Ana Sayfa Blog Sayfa 44

ŞERAFETTİN KILIÇ: “BAHİS REKLAMLARI BASKISI DURDURULMALIDIR”

0

Saadet Partisi Antalya Milletvekili TBMM’de Bahis Konusunu Gündemine Aldı

TBMM kürsüsünde konuşan Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, kripto varlıklarla ilgili açık, öngörülebilir ve güven veren bir sistemin kurulması gerektiğini dile getirdi. Küçük yatırımcının sırtına yük bindiren değil, onu koruyan bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu kaydeden Kılıç, “Mevcut düzenleme belirsizlik içeriyor, mağduriyetlere kapı aralıyor. Bakınız iktidar bu teklifi vergi adaletini güçlendiriyoruz. Belirliliği artırıyoruz. İhtilafları azaltıyoruz diyerek savunuyor” dedi.

Vergi Adaleti Sağlanmalıdır

“Vergi adaleti” kavramının sözde kaldığını, uygulama noktasında ortaya farklı tabloların çıktığını vurgulayan Kılıç, “Bir tarafta asgari ücretli, emekli, sabit gelirli vatandaş her gün yeni bir yük altında eziliyor. Diğer tarafta vergi istisnaları, yetki devirleri ve ayrıcalıklı düzenlemelerle adalet duygusu bir kez daha zedeleniyor. Vergi adaleti yalnızca yeni vergi koymakla sağlanmaz. Vergi adaleti kuralların açık olmasıyla, yükün adil dağılmasıyla, teşvikin de istisnanın da kamu yararına göre sınırlandırılmasıyla sağlanır. Teklifin kripto varlıklara ilişkin maddelerine baktığımızda da aynı yaklaşımı görüyoruz. Kripto varlıklar artık hayatın bir gerçeğidir. Bunların vergisel bir çerçeveye kavuşturulması doğaldır. Buna ilkesel olarak itiraz etmiyoruz. Ancak siz bu alanı düzenlerken açık, öngörülebilir ve güven veren bir sistem kurmak zorundasınız. Oysa teklifte satışla transfer arasındaki ayrım net değil. Rayiç değerin nasıl belirleneceği net değil. Platform içi ve platform dışı işlemlerin nasıl izleneceği net değil. Buna karşılık Cumhurbaşkanı’na oranı artırma ya da indirme yönünde geniş bir yetki tanınıyor. Yani belirlilik vaat edilirken yeni belirsizlikler üretiliyor. Kanunilik ilkesi güçlendirilmiyor. Aksine idarenin ve yürütmenin takdir alanı genişletiliyor. Bu da hukuki güvenliği zedeliyor” diye konuştu.

Şans Oyunları ve Kumara Dikkat Çekti

Şans ve bahis oyunlarına ilişkin reklam giderlerinin matrahtan indirilememesine yönelik düzenlemenin ise toplumsal yönü itibariyle anlaşılabilir bir adım olduğunu kaydeden Kılıç, şunları kaydetti: “Çünkü bugün dijital mecralarda televizyonlarda telefon uygulamalarında gençleri ve dar gelirli vatandaşları hedef alan yoğun bir bahis ve kumar reklamı baskısı vardır. Bu alanın toplumsal maliyeti ağırdır. Borçlanma artmakta, bağımlılık yaygınlaşmakta, aileler yıkıma sürüklenmektedir. Bu nedenle kamunun bu faaliyetleri vergisel olarak teşvik etmemesi doğrudur. Ancak burada da mesele yalnızca bir gider yazma yasayıyla çözülemez. Eğer gerçekten samimiyseniz, internet sitelerinden televizyonlara kadar bu reklam düzenini topyekun ele almanız gerekir. Yani mesele yalnızca vergi tekniği değil, kurumsal sorumluluk meselesidir.”

KENDİSİNİ MİT GÖREVLİSİ OLARAK TANITAN DOLANDIRICI TUTUKLANDI

0

Antalya Emniyeti’nin Dolandırıcılarla Olan Mücadelesi Devam Ediyor

Antalya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne müracaatta bulunan CG’nin; kendisini MİT görevlisi olarak tanıtan şahsın aradığını, korku ve baskı altındaki yönlendirilmeler sonucu 59 Bin Euro’yu elden vererek dolandırıldığını beyan etmesi üzerine emniyet C. G’nin başlatıldı.

Şüpheli EÇ’nin aynı yöntemi kullanarak şikayetçi CG’nin bankadan çektiği 42 Bin Euro’yu almaya geldiği sırada suçüstü yakalanmıştır.

CG’ye ait 42 Bin Euro teslim edilmiş, şüphelinin cep telefonuna el konuldu.

Adli makamlara sevk edilen şahıs tutuklanarak cezaevine teslim edildi.

MANAVGATLI TURANİSTLER TURANCI DERNEKLER BİRLİĞİ İLE NEVUZ BAYRAMINI KUTLADI

0

Turancı Dernekler Birliği’nin düzenlediği etkinlikte katılımcılara Türk Töresi, Kadim Gelenekler ve Türklük Bilincinin geçmişten günümüze örnekleriyle anlatıldı.

Genel Başkan Vekili Halil Çelik’in öncülüğünde gerçekleştirilen etkinlikte; Manavgat Teşkilat Başkanı Ayyüce Boztepe, Alanya Teşkilat Başkanı Turan Yılmaz ve Antalya Teşkilat Başkanı Harun Tunç’un katkılarıyla bir organizasyon ortaya konuldu. Yörük Türkmen Vakfı Başkanı Mustafa Çolak’ın da destek verdiği program, Türk kültürünün köklü mirasını yaşatma noktasında önemli bir buluşma oldu.

Etkinlikte Nevruz’un sadece bir bayram değil, aynı zamanda dirilişin, yeniden doğuşun ve birlik ruhunun sembolü olduğu vurgulandı. “Nevruz” kelimesinin Farsça kökenli olduğu ve “yeni gün” anlamına geldiği hatırlatılırken, bu özel günün Türk kültüründe asırlardır yaşatılan bir gelenek olduğuna dikkat çekildi.

Turancı Dernekler Birliği yönetimi ve üyeleri, bu tür etkinliklerle Türk kültürünü yaşatmaya ve gelecek nesillere aktarmaya devam edeceklerini belirterek, birlik ve beraberlik vurgusunu yineledi.

MANAVGAT’TA DOLMUŞLARA YAPILAN ZAMMA DEVA PARTİSİ’NDEN TEPKİ

0
DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat
DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat

DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat Şehiriçi Dolmuş Ücretlerine Yapılan Zam İçin: “Sizde Hiç Mi Vicdan Yok?” Dedi

DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat

DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat Manavgat Şehiriçi dolmuşlarına yapılan %20’lik zammı eleştirerek “Siz de hiç mi vicdan yok?”

DEVA Partisi Manavgat İlçe Başkanı Dilaver Akpolat gerçekleştirdiği açıklamada Manavgat’ta toplu taşımaya yapılan zam kararının önünü açan ve kararıa rıza gösteren CHP, AK Parti ve MHP Antalya Büyükşehir Belediye Meclis üyelerini eleştirerek “Son günlerde bilindiği üzere toplu taşıma araçlarına ve şehiriçi dolmuşlarına yapılan zamanın kabul edilebilir tarafı olmadığı çok açık. Halk iliklerine kadar açlığı ve yokluğu yaşarken, bu yapılan zamları kesinlikle kabul etmiyoruz. Vatandaş zamdan bıktı. Bu devlet bu hükümet %20 zam verdi diye mi siz Antalya Büyükşehir Belediyesi, AKP ve CHP ve MHP ortak kararla %20 zam yaptınız?” dedi.

Açıklamasına “Ulaşım temel haktır. Yapılan zam vatandaşın temel hakkını elinden almaktadır” diyerek devam eden Dilaver Akpolat “Sizde hiç vicdan yok mu?” dedi.

“Halk illa bu meydanlara mı çıkması lazım? Zam vatandaşın artık canına tak etmiş bir durumdadır. Kesinlikle bu zamların geri alınması lazım. Bu vatandaş evet sabreder ama unutmayınız ki sabrın da sonuna gelmiştir. Bütçesi de sonuna gelmiştir. Vatandaş artık illallah etmiştir. Bu yapılan zamlarla beraber AK Parti’nin sosyal devlet politikası, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı politikası iflas etmiştir” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

MANAVGAT EŞRAFINDAN LEVENT ATEŞ’E SON VEDA

0

Manavgat eşraflarından merhum Şadi Ateş oğlu Levent Ateş (1966) hakkın rahmetine kavuştu.

Uzun bir süredir kalp rahatsızlığıyla mücadele eden ve geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşama veda eden Levent Ateş’in genç yaşında vefatı ailesi ve sevenlerini yasa boğdu.

Levent Ateş’in naaşı ikametinde alınan helalliğin ardından Eski Hisar Mezarlığı’na getirildi. Burada kılınan cenaze namazının ardından gözyaşları arasında toprağa verildi.

Manavgat Gerçek Gazetesi ve Gezgin Adam Dergisi TV olarak merhuma Allah’tan rahmet, kederli aileye sabr-ı cemil niyaz ederiz.

ANTALYA’DA SİLAHLI SUÇ ÖRGÜTÜNE OPERASYON YAPILDI

0

Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma” suçunu işleyen şahıs ve organizasyonlara yönelik yapılan çalışmalarını sürdürüyor. 

Y.A’nın Antalya Kepez’de plakasız motosiklet kullanan ve yüzleri kar maskeli 2 kişi tarafından uzun süre aracının takip edildiğini, motosikletli kişilerin aracına pompalı av tüfeği ile 2 el ateş ederek kaçtıklarını, olay sonrası yabancı GSM numarasından aranarak bir suç örgütü adına silahlı saldırının gerçekleştirildiğini, bunun bir uyarı niteliğinde olduğunu ve tehditle kendisinden 60 milyon TL talep edildiğini ifade ederek şikayetçi oldu.

Şüphelilerin tespiti ve yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalarda, şahısların silahlı suç örgütü üyesi oldukları tespit edildi.

Olayla ilgili KGYS ve güvenlik kamera görüntülerinin incelemesi ve yapılan saha çalışmaları neticesi, silahlı saldırı eyleminde motosiklet ve silah ayarlayarak olay öncesi keşif yaptıkları tespit edilen 6 kişi yakalandı.

Adli makamlara sevk edilen şahıslardan 3 şahıs hakkında Adli Kontrol Kararı Uygulanmış, 3 kişi tutuklandı.

TERMESOS’UN ÇIĞLIĞI: “YAŞAMI SERMAYENİN İNSAFINA TERK ETMEYECEĞİZ”

0

İklim Adaleti Forumu Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişikliklere karşı Termessos Milli Parkı’nın girişinde bir araya gelerek ses yükseltti.

İklim Adaleti Forumu tarafından gerçekleştirilen açıklamada, “Bu yasa planlı bir kalkınma modeli sunmamaktadır. Aksine, kontrolsüz ve geri dönüşü olmayan bir tahribatın yolunu açmaktadır. Bu yaklaşım sonucunda; ormanlar parçalanacak, su havzaları zayıflayacak, ekosistemler çökecek ve afet riski artacaktır. Bu yasa, riski azaltmamakta aksine doğanın tam kalbine taşımaktadır” denildi.

Sorulması gerekenin, “Bu alanlar gerçekten korunacak mı, yoksa sadece ‘korunan alan’ adı altında kiralık mülklere mi dönüştürülecek” sorusu olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu yasa ile birlikte cevap netleşmiştir: Korunan alanlar korunmayacaktır” ifadelerine yer verildi.

Yıkım politikalarının sadece torba kanunlarla değil, bir gecede alınan idari kararlarla da sunulduğuna vurgu yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Çok yakın zamanda, tek bir Cumhurbaşkanı kararı ile yüz binlerce metrekarelik ormanlık alanın bir çırpıda orman sınırı dışına çıkarılmasını unutmadık, kabullenmedik. Bu karar kapsamında en büyük kayıp Antalya’da yaşanmış; 6 ayrı bölgede yaklaşık 290 hektara yakın (yaklaşık 400 futbol sahası büyüklüğünde) orman alanı orman vasfı dışına itilmiştir. Doğa bir yatırım alanı değildir! Ormanlar, su havzaları ve yaban hayatı satılacak, kiralanacak ya da işletilecek varlıklar değildir! Bu düzenlemeler ve kararlar yalnızca ekosisteme değil, toplumun ortak geleceğine ve yaşam alanlarımıza yönelmiş bir tasfiye hareketidir. İklim Adaleti Forumu olarak çok iyi biliyoruz ki; doğayı sermayeye tahsis eden bu politikalara karşı en büyük gücümüz yan yana durabilme irademizdir.”

Meselenin teknik bir itirazın ötesinde topyekûn bir yaşamı savunma mücadelesi olduğu belirtilen açıklamada, “Bu yüzden; suyuna, ormanına, havasına sahip çıkan yöre halkıyla, meslek odalarıyla, ekoloji örgütleriyle ve tüm yurttaşlarla omuz omuza yürüyeceğimiz o büyük dayanışma zeminini örmeyi en temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bizi bekleyen bu ekolojik yıkımı ancak bir arada durarak, müştereklerimize sahip çıkarak ve omuz omuza mücadeleyi büyüterek durdurabiliriz” denildi.

Açıklama, şu sözlerle son buldu: “Bugün buradan; kentine, ormanına ve müştereklerine sahip çıkan herkesi bu haklı ve meşru direnişin, bu ortak mücadele zemininin bir parçası olmaya çağırıyoruz. Yaşamı ve geleceğimizi sermayenin insafına ve rant politikalarına teslim etmeyeceğiz! Müştereklerimizi hayatın her alanında, hep birlikte savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

MANAVGAT BELEDİYESİNDEN ÇIKARILAN İŞÇİLER: “BİRDE BİZDEN DİNLEYİN”

0

Manavgat Belediyesi’nde işçi çıkarma kriziyle başlayan süreç, anlaşılan o ki; gündemdeki yerini uzun bir süre koruyacağa benziyor. Belediyenin işten çıkardığı ve işten çıkarılma tedirginliğinde olan bir gurup işçi, Türkiye İşçi Partisi Manavgat İlçe Başkanlığı aracılığıyla kamuoyuna duyurmak üzere ‘ Birde Bizden Dinleyin’ başlıklı dertlerini anlatan bir yazı kaleme aldı.

Yazıda emek vurgusunu ön plana çıkaran işçiler, belediye ve sendika yönetimi ile CHP İlçe Başkanlığına eleştiri getirirken; “Oysa gerçek şu: Bir toplumun en büyük gücü, emeğe verdiği değerdir. Eğer bu değer kaybolursa geriye yalnızca rakamların soğuk dili kalır. Ve o dil, çoğu zaman insanların hayatını anlatmaya yetmez ifadelerini kullanmaları dikkat çekti.

İşte o yazı:

“Fedakârlık faturası masayı temizleyenlere kesiliyor”

Türkiye’de yıllardır aynı sahne tekrar ediyor: yönetim hata yapıyor, hesap tutmuyor, bütçe bozuluyor ve sonunda birileri mikrofonun başına geçip şu cümleyi kuruyor: “Fedakârlık yapmamız gerekiyor.” İlginçtir, bu fedakârlık çağrıları genellikle aynı adrese gidiyor. Masanın başında oturanlara değil, o masayı her gün temizleyenlere.

Manavgat’ta son aylarda yaşananlar da bu eski hikâyenin yeni bir perdesi gibi duruyor. Görünüşte bir mali kriz, arka planda ise bir yönetim ve temsil krizi var. Üstelik bu kriz yalnızca belediye yönetimini değil, sendikayı ve siyasi örgütleri de içine alacak kadar büyümüş durumda. İşin acı tarafı ise, bu tartışmanın ortasında kalanların yine en alttaki emekçiler olması.

“Toplu İş Sözleşmesi Yok Sayıldı”

Ocak ayında belediye yönetiminin yaptığı açıklamalarla başlayan süreç, kısa sürede bir ekonomik tartışmadan çok daha fazlasına dönüştü. Manavgat Belediyesi Başkanvekili Mehmet Çiçek, belediyenin mali durumunun kötü olduğunu söyleyerek toplu iş sözleşmesinde yer alan zam oranını uygulamak istemediklerini açıkladı. Oysa söz konusu zam, keyfi bir talep değil, zaten imzalanmış ve yürürlüğe girmiş bir toplu sözleşmenin maddesiydi. Enflasyon artı iki puan olarak belirlenen artış, işçilerin müzakere ederek kazandığı bir haktı.

“Ya hakkından Vazgeçersin Ya İşini Kaybedersin”

Normal bir hukuk düzeninde bu noktada tartışma bitmiş sayılır. Çünkü imzalanmış bir sözleşmenin uygulanıp uygulanmayacağı değil, nasıl uygulanacağı konuşulur. Ama Türkiye’de bazen işler bu kadar basit ilerlemiyor. Belediye yönetimi “zam yaparsak işçi çıkarmak zorunda kalırız” diyerek meseleyi farklı bir noktaya taşıdı. Bu söylem kamuoyunda sık duyulan bir tür ikilem yaratma yöntemi: ya hakkından vazgeçersin ya işini kaybedersin.

“Sorun Başka Bir Boyuta Evrildi”

İşçi açısından bakıldığında bu aslında gerçek bir tercih değildir. Çünkü geçim derdi yaşayan bir emekçinin önüne konulan seçenek, çoğu zaman bir seçim değil bir baskı mekanizmasıdır. Manavgat’ta yaşanan süreçte de benzer bir tablo ortaya çıktı. Zamdan vazgeçilmesi için işçilerden feragatname istenmeye başlandı. İlk başta gönüllülük temelinde yürütüldüğü söylenen bu süreç, kısa sürede başka bir boyuta evrildi.

“İşçiler İmza Vermeye Zorlandı”

Yerel siyasi aktörlerin devreye girmesiyle birlikte işçilerin üzerinde ciddi bir baskı oluştuğu iddiaları ortaya çıktı. CHP ilçe örgütü yöneticilerinin ve bazı meclis üyelerinin sürece dâhil olduğu, işçilerin imza vermesi için yoğun bir baskı kurulduğu yönünde anlatımlar Manavgat kamuoyunda sıkça dile getirildi. İddialara göre mesai saatleri bittikten sonra bile Melas A.Ş. binası açık tutuldu, işçiler gece saatlerine kadar imza vermeye çağrıldı ve hatta bazı çalışanların evlerinden araçlarla getirildiği konuşuldu.

Eğer bu anlatımların bir kısmı bile doğruysa ortada yalnızca bir ekonomik kriz değil, ciddi bir etik sorun da vardır. Çünkü emekçinin hakkından vazgeçmesi için oluşturulan baskı ortamı, demokratik bir çalışma düzeniyle bağdaşmaz. Daha da ilginç olanı ise, bu baskı sürecinin sonunda yaklaşık bin yüz civarında feragatname toplandığının söylenmesidir. Yani belediye yönetimi, sözleşmeyle kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak için doğrudan işçilerin rızasını üretmeye çalıştı.

“Belediye Doyurucu Bir Açıklama Yapmıyor”

Fakat burada daha büyük bir soru ortaya çıkıyor. Eğer gerçekten bir mali kriz varsa, bunun sorumluluğu kimde? Belediye yönetimi yıllardır yapılan hataların faturasını neden en alttaki çalışanlara kesmek istiyor? Bu soruların cevabı bugüne kadar kamuoyuna net bir şekilde açıklanmış değil.

Belediye yönetimi sık sık Sayıştay raporlarını gerekçe gösteriyor. Raporda personel sayısının yüksek olduğuna dair eleştiriler olduğu ifade ediliyor. Ancak Sayıştay raporları doğrudan “şu kadar işçi çıkarılmalıdır” şeklinde emir vermez. Bu raporlar genellikle bütçe disiplini ve personel planlaması konusunda uyarı niteliğindedir. Dolayısıyla bir raporu zorunlu gerekçesi gibi sunmak, en azından tartışmalı bir yaklaşımdır.

“CHP Genel Merkezi Devreye Girdi”

Krizin büyümesiyle birlikte konu yalnızca Manavgat sınırları içinde kalmadı ve Ankara’ya taşındı. CHP Genel Merkezi devreye girdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuyla ilgilendiği, genel başkan yardımcısı Ulaş Karasu’nun süreci takip etmek üzere görevlendirildiği ifade edildi. Bu noktada sendika ile belediye arasında yeni bir müzakere süreci başladı.

“İkramiye Alacakları On Yedi Ay Ertelendi”

Sendika cephesinde ise Remzi Çalışkan ile belediyelerin işveren sendikası temsilcileri arasında görüşmeler yapıldı. Sonunda taraflar bir formül üzerinde uzlaştı: işçiler aylık aldıkları dört yevmiye ikramiyeden vazgeçmeyecek, ancak bu ödeme on yedi ay ertelenecekti. Başka bir ifadeyle işçiler haklarından tamamen vazgeçmeyecek, fakat paralarını gelecekte alacaktı. Bu anlaşma ek protokolle imza altına alındı. İşçilere verilen söz ise oldukça netti: bu fedakârlığın karşılığında işten çıkarma olmayacaktı.

Tam bu noktada insan ister istemez durup düşünmek zorunda kalıyor. Çünkü bu anlaşma aslında işçilerin belediyeye verdiği bir krediye benziyor. Aylık yaklaşık on bin liraya yaklaşan ikramiye ödemesi ertelenerek belediyenin nakit akışı rahatlatılmış oldu. Üstelik bu erteleme kısa bir süre için değil, tam on yedi ay için yapıldı. Yani belediye ciddi bir finansal rahatlama elde etti.

“Anlaşma Olmasına Rağmen İşten Çıkarılmalar Başladı”

Ancak hikâyenin en tartışmalı kısmı tam da burada başlıyor. Çünkü anlaşmanın üzerinden çok geçmeden bazı işçilerin işten çıkarıldığı haberleri gelmeye başladı. Performans yetersizliği gerekçesiyle iş akitleri feshedilen çalışanlar olduğu ifade edildi. İşten çıkarılanların sayısı ilk etapta yirmi civarında görünse de mesele sayının kendisinden daha büyük bir anlam taşıyor.

Çünkü anlaşmanın temelinde bir söz vardı. O söz de “işçi çıkarılmayacak” ifadesiydi.

Bu durumda doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor: Eğer işçi çıkarılmayacaksa neden çıkarıldı? Eğer çıkarılacaksa işçiler neden fedakârlık yaptı?

“Emekçinin En Büyük Sermayesi Güvendir”

İşçiler açısından bakıldığında bu durum ciddi bir güven krizi yaratıyor. Çünkü emekçinin en büyük sermayesi güvendir. Çalıştığı kurumun verdiği sözlere inanmak ister. Eğer verilen sözler kısa süre içinde bozuluyorsa, bu yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıkar ve siyasi bir soruna dönüşür.

“Sendikanın Üstlendiği Rol Tartışmaya Açıktır”

Burada sendikanın rolü de tartışmaya açıktır. Sendika, işçilerin haklarını korumak için vardır. Ancak bu süreçte sendikanın ne kadar güçlü bir direnç gösterdiği, işçilerin çıkarlarını ne kadar savunabildiği Manavgat’ta ciddi şekilde sorgulanıyor. Bazı işçiler sendikanın yeterince sert bir tutum almadığını düşünüyor. Bazıları ise sendikanın siyasi baskı altında kaldığını iddia ediyor.

Gerçek ne olursa olsun, sendikanın işçiler nezdinde oluşan bu güven sorununu ciddiye alması gerekir. Çünkü sendikal hareketin en büyük gücü, üyelerinin ona duyduğu inançtır. Eğer o inanç zedelenirse, sendikanın varlık nedeni de tartışmaya açılır.

“CHP’nin Tutumu İdeolojik Bir Tartışma Yaratır”

Benzer bir eleştiri siyasi örgütler için de geçerlidir. CHP ilçe örgütünün bu süreçte işçiler üzerinde baskı kurduğu yönündeki iddialar, partinin emek politikalarıyla ciddi bir çelişki oluşturuyor. Türkiye’de uzun yıllardır emekten yana olduğunu söyleyen bir siyasi hareketin, işçileri haklarından vazgeçmeye zorladığı görüntüsü ortaya çıkarsa bu yalnızca yerel bir sorun olmaz, aynı zamanda ideolojik bir tartışma yaratır.

Siyaset yalnızca seçim kazanma meselesi değildir. Aynı zamanda ilke meselesidir. Eğer bir parti emekten yana olduğunu söylüyorsa, bunu yalnızca kürsülerde değil kriz anlarında da göstermelidir.

Manavgat’ta yaşanan olaylar bu açıdan önemli bir sınav niteliği taşıyor. Çünkü burada mesele yalnızca bir belediyenin bütçesi değil, aynı zamanda siyasi tutarlılıktır.

“Kamu Yönetimi Sorumluluk Gerektirir”

Sonuçta ortada oldukça basit bir gerçek var. Yıllar boyunca yapılan yanlış yönetimlerin bedeli bugün işçilere ödetilmeye çalışılıyor. Belediyenin mali sorunları varsa bunun çözümü en zayıf halkayı hedef almak olmamalı. Kamu yönetimi sorumluluk gerektirir. Planlama gerektirir. Şeffaflık gerektirir.

Bir belediye gerçekten ekonomik kriz yaşıyorsa bunu açıkça anlatmalı, rakamları ortaya koymalı ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan adil bir çözüm üretmelidir. Sadece en alt kademedeki çalışanlardan fedakârlık istemek, adil bir çözüm değildir.

“Yönetimler Değişir Hikâye Aynı Kalır”

Bugün Manavgat’ta yaşananlar belki yarın başka bir şehirde yaşanacak. Türkiye’de belediyeler değişir, siyasi aktörler değişir ama bu hikâye nedense hep aynı kalır. En alttaki emekçiler fedakârlık yapar, en üsttekiler ise bunun adını zorunluluk koyar.

Oysa gerçek şu: Bir toplumun en büyük gücü, emeğe verdiği değerdir. Eğer bu değer kaybolursa geriye yalnızca rakamların soğuk dili kalır. Ve o dil, çoğu zaman insanların hayatını anlatmaya yetmez.

JASAT DENETİMLERİNDE ÇOK SAYIDA ŞÜPHELİ YAKALANDI

0

JASAT Ekipleri Çalışmalarını Aralıksız Sürdürüyor

Antalya İl Jandarma Komutanlığınca, merkez ve ilçelerde 09-16 Mart 2026 tarihleri arasında suçların azaltılması, önlenmesi ve suçluların yakalanması maksadıyla yürütülen çalışmalar neticesinde; Jandarma Dedektifleri (JASAT) çok sayıda şüpheli yakalandı.

367 Şüphelinin Adli Makamlara Teslim Edildiği denetimlerde

10 yıl ve üzeri hapis cezası bulunan 6 şüpheli, 5-10 yıl arası hapis cezası bulunan 47 şüpheli,

0-5 yıl arası hapis cezası bulunan 66 şüpheli, başta olmak üzere çeşitli suçlardan aranan toplam 367 şüpheli şahıs yakalanarak adli makamlara teslim edildi.

 

ANTALYA BAROSU: “KAZA DEĞİL İHMAL”

0

Antalya Barosu Hamile bir anne ve 5 çocuğun yangında vefatıyla ilgili sert bir açıklama yayımlayarak yaşananların kaza değil ihmal olduğunu ileri sürdü.

Antalya’nın Kepez ilçesinde seralarda çalışan Suriyeli bir ailenin neredeyse yok olmasına neden olan yangınla ilgili açıklama yapan Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu ile Çocuk Hakları Merkezi yaşananların sistematik ihmal ve yapısal sorunların sonucu olduğu vurgulandı.

Baro açıklamasında, yangında 27 yaşındaki ve 7 aylık hamile anne Leyle Elali ile 4 ila 9 yaş arasındaki 5 çocuğun hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Baba Sevah Ahmed’in ise ağır yaralı olarak yoğun bakımda tedavi gördüğü belirtildi.

Bu trajedinin, tarım işçilerinin sağlıksız ve güvencesiz yaşam koşullarına mahkûm edilmesinin ağır bir sonucu olduğu ifade edildi. Açıklamada, elektrik altyapısı yetersiz, yangın güvenliği bulunmayan ve patlama riski taşıyan konteynerlerin bu tür felaketleri kaçınılmaz hale getirdiği kaydedildi.

Bölgedeki muhtarların daha önce defalarca itfaiye istasyonu kurulması talebinde bulunduğu ancak bu taleplerin karşılıksız kaldığına dikkat çekilen açıklamada, yangına müdahalede yaşanan gecikmenin can kaybını artırdığı ifade edildi.

Ayrıca 2025 yılında İzmir’in Selçuk ilçesinde benzer bir olayda 5 çocuğun hayatını kaybettiği hatırlatılarak, bu tür faciaların münferit olmadığı, aksine yoksulluk ve güvencesizlikten kaynaklanan yapısal bir sorunun parçası olduğu belirtildi.

Baro, yaşananların “önlenebilir ölümler” olduğunun altını çizerek, sadece doğrudan sorumluların değil; barınma koşullarını denetlemeyen ve güvenli yaşam alanları sağlamayan tüm kamu görevlilerinin de kapsamlı bir şekilde soruşturulması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada ayrıca, mevsimlik tarım işçilerinin kaldığı alanların acilen yangın ve genel güvenlik açısından denetlenmesi, insan onuruna uygun yaşam koşullarının sağlanması gerektiği ifade edildi.

Kadınların ve çocukların yaşam hakkının korunması için sosyal politikaların güçlendirilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, güvenli barınma standartlarının yasal güvence altına alınması çağrısı yapıldı.

Baro, yaşam hakkını korumanın sosyal devletin temel görevi olduğunu vurgulayarak, insan onuruna aykırı yaşam koşullarına göz yumulmasının yeni facialara davetiye çıkaracağını ifade etti.

Antalya Barosu, yaşanan facianın hukuki sürecini yakından takip edeceklerini belirterek, sorumluların en ağır şekilde hesap vermesi için mücadele edeceklerini kamuoyuna duyurdu.

Açıklamada son olarak, benzer hak ihlallerinin önlenmesi için sürecin kararlılıkla izleneceği vurgulandı.