21.3 C
Antalya
Çarşamba, Mayıs 13, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz MANAVGAT’TA ADALET İLE ZULÜM AYNI YERDE BARINABİLİR Mİ?

MANAVGAT’TA ADALET İLE ZULÜM AYNI YERDE BARINABİLİR Mİ?

0
240

Galatasaray iki hafta öce Fenerbahçe’yi yendi Manavgat sokakları yıkıldı. Galatasaray Antalyaspor’u yendi, şampiyon oldu, şehrin takımı Antalyaspor ise küme düşmeye çok yaklaştı. Gelin görün ki Manavgat sokakları yine yıkıldı. Ev kiralarının yüksekliğinden, 5 aylık işsizlikten, zeytinliklerin kesilmesinden, tefecilikten, yolsuzluk ve rüşvet iddialarından yıkılmayan Manavgat sokakları alışıla gelmiş maç sonuçları için yıkıldı.

Saat 02.30’a kadar arabaların korna sesleri susmadı, abartılı bağrışmalar dinmedi, davul, zurna sesleri akıl alır gibi değil. Stadyumun içinde olması ve kalması gereken her şey Manavgat sokaklarına taştı. İstanbul fethedildiğinde bu denli coşku yaşanmış mıdır bilmiyorum.

Beni şaşırtan o kalabalıkta yer alan insanların kente olan sorumluluğunu, “mutlak” bir şekilde sorumsuzluğa dönüştürerek kenti kaosa sürüklemesidir. Bebeklerin, çocukların seslerden korkmasına aldırmadan; yaşlıların, hastaların, işten yorgun argın gelmiş emekçilerin dinlenme saatlerine aldırış etmeden yapılan kutlamalar Manavgat’ın bir kez daha kuralsızlığa nasıl da mahkûm edildiğine ve bunu engellemekle mükellef olanların işlerini nasıl da yapmadıklarını gözler önüne serdi. Her türlü trafik kuralının ihlal edildiği, kabahatler kanununun hiçe sayıldığı şampiyonluk kutlamaları düpedüz toplumun toplum olmaktan çıktığını ve toplumsal unsurların birbirlerine nasıl da yabancılaştığını kanıtlar nitelikteydi.

Kent insanlarının toplumun bir kısmının mutluluğuna katılma ve buna katlanma zorunluluğu var mıdır? Hani nerede kaldı mektep sıralarında öğretilen haklarda eşitlik ilkesine? Eğlenme hakkına kamu görevlileri saygı duyuyor da neden dinlenme hakkının kullanımına saygı duymuyorlar?

Şampiyonluk kutlamalarının oluşturacağı rahatsızlığın çok önceden belli olmasına ve daha da önemlisi birkaç hafta öncesinde tecrübe edilmesine rağmen neden idari görevliler bu eğlenceleri organize ederek belirli bir yerde yapılmasını sağlayacak önleyici tedbirleri almadı? Ortaya çıkan hengamenin getirdiği rahatsızlık faturasını bu kentin emekçileri, yaşlıları, çocukları, doktor bulmakta zorlanan hastaları ödemek zorunda mı? Sokaklara dökülen ve abartılı eğlencenin içerisindekiler komşularının hakkına acaba neden saygı duymaz?

Maç bu, gelir geçer sokaklara dökülmeye gerek var mı? Ne var ki insanlık onuru için sokaklara dökülmemiz gereken zamanlarda eğer Manavgat sokaklarına dökülmüyorsak işte orada bir sorun ve insanlığa karşı ciddi bir samimiyetsizlik var demektir.

Manavgat; yolsuzluk, rüşvet bataklığına saplandığında, tefeciler ocakları söndürdüğünde, emlak baronları kiracıları ezdiğinde, zeytinlikler farklı nedenlerle kesildiğinde, turizm işçiliği paryalığa dönüştüğünde, Doğu Türkistan, Arakan, Gazze ve daha nice yerlerde insanlar asimile edilirken hatta etnik temizlemeye kurban giderken protesto için bir araya gelmeyenler saatlerce bir maç ve şampiyonluk kutlaması için Manavgat’ı ortalığı ayağa kaldırdı. Bu manzara bu memlekete yakıştı mı?

Madem konu açıldı söylemeden edemeyeceğim zulmün olduğu yerde buna ses çıkarmayanlar insanlığın vicdanında vebal altında kalmıştır. Manavgat’ta mahrumiyet içinde yaşayan insanlar her geçen gün artarken, Doğu Türkistan ve Gazze; zorbaların elinde kırımdan geçirilirken sessiz kalmak sadece tiranları değil sessiz kalanı da töhmet altında bıraktı. Kanaatimizce zulme, haksızlığa ve hakka karşı savaş açanlara ses çıkaramayanların sorunu tavırsızlıktır, şuursuzluktur hatta bencilliktir.

Zulmün etrafında dolananlara ses çıkarmayanlar aslında zalimi cesaretlendirenlerdir. Çünkü kötülük; duymak ve görmek istemediğimizde güçlenir, zulme giden parke taşları o anda döşenir.

Zalime karşı elimizle veya dilimizle bir şey yapamıyorsak bari kalbimizle buğz edelim yani kalbimizle kötülüğe karşı tavır geliştirelim, kötülükten nefret edelim. Ama onu da yapmıyoruz ve “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” kaidesindeki rolümüzü üstleniyoruz.

Ne de zormuş Manavgat’taki mazlumun yanında durmak, ne de zormuş Doğu Türkistan’da, Gazze’de ağlayan mazlumun hıçkırıklarını duymak. “Savunmak zorunda mıyım?” diyenlere soruyorum sizin zalimden ne farkınız var? Pasaportunuz farklı ama kalpleriniz aynı!

Susmak onaydır, susmak güçlü olanın haklı olduğuna inanmaktır. Cemil Meriç’e atfedilen bir metinde geçtiği gibi: “Bu yüzden, hakikatin tarafında olmak, herkes konuşurken değil, herkes susarken konuşabilmektir. Mazlumun sesi olmak, yalnızca cesaret değil, bir kulluk sorumluluğudur. Kalp vicdanı kaybettiğinde, dilsizlik ahlak olmaya başlar. Oysa, adaletin rengi nettir, gri değildir.”

Daha başka ne denilebilir bilmiyorum ama Manavgat’ta yaşadıklarımız yenilir yutulur şeyler değil. Ne Manavgatlının hakkına sahip çıkıldı ne de uzaktakinin. Allah Manavgat’ın sonuna hayreylesin. Kalın sağlıcakla.