Geleneksel kültürümüzde aşure; dayanışmanın, bolluğun ve bereketin simgesidir. Ne var ki, son yıllarda bu güzel hasletlerin ve anlamlı etkinliklerin de tamamen şirazesinden çıkarıldığına hep birlikte şahit oluyoruz.
Türkiye gibi bir ulus devlette, farklı kültürleri bir araya getirdiği iddia edilen aşure programları, artık ne yazık ki sosyal devletin ve belediyeciliğin sunamadığı hizmetleri kamufle etmek için kullanılan birer aparata dönüştürülmüş durumda.
Burada asıl takılmamız gereken nokta, Türk-İslam medeniyetinin evlatlarının sanki tamamen farklı kültürlere mensupmuş gibi gösterilmesidir. Aşure programlarının, bu “farklı” topluluklar arasındaki birliği sağlayan bir panzehir gibi pazarlanması, arka planda neyi amaçladıklarını açıkça ortaya koyuyor. Bu cehalet kokan yorumları yapanların, bir dönem “Dinler arası diyalog” denilen saçmalığı milletin hayatına sokmaya çalışanlarla aynı art niyeti taşıdıkları aşikardır. Ancak bu tehlikeli oyun, başka bir yazının konusu olabilecek kadar derin olduğu için şimdilik burada kesiyorum.
Gelelim asıl samimiyet testine… Normal şartlarda kamu malını yağmalayan, kamu kurumlarından devşirdikleri nüfuzla türlü yolsuzluk ve rüşvet çarkını döndüren kişi veya kurumların düzenlediği aşure etkinlikleri ne kadar samimi olabilir?
Milletin malına sahip çıkamayan, korkak ve şerefi aldığı maaş kadar olan birtakım bürokratların gözü önünde yolsuzluklar yapılırken dayanışmayı, bolluğu ve bereketi akıllarına getirmeyenler, şimdi çıkmış aşure dağıtıyor. Bu, milleti uyutmaktan ve göz boyamaktan başka bir şey değildir.
Bu asil millet, tarihinin hiçbir döneminde kamu kurumlarından bir kap aşure ya da bir somun ekmek dilenmemiştir. Milletin sizden tek bir talebi vardır: Kamu malına sahip çıkmanız ve hak ettiği hizmeti dürüstçe sunmanızdır!
Derneklerin, meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) siyasi bir güç devşirmek, “ben de buradayım” diyerek vitrine çıkmak için düzenledikleri aşure etkinlikleri ise tam bir komediye dönüşmüş durumda.
Fotoğraf çektirme ve sosyal medya paylaşımı yapma yarışına girilen bu alanlarda hep aynı simaların boy göstermesi oldukça ibretlik bir manzaradır. Manavgat ve Antalya’da milletin malı yağmalanırken, memleketin geleceği ranta kurban edilirken her şeyi bilen, gören o STK temsilcilerinin, meslek odası başkanlarının nasıl sus pus olduğunu hepimiz çok iyi hatırlıyoruz değil mi?
Aşureye, düğüne, cenazeye koşa koşa giden bu temsilciler, turizm kaynaklı ağır ekonomik sıkıntılarla boğuşan meslek erbabının yanına uğramıyor. Onların vahim durumu hakkında iki kelam etmeyenlerin, aşure kuyruklarında fotoğraf yarışı yapması içine düştüğümüz ahlaki bataklığı net bir şekilde özetliyor. Kendi ellerinizle aşure dağıtmak ya da o organizasyonun masrafını karşılamak; kent hayatında üstlenmediğiniz o ahlaki ve etik sorumluluğu ortadan kaldırır mı sanıyorsunuz?
Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve asıl can alıcı soruya: İş bilmez, fotoğraf çektirmekten başka bir işe yaramayan bu oda ve STK temsilcilerine vatandaş, esnaf veya siyasi partiler neden hak ettiği tepkiyi göstermez?
Aşure kuyruğundaki Manavgat halkı; yaz günü sivrisinekle mücadele etmesi gerekirken asli görevini bırakıp aşure dağıtan Antalya ve Manavgat Büyükşehir/İlçe Belediyesi idarecilerine neden iki çift laf etmiyor? Meslek odalarının yöneticilerine, “Biraz az yiyip gezin de esnafın önünü açacak projeler üretin” diye neden hesap sormuyor?
İnsanda biraz ar, biraz yüz olmalı. Her türlü haramzadeliği yapacaksın ya da yapılırken yapana ses çıkarmayacaksın; sonra da sahneye çıkıp aşure dağıtarak veya o aşureyi yiyip “Allah razı olsun” diyerek arınacağını sanacaksın…
Manavgat’ta bir kâse aşureyle günahlarından kurtulacağını, o fotoğraflarla kendilerini aklayacaklarını düşünen yöneticiler, STK ve oda temsilcileri varsa onlara tavsiyem; iki değil, üç defa düşünmeleridir.
Kalın sağlıcakla.






