40.3 C
Antalya
Salı, Temmuz 28, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz DEVRİMCİ FAŞİZM ÖRNEĞİ: CHP’NİN EMEKLİ HAKLARI PROTESTOSU

DEVRİMCİ FAŞİZM ÖRNEĞİ: CHP’NİN EMEKLİ HAKLARI PROTESTOSU

0
127

Devrim ve faşizm… Normal şartlarda yan yana getirilmesi bile imkansız olan, birbirine taban tabana zıt iki kavram. Gelgelelim, modern Türkiye gibi her değeri mahirane bir tarzda tüketen siyasilerin bol miktarda bulunduğu politik hayatımızda, bu iki tezat terim bile bir şekilde yan yana getirilebiliyor.

Teoride faşist ideolojiler şiddeti, aşırı milliyetçiliği, totaliter ve otokratik bir yapılanmayı çağrıştırır. Devrimci ideolojiler ise toplumu ve devleti bu baskıcı eksenden kurtarmaya çalışan bir iddiaya sahiptir. Kitabi nazariyeyle bakıldığında sol gelenek; hoşgörüyü, kamuculuğu, kadın haklarını, fırsat eşitliğini ve gelir adaletini vadeder; kardeşlik duygusunu kökleştirmeyi hedefler.

Peki ya bu devrimci solun Türkiye’deki hem ulusal hem de yerel uygulayıcılarında bu teoriyi pratikle bir arada görmek mümkün mü? Zor bir soru olsa da cevap yalındır: Baktığınız kişiye, gruba, partiye ya da sendikaya göre değişir.

Son iki yıldır enflasyonun altında ezilen, adeta can çekişen emekliler feryatlarını defalarca kamuoyuna duyurmaya çalıştı. Ülkenin dört bir yanında eylemler, basın açıklamaları yapıldı. CHP’li vekiller ve Nail Kamacı gibi il başkanları da bu eylemlerin neredeyse tamamında boy göstererek partinin emekli hassasiyetini bir gövde gösterisine dönüştürmek istedi. Belki çok konuşmadılar ama orada bulunarak ortaya çıkan siyasi ranttan nemalanmaya çalıştıkları son derece açıktı.

Gerçekten bu kadroların ülkedeki geçim derdiyle ilgilenmeleri ne kadar samimi? Bana hiçbir zaman içten gelmedi. Nasıl gelsin ki? Kadrolarında bol miktarda müteahhit, iş insanı, bürokrat, otel sahibi, hukukçu ve doktor barındırırken; tabanında işçi, emekçi ve emekli bulundurmayan bir parti, emek mücadelesinde ne kadar sahici olabilir?

CHP’nin arka bahçesi konumundaki Tüm Emeklilerin Sendikası’nın birkaç gün önce Eskişehir’de gerçekleştirdiği emekli eyleminde yaşananlar, kendisini “devrimci sol” olarak tanımlayan bazı isimlerin içindeki faşist anlayışı tüm çıplaklığıyla Türkiye’ye gösterdi.

Eylemde, sendikanın Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı isimli “devrimci yoldaş”, CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’yü ve DİSK Emekli-Sen Şube Başkanı Hatice Kılıç’ı psikolojik ve sözlü baskı altına alarak alenen aşağıladı. Şube Başkanı, bir anda meydandaki emeklileri unuttu ve Milletvekili Süllü’yü “mutlak butlancı” olduğu gerekçesiyle, çok çirkin bir üslupla eylem alanından kovdu. Üstelik o vekilin, anayasa gereği Türk milletini temsil etme vasfını bile bile…

Bu zorbalığa karşı çıkan Hatice Kılıç’a da sert bir tavırla hiddetlenen Şube Başkanı, Hatice Hanım’ın cinsiyetini hedef alarak, “Kadınsın diye bir şey demiyoruz” lafıyla devrimci bir faşistin nasıl olabileceğini cümle âleme kanıtladı.

Sayın Vekil’in konuşmasına fırsat vermeden onu alandan kovan bu zihniyetin yaptığını, ancak Hitler dönemi Nazi Almanya’sında kurulan Halk Mahkemelerinde (Volksgerichtshof) görebiliriz. O mahkemelerde de yargılananlar dinlenmez, hakaret edilir, vatan retoriği yapılır ve insanlar ipe gönderilirdi. CHP’nin derdi gerçekten emekli olsaydı, kameraların önünde eylemi neden bir “mutlak butlan” hesaplaşmasına çevirirdi? Faşizmin en temel vasfının, manipülasyonu devrimci sembollerle yapmak olduğunu hatırlayınca taşlar yerine oturuyor.

En trajikomik olanı ise ağzında mikrofon olan o devrimci faşistin, “Sen kadınsın, konuşamazsın” demenin kibarcası olan o malum cümlesiyle, eşitlikçi toplum maskesinin altındaki erkek egemen, faşizan düzen sevdasını ifşa etmesidir.

Güya Türkiye’de kadına şiddeti önlemek için CHP iktidarı gerekliymiş… Basit bir parti içi hukuk (mutlak butlan) tartışmasında kadın bir vekile ve kadın bir sendika temsilcisine yapılan muameleyi gördük. Kendileri bizzat kadına psikolojik şiddet uygulayıp onu cinsiyeti üzerinden aşağılarken, bu memlekette kadına şiddeti nasıl engelleyecekler?

Bir insanın totaliter, otoriter fikirleri benimsemesi kendi tercihidir. Ama bunu kalkıp solculuk, devrimcilik maskesiyle, Türkiye’yi “otoriterlikten kurtarma” iddiasındaki bir yapının içinde yaparsanız, orada devasa bir samimiyet sorunu var demektir.

İşin üzücü tarafı, alandaki emeklilerin de bu faşizan çığırtkanlığa ses çıkarmaması, hatta kadın vekil meydanda çocuk gibi azarlanırken arkadan “yuuuh” çekerek bu geleneğe ortak olmalarıdır.

Kısacası, asla yan yana gelemeyecek olan devrimcilik ve faşistlik kelimeleri, Eskişehir’deki o meydanda maalesef birleşti. Bu “başarı”, ülkeye sevgi ve kardeşlik iklimi vadeden ancak kendi üyeleri arasında bile saygı köprüsü kuramayan CHP’lilere ait.

CHP’nin başında ister Özgür Özel olsun ister Kılıçdaroğlu, kafa değişmedikçe sonuç değişmez. Kendinizi istediğiniz kadar demokrat ve ilerici olarak tanımlayın, bu zihniyetle hiçbir menzile varamazsınız.

Ne de olsa gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi güzel bir huyu vardır. Tıpkı mevcut AK Parti ve MHP iktidarının, kendilerini Kızıl Elma peşinde koşan muhafazakar, İslami bir hareket olarak tanımlamasına rağmen Gazze’nin ya da Doğu Türkistan’ın hayrına somut hiçbir şey yapmadığını Türk milletinin nihayet görmesi gibi…

Kalın sağlıcakla.