Ana Sayfa Blog Sayfa 10

ANTALYA BÜYÜKŞEHİR’İN MANAVGAT’A SAYGISI VAR MI?

0

Mezarlıkların Hali Manavgat’a Yakışıyor mu?

Antalya Büyükşehir Belediyesinin görev ve sorumluluk alanında olan Manavgat’taki pek çok mezarlıkta yaşanan içler acısı durum vatandaşı isyan noktasına getirdi. Özellikle Sarılar, Hisar ve Bayır mezarlıklarında görülen aksaklıklar vatandaşa “ölüler susuyor ama biz susayamayacağız” dedirtti.

Konuyla ilgili mikrofonlarımıza konuşan bir vatandaş: “Manavgat’ın mezarlıklarına hiç baktınız mı? Şadırvanlar var… Ama su yok. Musluklar var… Kırık, paslı, kullanılmaz halde. Tuvaletler var… Ama girilecek durumda değil. Mezarlıkların bir kısmı ise otların ve yabani bitkilerin arasında kaybolmuş durumda” dedi.

Duruma tepki gösteren başka bir vatandaş ise “Buralardan kim sorumlu? Kim denetliyor? Kim bakımını yapıyor? Kim hesap verecek? Buralar sıradan yerler değil! İnsanlar yakınlarını burada toprağa veriyor; cenaze namazından sonra gözyaşlarıyla gelinen yerler burası. İnsanın en acı gününde karşısına çıkan manzara bu mu olmalı? Belki ölüler rahatsız değildir… Ama diriler utanıyor!” dedi.

Konuya dair bir açıklama yayınlayan DEVA Partisi Teşkilat Başkanı Zübeyir Sarıkaya: “Bir şehrin medeniyeti sadece kaldırımlarında, caddelerinde, ışıklı meydanlarında ölçülmez. Asıl medeniyet, kimsenin alkışlamadığı yerlerde belli olur. Ve mezarlıklar, bir şehrin vicdanıdır. Sokaklarımız nasıl şehrin yüzüyse, mezarlıklarımız da şehrin vicdanıdır. Buradan ilgili tüm yetkililere açık çağrımızdır: Gidin ve kendi gözlerinizle görün! Şadırvanları çalıştırın” ifadelerinin altını çizdi.

Kırık muslukları değiştirin, tuvaletleri, otları temizleyin, mezarlıkları kaderine terk etmeyin” diyen Sarıkaya sözlerini “Bu mesele siyaset meselesi değildir. Bu mesele insanlık meselesidir. Bu mesele vefa meselesidir. Bu mesele vicdan meselesidir. Manavgat’ın sokakları kadar mezarlıkları da temiz, bakımlı ve onurlu olmalıdır. Ölülerimizin sessizliğini, bizim sessizliğimiz olarak görmeyin” diyerek tamamladı.

 

 

ÜMİT UYSAL’DAN ETNİK TEMELLİ ANAYASAL AYRIMCILIK TEPKİSİ

0

CHP’de Ümit Uysal’dan Yasa Teklifine Eleştiri

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen 12 maddelik yasa teklifine karşı açıklamalarda bulunan Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Türkiye’nin anayasal düzende eşit vatandaşlık ilkesine dayandığını vurguladı. Mecliste görüşülen yasa kapsamında değerlendirmelerde bulunan Uysal, devletin tüm vatandaşlara etnik ve inanç farklılıklarının ötesinde eşit yaklaşması gerektiğini savundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün öncülüğünde eşitlik temelinde kurulduğunu hatırlatan Uysal, TBMM’de görüşülen yasaya karşı çıktığını açıkladı.

Uysal açıklamasında şu sözlere yer verdi: Nasıl vatandaşlar olarak devletimizden bütün inanç sahiplerine eşit yaklaşmasını bekliyor ve bunun adına laik devlet diyorsak, bütün vatandaşlarına etnik farkların ötesinde eşit davranan ve egemenliği bu halktan alan devlete ulus devlet diyoruz. Bu kavramlar, insanlığın yüzyıllarına mal olan çok olumsuz deneyimler yaşanıp acılar ve sıkıntılar çekildikten sonra ulaşılmış anayasal kavramlardır. Bir ulus devlette etnik nedenlerle anayasal ayrıcalık istemek asla ilericilik olamaz.

Vatandaşlarımız, Atatürk’ün öncülüğünde kurulan, eşit vatandaşlığa dayalı Türkiye Cumhuriyeti modeli ve bir anayasal sözleşme olarak Türk milleti tanımı ile komşu ülkelerdeki akrabalarından çok  daha gelişmiş bir sosyoekonomik seviye yakalamışlardır. Anayasamız, özellikle kuvvetler ayrılığının tanzimi açısından sorunlu olmakla birlikte, farklı etnik kökenlere özel kültürel ve kamusal alanda sağlanan haklar açısından birçok gelişmiş örnekten, örneğin Fransız Anayasası’ndan daha ileridir.

50 yılı aşan terör faaliyeti, etnik anayasal ayrıcalık talebini silah zoruyla elde etme girişimidir. On binlerce insanımızın canına ve bunun kadar önemli olmak üzere milyonlarca insanımızın vatandaşlık bilincinin aşınmasına neden olmuştur. Mecliste görüşülen yasa; can, mal ve beden bütünlüğü kaybına uğrayanlar başta olmak üzere Edirne’den Hakkari‘ye sadık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına haksızlıktır.”

ANTALYA’DA DEAŞ TERÖR ÖRGÜTÜNE OPERASYON

0

Antalya’da Terör Örgütlerine Göz Açtırılmadı

Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanlığı aralarında Antalya’nın da bulunduğu 30 ilde DEAŞ terör örgütüne yönelik operasyonlar düzenlendi.

Adana, Ağrı, Amasya, Antalya, Batman, Burdur, Bursa, Diyarbakır gibi 30 ilde düzenlenen operasyonlarda 104 şüphelinin yakalandığı açıklandı.

Yakalanan şüphelilerin; terör örgütüyle bağlantılı kişiler ve sözde yardım kuruluşları vasıtasıyla örgüte finans sağladıkları, sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütünün propagandasını yaptıkları ve DEAŞ terör örgütüne üye oldukları tespit edildiği açıklandı.

İçişleri Bakanlığı yayımladığı açıklamada operasyonları gerçekleştiren Jandarma personelini başarısından dolayı tebrik etti.

 

ANTALYA’DA YASAKLI MADDEYLE MÜCADELE DEVAM EDİYOR

0

Antalya’nın da aralarında bulunduğu 71 ilde son 10 günde düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında yüzlerce kilo uyuşturucu madde ele geçirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı koordinesinde gerçekleştirilen operasyonlarda bin 302 şüpheli gözaltına alınırken, bunlardan 844’ü tutuklandı.

Operasyonlar kapsamında Antalya’nın yanı sıra Gaziantep, Adana, Samsun, Konya, İzmir, İstanbul, Ankara, Bursa, Mersin, Muğla ve 60 ilde daha uyuşturucu madde satıcılarına yönelik eş zamanlı baskınlar gerçekleştirildi.

Son 10 günde düzenlenen operasyonlarda toplam 832 kilogram uyuşturucu madde ile 425 bin 419 adet uyuşturucu hap ele geçirildi. Operasyonlar kapsamında bin 302 şüpheli yakalanırken, 844 kişi tutuklandı, 140 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi. Diğer şüphelilerle ilgili adli işlemlerin sürdüğü bildirildi.

Uyuşturucuyla mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlara bin 955 ekip, 4 bin 800 personel, 17 hava aracı ve 43 narkotik dedektör köpeği katıldı. Antalya’nın da dahil olduğu operasyonlarda uyuşturucu ticaretine yönelik çok sayıda adrese baskın düzenlendi.

 

MANAVGAT’TA ANAYASAYI İSTERSENİZ ASKIYA ALALIM?

0

Manavgat’ın kötü olay ve eylemlerle ulusal basına düşmesi olağanlaşırken gün geçmiyor ki kent hayatında yeni bir kriz meydana gelmesin. Son olarak bir esnafın Manavgat Belediyesi’nin kapısı önünde ne işe yaradığını anlayamadığımız güvenlik görevlilerinin bakışları arasında gerçekleştirdiği benzinli eylem akabinde küçük turizm esnafının avukatlar eşliğinde gerçekleştirdiği basın açıklaması ve Manavgat Belediyesinden yapılan karşı yazılı basın açıklaması Manavgat’ı yine gündeme getirmeye yetti.

Manavgat Belediyesinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan son 16,5 yıllık hukuk dışı uygulamaların, denetimsizliğin, puslu ilişkilerin markalaştırdığı “Baklava Kutusu” metaforundan hicap duymayan siyasi ve idari çevreler kendi kusurlarını görmeden, milletten özür dilemeden bir basın açıklamasıyla kamuoyu ile kanaatlerini paylaşan küçük turizm esnafını ve avukatlarını eleştirmesi hukukun üstünlüğünden bahsedenlerin nasıl da hukukun ve demokrasinin evrensel değerleriyle hiçbir alakalarının olmadığını bizlere bir kez daha gösterdi.

Manavgat Belediyesi’nin açıklamasında geçen “…Hukuki değerlendirme ve denetimin yeri kamuoyu değil, bağımsız yargı mercileridir…Manavgat’tan kazanç sağlayan, bu kentin ekonomisinden ve turizminden pay alan herkesin; kamuoyuna yapacağı açıklamalarda bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, ortak değerimiz olan Manavgat’ın itibarını gözetmesi büyük önem taşımaktadır.” safsataları ile 1982 Anayasasından kaynaklanan ve Manavgat Belediyesinin çıkarlarına uymayan Temel Hak ve Hürriyetleri kısmen veya tamamen durduralım demekten bir farkı var mı? Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; bu açıklama CHP ve Yeni Parti arasında sıkışmış Manavgat Belediyesinin düpedüz kamuoyuna bir istibdat çağrısıdır. Hukukun üstünlüğüne dayalı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik devlet düzenine bir darbe teşebbüsüdür.

Anayasanın 25 ve 26. Maddeleri “Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir…Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu açıklama hakkına sahiptir. Bu hak haber veya fikir alma/verme serbestliğini de kapsar” hükümleriyle sadece küçük turizm esnafına değil memleketin her vatandaşına fikirlerini ve kanaatlerini kamuoyu ile paylaşma hakkını tanımaktadır. Hepimiz avukatlar aracılığıyla yapılan açıklamayı okuduk ve dinledik. Açıklama da esnaf rahatsızlığını dile getirirken yetkililerden sorunların çözümünde kendilerinin dinlenmesini ve yardımcı olunmasını talep ediyor ve haklarını mahkemelerde arayacaklarını da vurguluyordu. Manavgat Belediyesi ise açıklamayı sorumsuzlukla, Manavgat’ın marka değerini düşürmekle nitelendirerek açıklamayı ve avukatları eleştiriyordu. Eğer herhangi bir esnaf veya esnafı temsil eden bir avukat düşüncesini anayasal güvence ile dile getirmeyecekse sesini ne ile duyurmalı? Örneğin birileri bir şeyleri veya kendini yakarak mı sesini duyurmalı? Şayet açıklamanın içerisinde suç unsuru varsa Manavgat Belediye yönetimi neden suç duyurusunda bulunmuyor?

İfade hürriyetinin yurttaşlara dertlerini şiddete başvurmadan anlatsınlar, maddi ve manevi yönlerini güçlendirsinler diye verilmiş kişisel bir hak olduğunu unutan Manavgat Belediyesi yayımladığı basın açıklamasıyla kurumsal ifade hürriyetini kullanırken, vatandaşın bu hakkı kullanmasını Manavgat’ın marka değerini düşürme olarak tanımlayarak eleştirel düşüncesini açıklamasını sorumsuzluk olarak görmesi ne kadar da acı! Eskinin CHP şimdinin Yeni Partisi Genel Başkanı Özgür Özel “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” derken demek ki sizlerin astıya astık, kestiye kestik şeklindeki müstebit ve gerici anti demokratik yönetimlerinizin güçlendirilmesini talep ediyormuş!

Gelelim Manavgat’ın marka değerini düşürme meselesine. Evet Manavgat Belediyesi doğru söylüyor. Bu kentin marka değeri düştü. Peki bunu kim düşürdü ve Türkiye’ye kim ilan etti?

Tabi ki de öncelikli sorumluluk 16,5 yıl boyunca benim hatırladığım 3 kez operasyona maruz kalan Manavgat Belediye İdaresinin başında bulunan Manavgat Belediye Başkanları ve N. Nefi Kara’nın yardımcısıdır.

Gaziantep’in baklavasından sonra Türkiye’ye mal olan “Baklava Kutusu” markası ulusal medyada Türkiye’ye mal olurken ki sessizliğiniz, otel sahiplerinden elde edilen haksız kazançları toprağa gömüp eş dost hesaplarına aktarırken, Manavgat Belediyesini yandaşa iş kapısı olarak görüp astronomik maaşları peşkeş çeken zihniyetinizle, motor festivali gibi saçma sapan festivaller düzenleyip kamu malını çöpe atarken, yıllarca otellerin kaçak katlarına veya eklentileriyle ilgili işlem yapmayan ama gariban esnafa, emekçiye ceza yağdıran kağıttan karton zabıtalarınızla,  toprak satmayı meziyet gören mali politikalarınızla, “Tazı Kanyonunu” “Kazıklı Kanyona” çeviren öngörüsüzlüğünüzle, Yörüklük Edebiyatı yaparken Cumhuriyet Bayramında yani Türkçenin 1921 Anayasasına resmi dil olarak girdiği bir günde Kürtçe şarkılar okutup halaya durduğunuzda, milli marşında “Ve dalgasında boğulsun her Türk tohumu” gibi sözlerle Türklüğe, İslam’a hakaret eden Yunan p*çinin bayrağını Manavgat’ta dolaştırırken zaten sizlerin ve partinizi ilçe yöneticileriyle Manavgat’ın marka değerini yer ile yeksan etmiştiniz. Manavgat Belediyesi dünü unutan bir balık hafızaya sahip olabilir ama bizler hiçbir şeyi unutmadık!

Belediyeyi rüşvetin ve yolsuzluğun merkezine oturtan 16,5 yıllık yönetimin hesabını vermeyen bir partinin ve mümessillerinin kalkıp da bağımsız mahkemelerden bahsetmesi, bir basın açıklamasıyla avukatların ve küçük esnafın ifade hürriyetini kullanmasını eleştirmesi gerçekten trajiktir.

16,5 yıllık hukuksuzluklarınıza rağmen hala kalkıp da vatandaşların anayasal haklarını kullanımından dolayı rahatsızlık duymanız, hakkın kullanımını eleştirmeniz zaten sizin demokratik anayasal düzenden ne anladığınızı gösteriyor. Herhalde sizin anladığınız ifade hürriyetinden yararlanma hakkı şimdilerde gemisini AK Parti’ye yanaştırma gayretinde olan yerel medyanın ve yayıncılık sahasının soytarılarına tanınan bir imtiyaz! Kalın sağlıcakla.

“MİLLETİN GÜNDEMİ HAYAT PAHALILIĞIDIR”

0

Şerafettin Kılıç “Milletin Gündemi Hayat Pahalılığıdır”

Saadet Partisi (SP) Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konular ilişken açıklamalarda bulundu. Kılıç, “Bugün Türkiye’de muhalefet belediyelerinin merkezi idareyle yaşadığı mali sorunlar, yatırım ödenekleri, kredi onayları ve idari işlemler üzerinden yürüyen tartışmalar kamuoyunun gündeminden düşmemektedir. Birçok belediye başkanı da kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, siyasi tercihleri nedeniyle farklı uygulamalarla karşı karşıya kaldıklarını ifade etmektedir.

İktidara soruyoruz: Bir belediyenin alacağı kaynak, başkanının rozetine göre mi belirlenecektir? Devletin imkânları, sadece iktidar partisine mensup belediyelerin kullanımına açık bir ayrıcalık mıdır? Vergisini ödeyen milyonlarca vatandaşın hakkı olan kamu kaynakları neden siyasi aidiyet üzerinden tartışılır hâle gelmiştir? Devlet, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olmamalıdır. Devlet; 86 milyon vatandaşın ortak evidir. Kamu görevi tarafsızlık gerektirir” dedi.

Kamu kaynaklarının da adaletle kullanılması gerektiğini ifade eden Kılıç, “ Ne yazık ki bugün oluşan algı bunun tam tersini göstermektedir. Millet iradesine yalnızca seçim günü değil, seçimden sonra da saygı gösterilmelidir.  Muhalefete tahammül edemeyen, farklı siyasi görüşleri baskıyla hizaya getirmeye çalışan anlayışlar kısa vadede sonuç alabilir; fakat uzun vadede milletin devlete olan güvenini zedeler. Siyasi rekabetin yolu baskı değil, hizmettir. Milletin gönlü makamla değil, samimiyetle kazanılır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni siyasi transferler değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; yeni fabrikalardır, yeni yatırımlardır, yeni istihdam alanlarıdır” şeklinde konuştu.

Orman yangınlarına da değinen Kılıç, “ Son günlerde milletçe hepimizi derinden yaralayan orman yangınları ne yazık ki milli varlığımıza ciddi zararlar vermiştir.  Son bir hafta içerisinde başta Antalya olmak üzere Muğla, Balıkesir ve farklı illerimizde peş peşe çıkan orman yangınları, bir kez daha göstermiştir ki Türkiye yaz ayları boyunca yüksek risk altında bulunan bir ülkedir.  Son günlerde çıkan yangınlar, yerleşim yerlerini ve tarım alanlarını tehdit etmiş; birçok noktada havadan ve karadan yoğun müdahaleler gerçekleştirilmiştir.  Aynı dönemde farklı illerde eş zamanlı çıkan yangınlar nedeniyle bazı yerleşim yerleri tedbir amacıyla tahliye edilmiş, ulaşımda aksamalar yaşanmıştır.

Öncelikle son günlerde meydana gelen orman yangınlarından etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor; fedakârca görev yapan orman işçilerimize, itfaiye teşkilatımıza, AFAD ekiplerimize, güvenlik güçlerimize ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum.  Rabbim ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin” diye konuştu.

Kılıç konuşmasına şöyle devam etti: “Ancak teşekkür etmek tek başına yeterli değildir. Asıl görevimiz, her yaz aynı acıları yaşamamızı engelleyecek tedbirleri almaktır. Ne yazık ki yıllardır aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Hava sıcaklıkları yükseliyor, kuvvetli rüzgâr çıkıyor ve ardından onlarca farklı noktadan yangın haberleri geliyor.  İklim değişikliği elbette yangın riskini artırmaktadır. Ancak iklim değişikliğini, hazırlıksızlığın bahanesi hâline getiremeyiz. Yangınlarla mücadele; sadece uçak ve helikopter sayısını tartışmak değildir.  Risk haritalarının güncellenmesi, orman içi ve orman çevresindeki bakım çalışmalarının artırılması, erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması, enerji nakil hatlarından kaynaklanan risklerin azaltılması, yerel yönetimlerle koordinasyonun güçlendirilmesi ve orman köylüsünün sürecin aktif bir parçası hâline getirilmesi de en az yangına müdahale kadar önemlidir. Türkiye’nin artık felaketleri konuşan değil, felaketleri önleyen bir devlet kapasitesini inşa etmesi gerekmektedir”

“Siyasetin gündemi sürekli rozet değiştiren isimler olmamalıdır” diyen Kılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü: “ Milletin gündemi; mutfaktaki yangın, pazardaki fiyatlar, işsizlik, hayat pahalılığı ve adalet beklentisidir.  Bakınız dün enflasyon rakamları açıklandı; TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 31,75. 2026 yılı için ortaya konulan yüzde 16’lık hedefin neredeyse iki katı! Hedefler hayal, rakamlar gerçek, faturalar ise milletin cebindeki kor! Bir iş yerinde hedeften neredeyse yüzde 100 sapan bir müdürün başarısı sorgulanır, hatta görevine son verilir. Ama Türkiye’de hedefler tutmayınca hedefler değiştiriliyor; vatandaşın hayatı pahalılaşınca da bunun adına “başarı hikâyesi” deniliyor. Oysa vatandaşın gerçeği çok açık: Enflasyon düşmedi; fiyatlar artmaya devam ediyor. Emeklinin alım gücü artmadı. Çalışanın sofrası rahatlamadı. Çiftçinin maliyeti düşmedi. Milletimiz artık sürekli revize edilen hedefler değil, düşen fiyatlar ve artan alım gücü istiyor.

Hal böyleyken; bugün milletin asıl derdi değil, değişen rozetler, partiler arasındaki transferler konuşulsun isteniyor!  Biz Saadet Partisi olarak ilkesiz siyaset anlayışını doğru bulmuyoruz. Siyaseti makamların değil, ilkelerin belirlemesi gerektiğine inanıyoruz. Magazinlere konu olacak meselelerin, milletin asıl sorunlarını görünmez hale getirmesini kabullenemeyiz! Bir siyasetçinin en büyük sorumluluğu, kendisini seçen insanlara karşı duyduğu vefadır. Milletin emanetini taşıyan herkes, attığı her adımın önce vicdanlarda, sonra da tarihte karşılık bulacağını unutmamalıdır.

Türkiye, bereketli topraklara sahip bir ülkedir. Dört mevsimi yaşayan, onlarca üründe dünyanın sayılı üreticileri arasında bulunan bir ülkedir. Ama ne yazık ki bugün bu bereket, çiftçimizin sofrasına yansımamaktadır. Tarlada bolluk vardır. Bahçede bereket vardır. Ama üreticinin cebinde kazanç yoktur. Bugün çiftçimiz daha tarlasını sürmeden zarar hesabı yapmak zorunda kalıyor. Mazot pahalı.Gübre pahalı. Tohum pahalı. Zirai ilaç pahalı. Sulama maliyetleri her geçen gün artıyor. Elektrik fiyatları üreticinin belini büküyor.

Hasat zamanı geldiğinde ise üretici, artan maliyetlerin çok altında açıklanan alım fiyatlarıyla karşı karşıya kalıyor. İşte bugün yaşadığımız temel sorun budur. Bu yıl Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan ekmeklik buğday alım fiyatı ton başına 16 bin 350 lira, makarnalık buğday fiyatı 17 bin lira, arpa alım fiyatı ise 13 bin 520 lira olarak belirlenmiştir.  Kâğıt üzerinde bu rakamlar artmış gibi gösterilmektedir. Ancak üreticinin baktığı yer fiyatın kendisi değil, maliyetle arasındaki farktır.

Ziraat odalarının ve üretici kuruluşlarının hesaplamalarına göre son bir yılda mazot, gübre, zirai ilaç, sulama ve işçilik maliyetlerinde yaşanan artışlar, birçok üründe açıklanan alım fiyatlarının sağladığı artışı büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Yani rakam yükseliyor gibi görünmekte; fakat çiftçinin kazancı yerinde saymakta, hatta birçok bölgede gerilemektedir. Türkiye’nin acilen üretim odaklı yeni bir tarım politikasına ihtiyacı vardır. Toprak Mahsulleri Ofisi, piyasayı geriden takip eden değil, üreticiyi koruyan etkin bir kurum hâline getirilmelidir.

Alım fiyatları, hasat başladıktan sonra değil, ekim döneminden önce açıklanmalıdır. Çiftçinin maliyeti esas alınmalı, üzerine insanca yaşayabileceği bir kâr payı eklenmelidir. Mazot, gübre ve sulama destekleri artırılmalı; üretici finansmana kolaylıkla erişebilmelidir. Bugün çiftçiyi desteklemek, bir kesime yardım yapmak değildir. Milletimizin gıda güvenliğini korumaktır. Üreticiyi ayakta tutmaktır. Enflasyonla mücadele etmektir. Kırsalın boşalmasını önlemektir. Biz Saadet Partisi olarak, ithalatla günü kurtaran değil; üretimle geleceği inşa eden bir tarım anlayışını savunuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki çiftçinin yüzünün gülmediği bir ülkede ne sofralar bereket bulur ne de ekonomi gerçek anlamda ayağa kalkabilir. Üreticisini destekleyen, ülke potansiyelini 86 milyon vatandaşı için zenginliğe dönüştüren yeniden büyük Türkiye’nin kurulacağına olan inancımızı yineliyorum”

ANTALYA EMNİYETİNDEN KORUYUCU ÖNLEMLERE DEVAM

0

“Bilimin İzinde, Geleceğin Peşinde”

Emniyet Genel Müdürlüğümüz Terörle Mücadele (TEM) Daire TÜBİTAK ile iş birliğinde; gençliğin her türlü zararlı oluşum ve tehditten korunması, bilimin ışığında geleceğe güvenle bakan, duyarlı ve bilinçli bireyler olarak yetişmelerini sağlamak amacıyla “Bilimin İzinde, Geleceğin Peşinde” projesini hayata geçirdi.

Antalya Yusuf Ziya Öner Fen Lisesi, Aksu Fen Lisesi, Göynük Fen Lisesi ve İsmail Erünal Sosyal Bilimler Lisesinden 36 kız öğrenci, TÜBİTAK’ın Kocaeli’nde bulunan Fen Lisesi Bilim Kampına götürülerek bilimsel faaliyetlerle kucaklaşması sağlandı.

Etkinlik sonrasında öğrenciler ve veliler; böylesine anlamlı bir projenin parçası olmaktan büyük memnuniyet duyduklarını, kendilerine bilgi, deneyim ve tecrübe kattığını, aynı zamanda keyifli ve verimli bir süreç geçirdiklerini ifade etmişlerdir.

Antalya Emniyeti yaptığı açıklamada “Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin bilimle, sosyal sorumluluk bilinciyle ve güvenle yarınlara hazırlanmasına yönelik bilgilendirme ve önleme faaliyetlerimiz kararlılıkla devam edecektir” denildi.

BAZI TURİZM ESNAFI, MANAVGAT BELEDİYESİYLE KARŞI KARŞIYA GELİYOR

0

Başkan Vekili Çiçek’ten Eşitlik Ve Turizm Vurgusu: “Manavgat’ın Marka Değerine Zarar Verilmemeli”

Side esnafları adına avukatlar Hasan Dedecan ve Baha Tuna Birkan’ın, Manavgat Belediyesi’nin denetimlerinde “büyük-küçük işletme ayrımı yapıldığı ve eşit muamele edilmediği” yönündeki iddialarına belediyeden yanıt geldi. Manavgat Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek, yaptığı açıklamada iddiaları reddederek denetimlerin objektif kriterlerle yürütüldüğünü ve ilçenin imajının korunması gerektiğini vurguladı.

“Belediyemiz Kanun Koyucu Değil, Uygulayıcıdır”

Belediyenin Anayasa ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde hareket ettiğini belirten Çiçek, “Belediyemiz kanun koyucu değil, yürürlükteki mevzuatı uygulamakla yükümlü bir idaredir. Gerçekleştirilen tüm denetim ve idari işlemler; kişilere, işletmelere veya ticari ölçeklere göre değil, yasal düzenlemeler doğrultusunda objektif kriterler esas alınarak yürütülmektedir. Hiçbir işletmeye karşı ayrımcı bir yaklaşım söz konusu değildir” dedi.

“Değerlendirmenin Yeri Kamuoyu Değil, Bağımsız Yargıdır”

Hukuka aykırılık iddialarının çözüm yerinin yargı mercileri olduğunu ifade eden Çiçek, idari işlemlere karşı idari ve yargısal yolların açık olduğunu hatırlattı.

“Polemikler Turizm Sektörüne Zarar Verir”

Tartışmaların ulusal gündeme taşınmasının Manavgat turizmine olumsuz yansıyacağına dikkat çeken Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:

“Ekonomisinin temel dinamiklerinden biri turizm olan Manavgat’ımızın adının, gerçeği yansıtmayan polemikler ve tartışmalarla ulusal gündeme taşınmasının ilçemizin marka değerine ve turizm sektörüne zarar verebileceği unutulmamalıdır. Manavgat’tan kazanç sağlayan herkesin açıklamalarında bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Manavgat Belediyesi olarak şeffaf, adil, tarafsız ve hukuka bağlı yönetim anlayışıyla hizmet üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

 

“RANTIN BELEDİYESİ DEĞİL HALKIN BELEDİYESİ OLSUN”

0

Manavgat Side Esnafı Adalet Çağrısında Bulundu

Manavgat Side esnafı son günlerde Manavgat Belediyesinin kendilerine kestiği cezaları protesto etmek için Manavgat Cumhuriyet Meydanında bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Esnaf adına açıklamayı Avukatlar. Baha Tuna Birkan ve Hasan Dedecan gerçekleştirdi.

Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

” Turizm bölgelerinde faaliyet gösteren küçük esnaf olarak, son dönemde belediye personellerince uygulanan denetim ve idari yaptırımların hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayan, eşitlik ilkesini zedeleyen ve ayrımcı bir anlayışla yürütüldüğünü üzülerek kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Aynı şekilde hiçbir kişi ya da işletme de hukukun dışında tutulamaz. Anayasa’nın temel ilkelerinden biri olan kanun önünde eşitlik ilkesi, kamu gücünü kullanan tüm idareleri bağlamaktadır. Kanunlar; büyük işletmeye farklı, küçük esnafa farklı uygulanamaz. Hukukun en temel gereği, kuralların herkese eşit, tarafsız ve objektif şekilde uygulanmasıdır.

Ne var ki uygulamada, aynı bölgede faaliyet gösteren büyük işletmeler hakkında işlem yapılmazken, küçük esnafın yoğun denetimlere maruz bırakıldığı, peş peşe idari para cezalarıyla karşı karşıya bırakıldığı ve adeta ekonomik olarak ayakta kalamaz hâle getirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Bizler hukuka uygun denetim yapılmasına karşı değiliz. Aksine, mevzuatın eksiksiz uygulanmasını destekliyoruz. Ancak denetimin kişiye, işletmenin büyüklüğüne veya ekonomik gücüne göre değişmesi, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Hukuk seçerek uygulanamaz; adalet, güçlü olana ayrıcalık tanıyıp zayıfı cezalandıran bir mekanizma olamaz.

Küçük esnaf, bulunduğu bölgenin ekonomisine, turizmine ve istihdamına önemli katkılar sunmaktadır. Yıllardır emek vererek ayakta kalmaya çalışan işletmelerin ayrımcı uygulamalarla cezalandırılması yalnızca esnafı değil, bölge ekonomisini ve kamu vicdanını da derinden yaralamaktadır.

Kamu görevlilerinin görevi; baskı kurmak, ayrım yapmak veya belirli kesimleri hedef almak değil, kanunları herkese eşit şekilde uygulamaktır. Hukukun üstünlüğü, idarenin keyfî davranışlarına izin vermez. İdarenin her işlemi; eşitlik, objektiflik, ölçülülük ve kamu yararı ilkelerine uygun olmak zorundadır.

Buradan yetkililere açık çağrımızdır:

* Denetim ve yaptırımlarda ayrımcılık iddiaları derhal araştırılmalıdır.
* Aynı fiile aynı hukuki sonuç uygulanmalı; büyük-küçük işletme ayrımı yapılmaksızın tüm işletmelere eşit muamele edilmelidir.
* Hukuka aykırı olduğu değerlendirilen idari yaptırımlar gözden geçirilmeli ve mağduriyetler giderilmelidir.
* Kamu görevlilerinin görevlerini tarafsızlık ve eşitlik ilkesi çerçevesinde yerine getirmeleri sağlanmalıdır.

Bizler ayrıcalık istemiyoruz. Talebimiz yalnızca hukukun herkese eşit uygulanmasıdır. Küçük esnafın emeğinin, alın terinin ve geleceğinin ayrımcı uygulamalarla yok sayılmasına sessiz kalmayacağız.

Hukukun üstünlüğüne, adalet duygusuna ve kamu vicdanına inanan herkesi bu haklı talebimize destek vermeye davet ediyor; yetkili kurumları hukuka uygun, şeffaf ve eşit uygulamalar konusunda sorumluluk almaya çağırıyoruz.”

ANTALYA’DA KONUT BUNALIMI TIRMANIYOR

0

Kira Sorunu Büyüyor

Antalya’da son yıllarda hızla artan kira bedelleri, dar ve sabit gelirli vatandaşların barınma sorununu her geçen gün daha da büyütüyor. Yüksek kira artışlarının yalnızca Antalya’da değil, Türkiye genelinde milyonlarca kiracıyı zor durumda bıraktığına dikkat çeken Kiracılar Dayanışma Derneği Genel Başkanı Cengiz Kul, ilgili kamu kurumlarına acil çözüm çağrısında bulundu. Kul, yüksek kira bedellerinin ekonomik boyutunun ötesine geçtiğini belirterek, barınma sorununun aile bütünlüğü, toplumsal huzur ve sosyal adalet üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu ifade etti.

Körfez Gazetesinden Vildan Özkan’ın haberine göre, Türkiye’de milyonlarca kiracının sürekli yükselen kira bedelleri nedeniyle temel yaşam hakkı olan barınma hakkını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Kul, “Yüksek kira artışları yalnızca ekonomik bir sorun değil; aile bütünlüğünü, toplumsal huzuru ve sosyal adaleti etkileyen ciddi bir toplumsal mesele haline gelmiştir. Kiracılar Dayanışma Derneği olarak, vatandaşlarımızın yaşadığı bu mağduriyetin daha fazla büyümemesi için ilgili kamu kurumlarını acilen harekete geçmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Kiracılar Dayanışma Derneği olarak vatandaşların yaşadığı mağduriyetin daha fazla büyümemesi için ilgili kurumların acilen harekete geçmesi gerektiğini belirten Kul, üç bakanlığa yönelik çağrıda bulundu:

  • Adalet Bakanlığı’nı, kira uyuşmazlıklarının hızlı, adil ve erişilebilir şekilde çözüme kavuşturulmasını sağlayacak hukuki düzenlemeleri güçlendirmeye,
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı, kayıt dışı kira uygulamaları, fahiş kira artışları ve fırsatçılıkla etkin mücadele etmeye,
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı, sosyal konut projelerini hızlandırmaya ve dar gelirli vatandaşların barınma hakkını destekleyecek kalıcı politikaları hayata geçirmeye davet ediyoruz.
  • Barınma hakkı, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel haklardan biridir. Hiçbir vatandaş ekonomik koşullar nedeniyle evinden edilme korkusuyla yaşamaya mahkum edilmemelidir. Kiracılar Dayanışma Derneği olarak, milyonlarca kiracının sesi olmaya, hukuki ve demokratik zeminde mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.”