Ana Sayfa Blog Sayfa 104

BİLGE KOYUNLA GÖZ GÖZE…

0

Tarihte “İzm” adına kendini kurban etmiş bir koyun yoktur.

 Ben, en yüce değer olan Allah adına kurban edilirken,

Sen, hayatı peş para etmez bir takım haramiler uğruna kurban ediliyorsun.

Kurban pazarını geziyordum. Bir yanda elinde bıçak, kanca, masat ip vs bulunan kasaplar, diğer yanda ne olduğunu anlamadan onları seyreden kurbanlıklar. İşlediği günahın şiddetine göre değil, cüzdanının gücüne göre pazarı dolaşan insanlar bir yanda ve cebine girecek para ve maliyet hesabını yapan celepler diğer yanda…

Kurban pazarı curcuna…

Ben bile oradaydım; gerisini siz düşünün.

Çok güzel bir koç ile göz göze geldim. O bana baktı, ben ona baktım; bakıştık.

Kişinin kurban etmeyi düşündüğü bir canlının gözüne bakması, cellat için bir zaaftır. Çünkü göz göze gelmek, kalpler arasında kurulan bir merhamet köprüsüdür. Yaşadığımız çağ, göz göze gelmeyi kaldırmayı başardığı için, merhamet yoksunu insanların sayısı çoğalmaktadır.(*)

Kurbanla göz göze gelince ona karşı bir “acıma hissi” duydum. O da hem gözünü gözüme dikmiş hem de tembel tembel geviş getiriyordu. Kafasını okşadım. Koyun dile geldi:

“Benim halime üzülüyorsun değil mi?” dedi. Çok şaşırdım, ancak:

“Evet” diyebildim. O,

“Ben de parçası bulunduğun insanlığın haline üzülüyorum” dedi.

“İnsanlığın haline ne olmuş ki?” diye sordum saflıkla.

“Öyle mi?” derken sanki aklımla alay ediyordu “Anlatayım da dinle” dedi ve başladı anlatmaya:

Benim koyun olduğumu ve kurban edileceğim bilincinde olmadığımı düşünüyorsun değil mi? Peki, sen kurbanlık olduğunun bilincinde misin?

 

ALLAH İÇİN KUTSAL, SİZİN İÇİN MUNDAR

Mesela senin ataların Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında kurban edilmediler mi?

Biri Katolikliğin, diğeri Ortodoksluğun kutsal değerleri için kurban edilirken, “öteki” hep mundar sayıldı. Haç, Hilal ve Davut Yıldızının kendi kutsal değerleri için kurban ettiği insanların sayısı, kurban ettiği koyunlardan çok fazladır. Allah’ın nazarında bu kutsal değerlerin hepsi aynı iken, insanlık adına neden bunlar birbirileri için mundar sayıldılar? Bundan daha vahim kurbanlık olabilir mi?

Senin o mukaddes dediğin hayatın siyasiler tarafından devamlı cehenneme çevrilirken benden ne farkın kalıyor? Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de Yemen’de, Filistin’de kimler inançlar ve değerler peşine kurban edilirken, kimler kazanıyor?

Bana kurban olduğumu fark etmediğimi söylüyorsun?

Sen hangi konuda kurban edildiğini fark ettin ki?

Hala o kör gözün ve kıt aklınla demokrasi adına kurban edildiğini göremiyorsun bile.

Geleceğini aydınlatacak olan varlıkların birilerin cebine girerken sen farkında bile olmadın. Elden çıkan fabrikalar, madenler, ağaçlar değil, senin geleceğindi. Fark ettin mi bunları?

 

“İZM” LERE KURBAN EDİLMEK

Ben bir kamyonetin kasasında mağrur olarak mezbahaya giderken, sen, sana sunulan “izm”lerle kol kola meydanlarda seni kurban edecekleri alkışlıyordun. Tarihte “izm” adına kendini kurban etmiş bir koyun yoktur. Ama senin insanlık tarihin “izm”ler uğruna kurban edilmiş insanlığın hazin hikâyeleriyle doludur

 

HEM BENİ HEM DE KENDİNİ…

Ben bir koyun olarak asla kendi kendimin yok oluşunu kendi elimle hazırlamadım Ama sen kendini akıllı sanan insan olarak, kendi yok oluşunu kendi ellerinle hazırladın. Bu yok oluşa, siyasi olarak demokrasi, inanç adına kader dedin.

Ben kurbanım… Kendimi asla ve asla avutacak değerler üretmedim; ama sen kendini her yok edişe erdemli gerekçeler bularak avundun.

Evet, beni kurban etmek için besliyorlar. Bunu bilmek veya bilmemek beni bir hayal kırıklığına sürüklemiyor. Hiç bir koyun bir beklenti uğruna, ilkelerini, onurunu sahibinin ayakları altına sunmaz. Kasap bıçağının altına minnetsiz yatar, ama beklentiyle kendini teslim etmez.

Sen benim için üzülme, ben kurban edilmek için besleniyorum ve kurban ediliyorum.

Ama sen, mutlu, huzurlu bir gelecek için besleniyorsun sen de kurban ediliyorsun.

Ben, en yüce değer olan Allah adına kurban edilirken, sen hayatı peş para etmez bir takım haramiler uğruna kurban ediliyorsun.

Ey insan, haline çok üzülüyorum…”.

Herkesin değil, vicdanı rahat olanların bayramı kutlu olsun….

Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanından Gündem Değerlendirmesi

0

Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral yayımladığı bir bülten ile gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral

Vatandaşların Kurban Bayramı’nı tebrik eden İlhami Demiral, Gazze, Doğu Türkistan ve diğer İslam memleketlerinde yaşanılan acı verici olaylardan dolayı bu bayramın da buruk geçtiğini ifade etti.

AK Parti Türkiye’yi Zirveye Taşıyor

AK Partinin enflasyonda Türkiye’yi dünyada en yüksek altıncı, G-20 üyesi ülkeler arasında ise Arjantin’den sonra ikinci sıraya çıkarmasının büyük bir başarı olduğunu belirten Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, yoksulluk sınırının 81 bin liranın üzerine çıkmasının ise bir AK Parti klasiği olduğunu ifade etti.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı Manavgat’taki emekçi, emekli ve esnafların kurban kesmekte zorlandığını dile getiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, “Manavgat’ta geçen seneye oranla büyükbaş kurbanlıkların ortalama %25, küçükbaşta ise %30’luk bir artışın yaşanmasını hükümetin tarım politikalarında sınıfta kaldığını” göstermeye yeterli olduğunu ifade etti.

Turizm sezonunun son 5, 6 yılda devam eden durgunluğunun bu sene daha da kötüye gittiğini belirten Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, Manavgat turizm esnafının kirayı bile çıkarmakta zorlanabileceğini dile getirerek “Türkiye’deki pahalılık turizmi de etkilemiştir. Antalya ve Manavgat’ı pahalı bulan turist maalesef ki Yunanistan, İtalya, İspanya, Tunus ve Cezayir’e yönelmiştir. Hükümet eğer hayat pahalılığını düşürmeyi başarırsa bu hem milletimizin yaşam standardını hem de turizm sektörünü yeniden güçlendirecektir.”  dedi.

Manavgat’ta Kepenk İndirmeler ve Kapanmalar Artıyor

Hem turizm hem de iç pazarda Manavgatlı esnafın devir, kapanma veya kademeli çalışma ya da çalışanlarını askıya almaya yönelmesinin yoğunlaşması Manavgat ekonomisinin ne hale geldiğini gözler önüne serdiğini dile getiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, meslek odalarının ivedilikle kapanma ve devirlerle ilgili istatistiklerini Manavgat kamuoyuyla paylaşması gerekliliğinin altını çizdi. Manavgat ekonomisinin nasıl 12 ay boyunca canlı tutulabileceğine dair Manavgat Kaymakamlığının riyasetinde Akdeniz Üniversitesi, Antalya Büyükşehir, Manavgat Belediyelerinin, STK’lar ve siyasi partilerin temsilcileriyle toplantılar yapması gerekliliğini hatırlatan Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, kurumların ve kuruluşların hiçbir şey yapmadan beklemesini rasyonel bulmadığını ve bu tavrın da çoğulcu demokrasiye aykırı olduğunu dile getirdi.

Kiralarla beraber Manavgat’ın emekçi, esnaf ve emeklilerini mağdur eden temel konulardan biri olan ulaşım ücretlerinin de bir türlü gündeme getirilmemesini eleştiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, Antalya Büyükşehir Belediyesinin takındığı kayıtsızlık tutumunun çağdaş belediyecilik anlayışına yakışmadığını sözlerine ekledi.

Antalya’da Eğitim Çöküyor, Sinek Şikayetleri Artıyor

TÜİK ortalama eğitim sürelerini il il yayımlarken listenin ilk beş şehrinde Antalya’nın olmamasını Antalya’nın her alanda olduğu gibi eğitimde de kendisinden beklenenlerin altında kaldığını göstermeye yettiğini dile getiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, Ankara’nın lider olduğu listede Antalya ve Yalova’nın 9,9 yıl ile listenin 7. Sırasında kalmasının düşündürücü olduğunun altını çizdi.

Büyükşehir ve Manavgat Belediyelerinin her yıl olduğu gibi bu yıl da mart ayının başında alınması gereken tedbirleri almamasından dolayı sivrisinek probleminin yeniden gündeme geldiğini anlatan Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, her iki belediye başkanının da artık kendi içlerinde gerçekçi bir iş birliğine giderek vatandaşın bu alandaki sorunlarına eğilmesi gerektiğini ifade etti. “Biz biriz beraberi demekle sorunlar çözülmüyor. Altı yıldır CHP hem Büyükşehir hem de Manavgat Belediyelerinin başındadır. Bu altı yılda kara ve sivrisineklerle mücadele de ne yazık ki hiçbir başarı yakalanamadı.

Gazze’ya Karşı Duyarsızlık Katlanarak Artıyor

İktidarın Gazze’nin yanında duruyormuş gibi yaparak İsrail ile ticaretini sürdürmesi ne kadar samimiyetsizse iktidarın Gazze meselesinde toplumu sistemli bir şekilde bilinçlendirmemesi de o derece samimiyetsizdir.” diyen Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, Manavgat gençliğinin Siyonizm’e destek veren ürünlere karşı sistematik bir tepki verememesini de gençlere değil iktidarın konuyla ilgili pasif durumuna bağladı.

7 Ekim 2023 tarihinden beri Gazze’de 54 bin kişinin şehit edildiğini dile getiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, bu rakamın içerisinde 18 bin çocuğun bulunduğunu Manavgat kamuoyunun dikkatine sunmak istediğini de dile getirdi.

Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral

Milli Görüş ve Adil Düzen Sorunları Çözecektir

Manavgat, Antalya ve Türkiye’nin yapısal sorunlarına rağmen ülkenin düzlüğe rahatlıkla çıkartılabileceğine işaret eden İlhami Demiral “Eğer Türk Devleti ve Hükümetleri Milli Görüş siyasetine bağlı kalır ve onu hayata geçirecek bir iradeye sahip olursa, Milli Görüş devlet ve hükümet politikası haline getirilirse hem hızlı kalkınma hem de Türkiye’nin liderliğinde tüm mazlum ve mağdur coğrafyaların” kurtarılabileceğini dile getiren Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, tüm Manavgatlıları Saadet Partisi çalışmalarına katkıda bulunmaya davet etti. “Gece gündüz demeden Manavgatlının ve ümmetin derdiyle dertlenen Manavgat teşkilatımız yoğunlaştırılmış çalışmalarıyla siz değerli Manavgatlılardan destek beklemektedir. Tüm hemşerilerimiz partimize üye olarak sadece Manavgat ve Antalya’nın değil tüm insanlığın kurtuluşuna katkı sağlama imkanına kavuşacağını” hatırlatan Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanı İlhami Demiral, online sistem üzerinden de partiye üye olunabileceğini hatırlattı.

 

 

 

Antalya Emniyetinden Dev Operasyon

0

ŞAFAK-07 HUZUR-3 OPERASYONU YAPILDI

Emniyet Müdürlüğümüz birimlerince mevcut kamu düzeni ve güvenliğinin devamının sağlanması, meydana gelebilecek suçların önlenmesi ve aydınlatılması amacıyla; Muratpaşa İlçesinde 28 adrese eş zamanlı yapılan “ŞAFAK-07 HUZUR-3” operasyonu kapsamında;

– 7 adet pompalı tüfek,

– 2 adet ruhsatsız tabanca,

– 129 adet kartuş,

– 100 adet fişek ile

– 9 gram esrar ELE GEÇİRİLMİŞTİR.

Operasyon kapsamında 10 şüpheli şahıs hakkında ADLİ VE İDARİ İŞLEM BAŞLATILMIŞTIR.

 

BİR REKTÖRÜN MANAVGAT’TAN YANKILANAN ÇIĞLIĞI VE CHP

0

CHP Genel Başkanı Özgür Özel bugün İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’i “Akın sert kayaya çarptın oğlum, sert kayaya çarptın, sert kayaya çarptın. Aklınızı başına alın, Akın sert kayaya çarptın. Bir daha görmeyeceğim. O haysiyetsizliği bir daha görmeyeceğim, görmeyeceğim, görmeyeceğim” sözleriyle hedef gösterirken 4 gün önce de Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı hedef gösterdi. Özgür Özel aynı bugün olduğu gibi dört gün önce de alışkın olduğumuz agresif, hırçın ve provokasyona dayalı AK Parti tarzı bol yuhalamalı bir konuşma yaparken hem kendinden geçti hem de katılımcıları kendinden geçirdi diyebiliriz. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı öğrencinin sevincini anlayamamakla suçlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rektör Hanıma: “Utanç duyulacak rektör, göbeğinden saraya bağlı rektör” gibi unvanları verdikten sonra “Öğrencilerinden korktuğu, saraya bağlı kaldığı için öğrencilere mezuniyet yaptırmadı” mealinden sözlerle yuhalamalar ve sloganlarla suçlamalarını -onların lisanıyla eleştirilerini- sıraladı. “İşine gelene fahri doktora veriyor işine geleni alkışlatıyor” ama “mezuniyet yaptırmıyor” şeklindeki sözleriyle tüm Antalyalılara bayanlara karşı nasıl konuşulması ve bir bayanın nasıl hedef gösterilmesi gerektiğini de gösterdi.

Rektör Hanım’ın Tepkisi

CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından tahkir edilen Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan son derece kibar bir ifade ile Üniversitenin Manavgat’taki kampüslerinden mezun olan öğrencileri için düzenlenen mezuniyet töreninde cevap verdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından dile getirilen iddiaların hem haksız hem de yanlış yönlendirmelere dönük olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özlenen Özkan “Siyasetin memleket için yapılmasını” arzuladığını ve “şahsi şovlar için yapılan siyaset anlayışını yanlış” bulduğunu açıkladı. Hedef gösterilen ve yuhalatılan bir rektör sadece bu cümlelerle kendini savundu. Ancak bu savunma CHP Manavgat İlçe Örgütünü rahatsız ediyor.

CHP Manavgat İlçe Örgütü 1990’larda Yaşadığını Zannediyor

 CHP İlçe Örgütü adına İlçe Başkanı Oykun Başar bir açıklamayla Özlenen Hanımı tarafsız olmamakla, siyasetin diliyle konuşmakla suçlayarak, Üniversitelerin ideolojik uzantı yeri değil bilimin merkezi ve gençliğin yuvası olduğunu söyleyerek Rektör Hanımı şahsi polemiklere girmekle suçladı. Buyurun buradan yakalım. Acaba birileri Oykun Başarı tüm ülkenin gözleri önünde, canlı yayında hedef gösterseydi ve onu tahkir eden sözlerle ansaydı acaba kendisi ne yapardı, mesela kendisini savunur muydu? El insaf Oykun Bey! 1990’lı yıllarda karşımıza çıkan ilerici, mürteci tartışmalarında tarafların sıklıkla birbirlerini eleştirdikleri cümlelerle 2025 yılında Genel Başkanınız Özgür Özel Bey, Rektör Hanımı tenkit ediyor sonra da sizler kalkıp Rektör Hanım kendisini savundu diye yine Rektör Hanımı eleştiriyorsunuz.

Mustafa Akaydın’a Dün Sahip Çıkan CHP, Bugün Rektör Hanımı Eleştiriyor

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP Manavgat İlçe Başkanı Oykun Başar eski Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın’ı unutmuş olabilir mi? Ben hatırlatayım: hani şu 2009’da birinin kavgada birinin alkol komasında ölmesine neden olan “Bira Festivali”ni düzenleyen CHP’li eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı. Şimdi hatırladınız sanırım!

Sayın Prof. Dr. Mustafa Akaydın o kadar CHP’li Antalya örgüt üyesi okumuş yazmış Antalyalı CHP’li varken neden Çorumlu olan ve uzun yıllar Ankara’da yaşamış birini hem Büyükşehir Belediye Başkanı hem de iki dönem Milletvekili seçtirdiniz? Ben sayın Genel Başkana ve İlçe Başkanına hatırlatayım. Hem rektörlüğü hem de 2007 ve 2008 yıllarında Üniversiteler Arası Kurul adı verilen ve AK Parti hükümetine posta koymaktan başka kamuoyuna mal olabilen hiçbir etkinliği olmayan bir örgütlenmenin başındayken verdiği demeçler ve yaptığı açıklamalar nedeniyle Sayın Akaydın’a mükafat kabilinden o makamları verdiniz. Acaba o demeçler ve açıklamaların konusu neydi? Elbette ki AK Partiyi köşeye sıkıştırmak, onu irtica ile özdeşleştirme de kullanılan ve 28 Şubatçıların icadı olan başörtüsü ve benzeri konulardı. O günlerde Mustafa Akaydın’a “CHP ve 28 Şubatçıların ağzıyla konuşuyorsun” diyenlere CHP’li gazeteciler, bazı vekiller ve yine bazı CHP’li yöneticiler “Üniversite özerkliğinden, fikir hürriyetinden, çağdaş eğitim, bilimsellik” gibi kalıplarla başlayan klasik cümlelerle Akaydın’ı savunuyordu. Unutanlar o günlerin gazete arşivlerine baksın ve hatırlasın.

Samimiyet Sorunu Özgür Özel ve Yeni CHP Yönetiminde de Var

Özgür Özel 2007 ve 2008’de CHP-AK Parti-Mustafa Akaydın üçgeninde yaşananlara acaba ne tepki vermişti, sayın Oykun Başar’ın o günlere dair düşüncesi nedir? Mustafa Akaydın apaçık Akdeniz Üniversitesini siyasete alet ederken, CHP listelerinden bir yerlere aday olmak için CHP ile pazarlık yaparken Prof. Dr. Özlenen Özkan rektörlüğü döneminde bunların hiçbirini yapmadı. Prof. Dr. Özlen Özkan Hocanın AK Partiyi öven, onu yücelten ne bir açıklamasını bulabilirsiniz ne de kendisini bir yerlere aday yapmak için kulis yaptığını görebilirsiniz. Sizden aferin alması ya da sizin övgünüze mazhar olması için acaba sayın Prof. Dr. Mustafa Akaydın gibi hükümet üyeleriyle didişmesi veya İmamoğlu gösterileri sırasında aşırı sola eğilimli öğrencilerinden bir kısmının gösterilerini Akdeniz Üniversitesi kampüsüne taşımasına izin mi vermesi gerekiyordu? Özgür Özel’in İmamoğlu protestolarına davet çıkarttığı kışkırtıcı konuşmalarıyla insanları sokağa dökmesi hatta ve hatta Antalya’daki bazı lise öğrencilerini, velilerini vandalizmi anımsatan gösterilerle Antalya’yı nasıl karıştırdığı hala hafızalarımızdaki tazeliğini korurken Rektör Hanımın tavrını eleştirmesi doğru değildir. Lise kapılarına hücum eden inanların görüntülerinden tutun da devlet okullarının bahçelerinde ders saati içerisinde “itaat etmiyoruz” diye bağıran liselilerin videoları hala sosyal medyada duruyor. Olaylara karışan belirli liselerde eğitim ve öğretimin aksadığını, veliler, öğrenciler arasında gruplaşmaların ortaya çıktığını hatırlayalım. O zaman şu soruyu soralım: peki bu protestolar Akdeniz Üniversitesine sıçrasaydı kampüs ne hale gelirdi, hangi olaylar yaşanabilirdi, akademik faaliyetler yürütülebilir miydi? Rektör Hanım devlet terbiyesi ve aklıyla hareket ederek kampüslerini şiddet dalgasından korudu, öğrencilerinin iç siyasi çekişmelere kurban gitmesini en azından kampüs sınırlarında engelledi. Merkez kampüste düzenlenecek toplu bir mezuniyet töreninde yaşanabilecek bir gerginlik ve olası sonuçlar Akdeniz Üniversitesinin tüm itibarını yok edebilirdi. Özgür Özel’in öğrencilerinin sevincine ortak olmadığını iddia ettiği başarılı bir rektör, aslında hem öğrencilerini hem onların sicillerini hem de ailelerini ve üniversitesini korumayı bilmiştir. İmamoğlu olayında herkes CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Oykun Başar ile aynı siyasi tavrı göstermek zorunda değildir. Dün Mustafa Akaydın’ı “siyasilerin, 28 Şubatçıların ağzıyla konuşuyor “diye eleştirmeyenler bugün Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı “AK Parti ağzıyla konuyor” diye eleştirmesi samimi değildir.

Üniversitesinin maddi olanaklarının, kaynaklarının ve akademik kadrosunun yok olmaması için Akdeniz Üniversitesine bağlı kampüslerde yeni üniversitelerin kurulmasına karşı çıkan Rektör Hanımın gösterdiği çırpınış takdire şayandır.

Yereldeki emlak baronlarına, üniversite öğrencisini ucuz işgücü olarak gören sermaye sınıfına, ilçelerde siyasi ikbal peşinde koşan yerel siyasilerin ve yeni açılacak üniversite de idareci olarak kendisini tanıtmak isteyen bazı akademisyen görünümlü rantçıların tüm baskılarına karşı direnerek üniversitesinin birliğini, bütünlüğünü korumaya çalışan Rektör Hanım örnek alınması gereken bir dirayete sahiptir. Kalın sağlıcakla.

 

MYP İlçe Başkanı Hacı Çayır’dan Gündem Değerlendirmesi

0

Milli Yol Partisi Manavgat İlçe Başkanı Hacı Çayır ile Gündeme Dair Gezgin Adam Dergisi TV ile Kısa Bir Röportaj Gerçekleştirdi

MYP Manavgat İlçe Başkanı Hacı Çayır, Manavgat ekonomisi ve turizm ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunarak vatandaşların Kurban Bayramını tebrik etti.

MYP Manavgat İlçe Başkanı Hacı Çayır gerçekleştirdiği röportajda Manavgat esnafının durumunun sıkıntıda olduğunu, ödemelerini yapmakta zorlandığını dile getirdi. Manavgat’ın öksüz bir çocuk gibi sahipsiz olduğunu dile getiren Hacı Çayır, Manavgat’a dair sorunların çözümü için STK’ların, kamu kurum ve kuruluşlarının, siyasi parti temsilcilerinin bir araya gelerek akılcı bir çözüm bulunmalarının gerektiğini dile getirdi.

Manavgat esnafının evine ekmek götürmekte dahi zorlandığını söyleyen Mili Yol Partisi Manavgat İlçe Başkanı Hacı Çayır, Manavgat ekonomisinin durumunu Genel Başkanları Remzi Çayır’a da arz ettiklerini ifade ederek MYP Genel Merkezinin’ de konuya eğildiğini söyledi.

Vatandaşların bayramını kutlayan Çayır, yoğun trafikte tüm vatandaşları dikkatli olmaya davet etti.

Manavgat Devlet Hastanesinden Fare Açıklaması

0

Manavgat Devlet Hastanesinden Sosyal Medyada Dolaşan Bir Kedinin Ağzında Fare ile Hastaneye Girmesiyle İlgili Yaptığı Açıklama

KAMUOYUNA DUYURU Tarih: 01.06.2025

01.06.2025 tarihinde hastanemizin acil servis girişinde bir kedinin ağzında taşıdığı fareyle hastane içine doğru ilerlediği görüntülerin sosyal medya ve çeşitli basın organlarında yer alması üzerine, konuya ilişkin detaylı inceleme başlatılmıştır. Başhekimliğimizce yapılan değerlendirmede, söz konusu kedinin hastane yerleşkesine komşu ormanlık alanda bir tarla faresi yakaladığı ve MR-Tomografi bölümünün arka kapısından binaya giriş yaptığı tespit edilmiştir. Tüm süreç hastanemizin güvenlik kameralarıyla kayıt altına alınmıştır. Olaya, anında görevli sağlık personelimiz müdahale etmiş olup, herhangi bir sağlık hizmeti birimiyle ya da hastalarla teması söz konusu olmamıştır. Görüntünün bir hasta yakını tarafından kaydedildiği ve sosyal medyada paylaşıldığı belirlenmiştir.

Öncelikle bilinmelidir ki, hastanemiz iç mekânlarında fare ya da benzeri herhangi bir haşerata rastlanmamıştır. Vakaya konu hayvanın dış çevreden taşıdığı bir unsuru içeriye getirmesi, kapalı alanlarımızda hijyen ya da güvenlik açığı olduğuna değil, hastane çevresinin doğayla iç içe konumuna işaret etmektedir. Buna rağmen, yaşanan durum ciddiyetle ele alınmış; çevre sağlığı ekiplerince gerekli ilaçlama ve saha kontrolü yapılmış, kanalizasyon ve rögar sistemleri denetimden geçirilmiştir. Manavgat Devlet Hastanesi, günlük ortalama 10.000 kişiye kapılarını açan, 6.000’i aşkın muayene ve 1.500’ü aşkın acil başvurunun gerçekleştirildiği, Türkiye’nin kalite puanı en yüksek kamu hastanelerinden biridir. 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet veren sağlık çalışanlarımız, özverili ve disiplinli görev anlayışlarıyla kamu hizmetinin onurunu taşımaktadır. Bu bağlamda; münferit bir çevresel olayın bağlamından koparılarak kurumsal hizmet kalitesini sorgulayan bir zemine çekilmesi, üzülerek belirtmek isteriz ki maksadını aşmaktadır.

Özellikle kamu sağlığına ilişkin konularda basın ve yayın organlarının sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, yalnızca sağlık çalışanlarına değil, toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkına duyulan saygının da gereğidir. Gerekli tüm teknik ve idari tedbirlerin hızla alındığını, olayın tekrarının önlenmesi için saha denetimlerinin artırıldığını kamuoyuna bildirir; hastanemize ve çalışanlarımıza yönelik yanlış yönlendirilmiş yorum ve spekülasyonların yerine, yetkili ağızlardan yapılan açıklamaların esas alınmasını önemle rica ederiz.

Antalya İl Sağlık Müdürlüğü Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimliği

Sesli Makale

SESLİ MAKALE

GEZGİN ADAM DERGİSİ EDİTÖRÜ ÖMER KAÇMAZ “CHP ve SOL PARTİLER 1 MAYIS’IN DAVULU MU YOKSA TOKMAKÇISI MI?”

Makalenin yazınsal haline sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

3 Haziran Dünya Bisiklet Günü Etkinlikleri Manavgat’ta Gerçekleştirildi

0

3 Haziran Dünya Bisiklet Günü Etkinlikleri Manavgat’ta Gerçekleştirildi

3 Haziran Dünya Bisiklet Günü dolayısıyla Manavgat İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ve Yeşilay Manavgat Temsilciliği tarafından bisiklet tutkunları için etkinlik düzenlendi.

Manavgat AKM önünde bugün 18.00’de start alan sürücüler, Titreyengöl mevkiinde bir tur atarak bitiş noktası olan AKM’ye geri döndüler. Mikrofon uzattığımız bisiklet tutkunları ile gerçekleştirdiğimiz röportajları sizler için yayınlıyoruz.

Röportajları ve etkinlikle ilgili önemli anları sayfa başındaki linki tıklayarak izleyebilirsiniz.

 

CHP’li Aykut Kaya: “Yavrudoğan Göleti’nde 15 Yıldır Tek Bir Çivi Dahi Çakılmadı”

0

CHP’li Aykut Kaya: “Yavrudoğan Göleti’nde 15 Yıldır Tek Bir Çivi Dahi Çakılmadı”

CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, Manavgat ilçesine bağlı Yavrudoğan Mahallesi’nde 2008–2010 yılları arasında yapılacağı söylenen ancak bugüne kadar hiçbir ilerleme kaydedilmeyen Yavrudoğan Göleti Projesi’ni yeniden gündeme taşıdı.

Kaya, projenin 15 yıl önce vaat edilmesine rağmen hâlâ hayata geçirilmediğini belirterek, “Tek bir çivi dahi çakılmış değil. Eğer bu gölet yapılmış olsaydı, Hocalar Mahallesi’nde 10 bin dönüm, Yavrudoğan, Gündoğdu ve Çolaklı mahallelerinde ise 1.500 dönüm olmak üzere toplam 11.500 dönüm arazi sulanabilecek, üretime kazandırılacaktı,” dedi.

Göletin yapılmaması nedeniyle bölgedeki binlerce dönüm tarım arazisinin ekilemediğini ve üreticinin toprağını değerlendiremediğini ifade eden Kaya, “Çiftçimiz çaresiz, toprak suya hasret. Biz bir yandan tarıma destekten, teşvikten söz ediyoruz; diğer yandan bu hayati yatırımları yıllardır erteliyoruz. Bu bir çelişkidir,” şeklinde konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı’na açık çağrıda bulunan Kaya, “Yavrudoğan Göleti Projesi’ni bir an önce hayata geçirin. Manavgat’ımız hak ettiği hizmetleri alana kadar mücadelemiz sürecek,” dedi.

CHP ve SOL PARTİLER 1 MAYIS’IN DAVULU MU YOKSA TOKMAKÇISI MI?

0

En sonda söylemem gerekeni en başta söylemeliyim. Başlığın anlatmak istediği, 1 Mayıs üzerinden siyasi rant elde etmek isteyen CHP ve Sol Partilerin 1 Mayıs etkinliklerindeki gövde gösterilerinin ve beylik laflarının samimiyetsizliğini ifade etme arzusudur diyelim ve konuya geçelim.

Malum “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramının” üzerinden bir ay geçti. Gerçekleştirilen etkinliklerde davullardan, zurnalardan tutun da sloganlara, sol parti temsilcilerinin, belediye başkanlarının ve parti genel başkanlarının ateşli konuşmalarına kadar ne ararsanız vardı.

Maalesef ki memleketimizde işçinin hakkını sol partiler, sendikalar savunur gibi ortaya çıkmış tekelci yanlış bir bakış açısı vardır. Bu yanlış bakıştan dolayı bırakın işçiyi, Türkiye’deki hiçbir üreticinin, emekçinin, zanaatkârın veya emeklinin gerçek hakkı ya da bu grupların insan şerefine layık yaşaması için gerekli olan imkanların ne olması gerektiği sorusu toplumun tamamına bile mal edilemedi. Solun ve sağın popülist ve “ben belirim” mantığının doğal sonucu olarak ortaya çıkan işçi ve emekçi hak savunuculuğu maalesef ki bugün iflas etmiştir. Düşünebiliyor musunuz Türkiye’de kronik siyasi marazlara sahip, kendi içinde tefrika çıkaran, hizip kurmada mahir olan pek çok sağcı veya solcu parti daha “insan şerefine layık nasıl yaşanılır?” sorusuna bile yanıt vermeden işçi gibi toplumun bir kısmının savunuculuğuna soyunması haksızlıklara karşı maşeri bir mücadelenin oluşumunu da engelledi. İşçileri ve emekçileri ideolojik yaklaşımlı siyasette her zaman kullanışlı bir enstrüman olarak gören ve işçi hareketlerinden medet bekleyen beceriksiz siyasilerin öngörüsüzlüğü hem kendi partilerini bir çıkmaza sürüklemiş hem de alın teri ile hayatını idame ettiren toplumun tüm kesimlerinin haklarının gerçekçi bir şekilde savunulmasını engellemiştir.

Hangisi Haklı: CHP’li İzmir Belediyesi mi Yoksa İşçiler mi?

 Davul zurna çalarak, bağırıp çağırarak, kortejler halinde yürüyerek emekçinin hakları korunabilir mi? Elbette ki korunamaz. Korunamadı da. Nitekim sol bir belediye olan CHP’li İzmir Belediyesine karşı işçinin hakkı en azından korunamamış. Kendisini işçi haklarının havarisi ve müdafisi olarak gören CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı KRT isimli TV kanalındaki konuşmasında içinde bulunulan durumun sebebini kendisinden önceki -yine CHP’den seçilen- İzmir B. B. Başkanı Tunç Soyer’in art niyetli olduğunu ima ettiği yanlış zammına bağlarken CHP savunucularından Yılmaz Özdil ise olayı CHP içi çekişmelere bağlayarak Belediye Başkanına buram buram şovenizm kokan bir destek açıklaması yaptı. CHP işçi ve emekçi edebiyatı yaparken “Büyük lokma ye ama büyük söz söyleme” ilkesini unutmuş olacak ki “eşit işe eşit ücret” diye haykıran, belki de arka bahçesi olarak gördüğü DİSK ile karşı karşıya geldi. Biz, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun Ekrem İmamoğlu’na verilen destek mitinglerinin ön saflarında Özgür Özel’in yanında görmüyor muyduk? Anlayacağınız kendi içinde söz ve eylem birliğini hiçbir zaman gerçekleştirememiş CHP ve onun destekçisi olan bazı örgütlenmeler şayet iktidar olursa ülkeyi nasıl yönetecekler, emekçinin hakkını nasıl koruyacaklar, hakkı olanın hakkını, nasıl teslim edecekler Allah bilir! Tezatlıkta, söylem ve eylem aykırılığında zirvedeki yerini kimseye kaptırmayan AK Partiden farksız olmadığını gösteren CHP, tüm Türkiye’ye Ekrem İmamoğlu demagojisi yapmaya devam ede dursun biz CHP’nin yerelde bile basit bir krizi çözemeyişini seyretmeye devam edelim.

İzmir hadiselerinde CHP gibi işçi sendikaları da hatalıdır. Çünkü Türkiye’deki kazanç emek dengesinde belirleyici olan kriterin sermaye, finans ve üretimin zayıf olmasından kaynaklı olarak yaşanan para darlığı gibi finansman zorluklarından kaynaklandığını bilerek görmezden gelmektedirler. Emeğin bol ama sermaye ve paranın zayıf olduğu her şehirde ya da her memlekette kimse alın terinin karşılığını tam olarak alamaz, işveren veya kamu otoritesi de hak edilen maaşları ödeyemez. CHP ve çeşitli Sol Partiler düşük maaşları her zaman kamu otoritesinin veya sermaye sahibinin sömürücü anlayışına bağlama kolaycılığına yönelerek ülkeyi her daim yanlış bir mücadeleye sürükledi.  CHP ve diğer Sol Partilerin sorunlu bu yaklaşımı ve yürüttükleri propaganda maalesef ki Türkiye gerçekliğinden uzaktır, eksiktir. Bu hatayı iyi bilmelerine rağmen sırf AK Parti’yi ya da farklı dönemlerde ki iktidarları eleştirmek için meselenin özünde yer alan sıkıntıların nasıl çözüleceğini hiç konuşmayan Sol Partiler hem toplumun bütününe açılarak ona umut olmadı hem de tüm işçi ve emekçi kesimleri etrafında toplamayı başaramadı.

Uzun lafın kısası CHP ve pek çok Sol Parti kendi söylemiyle en yakınındaki kurum ve kuruluşlarca vuruldu. Hem de hiç beklemediği bir şehirde.  Dağlarında çiçek açan bir şehirde!

İzmir’in Dağlarında Çiçek Açması Beklenirken Çöplerden Dağ Ortaya Çıktı

 CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi işçilerle ve onların temsilcisi olan sendikayla elbette ki bir şekilde anlaşacaktır. Ama o uzlaşma oluncaya kadar İzmir’in dağlarında, ovalarında, cadde ve sokaklarında bırakın çiçek açmasını muhtemelen her bir yeri çöp dağları kaplayacak, İzmirli toplu ulaşımda ciddi zorluklar yaşayacak. İzmir grevi CHP’nin bırakın ulusalı yerelde de bir maaş planının olmadığını, kriz yönetim felsefesinin bulunmadığını hatta kendisinden önceki yerel yönetimlerin bıraktığı mirası bile bilmeden, öğrenmeden vaatlerde bulunduğunu hepimize gösterdi. Planı ve programı olmayan CHP’li yerel yönetimler karşılaştıkları ilk ciddi krizde aynı AK Parti’de olduğu gibi sınıfta kaldıklarını da ilan etmiş oldular.

TİP ve TKP’yi Gören, Duyan Var mı?

 Bu arada TİP ve TKP’yi gören, duyan var mı? Sendikalardan güç devşirmeye çalışan, sendikal hareketlerin içinde olmaya özen gösteren, siyaseti işçiler adına yaptığını ileri süren, her toplumsal hadisede kızıl bayraklarını sıklıkla görmeye alışık olduğumuz TKP ve TİP’li siyasileri İzmir’de neden göremiyoruz? Ülkenin her yerinde yapılan 1 Mayıs gösterilerinde sıklıkla karşılaştığımız kırmızı ve kızıl bayrakları niçin İzmirli işçilerin yanında bulamıyoruz? 1 Mayıs’ta davul ve zurnayla halay çekmek, kortejle slogan atmakla demek ki işçi hakları korunulamıyormuş. İş başa düşünce bu partiler acaba neden inisiyatif almadılar? Acaba bu iki parti doğrudan doğruya CHP ile karşı karşıya gelmek istemediği için mi alanlarda yoklar yoksa “yoldaşlarını” haksız gördükleri için mi? Diyelim ki İzmir Büyükşehir Belediyesi AK Parti’de olsaydı ve grev de AK Partili İzmir Büyükşehir Belediyesine karşı gerçekleşseydi TİP, TKP ve CHP teşkilatları işçilerle beraber alanda dayanışma halinde olurlar mıydı? Eğer cevabınız evetse neden TKP, TİP, CHP’li İzmir teşkilatları, Gençlik Kolları, Kadın Kolları işçilerle dayanışma halinde olduklarını açıklamıyor?

İşçi Hakları Konusunda Samimiyetin Adı: Adil Düzen ve Milli Görüş

54.Hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan “İşçinin alın teri kurumadan hakkını veriniz” diyen bir medeniyetin evladı olmanın bilinciyle hareket ederek sendikaların istediği %30 zammın da üstüne çıkarak asgari ücretliye %102 oranında, farklı emeklilik sistemine bağlı emeklilere de %200 ile %300 oranında zam yapmayı bilmişti. Hakkı olanın hakkını hangi işi yaparsa yapsın vermeyi ilke edinen Millî Görüşün hak ve hukuk anlayışını sadece işçi, emekçi, emekli nutukları atan CHP ve Sol Partiler değil Neoliberal kapitalist sistemin parçası olan başta AK Parti olmak üzere tüm sağ partilerinde örnek alması zaruridir.

Davulla zurnayla, halaylar eşliğinde sloganlar atmak kolaydır. Mesele sorumluluk mevkiinde olan CHP’li ve AK Partili yetkililerin alın terine ne derece saygı gösterebileceğidir.

O halde gelelim yine en başa: CHP ve Sol Partiler 1 Mayıs’ın “davulu mu yoksa tokmakçısı mı?” Kalın sağlıcakla.