25.9 C
Antalya
Cumartesi, Haziran 13, 2026
Ana Sayfa Yazarlar Ömer Kaçmaz İMTİZACI AKVAM’DAN NECMETTİN ERBAKAN’IN İNSANCIL REVİZYONİZMİNE

İMTİZACI AKVAM’DAN NECMETTİN ERBAKAN’IN İNSANCIL REVİZYONİZMİNE

0
352

1789 Fransız İhtilali ile başlayan milliyet temelli dünya siyaseti çok uluslu devletleri parçalarken inanç temelli siyasi organizasyonların önemlerini yitirdiği hepimizce malumdur.  Milliyetçilik fikrinin güçlenmesi sadece Osmanlı çatısı altında yaşanan azınlıkları değil Arnavut, Arap gibi Müslüman toplulukların da bu rüzgâra kapılarak ayrı istikametlere doğru yol alma arzularını kamçıladı.

Osmanlı’nın parçalanmasıyla Müslüman toplumlar çok sayıda irili ufaklı devletler kurarken kavimlerin hem fıtratsal hem de varoluşsal nitelikleri zamanla unutuldu. XX. yy’den itibaren aynı dine inan toplumlar bir yandan emperyalist saldırılara uğrarken diğer yandan birbirleri aleyhine olan her türlü siyasi manevrayı kullanmaya başlamaları Selçuklu ve Osmanlı’nın temsil ettiği siyasal vahdet fikrinin tamamen rafa kaldırılmasına neden oldu.

Osmanlı yönetiminin son dönemde azınlıkları devlet sistemine entegre etmesi ve azınlıkların Müslüman toplumlarla ünsiyet bağını sağlaması için uygulanan “İmtizacı Akvam” yani kavimlerin, milletlerin kaynaşması politikası 1878 Berlin Antlaşmasıyla iflas etmesi memleketi farklı fikri cereyanlara sürükledi. Ne var ki batıdan ithal edilen hiçbir fikir Osmanlı dünyasını bölünmekten kurtaramadı.

Mustafa Kemal liderliğindeki hareketin müstemlekecilere karşı elde ettiği zaferle kurulan ulus devlet yönetimi uzun süre kalkınma hamlelerini uygulamaya çalıştı. Kalkınmada önemli mesafeler alınmışsa da bu mesafe Türkiye’nin siyasi, askeri nüfuzu ve misyonu sınırlarının ötesine taşımasını sağlayacak dereceye çıkarılamadı. Nitekim ülkenin endüstriyel üretim kısıtlılığı ve güçlü yeraltı kaynaklarına sahip olamaması zamanla ülkeyi yapısal bir durağanlığa sürüklemiştir. Sağ sol çatışmaları, terör örgütlerinin yeşermesi, mezhepsel çekişmeler bir yönüyle bahsettiğimiz durağanlığın yapısal sonuçları arasındaydı.

Böyle bir ortamda yoğrulan ve gelecekte Milli Görüş adını alacak olan maneviyatçı ve mukaddesatçı hareket Türkiye’nin yeniden düveli muazzama arasına girmesini sağlamak için Necmettin Erbakan liderliğinde alternatif bir düzen önerisinde bulundu. Siyonist, Sovyet, Amerikan ve Avrupa merkezli güç odaklarına karşı Türkiye’nin Necmettin Erbakan liderliğindeki ontolojik değişim teklifi ve daha da önemlisi bunun altyapı çalışmaları Siyonist mahfillerle bağlantılı ülke içindeki gerici unsurların karşı çıkışlarına neden oldu. Buna rağmen Milli Görüş önerileri ve kısa aralıklı iktidarları sürecindeki atılımları ülkenin reel politiğine damga vurdu. 54. Hükümetin bir yıl gibi kısa süren iktidar devrinde atılan önemli adımlar Türkiye’nin uzun zamandır beklediği ve aradığı öncü devlet olma ve bir ağırlık merkezine dönüşerek eski parlak günlerine ulaşma arayışını olgunlaştırdı.

Necmettin Erbakan’ın 54. Hükümetinin D-8 adı verilen “Gelişen 8 Müslüman Devlet” Teşkilatını kurması ve kuruluşunda ortaya koyduğu hedefler aslında büyük devletler muvacehesinde Türkiye’nin riyasetinde yeni bir büyük gücün doğuşunu müjdeliyordu. D-8 aynı zamanda Türkiye’yi çok kullanışlı bir araca çeviren ve krizlere sürükleyen eski ülke için reflekslerin ve düzenin de değişeceğini gösteriyordu. Avrupa demokrasisinin zayıf liderleri çıkardığı, Siyonizm’in ABD’de parayla lider satın aldığı bir ortamda ortaya çıkan D-8 Türkiye’nin ABD’nin uydusu olamayacak kadar büyük bir kapasiteye sahip olduğunu ve batıya has politikaların artık Türkiye tarafından sürdürülmesinin mümkün olmadığını ilan ediyordu.

90’lı yıllarda yaşanan Bosna ve Çeçenistan çatışmalarında, ABD’nin Irak’a saldırısında ya da İran-Irak savaşında olduğu gibi tüm dünyaya büyük güçlerin Birleşmiş Milletlerin hiçbir ilkesine sadık kalınmayacağını gösterdi. Böyle bir süreçte 1997 Haziran’ında kurulan D-8 Türkiye’yi yeni bir koruyucu, kalkınmacı ve güvenlikçi bir sürece taşıdı. D-8 öncelikli olarak Türk endüstrisi için gerekli olan hammaddeyi ve pazarı doğrudan Türkiye’ye ulaştıracak bir yapılanmaydı. Üye devletler açısından bilgi transferini de sağlayacağı açıktı. Belki de bunlardan çok daha önemlisi D-8 dolar yerine dinar kullanımını savunan bir oluşum olarak ABD’nin ekonomik tahakkümüne de bir başkaldırı hareketi niteliğindeydi.

Sadece kendi devlet çıkarlarına göre hareket edebileceğine inanılan İslam Devletlerini bir araya getiren Necmettin Erbakan, D-8 ile İslam devletlerine sürekli yeni yükümlülükler getiren emperyalist ve Siyonist düzende güçlü bir gedik açmasına kesin bir gözle bakılıyordu. Hiçbir şeyden çekinmeyen, hiçbir normu ihlal etmekten utanmayan hatta kendi getirdikleri ittifak sistemlerini bile yozlaştırmaktan çekinmeyen, büyük ve güçlü olana istediği her şeyi yapma hakkı tanıyan zihniyetin İslam alemine ait varlıkları yağmalamasını frenleyebilecek olan Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığındaki Türkiye, kınamaların ve protestoların bir şeyleri değiştiremeyeceğini, D-8 gibi somut oluşumların ise çok şeyi değiştireceğini Siyonist ve küresel elitlere ilan ediyordu.

Siyonistlerin ve ırkçı emperyalistlerin her şekilde çıkarlarını korudukları uluslararası yağmacı düzene karşı harekete geçen Necmettin Erbakan XIX. yy.’ın sömürgeci mantığının varlığına savaş açan bir lider olarak Türkiye’yi hak ve adalet temelli evrensel bir devlet çizgisine oturtmaya çalıştı. Milli Görüş lideri Erbakan’ göre Türkiye ne yerel ne de bölgesel olabilirdi. Türk devleti ancak cihanşümul bir devlet olarak dedelerinden devraldığı bayrağı taşıyabilirdi. Siyonist ırkçı emperyalistlerin yönettiği ABD’nin başını çektiği küresel diktatörlük anlayışının elindeki balyoz hukukunu tüm insanlığı felakete sürükleyecek batıl rejimlerin hakimiyetini kırmaya çalışan Necmettin Erbakan acaba 1 yıl değil de 10 yıl iktidarda kalabilseydi bugün Rohinya, Gazze, Doğu Türkistan, Keşmir ve nice İslam Memleketlerindeki zulüm devam edebilir miydi sorusunu insan sormadan edemiyor?

Türkiye’nin D-8 üzerinden doğrudan Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya ve Pakistan’a ulaşabilecek olması Türk askeri gücünü de zaman içerisinde Asya’dan Afrika’ya ve Arap dünyasının da kalbine ulaşmasını sağlayacak olması “Yeniden Büyük Türkiye” isteğini hayata geçirecekti. Necmettin Erbakan’ın savaştan ve yağmacılıktan uzak bu yeni düzen hedefi sekiz devlet arasında hem Sünni Şii rekabetini uzlaştırıcı bir noktaya taşıyacak hem de Arap Milliyetçilerinin toplumlarını demir yumrukla yönetmesini de engelleyebilecekti. Yani D-8 Osmanlının Müslüman unsurları arasında kaybettiği son dönemdeki kardeşlik bağını yeniden tesis edebilecek İmtizacı Akvam’ın modern dönemdeki İslam Memleketleri ayağını sağlayacaktı. Bir devletin mukaddes amaçlar ve hakkı hakim kılmak için yayılması ve yönlendirici bir noktaya ulaşması hatta kaybettiği toprakları geri alabilmesi adına nüfuz alanındaki devletlerle ya da toplumlarla savaşmasına her zaman gerek yoktur.

Necmettin Erbakan’ın dış ilişkiler anlayışında yer alan koalisyonlar, ittifaklar veya D-8 gibi uluslararası oluşumlar barışçıl, insani revizyonist bir siyasetin de mümkün olabileceğini bizlere göstermiştir.

D-8 bir dayanışma ve iş birliği organizasyonu olsa da özünde İslam Dünyasının, Batı karşısındaki zayıflığını ortadan kaldırmayı Türk Devletinin öncülüğünde İslam Aleminin nerede olursa olsun güvenliğini sağlamayı hedefleyen Milli Görüş Hareketinin dış politikadaki aparatıydı.

D-8 bir önceki yazımızda da altını çizerek belirttiğimiz gibi Necmettin Erbakan sonrasında sahip çıkılmamış ve kurulduğu ülkesinde hem yetim hem de öksüz kalmış bir organizasyon olarak can çekişiyor. Kalın sağlıcakla.