31.3 C
Antalya
Cumartesi, Eylül 12, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz ÇERÇEVE YASA BATILI MI YOK ETTİ YOKSA SİZ Mİ YOK OLDUNUZ?

ÇERÇEVE YASA BATILI MI YOK ETTİ YOKSA SİZ Mİ YOK OLDUNUZ?

0
225

Türklerin İslam dairesine girmesindeki en temel nedenlerden biri; sahip oldukları üretkenlik, sabır, askeri yaşam tarzı ve mücadeleci kimliğin İslam kimliği ile adeta birebir örtüşmesiydi. Özellikle “Mukaddesatçı” çevrelerin sıklıkla andığı “Hak geldi, batıl zail oldu” ayeti aslında her şeyi özetliyordu.

Batıl” yani yanlış ve kötü olan ile “Hak” yani iyi ve doğru olan arasındaki tarihsel çatışmada Müslüman Türkler; batıl olan tüm ideolojileri, yaşam tarzlarını ve ekonomik düzenleri vahyin aydınlattığı akılla, Sünnetullahla ve bunun sonucunda ortaya çıkan teşkilatlanmayla yerle bir etmeye çalıştı.

Tarihin İbret Aynası ve Kalkınma Mücadelesi

Türk Devlet düzenini İslam dairesine sokan Satuk Buğra Han’dan nice hükümdar bize batılla mücadelenin askeri, fenni ve toplumsal kalkınmanın önünü açtığını gösterdi. Hak uğruna yapılan bu mücadele; tekamülü, terakkiyi ve ittihadı sağladı. Batılla olan mücadeleyi sadece askeri ve güvenlik politikalarına hapsetmeyen Mukaddesatçı görüş üretim, refah ve kalkınma dengesini milli ve manevi bir ölçüyle savundu; imkân bulduğu nispette uygulamaya çalıştı. Kıbrıs Barış Harekâtı bunun en somut örneği oldu.

Tarihe mal olan her Türk-İslam devleti zaman zaman yol kazalarına uğrasa da bu yanlışlıklar bile gelecek nesillerin ibret alması için bırakılmış birer mirastı. Örneğin İsa Bolatin ve çetelerini örtülü ya da açık aflarla kontrol altında tutabileceğini sananların başlarına gelenlerinden ders almayanların, bugün “Çerçeve Yasa“ya evet demeleri gibi…

Siyasetin Popülizme Teslimiyeti

Asırlardır devam eden ve kıyamete kadar sürecek olan Hak ile batıl arasındaki mücadelede, Hakkın hâkimiyeti sadece memleketi değil tüm insanlığı kapsayacaktır. Ne var ki inancımızın gereği olan bu ilke hunharca suistimal edilmekte. Hem de “bizimkiler” diye tarif ettiğimiz siyasiler eliyle.

Son dönemde “Çerçeve Yasa” adıyla konuşulan düzenleme; özü itibariyle sadece batılı meşrulaştırma sürecine sokmamış aynı zamanda sureti haktan görünen pek çok siyasetçinin ve partinin hak davadan ne kadar koptuğunu göstermiştir.

Neyin ne olduğunu çok iyi bilen, AK Parti politikalarını eleştiren çevreler AK Parti ile aynı gemiye binmekten çekinmeyerek iktidarın popülizmine teslim oldular. İktidarın hoşuna giden barış, kardeşlik ve toplumsal mutabakat gibi söylemlerini “Hakkı hâkim kılmak için çalışıyoruz” diyerek alkışlayanlar, ideolojik çizgiden saptılar ve adı konulmamış bir gömlek çıkarma ayini gerçekleştirdiler.

Sessizlik ve İlkesizlik Kıskacı

Çerçeve Yasa tartışmaları sırasında halkın ezberini bozacak gerçeklerin ifade edilmesini zaten beklemiyorduk. Ne var ki “Maneviyatçılığı” temsil ettiğini iddia eden camia ve partiler duruşunu korumak adına “PKK batıldır ve batıla üstü kapalı da olsa af getirilemez” denilmeliydi. Ama denilmedi!

Hakkı hâkim kılmak istiyoruz” diyenler; konforlarını, itibarlarını ve olası seçimlerde yeniden vekil olma ihtimallerini kaybetmemek adına Hak ile batılın kardeş ilan edildiği yasa söylemlerine göz yummuştur. Toplumsal vicdana ve tarihin mirasına saplanan bu lehte oylar, doğru gibi sunulan bir yanlışın ocağımıza düşürdüğü yeni bir ateş olarak hafızalarımıza nakşedilmiştir.

Unutmayalım ki batıl durmayacak. Ne kazandığı gece zafer sarhoşu olacak ne de kaybettiği bir sabahta yas tutacak. Batıl elde ettiği her kazanımdan güç alarak yeni adımlar atmaya devam edecek. Şeytanın işbirlikçileri, yeraltındaki ve üstündeki tüm odaklarıyla yeni bir mücadele safhasına geçmek için hazırlıklarını çoktan tamamlamıştır.  Batıl yeni oyununu hazırlarken; haktan kopanlar ise bu gidişata herkesi ikna etme telaşına kapılmış ve kardeşim dediklerini AK Parti gemisine bindirmeye çalışıyor. Ne kadar da Pragmatist, Makyavelist, Oportünist bir alçaklık!

İstişare Ambalajı ve Çelişkiler

İslam toprağı olan Türkiye’de ister Kürt ister Türk fark etmeksizin Müslümanları, sivil veya asker devlet görevlilerini şehit eden tedhişçilerin ceza infazlarının belirli süreler sonra silinmesi kademeli bir af değil de nedir?

Bizlerin karşısına Ali İmran Suresi’nde yer alan “…iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven…” ayetiyle çıkanlara sormak gerekir: bir il başkanı ya da millet vekilliği adayı belirlerken mesaj gönderdik, istişare ettik diyenler son derece tartışmalı bir yasa için neden teşkilatlarına dayanmayı tercih etmedi? Kibir ve enaniyet denizinde yüzenler, istişare mekanizmasını teşkilattan kaçmak için kullananlar dar bir oligarşik  gruba dönüştüğünü acaba ne zaman fark edecek?

Yasayı savunanlar Türk askerinin, polisinin kahpe pusularla şehit edilmesini sanki normalmiş gibi anarken; köyler de şehit edilen, örgüt tarafından kaçırılan ve hangi tedhişçinin öldürdüğü dahi belli olmayan kardeşlerimizin hakkını neden ağızlarına almazlar? Onların yere düşen kanının bedelini kimse ödemeyecek mi? Yapanın yanına yaptığı her zaman ki gibi kar mı kalacak?

Ali İmran Suresi ile itaat bekleyenler, Bakara Suresi 179. ayetindeki “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır…” hükmünü neden unuttular?

AK Parti’nin gemisine binenler, adını ve davasını siyasetlerinden kaldırdıkları o bilge liderin ne söylediğini hatırlıyor mu:

“… Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’de.”

Ve eklemişti: “Her şey AK Parti eliyle olacak.”

Kalın sağlıcakla.