İyilik Ayı Ramazan Ayı” temasıyla tanıttı.

Müftü Abdullah Eroğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte vatandaşlara Ramazan Ayının manevi iklimi bir kez daha anlatıldı. Ramazan ayının önemi, orucun bireysel ve toplumsal faydaları, Kur’an-ı Kerim’in rehberliği gibi konuların detaylı bir şekilde işlendiği etkinlikte Ramazan’ın sadece bir ibadet ayı olmadığı, aynı zamanda sabır, paylaşma ve manevi arınma dönemi olduğu vurgulandı.

Abdullah Eroğlu ile etkinlik sırasında gerçekleştirdiğimiz röportajı yukarıdaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz.

Manavgat İlçe Müftüsü Abdullah Eroğlu

Diyanet İşleri Başkanlığı farklı kademelerde gerçekleştirdiği açıklamalarda Ramazan ayı ile ilgili şu mesajları verdi: “Ramazan ayı, Kur’an ayı, oruç ayı olmasının yanında birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma ve iyilik duygularının zirveye ulaştığı on bir ayın sultanı manevi bir iklimdir. Diyanet İşleri Başkanlığımız, her yıl Ramazan ayında toplumsal duyarlılığı ve farkındalığı arttırmak amacıyla önemli bir temayı toplumumuzun gündemine taşımakta ve belirlenen ana tema çerçevesinde faaliyetlerini yürütmektedir. Bu kapsamda 2025 yılı Ramazan ayının ana teması “İyilik Ayı Ramazan” olarak belirlenmiştir. İslam medeniyetini inşa eden belli başlı kavramların içinde hiç şüphesiz iyilik kavramı çok önemli bir yer tutmaktadır.”

 

SESLİ MAKALELER – HASAN CAN ALAN “MANAVGAT SOLU’NUN YERLİLİK, MİLLİLİK VE ENTERNASYONALİZM SORUNU”

0

Gezgin Adam Dergisi 2025 Yılı Şubat sayımızda yazarımız Hasan Can Alan’ın kaleme alarak yayınladığı “Manavgat Solu’nun Yerlilik, Millilik Ve Enternasyonalizm Sorunu” isimli makalesi.

MANAVGAT SOLU’NUN YERLİLİK, MİLLİLİK VE ENTERNASYONALİZM SORUNU

0

Hasan Can Alan tarafından kaleme alınan makale Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Makalenin Sesli Makale versiyonunu “Sesli Makale” bölümünden okuyabilirsiniz.

MANAVGAT SOLU’NUN YERLİLİK, MİLLİLİK VE ENTERNASYONALİZM SORUNU

Türk Solu’nun altın çağını yaşadığı 1960-1970 yılları arasında sıkça eğildiği ve tartıştığı bir konu olan yerellik, millilik ve enternasyonalizm mi tartışması sol gelenekte bazen keskin bazen örtülü bir zıtlaşmayı doğurmuştur. Türk solu bu hikâyede net bir sonuca ulaşamasa da bazen yerelleşmeyi bazen millileşmeyi bazen de enternasyonalizmi benimsediği ve bunu deklare ettiği su götürmez bir gerçektir. Yerli, milli ve enternasyonalizm tartışması aslında Türk solunda idealize edilmesi gereken insan profilini belirlemek için son derece önemliydi. Netice de sınıf bilinci olmayan bir toplumda var olan, adı konulmamış sınıfsal ayrılıkların çözümü, topluma sınıf bilincini yerleştirme de idealize edilen sol kişilikler etkili olacaktı. Pek çok sol, sosyalist akım, parti, fraksiyon bu üç kavramdan en az birini benimseyerek kendi dünyasına göre insan yetiştirmek için kolları sıvadığı görülür. Kimi okuma kimi tartışma grupları kurarak, kimileri seminer, konferans, çalıştay düzenleyerek harekete geçti. Ama genellikle de süreli yayın basarak bu işler çözülmeye çalışıldı. Özellikle belirli dergi veya gazeteler çevresinde oluşan eğitici çalışmalar beklenenden daha etkili oldu. Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör etrafında oluşan Kadro Dergisi; Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Korkut Boratov, Altan Öymen gibi aydınların yer aldığı Yön Dergisi hala basımı devam Birikim Dergisi neredeyse bir kuşağı biçimlendirmeyi başardı. Başarmakla da kalmayarak Türkiye Tarihinin bir aşamaya kadar yönünü çizdi. Muhtıralar, darbeler ve darbe teşebbüsleri süreçleri sabote etse de Türk solu ideal insan, ideal solcu ve ideal devrimci ve bunun ahlakı üzerine her dönem çalışmaya ve bir sınır çizmeye gayret etti. Türk solunda bu tartışma ve yapılanma devam ederken Manavgat Solu’ne yaptı, bu tartışmaların neresinde yer aldı? Başka bir ifadeyle Manavgat Solu’nu ideal insan, ideal devrimci yetiştirme, sol idealini ihraç etme ve sol yaşam tarzını yaygınlaştırma gibi bir kaygısı var mıydı? Buna dair bir plan ve program hazırlanabildi mi?

Manavgat Solu Arada Kalarak Çelişkiyi Derinleştirmiştir

Manavgat Solu’nun en büyük eksikliği olan yazınsal üretim ve tartışma kültürü maalesef ki yerlilik, millilik ve enternasyonalizm konularında da karşımıza çıkmaktadır. Konuya hasredilmiş kitap, makale, manifesto veya seçim beyannamesinin Manavgat Solu’nun paydaşı grup, parti ve oluşumları tarafından hazırlanmaması; umumiyetle de genel merkezlerin konuyla alakalı dayatmalarını tartışmadan doktrinel kalıplarla halka, yerel siyasilerin fikirleriymiş gibi sunulması aslında Manavgat Solu’nun konuyla ilgili olgunlaşmış bir perspektifinin olmamasını ve böyle bir derdinin de bulunmamasını göstermektedir.

Sol sosyalist gelenekleri, liderleri övgü dolu sözlerle yad etmekten kurtulamayan Manavgat Solu’nun büyük çoğunluğu fırsat bulup bir türlü emekçileri yekpare bir bütünlüğe ulaştıramadı. XIX. yy.’a egemen olan vatandaşlık temelli siyasi ve hukuksal eşitliğin Kemalist iktidar tarafından Türkiye’ye kazandırılmasını yeterli bulan Manavgat Solu, enternasyonal solun toplumsal ve ekonomik eşitliği savunma ve bunu kurma sürecini ne benimseyebildi ne de bunu hayata geçirmek için herhangi bir mücadeleye yeltendi. Enternasyonalist sol ve sosyalist akımların en nihayetinde ulusların ve devletlerin üzerine çıkma arzusu Manavgat Solu’nu devletle karşı karşıya gelmemek için daha da içine kapanık, iktidar ve iktidar etrafında kümelenen sermaye ile barışık ulusalcı bir konsepte oturtmaya yetmiştir. Devlet, iktidar, egemen sermaye sınıfı ile barışık Manavgat Solu’nun milliyetçi eğiliminin enternasyonalist eğilimlerden daha güçlü olması ister istemez onu ideal insan tipi belirleme kaygısından uzaklaştırmıştır. Çünkü devlet kontrolü altındaki eğitim sisteminin yetiştirdiği insan modeli ve bunun genel ahlakı Manavgat Solu’nun sermaye ile uyumlu olan birey ihtiyacını ziyadesiyle karşılamaktaydı.

Manavgat’ta ki hukuki ve siyasi eşitliği yeterli görmesinden olsa gerek toplumsal ve ekonomik eşitliğe gerek duymayan Manavgat Solu’nun ileri gelen devrimcileri (?) emperyalizmle iş birliği halinde olduklarını her zaman iddia ettikleri hükümetlerin eğitim sistemiyle inşa ettikleri bireyselciliğe maalesef karşı çıkamadılar. Ne de olsa o bireyselcilik emekçilerin, işçilerin, emeklilerin bir araya gelerek örgütlü hareket etmelerini engelleyecek en temel unsurdu. Mevcut sistemin inşa ettiği insan profili ve Manavgat Solu’nun barışık olduğu iktidar politikaları ile Manavgat’ta sol bir anlayış ve yaşam tarzı ya da sol insan profilini Manavgat Solu tarafından oluşturması mümkün görünmemektedir. Manavgat’ı ve Türkiye’yi dönüştürme arzusunda olan solun bu çelişkisi kozmopolit bir kent olan Manavgat’taki paradoksu daha da derinleştirmektedir.

Manavgat Sokakları, Manavgat Solu İle Yükselemez 

Solun en önemli kalelerinden biri olan Manavgat caddelerinde: kapitalist ahlakın yıkılacağına inanan, emekçilerden yerel yönetici çıkabileceğini düşünen Manavgat’ın veya Türkiye’nin kurtuluşunu sol sosyalist akımlarda gören bir kalabalıkla bundan dolayı hiç bir zaman karşılaşamazsınız. Nutuk ve slogandan başka bir şey üretmeyen, üzerinde uzlaşılmış insan profilini hazırlayamayan Manavgat Solu ile bunun olması mümkün değildir. Nitekim Manavgat Solu’nun en iddialı partisinin ilçe örgütlenmesinde ya da seçilmiş vekilleri arasında emekçilere ya da Manavgatlı olmayan bir emekçiye yer verildi mi? Tam tersine bahsi geçen mevkiler ya bürokrat gibi hareket edebilecek kişilere ya sermayeye ya da feodal kökleri bulunan ailelerin çocuklarına tahsis edildi.

Manavgatlılık mı Hüsran mı?

Yerliliği Manavgatlı olmaya, Milliliği sermaye ile uyumluluğa indirgeyen, batı emperyalizminin geleneklerini kamusal alana taşıyarak vahşi tüketimi teşvik eden, eğlenceye dayalı sosyal belediyeciliği enternasyonalizm zanneden Manavgat Solu ve onun lider partisi CHP her üç alanda da başarısızdır, her üç alanda da kendine has bir eğilim oluşturamamıştır. Dünyanın pek çok ülkesinde yerel müzik ve sportif faaliyetler emperyalizme karşı halkı bilinçlendirme, sömürüyle mücadele etme, halkla bütünleşme aparatı olarak kullanılırken Manavgat Solu bunu sadece popülizm için kullanmıştır. Örneğin Manavgat Solu’nun yönettiği Manavgat Belediyesinin kontrolü altındaki Manavgat Belediyespor’un taraftar grubunun “Green Boys” adını kullanması durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiyor mu? Yörük kültüründen bahseden Solcu Manavgat Belediye Başkanının deplasmanlar için araç verilmesine yardım ettiği, kolaylıklar sağladığı, takımın 12. adamı olarak gördüğü taraftar grubunun Türkçe konuşulan Manavgat’ta İngilizce isim kullanması ne yerliliğin ifade ettiği Manavgatlılığı ne Milliliği ne de enternasyonalizmle açıklanabilir mi? Ezcümle bu sol anlayış ne milli ne yerli ne de enternasyonal olabilir. Bu sol olsa olsa sol düşünceyi hüsrana uğratan sol bir popülizm olabilir. Milliliği törenlerde saygı duruşunda bulunmak ve İstiklal Marşı okuma olarak gören Manavgat Solu’nun yerlilikten anladığı da İngilizce isimlerden oluşan terkipler kullanmak olduğunu, “Yörüklüğü” öven söylemlerinin de “Yörük” köklere sahip Manavgatlıları kandırmaktan ibaret olduğunu, onların dilini, kültürünü ön plana çıkarma gibi bir amaçlarının bulunmadığını da öğrenmiş olduk. Manavgat toplumunu neyin ve nasıl bir arada tuttuğunu göremeyen Manavgat Solu, tezatlar teşkil eden bir yerlileşme ve millileşme cabası içerisindedir. Toplumsal konuları ve emperyalist toplumsal baskıları ve kapitalist tüketim anlayışının Manavgat’ta her geçen gün yaygınlaşmasını dert etmeyen Manavgat Solu, solun özünde yer alan kapitalizmle çatışmayı hiç düşünmüyor. Belki de bunda Manavgat ekonomisini oluşturan turizmin zaten batı kapitalizminin doğal sonucu olarak ortaya çıkmasından kaynaklandığı ve turizm sektöründe ortaya çıkabilecek olası sermaye emek çatışmasıyla sektörün topyekûn çökeceği gibi absürt bir varsayımına dayandırması etkili oluyordur.

İdealize edilerek yetiştirilmesi gereken Manavgat gençliğinin geldiği bugünkü noktada hiçbir sosyal ve ekonomik hatta siyasi rekabet ve sorunun çözümünde konumlandırılmadığı gibi edilgen bir tavra hapsedilmesi bırakın gençliği, sol kesimleri tüm fikriyatlar açısından yerli, milli ve enternasyonalist değerlerden koparmaya yetmiştir. Hatta “Green Boys” örneğinde olduğu gibi Manavgat gençliğini batı tipi kapitalizmin işgaline mahkum etmiştir.

 

 

 

 

ESKİ ÖDP İLÇE BAŞKANI MEHMET TARAKÇI İLE RÖPORTAJ

0
Eski ÖDP Manavgat İlçe Başkanı Mehmet Tarakçı
Röportajın Yayımlandığı Gezgin Adam Dergisi Kapağı

Okuyacağınız Röportaj Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 sayısında yayınlanmıştır.

Ömer Kaçmaz: Demokratik sosyalizm ya da Türkiye’de kullanılan ismiyle Sosyal Demokrasi’nin Manavgat Solunda benimsendiğine inanıyor musunuz?

Mehmet Tarakçı: Sosyal demokrasi XIX. yy. yüzyılda işçi hareketleri ile başlar. Sosyalist Ekim devriminden sonra 3. enternasyonal, Sosyalist hareketten ayrılarak pazar ekonomisi yerine kamucu ekonomiyi savunmaya başladı. Benim anlayışımda bireysel özgürlük yerine toplumsal özgürlüğü, hukuksal eşitlik yerine siyasal eşitliğin ve performans yerine dayanışmanın ikame edildiği siyasal ideoloji sosyal demokrasi denir. Manavgat Solu “Kamuculuktan” uzak, liberalizm yani piyasa ekonomisinin kurallarına uygun hareket etmektedir. Son yıllarda milliyetçi muhafazakâr partilerle yakınlaşması, iş birliği ve güç birlikleri kurması CHP’nin sağdan etkilenmesine ve sağa kaymasına neden olmuştur. Manavgat 1980 öncesi sağ hareketlerin güçlü olduğu yerlerden biridir. Sol potansiyel 12 Eylül darbesi ile sindirilmiş yok edilmiştir. Bu nedenle Manavgat’ta CHP dışındaki sol ve Sosyalist partiler yeterince örgütlenememiştir. Sol ve Sosyalist partiler eğer Manavgat’ta güçlü bir örgüte sahip olsaydı CHP’yi sola ve sosyal demokrasiye çekerdi. Manavgat’ta CHP örgütü Manavgat’ta yaşayanları kapsamaktan uzaktır. Halkla ilişkisinde üstenci bir bakış açısına sahiptir. Mahalle örgütlenmeleri yoktur. Halk ile seçimden seçime ilişki kurar.

Eski ÖDP Manavgat İlçe Başkanı Mehmet Tarakçı

Ömer Kaçmaz: Manavgat emekçi ve işçilerinin zor yaşam koşullarına rağmen örgütlü ve demokratik bir dayanışma içerisinde hukuksal, insani bir mücadeleye girememesinin sebebini Manavgat Solunun başarısızlığına ve yüzeyselliğine bağlayan görüşe katılıyor musunuz?

Mehmet Tarakçı: Manavgat turizm sektörünün güçlü olduğu bir kenttir. Turizm sezonunda binlerce turizm işçisi çalışmaktadır. Turizm çalışanları sendikal örgütlülükten uzaktır. Ancak iki otelde işçiler sendikalıdır. Devrimci Turizm İşçileri Sendikası Doğu Akdeniz Temsilciliği, Manavgat’ta sendika Ofisi açtı ve yaklaşık üç yıl açık kaldı. Bu süre içerisinde sendikal örgütlenme sağlanamadığı için sendika kapatıldı. Örgütlülüğün sağlanamamasında Manavgat Solu’nun da payı vardır. Gerekli destek gösterilmemiştir. Son yıllarda yüksek kiralar nedeniyle turizm sektöründe ailelerinden öteye gençler ve öğrenciler çalıştırılarak yoğun bir emek sömürüsü yaşanmıştır. İşçiler sezonluk olduğu için örgütlenme zordur.

Ömer Kaçmaz: Manavgat Solunun önde gelen partisi CHP’nin Neoliberal politikaları güçlendiren adımları atarken sendikal hareketlerin ve örgütlenmelerin kurumsallaşarak yaygınlaştırılamaması hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Mehmet Tarakçı: Son 3 dönem Manavgat’ı CHP’li bir Belediye Başkanı yönetti. Ondan önceki iki dönem MHP’de daha öncesinde de CHP’li Akay Şenel’in Belediye Başkanlığı yönetimdeydi. Sosyal etkinlikler dışında CHP’li belediyelerin sağcı belediyelerden çok bir farkı yoktur. Neo liberal politikaları uygulanmaktan geri kalmadılar. Sendikaların güçlenip gelişmesine katkı sağlanamadı. Mesela Manavgat’taki yüksek kiralara karşı sendikalara cüzi kiralarla destek sağlanabilirdi. Yoksul, dar gelirli kişilere sosyal konutlar yaparak, bu insanlar yüksek kiralardan kurtarılır ve bu yolla hem CHP’ye hem de belediyeye olan güven arttırabilirdi.

Ömer Kaçmaz: Manavgat’ta kendini “Devrimci” olarak tanımlayan çok sayıda siyasetçi var. Sizce Manavgat’ta kime “Devrimci” denilebilir?

Mehmet Tarakçı: Kendine devrimciyim diyerek devrimci olunmaz. Devrimcilik yaşam biçimidir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Devrimci toplumsal refahın arttırılması için mücadele eden kendi çıkarlarının toplumsal çıkarların içerisinde bulan kişidir. Bireycilik veya egoizm devrimcilik değildir.

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz

Ömer Kaçmaz: Manavgat’ta kendini “Devrimci” olarak tanımlayan çok sayıda siyasetçi var. Sizce Manavgat’ta kime “Devrimci” denilebilir?

Mehmet Tarakçı: Kendine devrimciyim diyerek devrimci olunmaz. Devrimcilik yaşam biçimidir. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Devrimci toplumsal refahın arttırılması için mücadele eden kendi çıkarlarının toplumsal çıkarların içerisinde bulan kişidir. Bireycilik veya egoizm devrimcilik değildir.

Mehmet Tarakçı: Manavgat Solu turizm gelirlerinden pay almaktadır. Alınan pay Solu pasivize etmektedir. Konut sorunun çözülmesi için mücadele edeceklerini sanmıyorum. Ancak yerel yönetim sosyal konut projeleri geliştirerek konut açığını kapatabilir. O zaman yüksek kiraların önüne geçilebilir. Genelde kiracılar Manavgat’ta dışarıdan gelen aileler oldukları için seslerini duyuramamaktadırlar. Bu insanlar parti yönetimlerinde ve Manavgat Belediye Meclisinde yeterince temsil edilmemektedir. Ancak sol partiler bu konuda çalışma yapmalı ve seslerini yükseltmelidirler.

Mehmet Tarakçı: Manavgat’ta CHP dışındaki Sol ve Sosyalist partiler yeteri kadar taban bulmakta zorlanmaktadır. Sol partilerin yüksek kiralar nedeniyle büro tutup faaliyet göstermekte güçlük çekmektedirler. Gençliği sola çekmede, örgütlenme de yeni bir dile, söylenmeye ihtiyaç vardır. Üniversiteler özgür olmadığı için sol ve sosyalist gençler yetişmemektedir.

Ömer Kaçmaz: CHP haricinde TKP, TİP, DEM, EMEP gibi partilere Manavgat Solunun rağbet göstermemesinin sebebini neye bağlıyorsunuz?

Ömer Kaçmaz: Manavgat Solunun konforlu alanlarını terk etmeyerek yerel sermaye ve konut baronlarına karşı demokratik bir mücadeleye girmemesinin neyle açıklıyorsunuz?

Mehmet Tarakçı: Manavgat Solu turizm gelirlerinden pay almaktadır. Alınan pay Solu pasivize etmektedir. Konut sorunun çözülmesi için mücadele edeceklerini sanmıyorum. Ancak yerel yönetim sosyal konut projeleri geliştirerek konut açığını kapatabilir. O zaman yüksek kiraların önüne geçilebilir. Genelde kiracılar Manavgat’ta dışarıdan gelen aileler oldukları için seslerini duyuramamaktadırlar. Bu insanlar parti yönetimlerinde ve Manavgat Belediye Meclisinde yeterince temsil edilmemektedir. Ancak sol partiler bu konuda çalışma yapmalı ve seslerini yükseltmelidirler.

Ömer Kaçmaz: Sorularımıza içtenlikle yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Mehmet Tarakçı: Ben teşekkür ederim.

MANAVGAT SOLU’NUN KAMUOYU VE DEMOKRASİ SORUNSALI

0

Okuyacağınız makale Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Dergimizin “Sesli Makale” kısmında da seslendirilmiş hali bulunmaktadır.

Eskilerin ifadesiyle efkâr-ı umumiye yani kamuoyu ve oluşumu aslında bir memleketin fikir hürriyetleri açısından ne seviyede olduğunu, demokrasi kültürünün ne kadar ilerleyebildiğini göstermektedir.

Kamuoyunun oluşabilmesi için herhangi bir konuda mutlaka bir tartışmanın, birbiriyle çatışan en az iki fikrin olması, görüş ayrılıklarının bulunması gerekmektedir. En az iki görüş etrafında ortaya çıkacak farklı fikirlerin cepheler halinde savunulabilmesi gerçek anlamda bir kamuoyunun oluşumunu sağlar. Kamuoyunun oluşum sürecinde olmazsa olmaz unsur ise fikirlerin tanıtılıp savunulabildiği gazete, dergi, radyo, TV gibi kitle iletişim araçlarının çeşitliliği ve bunlara ulaşılabilirliğin kolay olmasıdır. Kitle iletişim araçlarının çeşitliliğin artırılması, ulaşılabilirliğinin kolay olması ancak belirli tedbirlerin alınmasıyla mümkündür. Devletin ilgili politik tavrı, yerel yönetimlerin vereceği maddi destek, STK’ların teşvikleri ve bilhassa belirli bir fikriyat dâhilinde örgütlü, teşkilatlı olan siyasi organizasyonlar, kültürel birikimle kalkınmanın kolaylaşacağına inanan gerçek veya tüzel kişiliğe sahip müteşebbislerin oluşturacağı fonlar bu tedbirlerden bazılarıdır. Manavgat Sol’unun 1961’de başlayan ve farklı dönemlerde geçirdiği dönüşüm dikkatlice izlenecek olursa yukarıdaki tedbirlerin hiçbir zaman kurumsal bir anlayışla topluma sunulmadığı açıkça görülecektir. Sol’un Manavgat’taki en güçlü örgütü olan CHP başta olmak üzere tüm sol ve sosyalist partilerin, siyasi partilerle ilgili mevzuatın izin vermesine rağmen parti politikalarını, hedeflerini anlatan yayın organlarını hayata geçirme düşüncesi içerisinde olmamışlardır. Sadece CHP değil Manavgat’ta teşkilatlanmış siyasi partilerin ilçe başkanlıklarınca istikrarlı bir şekilde yayın yapan dergi, gazete ve Televizyon gibi kitle iletişim aracının bulunmaması sorgulanması gereken vahim bir durumdur.

Özellikle TİP, TKP gibi bazı sosyalist partiler, partilerinin genel merkezlerince üretilen gazete ve dergileri Manavgat’a getirerek halka ulaştırması bir nebze de olsa onlar açısından durumu belirli bir ölçüye kadar kurtarıyor. CHP’de o da yok!

Ancak CHP gibi tarihi yaşı 101 olan geçmişinde İradeyi Millîye, Hâkimiyeti milliye, Ulus, Halkevi Mecmuaları, Kurun, İleri, Cumhuriyet gibi dergi ve gazete mirası bulunan bir partinin içine düştüğü fikri bunalımı ve ülküsüzlüğü anlamak mümkün değildir. Tüm dünya kitle iletişim araçlarının toplumları dönüştürmeyi başardığı kamuoyu çalışmalarıyla yönetilirken Manavgat Solu, Manavgat’ta demokrasinin teminatı olan basılı ve görsel bir basına dolayısıyla bilinçli bir kamuoyuna da sahip değildir. Fikirlerin, politikaların özgürce tartışılabileceği hiçbir platformu kuramayan Manavgat Solu demokrasinin güçlenmesinin önünü bu yolla da tıkayabiliyor ama bunu fark edemiyor bile. Bırakın Manavgat Sol’una ait kamuoyu oluşturmayı, bu alana özgülenmiş bir medya yapısının olmayışı, sol düşüncenin içinde bulunduğu trajik durumu gözler önüne sermektedir. Fikir ve kültür açısından Türkiye’nin en ileri pozisyonunda olduğunu ileri sürmekten geri durmayan ancak şu an ki haliyle vasatın da altında olan ve işlevsizliğiyle sürekli gündemde kalan Manavgat Sol’unun kamuoyu oluşturabilecek aparatlara ve fikir özgürlüğünü dolayısıyla da demokrasiyi geliştirebilme noktasında yaşadığı gaile acaba hangi neden ve nedenlerle açıklanabilir? Bize göre bu durumun sebepleri arasında:

Ezberlerin dışına çıkılamaması

Dünyanın ve Türkiye’nin hızlı bir şekilde kabuk değiştirdiği bir ortamda Manavgat Sol’unun hala 12 Eylül Askeri Darbesiyle yaşanılan baskı, tecrit, işkence ve hapishane günlerinden oluşan anılara takılması onu yeni bir politik arayıştan alıkoymaktadır. Bilhassa ağır abi rolünü üstlenmeyi seven 12 Eylül mağdurlarının Manavgat’ın sol gençliğine kendi ağırlıklarını kabul ettirmek için 1970-80 arasındaki gelişmelerden dem vurması, sol gençliğin sıradanlaşmasına ve hareketsiz kalmasına zemin hazırlıyor.

2 Fikir üretilememesi

Manavgat Sol’unun önde gelen siyasetçilerinin neoliberal politikaların getirdiği yeni düzene karşı fikir üretemeyerek düşünsel bir zemin oluşturamaması kamuoyunu oluşturma sürecinin birinci basamağı olan fikir üretimini ortadan kaldırmaktadır. Manavgat Sol’una yön verdikleri iddiasında bulunan “tatlı su solcularının” kahvehanelerde vakit geçirmeleri, revizyonist davranışlarıyla ‘her devrin adamı rolüne soyunmaları, sol düşüncenin en büyük çıkmazlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Manavgat’ın bu kaotik siyasi ortamında fikir üretilememesi kadar doğal ne olabilir ki?

Sermayeye teslimiyet

Sol’un tarihi dikkatli bir şekilde gözden geçirildiğinde karşımıza çıkan en çarpıcı durum sol akımların ve örgütlenmelerin çoğunlukla sermaye ve burjuvayla çatışma halinde olduğu gerçeğidir. Sermaye ya da burjuva veya onların desteklediği iktidar odakları ne zaman emekçiler aleyhinde bir siyaset geliştirdiyse sol buna her zaman mitinglerle, eylemlerle, basın açıklamalarıyla, manifestolarla veya yazınsal faaliyetlerle karşı çıkmıştır. Manavgat çok uzun bir zamandır emek-sermaye dengesinde sermayenin güçlenmesi emeğin zayıflaması sürecini yaşamaktadır. Ne var ki bu süreçte Manavgat Solu sermayeye teslim oldu. TİP ve TKP gibi sol, sosyalist fırkalar dışında kalan başta CHP, adı olan ama cismi kalmayan Memleket Partisi, DSP, tama örgütü bulunmayan EMEP, sanki Türkiye’de “Kürt” meselesinden başka bir sorun yokmuş gibi davranan HDP, DEM geleneğindeki partilerin emekçi hakkını sömüren sermayeye karşı örgütsel çıkışlarının ve çalışmalarının bulunmaması zımnen sermaye politikalarına teslim olması anlamına gelmektedir. Manavgat Sol’unun sermayeye karşı teslimiyetçi yaklaşımı ya da onunla çatışmaktan kaçınması emek-sermaye dengesinde emek yanlısı bir kamuoyu oluşturmasını engellemektedir.

4 Sözde Devrimcilik Özde Evrimcilik

Devrimciler normal şartlar altında düzeni, hızlı ve zora dayalı olarak değiştiren ya da bu isteğini yerine getirmek için çalışan insanları tanımlayan bir terimdir. Evrimci ise değişimin zaman içerisinde kendiliğinden, müdahalesiz olması gerektiğine inanan kişileri tanımlayan bir tabirdir. Yani “Devrimci” olan “Evrimci”, “Evrimci” olan da “Devrimci” olamaz. Gelin görün ki 1961’den beri kurumsal bazda neyi devirmek istediğini net, açık bir şekilde tanımlamayan başta CHP’li Manavgat Solu ve diğer sol parti mensuplarının hareketsizlik hali mevcut düzenin kendi faaliyetlerinden ziyade eleştirdiklerinin kendiliğinden değişmesini bekledikleri gibi bir izlenimi bizlerde uyandırtmaktadır. Bundan dolayıdır ki sağ iktidarlar tarafından ön görülen ve ne yazık ki CHP’nin de parti dokümanlarında yer alan “Yeni Türkiye” konseptinin benimsenmesi, Manavgat’taki emek sömürüsünü kabul etmeyen bir kamuoyunun oluşmasını zorlaştırmaktadır. . Ayrıca devrimciliğini her milletvekili veya belediye başkanlığı aday adaylığı sürecinde ön plana çıkartmış Manavgat Solu’nun müzmin aday adaylarına şunu da soralım “sahi siz neyi devirmeye çalışıyorsunuz: Atatürk’ün kurduğu demokratik Cumhuriyeti mi yoksa sermayenin tahakkümünü mü?”

Eğer sermaye tahakkümünü kırmaya çalışıyorsanız neden fahiş işyeri ve kira zamlarına ses çıkarmıyorsunuz, otel sahiplerinin çok yüksek karlar elde etmesine rağmen işçisine, emekçisine asgari ücretten bir miktar fazla ücret ödemesini eleştirmiyor, kaçak eklenti veya kaçak kat çıkan otel sahiplerini ifşa edecek bir yapılanmaya gitmiyorsunuz? Yok eğer biz Atatürk Cumhuriyetinin değerlerini yıkmak istiyoruz diyorsanız zaten onu da resmi dilin Türkçe olarak ilan edildiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekerek Manavgat Halkına gösterildiğine şahit olundu.

5 Entelektüel ve Aydın sınıfların olmaması

Entelektüel ve aydın bir sınıf yetiştirmek veya bunlara dayalı sol bir örgütlenme oluşturabilmek gerçekten zor bir iştir. Hele hele bunu modernleşme hamlelerini istikrarlı politikalarla gerçekleştirememiş ahbap çavuş kapitalizminin hüküm sürdüğü, toprakçılığın güçlü olduğu, küçük padişahlar yetiştirmekle ünlü Manavgat’ta gerçekleştirmek her şeyden daha da zormuş gibi gözükebilir. Ne var ki durum dışarıdan bakıldığı gibi değil. Yurt içi ve dışında lisans düzeyinde eğitim alan, çok kültürlü ve hatta beynelmilel özellikleri güçlü bir şehirde aydın ve entelektüel bir zümreyi oluşturamamış olmak Manavgat Solu’nun en büyük eksiğidir. Maddi zenginliğin üst seviyede, sözde hayırseverin fazla bulunduğu Manavgat’ta fikir kulüplerini bir türlü kuramamış, dergi veya gazete kültür muhiti inşa edememiş Manavgat Solu 2024 yılında bile bu eksiliği yaşamaktadır. Bunu kısmen çok eleştirdikleri AK Partiyi örnek alarak kamu kaynaklarını kullanan Manavgat Belediyesinin basın birimince üretilen içeriklerle dengelemeye çalışıyorlarsa da istenilen seviyeye bir türlü ulaşamıyorlar. Manavgat Solu belki yerel anlamda aydın ve entelektüel bir iklime sahip değil. Ancak başta CHP olmak üzere Manavgat Solu’nu destekleyenler güçlü maddi kaynaklara ve imkanlara sahip olmasına rağmen bu eksikliği dışarıdan telafi edebilecek hamleler içerisine girmekten imtina ediyorlar. Bundan dolayı da Manavgat’a özgülenmiş, bağımsız ve hatta Terzi Fikri örneğinde olduğu üzere yerelden ulusala uzanabilen yeni bir kültürel değer, sol bir perspektif oluşturulamamıştır. Bu fikir fakirliği de bir kamuoyunun oluşumunu engellemiştir.

 

 

Otoriteryanlık Sorunu

Kendisini kurtarıcı olarak gören ya da değişimin öncüsü addeden, ulusal çapta siyasi politik beklenti ve hevesi olan mahalli siyasetçiler hangi siyasi iklimde olursa olsun zamanla otoriter bir kimlik oluşturur. Uzun yıllardan beri Manavgat Solu’nun içerisinden çıkan siyasilerin Manavgat Belediyesindeki yöneticilerin tüm sol partilere hatta sağ partilere müdahalesi hem otoriter uygulamaları doğurmuş hem de tek bir bakış açısının yerel yönetime ve organizasyonlara hakim hale gelmesine neden olmuştur. Manavgat Solu’na mensup CHP’li Belediye Başkanlarının şekillendirdiği CHP ilçe yönetimleri ve ona bağlı seçim koordinasyon kurullarının siyasi çoğulculuğu ret etmesi, siyasi statükonun değişimini engellemiştir. Bu durum emeği dışlayan, sermaye beklentilerine cevaz veren Manavgat müesses nizamına sahip çıkan anlayışları demokratik bir diktatörlüğe sürüklemiştir. Seçim öncesinde Manavgat ile ilgili anket sonuçlarına göre hangi parti AK Partiden daha fazla oy koparabileceğine bakarak Yerel Seçimleri öncesinde sağdaki partilere yatırım yapmaya çalışan Manavgat Solu’nun bu anlamsız politikası tabi ki de Manavgat’ta demokrasinin gelişimine olumlu bir katkı sağlayamadı. Solun hürriyetçi, demokratik anlayışından demokratik diktatörlüğe geçişi tam olarak bu ve benzeri yolla gerçekleşti. Seçmen iradesini aldatmayı hatta tamamen muvazaaya dayalı bir anlayışla yönlendirmek isteyen Manavgat Solu’ndan elbette ki bir kamuoyunu oluşturmasını beklemek eskilerin tabiriyle muhayyele olmaktan öteye gidemeyecektir. Yukarıda altı başlık ile özetlediğimiz nedenlerden dolayı fikir hürriyetlerinin kullanım alanını genişletecek kamuoyu oluşturma süreçlerinde başarısız kalmıştır. Onun bu alandaki başarısızlığı demokratik kültüründe yaşadığımız şehirde doğal olarak kökleşmesini engellemektedir.

 

 

 

 

 

 

SESLİ MAKALE – MANAVGAT SOLU’NUN KAMUOYU VE DEMOKRASİ SORUNSALI

Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 tarihli sayısında Ömer Kaçmaz tarafından yazılan “Manavgat Solu’nun Kamuoyu Ve Demokrasi Sorunsalı” isimli makale sesli makale olarak yayınlanmıştır. Yukarıdaki linki tıklayarak dinleyebilirsiniz.

 

RECEP MEMİLİ İLE GÜNÜN YORUMU YAYINDA

0

Gezgin Adam Dergisi yorumcusu ve Manavgat Gerçek Gazetesi yazarı Recep Memili’nin hazırladığı “Günün Yorumu” programı Gezgin Adam TV’de yayında.

Nisan 2024 yılında iptal edilen ve Manavgat gündemini uzun süre işgal eden yüzer GES Projesinden sonra Oymapınar Mahallesinde tarım arazileri üzerinde kurulması düşünülen elektrik üretim tesisini gündemine alan Recep Memili konuyu siz değerli okurları için yorumladı.

AK Parti Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam’ın sağlık çalışanlarına yönelik sözlerini de yorumlayan Recep Memili, asgari ücret ile ilgili AK Parti çevrelerinden gelen değerlendirmeleri gündemine aldı.

Recep Memili ile Güne Yansıyanları izlemek için sayfanın balındaki Youtube İzleme linkini tıklayabilirsiniz.

 

 MANAVGAT SOLU’NUN KÜLTÜREL İKTİDARI KURMASI MÜMKÜN MÜ?

0

Okuyacağınız yazı Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin sesli makale dosyasını https://www.gezginadamdergisi.com/sesli-makale-manavgat-tipi-solculuk-orgutsuz-toplumun-insasi/ linkinden dinleyebilirsiniz.

 MANAVGAT SOLU’NUN KÜLTÜREL İKTİDARI KURMASI MÜMKÜN MÜ?

Manavgat Solu’nun en derin açmazı, seçim dönemlerinde yoğun bir şekilde okuduğumuz, işittiğimiz kısa vadeli çıkışlar ve planlamalara sahip olmasıdır. Devletin ve toplumun AK Parti ve MHP eliyle yeni bir değerler manzumesini benimsemeye başladığı 2017 yılından itibaren Manavgat’ta da başlayan değişim, sol düşünce tarafından bırakın doğru okunmayı doğru düzgün bir okuması bile yapılamamıştır. Türkiye’de yeni bir varoluşsal yaşam başlarken bunun Manavgat’a olan etkileri ve Manavgatlının benimseme süreci, Manavgat Solu’nun politik anlamda Manavgatlıya yol gösterememesi, Manavgat’ı hem kimliksiz bir hale getirmiş hem de değişen Türkiye’de yeni toplumsal hedefler belirlemesini engellemiştir.

Kültürel Melezleşme Yerine Manavgatlı Olmanın Avantaj Olarak Güçlenmesi

Kozmopolit bir şehir olan Manavgat’ta sosyalleşme aparatlarının sınırlı olması ve bunun sol yerel yönetim tarafından genişletilememesi hatta genişlemesinin engellenmesi bu da yetmezmiş gibi diğer sol sosyalist parti ve örgütlenmelerin, genel merkezlerinin dayattığı kültürel yapıyı, sosyalleşme araçlarını gündeme getirmesi çok kültürlülüğün kültürel melezleşmeye dönüşmesinin önünü tıkamıştır. Kültürel melezleşmenin eksikliği sol veya sağ partilerin öne çıkan siyasilerinin ağırlıklı olarak Manavgatlı kadrolara dayanmasına, bu kadrolarca oluşturulmasında doğrudan etkili olmuştur. Günümüz Manavgat siyasetinde hemşeri ve memleket derneklerinin siyaset üzerinde etkili olmaya çalışarak siyasette alan açmaya uğraş vermesi önemli oranda bu gidişata duyulan tepkiden ortaya çıkmıştır. Manavgat ve genel olarak Antalya siyasetinde özelliklede CHP belediyelerinde 2019’dan beri sıklıkla görülen “Yörük köklere atıflar yapılarak “Yörük Festivallerinin” düzenlenmesi kültürel melezleşmeye karşı ortaya çıkan direncin bir parçası olduğu şeklinde okunmalıdır. Kültürel melezleşmenin gerçekleşmemesi, bunun önünü açacak tedbirlerin alınmaması “toprakçılığa”, “hemşeriliğe” dayalı rekabeti hortlatmış ve toplumsal tesanütün olgunlaşmasını engellenmiştir. Kısacası “ilericilik” ile “enternasyonalizm” anlayışlarıyla bağlarını koparan Manavgat Solu, Manavgat’ı kültür politikası olmayan, kültürel iktidarı yerel de kuramayan bir iklime mahkûm etmiştir.

Manavgat Solu Kültürel Bir İktidar Olabilir mi?

Manavgat Solunun yerel iktidarda uzun zamandır bulunmasına rağmen, sola has bir kültürel iktidar kuramaması, AK Parti tarzı siyaset varyasyonlarının peşinden gitmesiyle ilgilidir. AK partinin ilk yıllarından beri takip ettiği kutuplaştırıcı siyasetin Manavgat Solunun amiral gemisi CHP tarafından da Manavgat’ta kişiler ve çıkar grupları üzerinden sürdürülmesi kültürel iktidar kurmak için gerekli olan projelerin geliştirilememesine hatta kültürel bir iktidarın kurulması gerekliliği fikrinin dahi ortaya çıkmasını engellemiştir. Manavgat gündeminin sol siyasetçiler tarafından bilinçli bir tercihle belirlenmemesi, belirlendiği ender dönemlerde de AK Parti’ye cevap verme yarışına girildiği manipülatif söylemlerde bulunulması, ulusal gündem konularıyla aşırı ilgilenme ve sol kökenli vekillerin sol kültüre olan uzaklığı kısa ve orta vadede Manavgat Solu’nun kültürel bir iktidar kuramayacağını göstermektedir. Örneğin CHP’li Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Dr. Nefi Kara’nın seçildiği ilk günden itibaren Manavgat’ta temsilciliği ve örgütü bulunan, proje üretebilen sol sosyalist partilerin randevu taleplerine bile yanıt vermemesi yukarıdaki düşüncemizi kanıtlamaya yeter. Tiyatro, marş, şarkı, konser, yürüyüş, anmalar, açılışlar gibi organizasyonlara hapsedilen ve genellikle de birbirinin tekrarı niteliğindeki popülist araçlar üzerinden şekillendirilmeye çalışılan Manavgat Solu, kültürel iktidar kuramadığı gibi yeni ve ortak bir kültürel değer de maalesef oluşturamıyor.

Hoyratça Kullanılan Kavramlar Kültür İktidarının Oluşumunu Engelliyor.

Sola dair her türlü kavramın ve sloganın tüm sol çevrelerce her açılışta, kamuya açık toplantılarda, yazılı ve sözlü açıklamalarda hoyratça kullanımı, özellikle genç ve sorunları bir türlü çözülemeyen emekçiler üzerinde siyasetten ve siyasi katılımcılıktan uzaklaşmasına ortam hazırlıyor. Açılış veya salon toplantılarında elleri nasırlaşmış, yorgunluktan göz çanakları kanla dolan emekçilerden ziyade saçları boyalı, fönlü, botokslu, şık kıyafetli hanımefendi veya beyefendilerle dolması başka neyle açıklanabilir? Emekçi ve genç bakışın olmadığı bir ortamda kültürel bir iktidarın oluşum dinamikleri en başında sürece dahil edilmediğini gösterir. Hal böyle olunca zaten ilerlemenin gerçekleşmesi de mümkün olamamaktadır. Aynı kavramların lakayt, amaçsızca ve belki de iktidar olmak ya da iktidarda kalmak, oyu artırmak, beğenilmek gibi nedenlerle kullanılması; Manavgat’ta duygusal bir sol anlayışın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu duygusallık ve romantik zihniyet yerel milliyetçi akımların güçlenmesine neden olmaktadır. Bırakın rasyonelliği, yeri geldiğinde irrasyonel bir tavır dahi çoğu zaman sorun tespiti ve çözüm önerilerinde kullanılmıyor. Peki ne yapılıyor? Elbette ki suçlamalar, imalar, vaatler, önceki yönetimleri karalamalar… Kültür alanında sorgulamanın, tartışmanın terk edildiği süreçlerde bırakın kamuoyunda tartışılmasını sol parti teşkilatlarında bile bu tartışmaların gerçekleştirildiği ne görüldü ne de duyuldu. Manavgat Solu’nun tartışmadan anladığı şey kendine ait dogmaların ve taassubun Manavgatlılara dayatılması olmuştur. Yani solun o çok bahsettiği Aydınlanma Devri aklı bir türlü devreye sokulmak istenmemiştir. Aydınlanma aklı her şeyi ve her türlü kurumu, geleneği eleştirmesiyle Batı Medeniyetinin merkezi oldu. Aslında ilerleme dediğimiz şey tam olarak buydu, yani taassup yerine akılla hareket etmekti. Gelin görün ki Manavgat Solu’nun ortak ve aydınlatıcı aklı karşımıza bir türlü çıkmadı, çıkamadı. Ya seçim kazanan belediye başkanının aklı ya da şahsına münhasır bazı isimlerin kişisel ihtiraslarının yönlendirdiği akılla hareket edildi. Manavgat Solu’nun mensupları bazen ihtiyari bazen de zaruri nedenlerden dolayı parti değiştirirken gözünü hangi sol fraksiyon ile açtıysa yine o fraksiyon ile kapadı. Parti değiştirmesini bilen ama fraksiyon değiştirmesini bilmeyen, ortak bir sol aklı inşa edemeyen Manavgat Solu’nun elbette ki kültür iktidarı kurmasını beklemek şimdilik pek de mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla da Manavgat ahalisi, daha uzun yıllar: “sarı saçlım mavi gözlüm” türkülerini dinler, tiyatro salonunda “Kuvayı Milliye” “Keşanlı Ali” konulu oyunları izler, “gün doğdu” marşlarını söyler. Kısacası sol görünümlü siyasete daha uzun yıllar mahkum olur.

“Bilgi Güçtür” Dendi Ama Yönlendirme Kahvehanelere Yapıldı

Manavgat Solu kültür iktidarının kurulmasını gündemine almadan Manavgat kültür hayatını canlandırmak içi saman alevi misali bazı hamleler yapıyor gözükse de aslında bunların hiçbiri olumlu ve kalıcı sonuç oluşturmuyor. Örneğin bilgi güçtür diyen Manavgat Solu’ndan çıkan Belediye Başkanı Nefi Kara bir yandan yerel yazarlar ve okur buluşmaları düzenlerken diğer yandan okey oynamanın faydalarını açtıkları emekli kahvehanelerinin duvarlarına astırabiliyor. Aynı başkan “ikra” emrinin vaazıyla beraber dijital dershane uygulamalarıyla fırsat eşitliğini sağlamaya çabalarken diğer yandan güreşçilere yüksek rakamlı sözleşmeler imzalatarak tiyatro haricinde hiçbir kalıcı kültür yatırımı içerisine girmiyor. Planlı ve programlı bir kültür siyaseti olmayan sol bir anlayıştan gelen Niyazi Nefi Kara, diğer sol siyasiler gibi mesela Ekrem İmamoğlu gibi hamasetle günü kurtarabileceğini düşünüyor. Okeye dördüncü arayacak ortamlardan kültür iktidarını Manavgat’ta kurabilecek günlere ulaşmak dileğiyle.

 

 

 

 

TİP MANAVGAT İLÇE BAŞKANI ŞERİFE ARSLAN İLE RÖPORTAJ

0
TİP Manavgat İlçe Başkanı Şerife Arslan
Gezgin Adam Dergisi Kapağı

Okuyacağınız Röportaj Gezgin Adam Dergisi’nin Şubat 2025 sayısında yayınlanmıştır.

Ömer Kaçmaz: : Uzun yıllardır sol bir parti olan CHP tarafından yerelde yönetilen Manavgat’ta sol değerlerin topluma yayılamaması ve toplum tarafından içselleştirilememesini neyle açıklamak istersiniz?

Şerife Arslan: CHP’ye yüklenen ve bize göre yanlış olan misyondan ötürü bu algı oluşmaktadır. Bizim nazarımızda CHP soldan ziyade merkezde olan bir partidir. Bunun gereklerini bile ne kadar yerine getirdiği tartışılır. Bu bağlamda Sol’un evrensel değerlerinin toplum tarafından benimsenmesi ve içselleştirilmesini sağlayacak bir siyasi üretmesini beklemek doğru değildir. Bu taşıdığı misyondan dolayı da Manavgat yerelinde sermaye ile olan ilişkileri diğer sistem partilerinden farklı değildir. Bunu örneklemek gerekirse, CHP’nin Manavgat da bugüne kadar göstermiş olduğu hem milletvekili hem de yerel yönetimler adaylarına bakmak yeterlidir. Hemen hepsi sermayedardır. Bu durum CHP’nin sol kimliğini ciddi manada sorgulamayı gerektirir. Bir partiye ya da oluşumun ‘’SOL’’ olarak yorumlanabilmesi için değişmez ve yoruma kapalı kıstaslar vardır. Bunların en başında ezilen ve sömürülen kesimlerin savunuculuğu gelmelidir. Bugünün Türkiye’sinde, iktidar tarafından satılan, kapatılan fabrikalar, üretim tesisleri ve yok edilen tarım herkesin malumudur. Bunun yanında elde kalan son üretim alanı turizmdir. Turizmde üretilen hizmet ve kazanç o kadar önemlidir ki ‘’bacasız sanayii’’ olarak anılmaktadır. Turizmin kalbi Antalya’da, Antalya Turizm’inin kalbi ise Manavgat’ta atar. Ocak-Ekim 2024 tarihleri arasında Türkiye’ye toplam 55 milyonu aşan turist ziyaret ederken, bunun 16 milyon 131 bini Antalya’ya, bunun da 5 milyon 323 bini Manavgat’a gelen turist sayısıdır. Bu bağlamda Manavgat ülkemizde ve kentimizde turizmin merkezi konumundadır. Manavgat turizmi ülkeye her sene milyonlarca dolar girmesini sağlarken, patronlar bu denli kazançlar elde ederken, turizmi alnından akan terle var eden emekçiler açısından bu tablo tam tersi durumdadır. Yoksulluk sınırı altındaki ücretler, inanılmaz ağır çalışma şartları ve sezonluk işçilik, turizm emekçilerini açlığa, sefalete mahkûm ediyor. Diğer bütün sektörlerde olduğu gibi turizm alanında da çözüm, örgütlülükten geçmektedir. Manavgat özelinde, elinde birçok imkân bulunan CHP, turizm işçilerinin sorunlarını çözmek adına ne yapmaktadır? Yalnız Manavgat turizmi örneğinden yola çıkarak bile CHP’nin sol bir bakış açısına sahip olmadığı açıktır.

TİP Manavgat İlçe Başkanı Şerife Arslan

Ömer Kaçmaz: Solun güçlü olduğu Manavgat’ta Sol seçmen sizce neden sosyalist partilere oy vermiyor?

Şerife Arslan: Son genel seçime bakarsak, seçmen karşısında sadece eleştiren ve ecak – acak demeyen çözüm üreten bir sosyalist parti olduğunda, Manavgat halkının yerel seçimlerde oylarıyla 4. Parti yaptığını gördük. Tabi şunu atlamayalım girdiğimiz ilk seçimde bu oyları aldık. Manavgat halkı ciddi bir alternatif ile karşılaştığında Sosyalist bir partiye oy verdiğini göstermiş oldu.

Gezgin Adam Dergisi Editörü Ömer Kaçmaz

Ömer Kaçmaz: Manavgat Solu’nun sizce emekçi, emekli, esnaf ve çiftçi gibi mağdur kesimleri sendikalarda veya STK gibi organizasyonlara yönlendirememesini, örgütleyememesini neyle açıklamak istersiniz?

Şerife Arslan: Çözümün örgütlülükte olduğunu anlatabilmek için ne yapıldı ki, diye sormak isteriz. İlk soruda bahsettiğimiz gibi, Manavgat üretimin son kalesi olan turizmin kalbi ve yüzbinlerce turizm emekçisini barındıran bir ilçe. Emekçilerin bu denli yoğun olduğu yerde örgütsüzlük probleminin kaynağını sendikalar ve STK’lar kendilerinde aramalı. Örgütlenme çalışmalarında yeni ve doğru yöntemler kullanılarak, bahsi geçen emekçi, emekli, esnaf ve çiftçi gibi mağdur kesimlerle temasın sonuç verdiği birçok örnek var. Özellikle son bir yıldır, memleketin herhangi bir yerinde işçi direnişinin olmadığı tek bir gün yok. Bakın Polonez İşçileri… Birçoğu, sendika ile tanışmadan hemen öncesinden iktidar partisine yakın, sınıf bilincine, örgütlü bilince sahip olmayan arkadaşlarımızdı. Fakat bugün geldiğimiz noktada, aylarca direniş sergilemiş, gözaltında bile yılmamış, Ankara’ya yürümeye çalışmış ve direnişleri kazanım ile sonuçlanmış bir toplam var. Yeri gelmişken, Polonez İşçilerinin zaferini kutluyoruz. Bu örnekleri kentimizde de görmek isteriz. Emekçilerin öfkesi patladığı zaman kendi örgütlülüklerini yaratıyorlar zaten. Yalnızca onlara doğru yöntemler ile temas edilip, kazanımla sonuçlanması için yönlendirilmeli, mücadelelerine omuz verilmeli. Her yaz en az iki otelde işçiler kendi içinde örgütlenip iş bırakıyor. Sormak istiyoruz, partimiz dışında hangi parti, STK, sendika bu işçiler ile temasa geçti? Bakın bizler temas kurunca sonuç alabiliyoruz. Her ayın ilk pazarı düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz ‘’İşçi Okulu’’ toplantılarımıza her seferinde yeni arkadaşlarımız ekleniyor. Sorunun çözümü bahsi geçen örgütlerin, mevcut yönetimlerinin konfor alanlarından çıkıp, kitleler ile temas etmesinden geçiyor. Turizm emekçileri ve örgütlenmeden konuşurken, turizm sendikalarından bahsetmeden olmaz. Yeme, içme ve konaklama hizmetleri (18 nolu) işkolunda faaliyet gösteren, DİSK’e bağlı Devrimci Turizm İşçileri Sendikası, genel merkezleri 4000 otelli şehrimizde olmasına rağmen, Türkiye genelinde yalnız 1500 üyesi var. Bu veri bir şeylerin yanlış yapıldığını ya da doğru arayışında olunmadığını gösterir. DEV-TUR İŞ Sendikası Antalya Şubesi’nin geçtiğimiz ay kongresi düzenlendi ve yönetime bizimde desteklediğimiz, Hayat Park direnişi ile ülke gündemine gelen arkadaşlarımız seçildi. Buradan da onları tekrar tebrik etmek isteriz. Mücadelede bu ve bunun gibi değişim hamlelerine ihtiyaç vardır.

Ömer Kaçmaz: Manavgat Solu’nun ortak değer üretme, geliştirebilme, ortak bir akılla hareket etme gibi bir isteği olduğuna inanıyor musunuz?

Şerife Aslan: İnanmak istiyoruz…

Ömer Kaçmaz: Son yerel seçimlerde Manavgat Belediye Meclisi için aday listesi çıkarmanıza rağmen Belediye Başkan adayı göstermemekten dolayı pişman mısınız?

Şerife Arslan: Değiliz, yerel seçimde izlediğimiz strateji, seçimin bıçak sırtı olduğu yerlerde muhalefete kaybettirmemek adına aday çıkarmamaktı. Ama CHP politikalarına yabancı olmadığımızdan emekçiler adına bir basamak oluşturmak için yine emekçi adaylarımızla belediye meclisine adaylarımızı çıkardık.

Ömer Kaçmaz: Sol gelenekten gelen mevcut Manavgat Belediye Başkanının şu ana kadar takip ettiği yönetimi solun evrensel ve Türkiye’deki hedefleri açısından başarılı buluyor musunuz?

Şerife Arslan: Kişilerin hangi gelenekten geldiği değil, bugün nerede durdukları önemlidir. Gidişata bakarsak durum pek de iç açıcı değil gibi duruyor. Birlikte yöneteceğiz sloganının pratikte hayat bulmadığını söylemek mümkün.

Ömer Kaçmaz: Manavgat Solu sizce Neoliberal politikaları benimseyen Manavgat sermayesine karşı emekçi haklarını savunmada yeterli mi?

Şerife Arslan: Yetersiz buluyoruz. Asıl olanın emekçinin hakkını savunmak değil, emekçilere örgütlü alan açarak kendi haklarını savunmalarını sağlayabilmekten geçtiğini düşünüyoruz.

Ömer Kaçmaz: Siyasi ve politik çalışmalarınızda Gezgin Adam Dergisi olarak şahsınızda TİP Manavgat İlçe Örgütüne başarılar diliyorum.

Şerife Aslan: TİP Manavgat adına ben teşekkür ederim.