31.3 C
Antalya
Cumartesi, Eylül 12, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz MANAVGAT’TA İFADE HÜRRİYETİ SORUNU: NALAN AKPINAROĞLU OLAYI

MANAVGAT’TA İFADE HÜRRİYETİ SORUNU: NALAN AKPINAROĞLU OLAYI

0
288

Anayasa Hukuku Profesörü Servet Armağan’ın ifadesiyle basın hürriyeti, fikir açıklama hürriyetinin bir çeşididir. Gerçekten de 1982 Anayasası’nın 25 ve 26. maddelerinin doğrudan bu alanı düzenlediği hepimizce malumdur.

Rahmetli Bülent Tanör Hocanın da işaret ettiği gibi basın hürriyeti, sokaktaki insanın zannettiği gibi sadece haber verme faaliyetini kapsamaz; aynı zamanda fikirleri, görüşleri ve olaylarla ilgili yorumları kamuoyu önünde açıklamayı ve bunu tartışmayı da düzenler. Dolayısıyla demokratik bir toplumda basın ve fikir hürriyeti, toplumsal gelişmenin yadsınamaz bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Basın ve fikir hürriyeti bazılarımızca mutlak, bazılarımızca nispi bir hak olarak görülse de bu hürriyetin zedelenmesi ya da onu ortadan kaldırmaya yönelik politik tercihlerde bulunulması, maalesef beraberinde istibdat benzeri hibrit, otokratik bir cumhuriyete benzetilebilecek karma yönetimleri doğurur.

Nitekim istibdat veya türevi olan otokratik cumhuriyete dayalı bir rejimde basının haber tercihi; “Sanat sanat içindir” misali bir kaygıya sahip olacağı için spor, dedikodu, magazin, kişiler arasındaki heyecan dolu ihtilaflar veya suça bulaşmış kişilerin aklanmasına yönelik haberlerden oluşur. Yani kamu düzenine faydası olmayan konularla ilgilenir. Biz buna “Ecri has gazeteciliği” adını veriyoruz.

Ancak hukukun üstünlüğü ve fikir hürriyetine sahip beldelerde ise “Sanat toplum içindir” anlayışının gereği olarak toplum çıkarı her şeyin üzerinde tutulur ve haber konuları da buna göre seçilir. Çoğumuz buna olağan gazetecilik veya habercilik adını veririz.

Bir Gazetecinin Portresi: Nalan Akpınaroğlu Hadisesi

Son bir haftadır Manavgat gündemini meşgul eden Yankı Gazetesi imtiyaz sahibi Nalan Akpınaroğlu hadisesi, aslında Manavgat’ta yıllardan beri devam eden basın ve fikir hürriyetine karşı kurumların ve kişilerin ne kadar da kapalı olduğunu gözler önüne serdi. Akpınaroğlu’nun son iki yıldır gazetecilik faaliyetleri nedeniyle başına gelenler, eleştirilere karşı tahammülsüzlüğün boyutlarının hangi seviyeye ulaştığını göstermesi bakımından ibretlik bir tablodur desek sanırım çok da yanılmayız.

1982 Anayasası basın ve ifade hürriyetini düzenlediği gibi tekzip, yani düzeltme hakkını da aynı usulle düzenlemiştir. Anayasa’nın 32. maddesi:

“Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir”

derken; Manavgat’ın siyasileri, STK temsilcileri, bölge vekilleri ve kurumları tekzip yayınlatmak yerine polis karakollarında, adliye köşelerinde şikayetlerde bulunarak gazetecinin tutuklanması için elinden geleni yapıyor. İşte Manavgat’ı ileriye taşımak zorunda olan bazılarının fikir ve basın hürriyetine dair ahval ve şeraiti maalesef ki bu.

Hastane Haberi ve Yargı Kıskacı

Akpınaroğlu’nun başına gelen de son olarak bu oldu. Manavgat Devlet Hastanesiyle ilgili yaptığı haberler; belli ki hastanenin başhekimini, doktorlarını, hemşirelerini rahatsız etmeden bir güvenlik görevlisini epey üzmüş ve rahatsız etmiş! O da soluğu şikâyet dilekçesi verdiği karakolda almış.

Savcı Bey de Nalan Hanım’ın ifadesini almış ve tutukluluğunu talep etmiş. Ancak Hakim talebi ret etmiş. Ne var ki Savcı Bey ret kararına da itiraz edip; illa ki 62 yaşına merdiven dayamış, annesi yaşındaki, kamu hakkını savunan bir gazetecinin tutuklanmasını bir kez daha istemiş.

Allah’tan vicdan sahibi, anayasal güvencelerin farkında olan bir hakimin hakkaniyetli kararıyla Savcılığın talebi yeniden ret edilmiş. Böylelikle Nalan Hanım’ın evine adli kontrol şartıyla geri dönebilmesi sağlanmış. Savcının ısrarlı tutumu nedendir bilinmez. Nalan Hanım şayet tutuklu yargılanacak olsaydı tutukluluğu yargılamaya nasıl bir fayda sağlayacaktı o da hukuk cahili olan bizler için (!) anlaşılır değil. Dedik ya; Allah’tan Hakim Bey olaya hakim biriymiş, yoksa Nalan Hanım bu satırları tutuklu olarak okuyacak ve bakmakla yükümlü olduğu 90 yaşının üzerindeki annesinden ayrı düşecekti. Eminim ki Savcı Bey Nalan Hanım’ın tutukluğunu talep ederken 90 yaşındaki bir annesine kimin bakacağını da düşünmüştür. Öyle ya savcı devleti korurken savcının asli görevinin devleti korumak olduğunu, devletinde milletten doğduğunu 62 yaşındaki Nalan Hanımın ve 90 yaşındaki annesinin de Türk Milletinin bir ferdi olduğunun farkındaydı. Sadede gelecek olursak Nalan Hanım’ın olası bir tutukluluğu 90 yaşını aşmış bir annenin bakımının ve ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı sorusuna yanıt vermeyeceği açıktır. Ret edilen tutukluluk talebi sadece Nalan Hanımı değil onun bakıma muhtaç annesini de günlük hayatında tutuklatma anlamına gelecekti. Nalan Hanım belki tutuklanmadı ama tutuklanmasını isteyenler çoktan bizlerin vicdanında mahkum oldu.

Bir güvenlik görevlisinin ferdi bir karar ve inisiyatifle Nalan Hanım’la ilgili şikayetçi olmasına inanan var mı bilinmez ama bu satırların sahibi buna inanmıyor. Belli ki hastane çevresinde haberlerle ilgili özellikle de F.D. ile ilgili yapılan son haberden oluşan rahatsızlık ve belki de telkinler müştekiyi harekete geçirmiş. Yoksa bir güvenlik görevlisi sağlık hizmetinden ne anlayacak da gidip şikayetçi olacak? Eğer özel güvenlik görevlileri sağlık hizmetlerinden ve mevzuatından anlıyorlarsa doktor sırası beklemeden hastanenin özel güvenliğine gidip muayene olalım! Hatta Başhekim Dr. Mehmet Deniz’in makam odasını güvenlik müdürüne tahsis edip doktorların başına da tıbbi komiser olarak güvenlikleri dikelim. Öyle ya; başhekimin aylarca konuşmadığı, açıklama yapmadığı, yalanlamadığı konularda F.D. haberi gündeme geldiğinde özel güvenlikçi şikayetçi olabiliyor, ardından da başhekim medyaya yazılı açıklama yapıyor. İşte Manavgat Devlet Hastanesi yönetiminin içinde bulunduğu acıklı durum bu. Güler misin ağlar mısın başhekimin işini özel güvenlikçi yapıyor.

Şeffaflık Eksikliği ve Sorumluluktan Kaçış

Gelelim asıl meseleye: Manavgat Devlet Hastanesi çalışanı veya çalışanları ya da idarecileri, Manavgat kamuoyunda yankı uyandıran ellerinden, bileklerinden yaralanmış ve iddiaya göre Antalya’ya sevki geciktiği için parmaklarında his kaybı yaşayan F.D. ile ilgili haber karşısında Manavgat kamuoyuna neden bir açıklama yapmadı veya haberi yapan gazeteciye neden bir tekzip yayınlatma yoluna gitmedi?

Bu sorunun cevabı elbette ki muhatabında gizlidir. Halbuki hastane yönetimi sevk işinin 112’ye ait olduğunu, sevki için beklenmesi gereken süre gibi tıbbi mevzuattan kaynaklanmış problemleri açıklayabilir ve bu yolla kamuoyu ve hasta yakınları nazarında zan altında kalmaz, basın ve fikir hürriyetine de ağır bir darbe vurmaya kalkışmazdı.

Muhalefetin ve Siyasilerin Sessizliği

Gelelim ikinci meseleye: Yeni Parti ve CHP’nin sessizliğine…

Bu iki partinin, sol geleneğe sahip oldukları iddiasıyla AK Parti iktidarını hukukun üstünlüğünü yok sayan, basın ve fikir hürriyetini ihlal eden açıklamalarıyla otokratlıkla suçladığı malumdur.

Gönül isterdi ki CHP veya Yeni Partili yöre vekillerinden biri çıksın, basın ve fikir hürriyetini Manavgat’ta sekteye uğratacak bir gelişmeye tepki koysun. Manavgat Adliyesi ve Belediyesi önünde günlerce yolsuzlukla itham edilen yerel yöneticiler ve belediye meclis üyeleri için milli irade ve demokrasi nutukları atan, nöbet tutan bu vekiller yerel bir gazeteciye sahip çıksın. Ama o demokrat duruş yöre milletvekillerinde ne gezer!

Aykut Kaya Kumluca’daki çiftçinin hakkı için yağmurda ıslanırken, Manavgat’tan komşusu olan bir gazeteciye sahip çıkmasını beklemek çok şey istemek midir? Kaya veya Hukukçu bir vekil olarak Aliye Coşar kendilerini de sıklıkla eleştiren bir gazeteciye karşı bir destek açıklaması yapsaydı; işte o zaman hürriyetler konusunda ne kadar özgürlükçü olduklarını ve siyasi duruşlarının ne kadar da samimi olduğunu anlardık.

Oykun Başar’a ne demeli? “Mutlak Butlan” kararıyla demokrasi ve hürriyetler meselesinde karşımıza demokrasi havarisi olarak çıkan eski CHP, şimdinin Yeni Parti İlçe Başkanından tek kelime yok. İşte bu arkadaşların hürriyet taraftarlığı da ancak bu kadar olur! Barış Terkoğlu ya da Barış Pehlivan gibi hiç tanışmadıkları, görmedikleri gazeteciler hukuk marifetiyle dara düşürülünce hepsi AK Parti’ye ve iktidara yüklenir; ama sokakta, basın toplantılarında her zaman karşılaştıkları bir gazeteci, dara düşürüldüğünde ağızlarını açıp tek kelime etmezler. Alın size Manavgat siyasetinin basın ve ifade hürriyetine, demokrasiye ne kadar saygılı olduğuna bir örnek!

Yerel Medyanın Sefaleti

Peki yerel medyanın tutumu? Tabi ki de kendinden beklendiği gibi önemli bir kısmı sefil bir vaziyette. Kendine basın diyen bu güruh, bırakın basın ve ifade hürriyetini korumayı, konuya dair haber bile geçmedi.

Başhekimin, Nalan Hanım’ın son hastane haberi dışında her konudaki iddiaya cevap verdiği açıklamasını yayınlarken; Nalan Hanım ile ilgili herhangi bir haber yapmamaları kendilerinin fikir hürriyeti gibi bir dertlerinin olmadığını da bizlere gösterdi. Merak ettiğim şey ellerine fatura alıp da ekranlarda sallayan ya da adı rüşvetle anılanlarla kahve içmelerini marifet bilen veya dün övdüklerini bugün gömen, bir kısım medya duayeni rolündeki kişiler bahşiş almadan fikir hürriyetini savunup savunmayacaklarıdır.

Kalın sağlıcakla.