20.3 C
Antalya
Perşembe, Mayıs 14, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz TEFECİNİN MALI MELAMETİ ÖRTER Mİ?

TEFECİNİN MALI MELAMETİ ÖRTER Mİ?

0
237

Rızık iki türlüdür. Haramdan veya helalden gelen. İnsan, iradesiyle ikisinden birini seçerek hayatını idame ettirse de Müslüman Türk toplumunun kahir ekseriyeti tarih boyunca helal rızkı tercih ederek fazilet temelli bir sosyal yaşantıya sahip olmuştur. Nitekim dünya hayatının en helal kazancı gaza ve cihattan elde edilmesinden dolayı Türk Milletinin gaza ve cihat ehli olarak helal kazanç ile tarihte temerküz ettiği hepimizce bilinen bir gerçektir.

Uzun süren ve yenilgiyle sonuçlanan savaşlar, merkezi otoritenin zayıflığı, kahtırical evresinin yaşanması, siyasal rejim değişimleri ile ortaya çıkan buhranlar evresinde, erdem toplumu olan Türk sosyal yaşantısında küçük ama etkisi pek şiddetli kırılmalar kendini göstermiştir.

Cumhuriyet döneminin çok partili ve partizan ayaklı siyasal düzlemi ile beraber hayatımıza giren pragmatist sistem maalesef ki bezirgan görünümlü tefeci adı verilen zümrenin taşra da yeniden palazlanmasına neden olmuştur. Özellikle ekonomide hızlı büyüme hedefinde olan iktidarların piyasaların ihtiyaç duyduğu sıcak para ihtiyacını tefecilerin karşılamasından pek de rahatsız olmaması Anadolu’da mütegallibe dediğimiz zorbaların Osmanlıdan sonra yeniden kökleşmesini kolaylaştırdı.

Tefeci zengindir, parası pulu çoktur ama itibarı yoktur. O nedenle de tefeci, halkın gönlünü kazanmak ister, önünde çeket iliklenmesini sağlamak, “Beyim” veya sonu “-siz” ile biten  sıfatlarla anılmak için toplumsal projelerde kendini sıklıkla gösterir. Kent soylu olduğunu ileri süren burjuva özentisi olan tefeciler camilere, kuran kurslarına bağış bile yaparlar. Ne de olsa Milli Türk Burjuvazisine dahil olduklarına inanırlar. Seküler, Milliyetçi ya da Cumhuriyetçi partilerde cirit atmayı pek severler, cemiyet hayatına arzı endam ederler. Yüksek sosyete mensubu gibi davranan tefeciler gelin görün ki şehirli olmayan ağızları, o berbat Türkçeleriyle aslında kendilerini hemen ele verirler. Malum, taşranın tüccar görünümlü zorba tefecileri aslında sadece şark kurnazıdır ve cebelüdür yani daha ötesi olamazlar! O yüzden şehirliden ya da kentliden ezik olmalarından kaynaklı intikamlarını da almak isterler.

Atanmış ya da seçilmiş makam sahipleri ile fotoğraflar, üç beş medya kanalında veya gazetede poh pohlanma…sonrasında gelsin toplumsal meşruiyet. Kısacası bu kan emici taife toplumsal statüyü parasıyla satın alma derdindedir.

Peki bunlar yaşanırken devlet nerede durur veya kamusal vicdanı temsil eden gazeteciler ya da seçilmişler ne yapar?

Kendi partilerinin her türlü toplumsal fayda getirecek prensiplerinden veya icraatlarından bahseden seçilmişler, tefeci zorbalarla ilgili olumlu ya da olumsuz hiç konuşmazlar. Çünkü bu türlü insanlarla herhangi bir dertleri yoktur. Muhtemelen 1980 sonrası iktidarların azdırdığı Türk tipi neoliberal sistemde olur böyle şeyler diyerek hadiseyi geçiştiriyorlardır!

Peki ya medya? Bazıları konuşmaz bazıları ise onların faziletlerini ve topluma olan faydalarını öve öve anlatırlar. Onların varlığıyla ve kirli paralarıyla kentteki pek çok sosyal etkinliğin gerçekleştirilebildiğini anlatırlar, onların kıymetleri masallaştırılır. Söndürdükleri ocaklardan, vurdurdukları insanlardan, çökülen mallardan, mülklerden bahsedilmeksizin. Alın size korkusuz ve bağımsız medya! Yukarıda dedik ya rızık iki türlüdür. Hangisini seçeceğimiz bizim irademizle şekillenir.

Başa dönelim ve soralım “Mal melameti örter mi?” Yani haramdan elde edilen zenginliğin, toplum nezdinde kişinin ayıplarını, yanlışlarını veya ahlaksızlığını geçici olarak gizlemesi mümkün mü?

Evet geçici olarak parayla saygınlık ve statü satın alınabilir, sizi öven şarlatanlar ya da soytarılarda bulunur ama gerçek değişmez. Zorba olan tefecide, onu öven de hatta ona çanak tutan da toplum ve millet düşmanıdır, asalağın da asalağıdır. Yani erdem ve fazilet toplumunun, yücelik devletinin düşmanlarıdır.

Ayette denildiği gibi “iman edip, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışındaki herkes dünya ve ahiret hayatında ziyandadır.” O yüzden zamanın hızlı akışı içinde hayat sermayesini haram rızık için boşa harcamak, gerçek bir ziyan değildir de nedir?

Hayatta ne iş yaparsak yapalım Hutameyi hatırlayalım. “Arkadan çekiştiren, ayıp kusur arayan, servet toplayan ve onu sayıp duran herkesin vay haline! O, malının kendisini sonsuza kadar yaşatacağını zanneder. Hayır! Andolsun ki o, hutameye atılacaktır. Nedir o hutame bilir misin? Allah’ın tutuşturulmuş ateşi!”

Kalın sağlıcakla.