NECMETTİN ERBAKAN’I ANARKEN “NE KADAR HAZIRIZ?” SORUSUNU SORMAK

0
121

Milli Görüş hareketini Türkiye’de ete kemiğe oturtarak maneviyatçı bir ruhla Türkiye’nin maddi kapasitesini ortaya çıkarmaya çalışan Necmettin Erbakan’ın 15. ölüm yıldönümü ve ideolojik mirası farklı etkinliklerle anılıyor, tartışılıyor hatta bazı oluşumlarca tartışılıyor.

Irak, Suriye ve İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecektir!” diyen Necmettin Erbakan 1969 yılından itibaren Siyonizm, Irkçı Emperyalizm ve içerideki işbirlikçilere karşı halkı hem siyasi bir parti etrafından teşkilatlandırdı hem de halka şuur aşılamaya çalıştı. Onun partileri sadece bir parti değil aynı zamanda bir alternatif düzeni teklif eden hareketti.

Necmettin Erbakan’ın kısa süren iktidarlarında odak konu olan faiz lobilerinden arınma, silah sanayisinin bağımsızlaştırılması, güçlendirilmesi, endüstriyel devrimin tamamlanması, memleketin evlatlarına helal rızık sağlanmasıydı.

Yeniden Büyük Türkiye, Güçlü Türkiye” derken kastettiği imanlı ve ahlaklı Türk Milleti’nin büyük bir endüstriyel kapasiteye ulaşmasıydı. Necmettin Erbakan’ın mukaddesatçı hareketi ciddi krizlere ve bölünmelere rağmen bugüne ulaşmışsa da iktidardan yıllardır uzak bir durumda. Ama Erbakan’ın hepimizin kulaklarında yankılanan uyarıları hala ilk günkü tazeliğinde hafızalarımızda.

Ülkemizde kutuplaşmalar, işsizlik, borçlanmalar ve tüketimde dışa bağımlılık almış başını gitmişken Pakistan ile Afganistan arasında başlayan savaş, ABD ve İsrail’in İran saldırıları, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat ve dini lider Ayetullah Ali Hamaney’i şehit etmesi bizi ciddi anlamda kaygılandırdı. İran’ın en tepesindeki eski ve mevcut idareciler öldürülebiliyorsa, demek ki İran’dan Siyonistlere istihbarat akmaya devam ediyor. İçeriden bilgi gitmeden bu konumdaki liderlerin öldürülemeyeceğini işin uzmanları medyada anlatıyor. Belli ki İran Devletinde bir klik İran’da ya rejimi ya da ana kademe yöneticilerini değiştirmek istiyor. Bunun olması ise İran’ın İsrail ve ABD güdümüne girmesiyle sonuçlanacağı aşikardır. Ezcümle İran ve Türkiye arasında 250 yıldır devam eden barış döneminin en azından ciddi anlamda zedeleneceği kendini göstermeye başlamıştır.

İran meselesi ne zaman biter ya da İran’daki klikler Siyonistlerle nasıl bir gelecek birlikteliği kuracaklardır bilemeyiz. Bu noktada bize düşen Türkiye’nin olası bir savaşa endüstriyel anlamda hazırlıklı olmasıdır. Necmettin Erbakan’ın sürekli bahsettiği teknolojik yatırımlar ve bilgi toplumunun gereklerine sahip olma misyonu, AK Parti iktidarları tarafından uygulanmaya çalışılmışsa da çok da başarılı olamadığı açıktır. Hala ABD’den uçak ve hava savunma füzeleri almak için pazarlık yapılıyorsa, savunma sanayide öngörülen hedeflere ulaşmada istenilen seviyeye çıkamadığımız ve günü kurtarmaya çalıştığımız anlaşılıyor.

Ani bir İsrail ve ABD hava saldırısı Türkiye’ye gerçekleştirilebilir mi? Yaşananlar bizlere böyle bir ihtimalin çok güçlü olduğunu gösteriyor. Gerekli hazırlıklar ne durumda biz vatandaşlar tarafından bilinmiyor. Olası bir saldırı sonrası yaşanacak olağanüstü ekonomik güçlükleri kaldırabilecek parasal kaynağımız var mı bu da meçhul?

CHP, AK Parti ve ortak hareket ettikleri partiler her hafta suni gündemlerle ülkeyi meşgul ederken düşmanlara karşı ülke içinde bir farkındalık oluşturulabiliyor mu? Ramazan genelgesi, laik elden gidiyor, yerel kıyafeti giyen belediye başkanı, tutuklanan belediye reisleri, CHP’ye kayyum atanması, İsa Yıldırım’ın ateşli konuşmaları gibi sonu gelemeyen kısır tartışmalar bir türlü bitmiyor.

Bu konular tartışılsın, kimse tartışılmasın demiyor ama artık Lozan ile bizim, 1947 Paris Antlaşmasıyla büyük güçler için başlayan barış dönemi sona erdi. Kabadayılık dönemi yeniden hortladı. Teknolojiyi kullanabilen ve bunu üretebilenin her şeyi yağmaladığı, uluslararası hukuk diye bir şeyin kalmadığı bir döneme girerken Necmettin Erbakan’ın fikir dünyasına ve davasına yeniden kulak verme dönemi gelmiştir. Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatısının bir kurgu olduğunu zaten bildiklerini ve ABD’nin işine geldiğinde kuralları kendisi için esnettiğini, geçiş döneminde değil kopuşun ortasında olduklarını ABD’nin ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını” söylemesi Türkiye ve tüm dünyaya yapılan bir ikaz değil miydi?

Anlamak gerekiyor Türkiye’nin ittifaklara bel bağlamadan endüstriyel altyapısını düşman ve rakip gördüğü devletlerin seviyesine çıkarması şarttır. Bu oluncaya kadar Müslüman Türklere sivilleşmede, uyumakta, tatilde, eğlenmekte lükstür.

1982’den beri başa gelen iktidarların yürüttüğü sivilleşme politikası istenilen sonuçları vermedi. Ülkenin yapısal krizlerini ve sorunlarını da çözemedi. Tam tersine her geçen gün birbirinden uzaklaşan yeni toplumsal grupları ortaya çıkararak içerde ciddiyet, dayanışma, ödev ve sorumlulukların yerine getirilme anlayışını yok etmeyle sonuçlandı. Dışarıya açılırken ve sivilleşirken birbirimizi unuttuk. Her şeyi parayla ölçmeye başladık. Necmettin Erbakan Hocanın “Önce ahlak ve maneviyat” prensibini anma gecelerine hapsettik. Necmettin Erbakan Hocanın “Helal 2 haram 4’ten daha büyüktür” özdeyişi tefecilerin elinde yok edildi. Evet sivilleşme maalesef ki yanlış kurgulandığı için iflas etmiştir. Çünkü sivilleşme politikamızda ne ahlaki ölçütler ne de manevi prensipler vardı. Kısacası sivilleşme endüstriyel boşluğu tamamlayamadığı gibi dini, ahlakı ve maneviyatı da insana göre uyarlama sonucunu yeşertti. Halbuki bu değerler, insan için esnetilemez. Çünkü insan ancak bu değerlere uymakla mükellef olan bir varlıktır. Bunu bile unutur olduk!

Necmettin Erbakan’ın kurduğu D-8 AK Parti tarafından sahiplenilseydi bu Ramazan ayında iki İslam memleketi olan Pakistan ve Afganistan birbirine acaba savaş açar mıydı? D-8 genişletilseydi Siyonizm Gazze’yi yerle bir eder miydi ya da İran bu hale düşürülür müydü? D-8 hem Türkiye’nin hem de İslam memleketlerinin hatta azınlık durumundaki Müslüman toplumların ekonomik, siyasi, dini güvenliğini sağlayacak en rasyonel adımdı. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanın kafire karşı can, mal, ırz güvenliğini sağlayabilecek başat bir organizasyondu. Ama olmadı. D-8 hem yetim hem de öksüz kaldı kurulduğu ülkesinde.

İslam memleketleri yanıyor. Barış ayı olan Ramazan’da Pakistan ve Afganistan birbirinin Müslüman kanını akıtıyor. Allah’a yönelmenin yoğunlaştığı bir dönemde Siyonistler her Ramazan’da olduğu gibi Müslüman kanı akıtıyor. Kanın akmadığı beldelerde ise fakirlik, huzursuzluk, bencillik ne ararsan var!

İşte bu ortamda Çin Doğu Türkistan’da, Hindistan Keşmir’de, İsrail Gazze’de, Myanmar Budistleri Rohinya’da, ABD dünyanın dört bir yanında Müslümanlara etmediğini bırakmıyor, Afrika kıtasında kan durmuyor.

Necmettin Erbakan hakkında güzelleme yapan herkesin dönüp sanayileşme, D-8, faizsiz ekonomi, Siyonizm ve Irkçı Emperyalizmle olan mücadelenin esaslarını bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Erbakan’ı anmak 5 yıldızlı otellerin salonlarında, kongre merkezlerinde tatil yaparak, yemek yiyerek olmaz. Necmettin Erbakan’ı anmak ancak sanayileşerek, halkı bilinçlendirerek, ahlakla, maneviyatla ve son bin yıllık birikimi kullanarak olur. Erbakan’ı anmak “Hakkı hakim kılmaya çalışmak” ile olur. Kalın sağlıcakla.