CHP’de yaşanan “mutlak butlan” tartışmaları ve sonrasındaki liderlik mücadelesi; tarafların karşılıklı ithamlarıyla siyasette kurumsal kimliğin ve nezaketin ne denli aşındığını tüm Türkiye’ye bir kez daha gösterdi. Koltuk kavgasında temel değerlerden nasıl uzaklaşıldığını, CHP’ye umut bağlayan sol-devrimci çevreler şaşkınlıkla izlemiş olabilir; fakat bölgeyi bilen gazeteciler olarak ortaya çıkan bu tabloya şanımıza yaraşır şekilde şaşırmadık.
Bu süreçte Antalya İl Binası önünde ve Manavgat İlçe Başkanlığında üst perdeden konuşanların başında Milletvekili Aliye Coşar geliyordu. Kendisini önce ilçe başkanı, sonra vekil yapan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı takındığı sert tavır gözlerden kaçmadı. Görevden alınan İl Başkanı Nail Kamacı’ya destek vermek için Attalos Heykeli önünde oturma eylemi yapan, protesto yürüyüşlerinde en ön safta yer alan Coşar, tabiricaizse parti içi hizipleşmenin dibine vurdu. Tabii bu hararetli hizip günlerinde, kafasını kaldırıp Antalya’yı esir alan kara sinekleri ya da çarşı pazarın düzensizliğini görecek vakti oldu mu, orası meçhul.
Anayasa’nın 80. Maddesi, “TBMM üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler” der. Ancak Sayın Aliye Coşar, mutlak butlan sürecinde safını belli etme yarışına öyle bir daldı ki, bırakın bütün milleti, yıllarca ekmeğini yediği Antalya’yı bile temsil etmeyi unuttu.
21 Mayıs’ta alınan yargı kararı sonrası kendisini parti içi delege savaşlarına teslim eden Sayın Vekil, “hemşerim, yoldaşım” dediği Manavgat ahalisinin hiçbir hayati sorununa eğilmedi. Zaten kendisini yerel medya ile buluşurken, halkın dertlerini dinlerken gören de yok.
Manavgat’tan kaçan yatırımcıların nasıl geri döndürüleceğinden tutun da turizm sektörünün yaşadığı derin bunalıma; bizleri canından bezdiren sivrisinek sorunundan, elektrik faturalarıyla yarışan astronomik su faturalarına kadar tek bir çözüm önerisiyle karşımıza çıkmadı. İlçe başkanlığı döneminde olduğu gibi, vekillik koltuğunda da Manavgat halkının yanında durmadı. Omurgalı ve istikrarlı siyasetçi bulmakta zorlandığımız şu yıllarda, Coşar’ın halktan uzak kalma konusundaki bu “istikrarlı” duruşu göz yaşartıyor! Zaten modern halkçılığın gereği de bu değil mi? AK Parti’den gelen zamları, hukuksuzlukları en gür sesinle eleştir; ama kendi partine mensup yerel yönetimlerin beceriksizliklerine, haksız zamlarına gözünü kapat, kulağını tıka… İşte Manavgat tipi CHP halkçılığı ve devrimciliği tam olarak budur!
TBMM kürsüsündeki heyecanını hala yenemediği için konuşma değil, adeta “okuma” hataları yapan Hukukçu Vekilimiz Aliye Coşar, geçtiğimiz günlerde Serik’in bazı mahallelerindeki mülkiyet sorununa dair bir konuşma yaptı. Doğrusu bu hamlesi bende büyük şaşkınlık yarattı.
Çünkü bahsettiği mesele; II. Mahmut’tan bugüne Osmanlı sultanlarının, Atatürk’ün, İnönü’nün ve dahi Cumhuriyet hükümetlerinin dirlik sisteminin tasfiyesinden bu yana çözmeye çalıştığı devasa bir tarihi düğümdü. Geçmişte Ermeni isyanlarına, tehcir süreçlerine kadar uzanan bu köklü mülkiyet probleminin özünü ıskalayan Sayın Vekil, 1970’lerin demode, popülist ve avami cümleleriyle meclis kürsüsünden güya çözüm reçetesi sundu.
Tarihsel kökeni olan bu mülkiyet sorunları, maalesef Atatürk sonrası dönemde Aliye Coşar gibi samimiyetsiz aktörlerin elinde birer siyasi oyuncağa döndü. Peki, bu süreçte sağcılar farklı mıydı? Elbette hayır. Onlar da ağalardan ve sermayeden yana saf tutarak burjuva refleksleriyle sorunu daha da kördüğüm haline getirdiler. Anlayacağınız Sayın Coşar, Serik’teki mesele üzerinden boyunu da partisinin kapasitesini de aşan devasa bir tarihsel problemi, sığ bir popülizmle geçiştirmeye kalktı.
Sayın Aliye Coşar, madem halkçı bir vekil olarak halkın çocuklarının refaha kavuşmasını istiyor; o halde buyursun, önce yönetiminde yoldaşlarının oturduğu Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kapısını çalsın. Su faturalarının halkı ezmesini engellesin. Halk sağlığını tehdit eden sivrisinek sorununu çözmekten aciz Büyükşehir’in koordinasyon eksikliğini gitsin TBMM’de sorgulasın. Sadece AK Partililerin değil; adı usulsüzlük iddialarına karışan yerel belediyelerdeki “devrimci” ve “halkçı” siyasilerin icraatlarından da bahsetsin.
Bizler bu kentin evlatları olarak, Aliye Coşar’dan mutlak butlan kararı sürecinde sergilediği o tutkulu, o ateşli hak arama mücadelesini, bizim haklarımızı savunurken de görmek istiyoruz. Antalya sokaklarında oturma eylemi yapmasını değil; kentin, turizmcinin, esnafın ve vatandaşın gerçekçi sorunlarına gerçekçi çözümler üretmesini bekliyoruz.
Ne diyelim… Adını bu satırlara taşımayı zül saydığım Antalya vekillerinden biri mecliste modifiyecilerin hakkını ararken, diğeri kalkıp millete ait mülklerin “mümkünse bedelsiz” dağıtılmasını istiyor.
Siyasetimizin ve memleketimizin geldiği bu noktada, “Allah akıl fikir versin” demekten başka bir çare kalmıyor.






