CHP ile ilgili olumsuzluklarda mikrofonu eline alan AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, Antalya Milletvekili Mustafa Köse hatta AK Parti Konyaaltı İlçe Başkanı Antalya’dan peş peşe gelen art niyetli laiklikle ilgili açıklamalar karşısında üç gündür sessiz.
Yağmur, sel, yoldaki çukur, baklava kutusu deyince kartal gözleri CHP’ye çevrilen Ali Çetin ve Mustafa Köse, Ramazan ayında Milli Eğitim Bakanına ve MEB’in kurumsal kimliğine, Müslüman Türk Milleti’nin manevi değerlerine savaş açan güruha karşı tek kelime etmiyor.
Emek ve Demokrasi Güçleri adına Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk’ün bir yandan basın açıklaması adıyla yağdırdığı hakaretler, diğer yandan VELİ-DER adına Tülin Koç isimli taassup sahibi bir kişinin Laiklik ve Anayasal teminatlardan habersiz oluşumunun suç duyurusundaki basın açıklaması Antalyalının inanç hürriyetine yönelik yapılan saldırılara kimin cevap vereceği sorusunu gündeme getirmiştir. Ali Çetin ve Mustafa Köse’nin saldırı ve hakaretler karşısında sessizliği nasıl yorumlanmalıdır? Acaba AK Parti, Antalya’da bu gibi çıkışların kamuoyunda iyice tepki toplamasıyla yapacağı karşı bir eylemle toplumu manevi değerler üzerinden kendi etrafında birleştirme stratejisinin bir parça olarak mı görüyor? Yoksa manevi değerlere savaş açan, laikliği kendine kalkan yapmak isteyen Türk İslam Medeniyetinden habersiz bu güruhu önemsemeyerek aslında milletin değerlerine sırt döndüklerini, çukur ve yol siyasetine daha çok önem verdiklerini mi göstermeye çalışıyor?
Peki CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve CHP’li vekilleri neden suskun? CHP yapılan açıklamanın hem üslubuna hem zamanlamasına hem de mahiyetine yönelik bir kınama açıklaması neden yapmaz? Eğer yapsaydı üstüne atılı olan pek iftirayı da yok edemez miydi? Ama yapmadı. Belki de birkaç hafta öncesinde VELİDER’in CHP İl Başkanlığına gerçekleştirdiği ziyarete ait fotoğrafların CHP’nin resmi hesaplarında durmasının baskısı ya da VELİDER ile CHP arasında bir illiyet bağı kurulabileceği endişesi açıklama yapılmamasında etkili oldu. Bilemeyiz. Uzun lafın kısası oy hacmi açısından Antalya’nın en büyük iki partisi de “sessizlik” konusunda birbirinden farklı olmadıklarını bir kez daha ispatladılar. Peki ya muhafazakâr, milliyetçi partiler nerede? MHP, İYİ Parti, HÜDAPAR, Millet Partisi ve bunların bağlantılı oldukları eğitim sendikaları neden suspus? Sadece Saadet Partisi Manavgat İlçe Başkanlığı bu saldırganlara karşı ses yükseltiyor, sizce de düşündürücü değil mi?
“Okulları tekke” “Yusuf Tekin’i de Şeyhülislam” ilan eden Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, devlet kurumlarını tek bir dinin ve mezhebin uygulama alanı haline getirmekle itham ederken VELİDER suç duyurusu açıklamasında “Devletin görevi bir inancı teşvik etmek değil, tüm yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına almak” diyerek Türk Devletinin İslam dinine karşı yönlendirme yaparak farklı inançtaki veya inançsız çocukları baskı altına aldığını söyledi. Sormadan edemeyeceğim Türk Milletinin evlatları ne zamandan beri inançsızlığı benimser oldu, eğer devlet gerçekten de bir yönlendirme yapıyorsa bu Hıristiyanlığa, Museviliğe ya da deistliğe mi olacaktı? Üç beş maksatlı ve güvenirliliği tartışmalı anketlerden yola çıkarak böyle bir genelleme yapılabilir mi hem de düzenleme de “gönüllük esastır” demesine rağmen?
Son derece sıkıntılı olan bu ifadeleri yurtdışından biri okusa herhalde Türkiye’de yabancı bir devletin işgali var, işgalciler milletin dinini zorla değiştirmeye çalışıyor zanneder. 8. Yy.’dan beri İslam ile entegre olma sürecini başlatan Türkler için İslamiyet’e girmeden önce de mukaddes kabul ettiği manevi değerler baş tacı edilirdi. Çünkü Türkler açısından dinin koruyucusu olmak cihanşümul bir devlet olmanın ölçütüdür. Bu sebepledir ki Uygur Hakanı Bögü Kağan kendisini Maniheizm’in koruyucusu ilan etmişti. Bu gerçeği görmeyen, Olimpos Panteonu önünde etkinlik yapan, yılbaşı ağacı süsleyen, cadılar bayramı kutlandığında veya Katolik kilisesinin ezgileriyle şarkılar söylediklerinde laiklikten bahsetmeyen bu azgın güruhun derdi aslında ne laikliktir ne de pedagojik önceliklerdir. Bu güruhun derdi sadece ve sadece Türklüğü en kâmil haline ulaştıran Türk İslam Medeniyetidir. Devletin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini vermesini laikliğe aykırı bulduklarını açıklayamayan bu mürteciler o derslerin müfredatında yer alan kazanımlardan oluşan düzenlemeye karşı çıkıyor. Yani maksat düzenleme üzerinden Din Kültürü derslerinin de müfredattan çıkarılması taleplerini üstü kapalı anlatmaya çalışmalarıdır.
Kendilerini ilerici gören ama gerçekte irtica yanlısı olan bu mürteci gruplar, Türk Milleti’nin dindar olmadığını ama dinini ve onun değerlerini her şeyin üzerinde gördükleri unutuyor! Devleti, milletin teşkilatlanmış hali olarak gören, devletin ve milletin bölünmez bir bütün olduğunu vurgulayan 1982 Anayasasının temel prensiplerini görmezden gelen Antalya’nın mürtecileri din-devlet-millet arasındaki bağlantıyı da anlayamamışlardır. Anayasanın işine gelen kısmını gören işine gelmeyen kısmını ağzına almayan açıklamalar ideolojik bağnazlığın tipik örneğidir. Ne de olsa 18. Yy. burjuvazisinin Katolik Kilisesine takındıkları tavrı örnek almışlar. Israrla ve inatla 21. Yüzyıla gelemiyorlar.
Türk Milletinin kahir ekseriyetinin çocuklarını ezan ve kametle isimlendirdiğini, küçüklüğünde camisine kuran öğrenmeye gönderdiğini, evlatlarını askere yollarken fetih suresini okuduğunu, evlendirirken Kuranı Kerimi evinin baş köşesine astığını, Çanakkale’de, Sakarya’da Büyük Taarruzda Allah Allah nidalarıyla şehadete koştuğunu görmezden gelerek yapılan açıklama Türk Milletini kışkırtmaktan başka bir şey değildir. Ne çabuk unuttunuz Büyük halaskar Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gazi” olduğunu ve ne çabuk unuttunuz Büyük Müncinin Gaziliği, Şehadeti mektep sıralarında, içinden çıktığı Türk İslam toplumundan öğrendiğini? Bu millet sizin aksinize Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Ramazan Ayı düzenlemesini en samimi duygularla, takdirle karşıladı. O etkinliklerde İslam’ın özü olan barış, kardeşlik, yardımseverlik, iyilik ve geleneksel değerlerimizin genç dimağlarda yaşatılması vardı. Sosyal medya hastalığından dolayı temel değerlerimizle bağlantısı kesilen evlatlarımızın, Yusuf Tekin’in düzenlemesi ile hangi medeniyetin çocukları olduğunu, nereden geldiklerini ve nereye gitmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlamasını sağlamaya dönük olduğu açıktır. Epstein gibi Siyonist sapkınlığın İnsanlığın başına musallat olduğu bir dönemde Yusuf Tekin’den ne yapması bekleniyordu? Medeniyetimiz madden ve manen bu kadar saldırı altında olduğu bir dönemde çocuklarımızdan sorumlu Yusuf Tekin sapkınlığa nasıl yanıt verebilirdi?
“Çocuklarımızın haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” diyen VELİDER acaba gerçekten çocukların haklarını mı savunuyor yoksa Müslüman Türk Milleti’nin değerlerine savaş açanların sözcülüğünü mü yapıyor? “28 Şubat bin yıl sürecek” diyen Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun izinde giden post modern darbe zihniyetini temsil eden irticai VELİDER ve Emek Dayanışma Platformu bileşenleri Anayasada ibadet hürriyetinin nispi, inanç hürriyetinin ise mutlak olduğunu düzenleyen esasları neden gözden kaçırıyor?
Devletin resmi kurumları eğer bu türlü etkinlikleri yapmazsa bu alandaki boşluklar yasal olarak denetlenemeyen tarikatların güdümündeki dernekler, vakıflar gibi STK’lar aracılığıyla yapıldığı unutulmamalıdır. Buradan devşirilen güçle 2016 yılındaki gibi FETÖ darbe teşebbüsünün yaşandığını ya da devlette yuvalanmaya çalışan tarikatçı, cemaatçi kliklerin, hiziplerin ortaya çıktığını neden bu gruplar hatırlamıyor? Yoksa bu gruplar FETÖ gibi tarikat ve cemaatlerin güçlenmesi için onlara fırsat tanıyıp onlara alan açmak gibi gizli bir amaca mı hizmet ediyorlar?
Laikliği kendine kalkan yaparak milletin değerlerine Ramazan ayında hem basın açıklamasıyla hem de suç duyurularıyla savaş açan Türk İslam şuurundan kopuk mürteci güruh acaba CHP’li Demre Belediyesinin Aziz Nikolas (Noel Baba) Festivali hakkında neden laiklik çıkışı yapmadı? Antalya’nın en pahalı özel okullarından biri 5 yıldızlı hotelde Cadılar Bayramı kutlarken, Antalya’nın göbeğine hem de yanı başında okulların olduğu yerlerde kiliseler açılırken, Hıristiyan misyonerler Akdeniz Üniversitesinin kampüs civarında İncil ve zarf içinde para dağıtırken, Siyonist oluşumlar Türklüğü bölmek için sapkın İslami oluşumları yeşertirken, toplu etkinlik düzenlerken bu çıkışı yapanların aklına laiklik gelmedi mi? Gayri İslami oluşumlar ya da sapkın ve sözde İslami olan oluşumlar etrafta cirit atarken inanç ve ibadet hürriyeti diyenler maalesef ki Ramazan ayında birdenbire laik eğitimi hatırlar oldu. Amaç laikliğin korunması mı yoksa milletin değerleri ile zıtlaşarak belirli iç ve dış çevrelere mesaj mı vermek? Epstein skandalı ve onun Siyonist sapkın inanç bağlantılarına dünya çapında büyük tepkilerin verildiği bir dönemde bu tarz açıklamalar iyiniyetli olamaz. Hele ki Ramazan ayı gibi bir ayda dinsel duyarlılığın bu kadar üst seviyede olduğu bir ortamda bu açıklamalar makul değildir. AK Parti gibi bir iktidarın bu türlü çıkışları kendi lehine çok iyi çevirdiği bilinmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanlığına ayar veren ve onu azarlayan bir basın açıklamasına sessiz kalmayacağı ortadayken yapılan açıklama belli ki sadece bir açıklama değil ülkeyi Antalya üzerinden kutuplaştırma teşebbüsüdür.
Laikliği kendine kalkan yaptığını düşünen bu iki açıklama zihni vasatlık üzerine kurulmuş ahmaklıktan başka bir şey değildir. Bu açıklama Türk Milletinin değerlerine saygısızlıktır ve saldırıdır. Bu azgın güruhun halkı kin ve nefret aleyhine tahrik ettikleri açıktır. Allah sizin gibi Medeniyetimize apaçık düşmanlık yapan mürtecilere ve örgütlendiğiniz irticai oluşumlara fırsat vermesin. Bizi 1789 İhtilalini yarıda bırakan pozitivist terör dönemine geri götüremeyeceksiniz. Kalın sağlıcakla.




