VİCDANIN SINAVI KÜRESEL DÜZEN VE MÜSLÜMANLARIN SINAVI

0
133

AGD Manavgat Temsilciliği Bugün Yayınladığı Bir Açıklamayla Küresel Düzen Karşısındaki Sessizliği Eleştirdi

 

AGD Manavgat Temsilciliğinin feryadını haykıran metin şu şekildedir:

“Bugün Filistin başta olmak üzere İslam coğrafyasında yaşanan savaşlar, katliamlar ve büyük acılar da insanın zihninde benzer bir düşünceyi uyandırıyor. Küresel düzenin belirleyici aktörleri sanki ortak bir noktada buluşmuş gibi. Ortaya çıkan tablo, İslam’ı ve Müslüman toplumları hedef alan sistematik bir baskı ve kuşatma algısını güçlendiriyor.

Bu yüzden pek çok kişi yaşananları tek merkezden beslenen bir anlayışın ürünü olarak yorumluyor ve aynı cephede birleşmiş bir karşıtlık duygusuna kapılıyor. Küresel sistem ve aktörlerin üzerinde birleştikleri tek bir hedef, dünya üzerinden İslam’ı silmek, bir yolunu bulup bütün Müslümanları katletmek. Evet, yine küfür tek millet. Dün Afganistan, Irak, Suriye, bugün ise Filistin ve İran. Yarın ise bu zulme karşı sessiz kalan, kulaklarını tıkayan, kınamaktan öteye geçemeyen diğer coğrafyalar…

İslam coğrafyasında insanlığın vicdanını sarsacak ölçüde bir trajedi yaşanırken, kendilerini dünyanın yöneticileri olarak gören büyük devletler çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Tüm dünyanın gözü önünde ağır insan hakları ihlalleri gerçekleşirken, insanlar şiddete uğrayarak evlerinden ve yurtlarından edinirken, insanlık dışı eylemler ile hayatlarını kaybederken, uluslararası kurumların etkisizliği ise acıyı daha da derinleştiriyor. Yıllardır duyduğumuz insan hakları söylemleri, savaş karşıtı çağrılar ve adalet vurguları ne yazık ki sahadaki gerçekliği değiştirmekte yetersiz kalıyor.

Küresel güç mücadeleleri, ideolojik hesaplaşmalar ve ekonomik çıkar çatışmaları arasında en büyük bedeli siviller ödüyor. Öte yandan İslam dünyasındaki siyasi parçalanmışlık, ortak bir irade ve güçlü bir dayanışma zemini oluşturulamaması da yaşanan tabloyu ağırlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Kısa vadeli çıkarlar uğruna uzun vadeli tehditlerin göz ardı edilmesi, ortak bir ses ve güçlü uluslararası temsil mekanizmalarının kurulamaması Müslüman toplumların elini zayıflatıyor.

Oysa daha bir asır önce büyük kırılmalar yaşayan bir coğrafya birlik ve dirayet gösterebilseydi bugün çok farklı bir konumda olabilirdi. Kendi medya gücünü, kendi hukuk ve diplomasi kanallarını, kendi dayanışma ağlarını oluşturamamak, düşünülen yerden hızla kalkmak yerine uzun bir süre yerde kalmak bu zorlukları daha da büyüttü. Bugün yapılması gereken bilinçli, ilkeli ve sorumluluk sahibi bireyler olarak adalet talebini yükseltmek, mazlumun yanında durmak ve haksızlık karşısında susmamaktır. Başkalarının yazdığı senaryolarda edilgen roller üstlenmek yerine kendi değerleri doğrultusunda aktif bir duruş sergilemek gerekir. Eleştirilerden çekinmeden, adalet ve hakkaniyet çizgisinden ayrılmadan, insani, hukuki ve vicdani zeminde mücadele etmek önemlidir. Bu bakış açısı bizler hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın kurulması yolunda en büyük yardımcımız olacaktır. Bizim temennimiz zulmün son bulduğu, adaletin hakim olduğu bir dünyanın inşa edilmesidir.  Bunun tesisinin en büyük tezahürü de hiç şüphesiz İslam ümmeti ve tüm mazlumların Siyonist ve emperyalist zulüm düzeninin karşısında tek vücut olmasından geçmektedir. Unutulmamalıdır ki eğer bir haksızlık karşısında hiçbir rahatsızlık duymuyorsak, bununla ilgili dertlenmiyorsak ve bir şeyler yapamıyorsak işte asıl sorun tam da oradadır. Unutma! Dertsizseniz Dert SİZsiniz.”