20.3 C
Antalya
Çarşamba, Haziran 3, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz RADİKAL ŞEYTANLIK: ÇİN MUHİPLİĞİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’I SATMAK

RADİKAL ŞEYTANLIK: ÇİN MUHİPLİĞİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’I SATMAK

0
94

XVIII. asırda temellerini attığımız XIX. yy. da geniş kitlelere yaydığımız ve bir hayranlık türü olan aşağılık kompleksi “ilericilik” adıyla memleketin evlatlarına yutturuldu. Uzun yıllar batı hayranlığı bazen Rus bazen Japon hayranlığı… Hayranlık bazen kıyasla bazen onların sahip olduğu maddi imkanlarla önümüze sunuldu. Memlekette batı hayranlığı öyle bir duruma evrildi ki neredeyse tek taraflı platonik bir aşk ortaya çıktı. Ne aşk ama Batılı kapitalistlerin dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği kitlesel katliamları bile görmezden getirebildi.
Son birkaç yıldır ABD’nin istikrarsız dış politikası, batının ekonomik açıdan gerilemeye başlaması Türkiye’de Çin hayranlığının kapılarını geniş kitlelere pazarlamaya kapı araladı. Çin’in teknolojisini, üretim kapasitesini, üniversitelerini, askeri yatırımlarını, düşük tüketim maliyetlerini öven ve bu alanlarda Türkiye ile Çin’i kıyaslayan anlatılar 200 yıllık batıcılıktan sonra Çin muhipliğini başlatır mı bilinmez ama başlatırsa da şaşırmayız.
Evet doğrudur Çin’de bir büyüme ve kalkınma süreci yaşanıyor. Ama tarihsel açıdan bu büyüme ve kalkınma beraberinde ABD, Avrupa veya Rus yayılmacılığından yani emperyalizminden pek de farklı değildir. Çin’in ABD ve diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi büyümesinde etkili olan sömürüyü ve müstemleke anlayışını görmeyen yerli ve milli siyasiler kameralar karşısında maalesef Doğu Türkistan’da ki zulmü anmadan şov yapıyor, Çin güzellemesi gerçekleştiriyor. Zamanında Avrupa ve ABD yağcılığı yaptıkları gibi.
Çin’in kalkınmasını ve teknolojik atılımlarını öven eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar “Yarından itibaren işi gücü, okulu bırakıp annenize babanıza söyleyin ya da söylemeyin, Çin’e gidin. Çin teknolojide çok ilerledi. Orada 3-5 sene kalın” diyebiliyor. Çin’i örnek gösteren Hulusi Akar farklı dönemlerde ve tarihlerde yaptığı konuşmalarda özetle Doğu Türkistan konusunda Çin’in toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını ancak Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerinin ve kültürel asimilasyonun kabul edilemez olduğunu vurgulayarak AK Parti’nin ne şiş yansın ne kebap politikasını son açıklamayla bir adım daha ileri götürmüşe benziyor.
Sadece Akar mı? Değil elbette. Sağdan da soldan da Çin’i merkez kabul etmeye çalışan ona ABD veya Avrupa’nın misyonunu, vizyonunu yüklemeye çalışan pek çok çevre ve siyasiyi görmek mümkün. Türkiye’deki fiyatları Çin’deki fiyatlarla karşılaştıranlar, Çin’in altyapısını Türkiye’deki altyapı ile karşılaştıranlar Çin’i övüyor, şişiriyor kitlelerin bilinçaltına Çin üstünlüğünü yerleştiriyor. Aynı Tanzimat ve meşrutiyet döneminde Avrupa Medeniyeti için yapılanlar gibi.
Çin sever bu arkadaşlar nedendir bilinmez kameraların karşısında Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmünü, asimilasyonunu hiç ağzına almıyor. Doğu Türkistan’ın bereketli kaynaklarının nasıl yağmalandığını, Türklerin nasıl da ucuz iş gücü olarak köleleştirildiğini ve bunun Çin’deki düşük fiyatlara olan etkisinden bahsetmiyorlar. İslam davası güttüğünü ileri süren partilerdeki bazı siyaset sevdalılarının ABD ve Avrupa’nın çoğunluğunda olduğu gibi Çin’in de İslam düşmanlığını görmezden gelerek Çin güzellemesi yapması zalimliğe övgüdür, samimiyetsizliğin kanıtıdır.
Çin’i önümüze durmadan örnek refah devleti olarak sunanların tutumu iç siyasette rant, dış siyasette ise üç beş kuruş ticari bağlantı kurmayı amaçlıyor. Ne var ki takınılan bu tutum zillette yeni bir boyuttur ve elbette ki ayıptır. Daha açık söyleyeyim, söylenenler radikal şeytanlıktır.
Kötülük yeryüzünde Habil ve Kabil olayından beri sıradanlaşmışsa da insan haklarının ve evrensel insani değerlerin yükselişe geçtiği 1947 sonrasında zalim devletlerin Türk Toplumuna sıradanlık olarak gözümüzün içine sokularak sunulması ise yozlaşmanın tanımı bizlere vermektedir. İşin üzüntü verici kısmı ise kötülüğü görmezden gelenlerin sıradan insanlar olarak siyasette adam yokluğundan ya da kullanışlı birer aparat olarak var olabilmesidir.
200 yıl önce Batının teknolojisini ve bilgi birikimini alarak Osmanlıyı kurtaracağını söyleyenler hem Osmanlıyı batırdı hem de Batının politik ahlaksızlığı üzerine kurulmuş değerlerini ülkeye soktular. Bugün Batı yerine Çin’i merkeze almaya çalışanlar yarın bu ülkeye ne getirirler, ülkeden ne götürürler bilemeyiz ama Müslüman bir Türk olarak yaptığımız yanlışları bu seferde Çin üzerinde tekrarlamaya mahkûm değiliz diye düşünüyorum. Her dönem Türkiyeyi büyük bir gücün peyki haline getirmeye çalışanlar oldu. Belli ki ABD ve Avrupa’dan umudunu kesenler şimdide Çin’e yamalanmaya çalışıyor.
Doğu Türkistan davasını satılığa çıkarmak yerine çalışıp ve üretmeyi ahlaksal bir sorumluluk haline getirmek bize daha çok yakışır. Üretim, düzen, sistem olmadan ister Batıyı ister Çin’i örnek alın hiçbir yere varılamayacaktır ve bu tarihsel olarak da sabittir. Kalın sağlıcakla.