20.3 C
Antalya
Perşembe, Mayıs 14, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz MANAVGAT’TA TÜRKÇÜLÜK GÜNÜNÜN ANLAMI: HAFIZAYI BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR

MANAVGAT’TA TÜRKÇÜLÜK GÜNÜNÜN ANLAMI: HAFIZAYI BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR

0
192

Türkçülük Günü dolayısıyla geçen sene bu günlerde tutuklu bulunan Niyazi Nefi Kara’nın icraatları ekseninde bir yazı yazmıştık. Köprünün altından çok sular aksa da Türkçülük gününü vesile ederek Manavgat’ta Türklük ya da Türkçülükle ilgili kamuoyuna yönelik,  istikrarlı herhangi bir çalışma yapılmaması konusunda değişen bir şey olmadı.

Manavgat’ta Türklük kavramı pek çok insan için farklı manalar ifade etse de herkesin üstünde uzlaştığı temel nokta Manavgat’ın yaşadığı kimlik bunalımında toplumsal değerleri boş vermişlik tutumudur.

Manavgat’ta ahkam kesmesiyle meşhur olan yolsuz, tefeci, düzenbaz, şarlatan bazı tiplerin Türk değer sisteminin zayıflaması konusunda utanmadan aralıksız şikâyet ettiği ama şikayetin kaynağını yok etmek için bilinçli olarak göstermelik bile olsa hiçbir şey yapmadığı Manavgat’ta ne zaman bir derlenme ve toparlanma olur bilemeyiz. Bildiğimiz şey Manavgat’ta aynı ülkede olduğu gibi milli bir mefkure eksikliğinin ya da tefekkür alanın zayıflamasının olumsuz sonuçlar doğuracağı ve yok oluşu müjdeleyeceğidir. Nitekim benzeri bir durumu yaşayan Osmanlı Türk toplumunun neler kaybettiğini nasıl yok olduğunu Balkan Harplerinin kahramanlarından Sarıkamış şehidi Gerebeneli Bekir Fikri Bey, Mefkure-i Vatan isimli anılarında çok iyi anlatır.

Türklük, mefkûresizlik kaldırmaz diyenler elbette ki Müslüman Türklerin düşmanın çok dostunun ise birkaç istisna dışında olmadığını iyi bilir. Aynı Türklük davasız kalamaz diyenlerin Türklerin zayıf olması halinde nasıl bir trajedi ile karşılaşacaklarını çok iyi bildikleri gibi.

Örneğin 1804 Sırp isyanından 1922 Ağustos’una kadar 118 yıl boyunca 7 milyona yakın Osmanlı, ağırlığı Balkanlarda olmak üzere yok edildi. Açlık, hastalık, katliam… alın size Tripoliçe katliamı. Tuna’dan Atina’ya, Makedonya’dan Kosova’ya kadar sistematik bir yok ediliş. Öldürülen Müslümanların ardından ne matem günü ne anma programı ne de bir müze. Müslüman bir Türklük için ödenen bedeli hafızalardan sildik, bugünün evlatlarına öğretmedik. Türk olmanın ne kadar zor olduğunu, atalarının son iki yüz yıldır ırkçı emperyalizm tarafından nasıl aşağılanmaya çalışıldığını, katliamlarla yıkımlarla yok edilmeye çalışıldığını öğretmedik. Eğer öğretemezsen karşılaşacağınız sonuçta vahim olur. Nitekim cehaletin getirdiği şuursuzluk hali o kadar içler acısıdır ki katliamdan canını zor kurtaran ve Manavgat’a, Side’ye yerleştirilen bazı torunlar dedelerini katledenlerin bayraklarını havaya kaldırarak Side sokaklarında yürür, sirtaki yapar! “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!/Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı/ Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı; / Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.” kıtası çoktan unutuldu. Sahi bu hitap kimeydi? Bugünkü Türklere mi yoksa o günkü Türklere mi? Heyhat! Bazılarımızın üzerine almadığı çok açık değil mi?

Yunan soykırımcı Theodoros Kolokotronis İngiliz, Fransız ve Rus desteğiyle Mora’nın kalbinde Türkleri sistematik katledişinin akabinde anılarına atının ayaklarının şehrin kapısından saraya kadar cesetler nedeniyle neredeyse hiç yere değmediğini yazıyordu. Elbette ki bu da unutuldu. Ne de olsa katledilen katledildiğiyle kalmalıydı! Bize ne bunlardan, onlar talihsiz bir nesildi! Ne demiş Mevlana: “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım”.

93 Harbinde Bulgaristan’da 600 binden fazla Müslüman Türk; Rus Çarlığı ve Bulgar Milliyetçileri tarafından katledilirken sağ kalan Bulgaristan’daki Türklerin %30’una yakını Anadolu’ya hicret etti.

Türklere karşı uygulanan etnik temizlik Balkan Savaşlarıyla perçinlenirken Balkanların en büyük dini çoğunluğunu oluşturan Müslümanları azınlığa çevirdi. Artık Türk sadece azınlıktı. Okutulmayan, zenginleşemeyen, dışlanan, horlanan, asimile edilmeye çalışılan bir azınlık. Aynı tablo Kafkaslarda, Türkistan’da da yaşandı hatta neredeyse Anadolu’da da başımıza gelecekti. Gerçi şu an Çin zulmü altında yaşayan Doğu Türkistan anlattığımız tabloyu her gün yaşıyor ve maalesef ki Çin’e bağımlı olmayan başlayan Türk dünyasında bu durum ya kanıksandı ya da görmezden gelindi.  Anlayacağınız trajedilerimiz unutuldu, bazılarımız içinse toprak ve insan kayıplarımız sadece bir istatistik.

Bugünün nesli memleketin şu an ki statüsünün anlamını idrak etmede zorlanıyor. Zorlandığı için kıymet bilmiyor, duyarsızlık, rüşvet, bencillik, kibir, hukuksuzluk gibi nice sorununun alıp başını gitmesinde engellemek için nerden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini de bilmiyor. Toplumsal hafıza çöktü. Bu beşerî aklın ihyası ancak Türkçülük günü gibi bir anlam ve mana ifade eden günlerde yapılacak toplu etkinliklerle hatırlatılabilirse belki bir ölçüde mesafe alınabilir.

Türkçülük Günü etkinliklerinde yer almak için Türkçü olmaya gerek yok. Türklüğü sokak siyasetine malzeme edenlerden rahatsız olmak bile yeteri bir nedendir. Unutmayın ki son 200 yılı deviren zulüm Türk’ün sadece Türklüğünden değil ona çağlara ve kıtalara hükmetme gücünü veren, zalimlerle mücadele etme vazifesini yükleyen Müslümanlığından kaynaklandı.

Nihal Atsız alıntılarıyla TBMM’de, Yörük edebiyatıyla Manavgat sokaklarında şov yapanlar ya da 3 Mayıs gününde fotoğraf çektirip gülücük dağıtanlar memleketin ve özel de Manavgat’ta yanlış giden işlere ne zaman bir dur diyecek. Acaba bu arkadaşlar varlığını Türk varlığına ne zaman armağan edecek? Öyle ya konuşmak kolay üretmek zordur ne de olsa HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALÜL DEĞİL MİDİR? Kalın sağlıcakla.