Ekonomik nedenlerden dolayı oyları erimeye başlayan AK Parti, bazı CHP’li Belediye Başkanlarının iddialar kapsamındaki marifetlerinden dolayı önünü yeniden açmaya başladığı gözüküyor. CHP’li belediyelerde gerçekleştiği iddia edilen yolsuzlukları, adam kayırmaları ve özel hayata ait skandalları milletin gözünün içine sokan AK Parti, CHP’yi gözden düşürmeye çalışıyor. Özellikle AK Parti’nin bu süreçte CHP’li bazı belediye başkanlarını da transfer ederek partizanca bir tutum sergilemediğini anlatmaya çalışması “Türkiye partisi demek AK Parti demektir” mesajını yerleştirmesi anlamına geliyor. Ara ara İzmir ya da Antalya gibi belediyelerdeki toplanmayan çöp ve tamiri yapılamayan yolların görüntüleri de takviye olarak kullanılınca CHP bir çıkmazın içine sürüklendi. Kendi içindeki kopuşlar, ayrışmalar ve genel başkanlık yarışı CHP’yi hem yerel de hem de genel siyasette ortak sorunların çözümü için konuşmaktan alıkoyması CHP’yi dışarıdan bakıldığında iktidar için planı ve programı olmayan bir parti hüviyetine büründürüyor. İşte tam da bu noktada CHP’nin kentli esnafla, emekçi kitlelerle olan bağı azalıyor.
CHP kendi içine o kadar çok odaklandı ki Doğu Türkistan, Filistin, İran-İsrail-ABD üçlüsü arasındaki fırtınaya daha da önemlisi Rus-Ukrayna Savaşındaki olası sonuçlar hakkında hiçbir açıklama yapamıyor. Entelektüel birikimi olan bir partinin uluslararası gelişmelerle ilgili hiçbir politik söylem geliştirememesi ise onu çoğu parti gibi sıradanlaşma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
Baklava kutusu, toprak altına saklanan altın görüntüleri, otel odalarındaki havlulu videolar, mutlak butlan kararının çıkmasıyla CHP’lilerin birbirleri hakkında sarfettikleri yakışıksız söylemler derken AK Parti kendisini, kendisinden kopmaya kararlı seçmene sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeyi önemli oranda başardı. Anlayacağınız AK Parti yeniden o klasik ahlakçılığına geri dönüyor ve Ali Çetin, Menderes Türel gibi yerel siyasetçiler üzerinden Antalya’da CHP’ye ahlak dersi vermeye çalışıyor.
Bu tabloya CHP’yi müdafaa edemeyen il ve ilçe başkanlarının eklenmesi, parti içerisindeki hizipleşmelerin medyanın huzurunda yaşanması da eklenince AK Parti seçmen karşısında güven tazeliyor. AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin’in de yaptığı gibi CHP’nin ahlaksızlıkla suçlanması, ayıp ve kusurlarının gözler önüne serilmesi Türk Milletine özelde Antalyalıya “CHP’yi gösterip AK Parti’ye razı etmekten” başka bir şey olmadığı açıktır.
Partilerin amacı rakiplerine üstünlük kurup iktidarda kalmak veya iktidara gelmek olsa da AK Parti’nin atladığı temel husus AK Parti’nin sahip olduğu ahlakçılıkla CHP’nin ahlakçılığının benzer olmasıdır. Nitekim şu anda bağımsız olan eski AK Partili Kocaeli Belediyesi örneğinde yaşananları hepimiz biliyoruz. Yani bizlerin hakikatinde, iki parti de aynı değer ve kıymettedir. Farkları ise tonları ve jargonlarıdır. “Yanlışın en tehlikelisi doğruya en yakın olandır” ifadesinde anlatılmaya çalışıldığı gibi her iki partide seçmenin gözünde doğru gibi göründüğü için sorunların çözümünde ikisi de doğru partiler değildir. Düşünseniz ya AK Parti yıllardır ne hayat pahalılığını ortadan kaldırabildi ne de sağlam bir istihdam oluşturabildi. CHP’de pek farklı değil. Onlarda ne Antalya ve Manavgat’ta her yaz döneminde yaşamaktan bıktığımız sivrisinek sorununu ne de şehir içinde köstebek yollarına dönmüş yolları düzeltebildiler.
CHP’li siyasetçilerin skandalları, AK Parti’nin kötü yönetimi aslında milletin gözünde iki partinin de günlerinin sayılı olduğunu ve yakın bir gelecekte milletin vicdanına hapsedileceğini göstermektedir.
Efsanevi anlatılarda geçtiği gibi Danyal Peygamberin son Babil hükümdarı Belşazzar’a (Baltazar) dediği gibi “Kralın Günleri Sayılı ve Babil Düşecek”. Evet bu iki partinin de siyaseten günlerinin sayılı olduğu, birinin iktidardan diğerinin de ana muhalefetten düşeceği açıktır ama ne zaman eriyecekleri belirsizdir. Alemde hiçbir şey nedensiz tezahür etmez. Bu kadar kötülüğe rağmen iki partinin de var olabilmesi şüphesiz ki kader planında başka bir şeye vesile olacaktır. Elbette ki bunun farkındayız. Yoksa bunca başı boşluğa, yanlışa ve kitabi geleneklere aykırı uygulamaların olduğu bir partiler sisteminin ayakta kalması mümkün mü?






